9. Yerini Seven Kolye

1901 Words
Keyifli Okumalar Dilerim... Geçmişten Bir Kesit... Emine Hanım çalan kapıya bakıp zar zor kalktı yerinden. Vücudundaki ağrıları görmezden gelerek kapıyı açtı. Gelen kadına baktı. Tanımıyordu onu. Hayatında ilk kez görüyordu. Ama kim olduğunu anlamıştı. Anlaşılmayacak gibi değildi ki... Küçük Hakim'in bal sarısı gözleri, annesinden geliyordu demek ki... Üst dudaklarının M şeklindeki çatılı yapısını da annesinden almıştı. Gerisi de babasına benziyordu zaten... Mehtap Hanım ağzını açıp; "Merhaba..." diyecekti ki, göğsünden yükselen öksürüğü fark etti. Hemen çantasındaki mendili çıkarıp ağzına tuttu ve nefes alamayacak kadar büyük şiddette öksürmeye başladı. Emine Hanım ona bakarken acımadan duramadı. Vay ki ne vahtı. Bu kadının durumu hiç de iyi değildi. Kendisinin öleceğini sanıyordu ama, bu kadında onunla birlikte azraili bekliyordu demek ki. Ölüm, genç ya da yaşlı dinlemiyordu ki. Mehtap Hanımın koluna girerek içeri girmesine yardımcı oldu. Sobanın kurulu olduğu küçük odaya yürütüp sehpanın üstündeki sürahiden büyük bir bardak su doldurdu. "Şunu iç de bir nefeslen kızım haydi." diyen yaşlı kadın, ne yapacağını bilememişti. Mehtap Hanım sonunda öksürükten kurtulmuş, tükenmiş haliyle yorgun bir nefes almıştı. Sürekli öksürmekten karnı da ağrıyordu artık. O kadar kasılıyordu ki o an bedeni, kaburga kemikleri her öksürük refleksinde karnına batıyordu. Mendiline dolan kanı gören Emine Hanımın yüreğine bir ateş düştü. Şaşkınlık ve üzüntüyle Mehtap Hanıma baktığında, Mehtap Hanım onun gözlerindeki acıma duygusunu gördü. İçtiği su boğazında kala kala indi midesine. Oysaki önceden öyle mi bakarlardı ona? Gazinolar yarışırdı onu almak için. Sahnelerin mehtabı, Mehtap Sesigüzel'i kim istememişti ki? Ona bakanların gözlerinde hep bir hayranlık olurdu. Beğeni olurdu. Şarkısını söylemeye başladığı an mest olan yüz ifadelerini izlemek Mehtap Hanıma büyük bir gurur verirdi. Şimdi bitip tükenmiş, karşısındaki yaşlı kadının acıma dolu bakışlarından rahatsız olmuştu. Suyu bitirememişti ama, içmeye de mecali yoktu. Yanındaki sehpaya bırakırken; "Acıma hiç bana Emine Hanım. Hak ettim ben bunları..." derken yorgun çıkan sesi, yaşlı kadının yüreğine dokundu. Emine Hanım yargısız infaz etmezdi. Yüreği merhamet dolu bir kadındı. Bir yanı sürekli Hakim'i annesiz bıraktığı için ona öfkeli olsa da, diğer yanı; "Hangi ana kuzusundan ayrılır ki? Elbet vardır bir sebebi..." diyerek susturuyordu. Emine Hanım soramasa da, Mehtap Hanım içini dökmek istedi. Hatta belki bu kadın ona bela okursa, ölümünün hızlanacağını düşündü. "Gazinoda şarkıcıydım ben. Bakma şimdi bu halime. Ben sahneye çıktığımda spot ışıklarına gerek kalmazdı... Öyle ışıltılıydım ki, bana bakanların gözleri kamaşırdı." Halıya bakarken dalan gözleri yerden kalkıp karşısındaki Emine Hanıma dikildi. "Oğlunda bana baktığı an vuruldu. Aylarca koştu peşimden. Şampanyalar patlatır, güller döktürürdü başımdan... Bolca bahşiş bırakır, gazino sahibini ihya ederken, beni de yücelttikçe yüceltirdi. Sonunda oldu. Beraber olduk. 3 ay hayatım bir rüya gibiydi. Mesleğimin zirvesindeyken, bir de dalyan gibi sevgilim olmuştu. Hamile olduğumu öğrenince de bütün büyü bozuldu." Gülümseyen yüzü yavaşça solarken, geçmişin hatıralarıyla bakışları ve yüz ifadesi hırçınlaşıp sertleşti. "Senin oğlun bana 'Bu piçi kimden peydahladıysan, git ona kakala!' dedi. Bekaretimi bile ona verdiğimi bile bile orospu muamelesi çekti oğlun bana!" Emine Hanım nefes dahi almayı unutmuşa benziyordu. Karşısındaki kadının anlattıkları ve şu anki hali öyle büyük bir tezatlık oluşturuyordu ki, inanmak mümkün değil gibi duruyordu. "Evinin adresini bulup gittim. Niyetim elinden tutup test yaptırmaya götürmekti. Seviyordum onu.. O sözlerine rağmen yine de affetmekti. Ama bana kapıyı açan kişi onun karısıydı..." gözlerinden akan yaşları, hala bu durumu sindiremediğini gösteriyordu. "Bekar sanıyordum! Bilseydim evli ve çocuklu bir adam, harcar mıydım kendimi? Bana öyle sinirle baktı ki o gün, o kapıda yükselen öfkem hala dinmedi. Şimdi de o öfke kan olup çıkıyor boğazımdan.." Yorulunca biraz bekleyip dinlenmeyi tercih etti. Hak etmediği şeyleri yaşadığını düşünürken, bir aileyi yıktığı gerçeğiyle yüzleşmemişti. "Kocam benim koynumda yatıyor aylardır dedim. O kadının yüz ifadesi yıllardır benimle. Aynaya baktığım her seferinde onu görüyorum..." diyen düşük sesi, bu durumun onu ne kadar derinden sarstığını gösteriyordu. "Sinirle dönüp gittim. Çocuğu doğurdum bir başıma. Yüzüne bile bakmadım, bırakamam diye... Necdet onu istememişti ama onun oğluydu. Mecbur bakardı. İstedim ki hep ona baktıkça beni hatırlasın. Hiç unutmasın..." Emine Hanım kadının sözlerine cevap vermedi. Geçmişi hangi cümle düzeltebilirdi ki? Olan olmuştu bir kere... "Ben unutamadım... O da unutmasın istedim." diyen Mehtap Hanım göz yaşlarına boğuldu. Yeni bir öksürük krizi daha kapıdaydı. Mendilini ağzına bastırmış boğulurken, kapıya dayanan biri daha vardı. Nalan Hanım evde kavga çıkarmış, adamın yüzüne tokat atıp onu çocuklarının yanında küçük düşürmüştü. 12 sene önce olan olayı sindiremeyen kadın, konu ne olursa olsun bir şekilde dönüp dolaşıp lafı aynı yere getiriyordu. "Sen beni aldatıp, bir de üstüne çocuk peydahladın!" Çocuklar da artık büyümüştü. Her şeyin farkındaydı. Babalarına öfkeliydiler. Biricik annelerini nasıl olur da aldatırdı babaları? Annelerine öfkeliydiler. Neden unutmuyordu? Unutamıyorsa, neden bu evlilik devam ediyordu? Her seferinde çocuklarımız için diyorlardı ama, sürekli kavga ve hır gürün olduğu bu evde; çocuklar ne kadar sağlıklı büyüyebilirdi ki? Tokadın acısıyla evden çıkan Necdet Bey, buraya geliyordu. Annesinin evine... Bu kez Hakim'i öldürecekti. Belki o zaman karısı rahat ederdi! Oğlunun okulda olduğunu biliyordu. Onu evinde bekleyecekti. Eve geldiğinde de öldürüp bu çileyi bitirecekti işte... Anahtarıyla kapıyı açıp içeri girişini, evdeki kimse duymadı. Çünkü Mehtap Hanımın öksürük sesi, diğer her şeyi bastırıyordu. Necdet Bey kapıyı kapatıp içeri girerken, kimin öksürdüğünü merak etti. Vestiyerin önünde beklerken, Mehtap Hanımın; "En azından oğlumun yüzünü bir kere de olsa görmek için geldim." deyişini duydu. Göğsü öfkeyle kabarırken, gözleri irice açıldı. Burnundan verdiği hızlı soluklarla, belindeki çakıyı çıkarıp açtı. Kime niyet kime kısmetti. Hakim'e niyetlenmişti ama, piyango Mehtap Hanıma vurmuştu demek! Hayatını yıkan kadına! Piçini getirip üstüne atan ve bütün düzenini bozan kadına! Kitlenmiş çenesiyle oturma odasının kapısında belirdiğinde, başlar kapıya doğru döndü. Kesitin Sonu... ********* Hakim sigarasından derin bir nefes çektiğinde, ucunda biriken külü üstüne döküldü. Ama yine de umursamadı. Bahar'dan ziyade, babasını unutamıyordu. Gözlerinin altındaki ve aklarındaki kızarıklıklar canını sıkıyordu. Kendi babasının da gözleri kızarırdı. Ama o çok bağırdığı zaman kızarırdı. Ekrem Beyinki başkaydı. Dosyada çocuğu için yaptıklarını okuyunca etkilenmişti. Vefatın üstünden beş sene geçmesiyle de, elbet acısı dinmiştir. Yalnızca empati kurar düşüncesiyle bakmıştı işe. Kendi babasından babalık görmemişti ki hiç. Baba nasıl olur bilmiyordu. Ona göre bütün babalar acımasızdı. Evlatlarını düşünmezdi. Ekrem Bey belki bir istisnaydı. O zaman evladına babalığını yapmıştı demek ki. Ama ya şimdi? Ölüp gitmiş olsa dahi, babalığı o evladına karşı devam ediyor muydu yani? Bir yerleri kıskandı. Bir yerleri şansına küstü. Bir yerleri öfkelendi. Bir yerleri bir açıklama istiyordu. Villanın üst katındaki salonda oturmuş, karşısındaki duvara asılı büyük tabloya bakarken, sigarasını bastırdı küllüğe. Annesinin kim olduğunu öğrenmişti. Büyüdükten sonra araştırmış, bir gazinonun müdür odasında rulo şeklinde açılan posterini bulmuştu. Pullu kırmızı bir elbise giyinmiş kadın, aktrisler kadar güzeldi. Sarı saçları, yüzündeki makyajı onu gerçek bir star gibi gösteriyordu. Elindeki nostaljik mikrofonla kadraja bakmış, bal sarısı gözlerinin daha net görünmesini sağlamıştı. Resmin altında "Sahnelerin Mehtabı Mehtap SesiGüzel" yazıyordu. Hakim resimle konuşuyordu şimdi. Hesap soracağı ya da ona geçmişi anlatacak kimse yoktu. Çocuk yapacak başka adam mı bulamadın? Neden öz babam bana sürekli 'Orospu Çocuğu' diyor? Geçmişte ne oldu? Bu 3 soru zihnini işgal ederken, Bahar'ı düşünmek aklına gelmiyordu. Alt katta duran Samet ve Nusret, bu sessizlikten ürküyordu. Hakim üst kata kapanmış, ne bir ses veriyordu, ne de aşağıya iniyordu. Ekrem Bey eşiyle konuşmuş, fısır fısır anlatmıştı yaşananları. Bu kadar sessiz olmalarının sebebi, Bahar'ın odasında olmasıydı. Onları duyup kızın derslerinin aksamasını istemeyişlerindendi. Müjgan Hanım duruma sevindi. Fısıltılı sesiyle; "Sen yarın ara Murat Beyi. Eşinin numarasını versin bana. Biz de gidelim ameliyat günü hastaneye. En azından destek oluruz. Yanlarında ederiz duamızı. Pazartesi günü olacak ameliyat değil mi?" dedi. Ekrem bey başını salladı. "Tamam öyle yaparız. Olmazsa öncesinde evine de gideriz. Bakalım belki başka bir ihtiyaçları da vardır." Ne kadar da iyi niyetliydiler. Hala büyük bir tuzağa çekildiklerini fark etmemişlerdi. Bu durum onların saf olduğunu değil, karşısındaki adamın ne kadar şerefsiz olduğunu gösteriyordu. Müjgan Hanım ayağında salladığı Efe'nin uyuduğunu görünce, ayaklarını sallamayı bıraktı. Ağlamıyorlardı. Şimdi dua zamanıydı. O çocuk iyileşecekti. Ameliyat şansı vardı bir kere. Hastalığı da belliydi, çaresi de vardı, ameliyatı edecek doktor da... O yüzden sabahki haline göre şimdi daha iyiydi. Ekrem Bey Efe'yi kucağına alıp yatağına yatırdı. Alnından öperken aklından geçenler korku doluydu. Geçmiş tecrübeleri yüzünden evlatlarını gözünden sakınıyordu. Müjgan Hanım ile birlikte odasından çıkıp salona geçtiler. Bahar'ın yanına gitmek isteseler de, vazgeçtiler. Kızın dikkatini dağıtmaya gerek yoktu. Nasılsa Bahar ara verdikçe onların yanına geliyordu. Müjgan hanım çayı alıp geldi. Tepsinin içindeki kurabiye tabağını ve çerezi sehpaya koydu. Çayları doldurduğunda, perdenin aralık kalmış kısmından salonun bir kısmı görünüyordu. Hakim kendini tutamamış, ayaklarının onu buraya getirmesine mani olamamıştı. Bu kez sebebi Bahar değil, Ekrem Beye olan merakındandı. Bahçede köşeye saklanmış, ne yaptığını kendi de bilmiyordu ama... Gidemiyordu işte... Çay içip sohbet eden aileyi gördükçe büyülenmiş gibi baktı. Yüzlerinin tebessüm ettiğini görünce rahatladı. Gidecekti gitmeye ama... az daha bakmak istedi. Gözleri sürekli ihanet ve yalanlar sıralayan adamları ve ölümleri görüyordu. Böylesine tablo gibi bir manzarayı, bir daha ne zaman görecekti ki? Bir kaç dakika daha durup gitmeye niyetlendiği sırada Bahar'ı gördü. Bakışları anında ona değdi. Nasıl da masum ve doğal bir güzelliği vardı bu kızın? Neden farkında bile olmadan sürekli ona çekiliyordu? Bahar odasından çıkıp annesigile baktı. "Duydum sizi! İnsan bir bardak çay da bana getirirdi!" diyerek yalandan sitemi, Hakim'in dudaklarının kıvrılmasına sebep oldu. "Dikkatin dağılmasın diye gelmedik annem." diyen Müjgan Hanım demliğin kulplarını tutacaktı ki, Bahar erken davrandı. "Sen dur yavrum. Ben alırım çayımı!" diyerek yine serserilik peşindeydi. Eğilip kulplu bardağa çayını doldururken, ip askılı bluzundan kurtulan papatya kolyesi boynundan salındı. Hakim'in bakışları meydana çıkan göğüslere bakmak yerine kolyeyi gördü. Yutkunup farkında olmadan bir adım yaklaştı cama doğru. O sözlerin üstüne kolyeyi koparıp çöpe atmıştır diye düşünmüştü. Ama hala boynundaydı. Hakim'in aldığı kolye, hala ait olduğu yerde duruyordu... Bahar doğrulmadan önce çayına şekerini atarken, Müjgan Hanım kolyeyi fark etti. "Amaaan Bahar! Nasıl güzelmiş annecim bu? Ver de bir kaç gün ben takayım!" Bahar elinde çayıyla doğrulmuşken, yüzü allak bullak olmuştu. Boştaki eli papatya ucunu tutarken, "Olur veririm bir ara.." diyerek annesini geçiştirdi. Kaçar gibi odasına gittiğinde, Hakim ne düşüneceğini bilmiyordu. Kolye neden hala boynundaydı? Adımları onu Bahar'ın camına yaklaştırdı. Işığı kapalıydı ama masa lambasından yansıyan ışık, tül perdenin arkasındaki Bahar'ı görmesini sağlıyordu. Merakla onun ne yapacağını izledi. Bahar kapısına yaslanmış, öylece dururken elindeki çay bardağını masasına bıraktı. Elleri kolyenin zincirini açmak için ensesine gitti ama duraksadı. Aklına gelen Hakim yüzünden çıkarmak istemişti. Ama ona sarf ettiği kaba sözler yüzünden duraksamıştı. Acaba kalbi gerçekten kırılmış mıydı sözlerine? O günden beri de ne bir not gelmişti, ne de bir hediye... Tamam Bahar yoluna gitsindi zaten ama, keşke arkasında kırık bir kalp bırakmasaydı... Kendine olan kızgınlığı da bu yüzdendi. Kolyeyi çıkarmaktan vazgeçip masasına oturdu. Şimdi yüzü daha net görünüyordu. Sol eli kolye ucuyla oynarken, sağ eli kalemini kavramış; yeniden sorulara gömülmeyi tercih etmişti. Hakim omzuyla başını yasladığı duvarda onu izlemeye devam etti. Bahar'ın sadece kalemi tutan eli oynuyor, sayfadaki sorular bittikçe sayfalar çevriliyordu. Dakikalarca sürdü bu durum. Hakim onu izlerken hiç sıkılmadı. Hayata tutunmak için çabalayan genç bir kızı izlerken, kendi gençliği geldi aklına. Onunki de böyle geçseydi keşke... Bakışları buz tutan çaya değdi. Aptal kız. O kadar tantana etmişti ama, bir yudum bile içmemişti. Yerinden ayrılıp karanlık sokakta bir başına yürüyerek evine doğru gitmeye başladı. Hayatında bir ilk yapıp, sözlerini yutacaktı. Artık ne Bahar'ın ona gelmesini istiyordu, ne de Ekrem Beyin bir daha gözlerindeki kızarıklığın sebebi olmayı. Kötü bir adam olabilirdi ama... En azından şerefsiz olmadığını biliyordu. Çiseleyen yağmurun altında ellerini cebine soktu. Başı eğilmiş, adım atan ayaklarını izlerken yolunu kaybetmiş gibiydi. Bu vazgeçiş onu eski hayatına döndürecekti. Yalan mutluluklar ve sahte yüzlere bakacaktı yine... Adımları durup arkasına dönüp baktı yavaşça. Bakışları Bahar'ın müstakil evine değdi. Kendisinin villası olmasına rağmen, bu ev çok daha lüks geldi gözüne. İhtiyacı olan şey maddiyat değil, maneviyattı... Boğazında oluşan yumruyla yeniden yoluna döndü. Yerdeki bir taşa vurup yürümeye devam ederken, kaderine küstü. . . . . Devam edecek...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD