3. "Ben Hakim Gürsoy."

2075 Words
Keyifli Okumalar Dilerim... Hakim kafasındaki tilkilerin kuyrukları birbirine değmesin diye ince ince düşündüğü sırada, Nusret'in sözleri sessizliği bozdu. "Abi kaçırıyor muyuz şimdi yengeyi?" Yenge diye bahsettiği kişi Bahar'dı. Dün akşam Bahar'ın kaçmadan önce denk geldiği kişi Hakim'di. Hakim onu görür görmez beğenmiş, adını öğrenmenin peşine düşmüştü. Bir adamı kızı evine varana kadar takip etmiş, oturduğu yeri öğrenince de; Hakim'e haber vermişti. Tül perdenin arkasında onu izlerken epey eğlenmişti. Kız yatağın üstünde ayaklarını sallarken çok tatlı görünüyordu. Hele saçını başını dağıtıp yatakta tepinişi, onu güldürmüştü. Deli miydi bu kız ne? Bahar onun varlığını fark etmeden soyunmaya başladığında, işin rengi değişmişti. Kız çocuğu gibi gördüğü kızı, birden çocuk olarak değil de koynuna giren kadınlar gibi görmüştü. Vücut hatları yerli yerinde bir çıtırdı neticede. Tam da bu anda verdi kararını. Bu kızın da tadına bakacaktı. Geceden sabaha kızın hakkındaki her şeyi öğrenmişti. Şükürler olsun ki Bahar reşitti. Ayrıca bu bilgileri öğrenmek onun için hiç de zor olmamıştı. Tefecilik yaptığı için hemen hemen bölgesindeki herkesi biliyordu. Bilgi güç demekti. Verdiği paraları geri alabilmesi için de, iyi bir ön çalışma yapması işinin bir parçasıydı. Sabah erkenden bizzat kendi gidip bir kolye seçmiş, Bahar'ı gördüğü an aklına gelen sarı papatyalarla da, seçimini papatya kolyeden yana kullanmıştı. Gizemli bir hava yaratıp Bahar'ın dikkatini çekmek istemişti. Çekmişti de... Bahar yolun ortasında kolyeyi gördüğünde çatık kaşlarıyla etrafına bakınmış, onu izleyen biri var mı diye kontrol etmişti. Kolyeyi hemen boynuna taksaydı, belki bu kadar dikkatini cezbetmezdi. Ama zor olan ne varsa, Hakim onu severdi. Bahar da şimdilik zoru oynuyor gibiydi. İkinci bir kez kolye almış, bu sefer de dershane çıkışında pusuya yatmıştı. Notu okurken yanındaki Meltem'in başını uzatıp okumasına sinirlenmiş, ama Bahar'ın kolyeyi çöpe atarken söylediği sözler yüzünden de tek kaşını kaldırıp memnuniyetle izlemişti. Meydan okuyordu sanki... Boş değildi bu kız, belli olmuştu. Kucağına atlamak için yarışan kızlardan sonra Bahar'ın bu kaçışları çok hoşuna gitmişti. Ama... Biraz tahammülsüz tavrı yüzünden bu oyunun bitmesini ve herkes gibi Bahar'ın da ona karşı boyun eğdiğini görmek istiyordu. Üçüncü kez kolye aldığında, çöpe gidenin aynısından almayı da ihmal etmedi. Hakim aldıysa, Bahar onu almak zorundaydı. Aksi mümkün değildi... Israrcı yapısı, çöpe atılan hediyesini zorla kabul ettirmede bile gösteriyordu kendini. Camın önüne kutuyu bırakan Samet, başını kaldırıp Hakim'e işaret verdiğinde de mesajı göndermişti. Bir kaç saniye sonra cam açıldığında ip askılı pijaması ve eşofman altıyla Bahar'ı gördü. Dudaklarını yalayıp kızı izlerken sinirle gülüşüne hasta oldu. Bahar aynı onun gibi gülmüştü. Sinir doluydu ama, yine de gülerek kendini saklamaya çalışıyordu. Bu davranışı bile, kızla aynı olduklarını göstermez miydi yani? Giderek daha fazla merakını cezbediyor, istemeden de olsa Hakim'in dikkatini üstüne çekmeye devam ediyordu. Çatıda beklerken kızın tam şu anda korktuğunu düşündü. Kutudan çıkan o nota göre korkması gerekiyordu. Yarın sabah kolyeyi boynunda görüp görmeyeceğini merak ederken, Bahar'ın camını kapatan perdeler sıyrılıp açıldı. Hakim merakla onun ne yaptığını izlerken, Bahar papatya uçlu olan kolyeyi boynuna taktı. Göstermek ister gibi saçlarını geriye atışı ve ince ip askılıdan bariz belli olan göğüslerine odaklanmasını sağladı. Ne hissedeceği konusunda muallakta kaldı. Bahar'ın bu kadar erken pes edip kabullenmesi canını sıktı. Öte yandan da ona boyun eğmek zorunda olduğunu bilip gururlandı. Mesajları birbiri ardına gönderdiğinde, kızın yüzünü göremediği için sinirlendi. Sonunda yarın ilk kez buluşacak; "Adın ne senin?" diye sorduğu sorusunun cevabını geç de olsa alacaktı. Akşamın karanlığında çıktığı çatıda camı izleyen Hakim, ışık sönene kadar olduğu yerden ayrılmadı. Elinde çevirip durduğu gümüş zinciri sonunda durdu. Çünkü Bahar tam da şu an ışığını kapatmıştı. Dudaklarının kenarı iki yana kıvrılırken, arkasını dönüp onu bekleyen iki adamına doğru yürüdü. Dudaklarındaki kısık tonlu ıslığı, keyfinin nihayet yerine geldiğini gösteriyordu. Önde Hakim, arkasında Samet ve Nusret merdivenleri inip sokağa çıktılar. Hakim eve son bir kez bakıp, sokağın sonunda park edilmiş siyah aracına doğru ilerledi. Arabasının yanına geldiğinde Nusret hemen öne geçip Hakim için sağ arka tarafın kapısını açtı. Saygıyla beklediği sırada Hakim araca geçip oturdu. Samet arabayı çalıştırdığında, Nusret de yandaki koltuğa yerleşti. "Abi?" diyen Nusret, hala bir cevap bekliyordu. Hala kızı kaçırıp kaçırmayacaklarını öğrenememişti. Ona göre hazırlık yapmaları lazımdı. Plan yoktu daha ortada! "Saçmalama Nusret! Ne kaçırması? Biz kimi kaçırdık ki bugüne kadar, şimdi kaçıralım?" Samet ve Nusret bakıştı. Borcunu ödemeyen ya da ödememek için kaçanları kaçırıp getiriyorlardı ya... Hakim'in sözleri aslında bir bakıma doğruydu. Bahar'ı kaçırmak için ellerinde herhangi bir sebep yoktu. Onlar kafa karışıklığı yaşarken, Hakim sözlerine devam etti. "Yarın sabah tepedeki şu kahvaltı salonunu kapattırın. Kimse gelmesin. Yengenizle buluşacağız." derken, heyecanlanmıştı. Nedense Bahar'la uğraşmak ve onu izlemek çok hoşuna gitmişti. Araba büyük bir bahçe içinde yükselen iki katlı villanın önünde durdu. Hakim arabadan inip bahçeye girdiğinde, devriye atan siyah takım elbiseli adamları onu görünce saygıyla eğildi hafifçe. Hakim kimseye bakmadan içeri girdiğinde, arkasında yalnızca Samet ve Nusret vardı yine. Hemen içki dolabına yaklaşıp sevdiği bir markanın viskisini ve bir kadehi alıp oturma grubuna yöneldi. Bahar'ın pes edişini kutlayacaktı kendince. Samet ve Nusret bakışıp önlerine döndü. "Abi... Emanet dün akşamdan beri bodrumda. Ellemeyin dedin diye dokunmadık. Ne yapacağız?" Hakim kadehinden büyük bir yudum içip, viskinin boğazını yakmasına izin verdi. Kadeh parmakları arasında salınırken, havadaki işaret parmağıyla ondan bir cevap bekleyen Samet'e baktı. "Bak o sikik herif çok şanslı hee! Önce dün gece Bahar gördüğü için ölümden kurtuldu. Şimdi de onu öldüremeyecek kadar mutluyum. Alın getirin bakayım karşıma. Son bir kez daha şans vereyim şu lavuğa!" Samet ve Nusret evin içindeki merdivenlerden aşağıya inip bodrum kapısını açtı. Bir hayvan gibi zincire vurulmuş adam, yüzünde kuruyan kanlarla dün geceden beri burada bekliyordu. Öldürmedikleri sürece beklemeye de razıydı. Samet ve Nusret onu çözüp iki koluna girip ayağa kaldırdığında, adam korkuyla bağırmaya başladı. "Abiii! Abi nolur öldürmeyin beni! Yemin ederim ödeyecem borcumu!" Adamın sesiyle iki koruma dönüp ona baktı. "Dua et ki Hakim abi şu an çok mutlu. Yoksa şimdiye çoktan nefesini kesmiştik. O yüzden susman şimdi senin hayrına. Adamı sinirlendirme. Ne derse tamam de ki, yaşamaya şansın olsun!" Adam Samet'in tavsiyelerini dikkate almış olacak ki, sesini kesti. Kalp atışları gümbür gümbür atmaya devam ederken, merdivenleri çıkıp Hakim'in karşısında beklemeye başladı. Nusret ve Samet kolundan çıkınca, dizleri kendi yükünü taşıyamayacak kadar çok titremeye başladı. Hakim 28 yaşında olmasına rağmen, kimse onu küçük göremiyordu. Bu alemde namını duymayan yoktu. Şu an karşısındaki adamın bacaklarının titremesi; Hakim'in görmeye alışkın olduğu bir manzaraydı. Korkudan ölen adamın bağıramayışına ya da kaçmaya dahi kalkışamamasına da alışkındı. Karabasan, uykuda yaşanan bir tür felç deneyimidir; bu durumda kişi uyanmış gibi hisseder ancak hareket edemezdi. Genellikle uykusuzluk, stres ve kaygı gibi faktörlerden kaynaklandığı düşünülmekteydi. Karabasan neden olur sorusunun cevabı ise, bu durumu tetikleyen psikolojik etmenlere dayanmaktaydı. İşte Hakim Gürsoy da lakabını taşıyor ve düşmanlarına yaşatıyordu. Psikolojiyle oynamasını çok iyi beceriyordu. Bir sis gibi müşterilerinin üstüne çörekleniyordu. Hayatlarının her alanında kendine ait izler bırakıp, müşterisinin üstüne bir karabasan gibi çöküyordu. Öyle ki kimse kımıldayamıyor, uyku felci geçirir gibi bekliyordu. Başına geleceklerin korkusu yüzünden de şu anki görüntüleri artık Hakim için klişeleşmişti. Hakim kadehini sehpaya çarptığında, adam irkildi. "Ramazan?" diyerek yerinden kalktı. Yüzündeki gülümseme öyle aldatıcıydı ki, Ramazan korkudan ağlama raddesine geldi. "Efendim abi?" derken titreyen sesi, Hakim'in gözlerini devirmesine neden oldu. Para isterken yalvar yakar oluyorlardı. Sözlerinde durmayıp senetlerin günü geçince de, karşılarında bu şekilde ağlamaklı halleri onun sinirlerini bozuyordu. Daha fazla buna tahammül ederse, az önce verdiği sözü tutmaktan vazgeçeceğini bildiği için Ramazan'ın üst kollarından kavrayıp sıkıca tuttu. "Seni öldürmekten vazgeçtim. Değersiz canın bugün yengen sayesinde kurtuldu." Ramazan tam sevinecekti ki, Hakim sözlerine devam etti. "Ama!" dediği yerde hevesi kursağında kalan adam, cümlenin devamını bekledi. "Yarın gece saat 12'ye kadar senetin üstünde yazan meblağın tamamını getirmezsen, evine gelirim Ramazan. Yatağına girer, sana izlete izlete; ben ve bütün adamlarım karının üstünden geçeriz! Anladın mı Ramazan?" Ramazan hemen dizleri üstüne çöküp Hakim'in ayakkabılarını öpmeye kalktı. "Allah senden razı olsun abi! Söz abi! Yemin ederim abi!" Hakim can sıkıntısıyla geri çekip ayaklarını kurtardı. "Def ol git lan. Gözüm görmesin seni!" Ramazan canı kurtarmanın sevinciyle koşarak çıktı villadan. Hakim Nusret'e dönüp baktı. "Kaçacak o şerefsiz. Karısını bile almadan gidecek hem de ibne! Karını sikeriz diyorum, adam sikine bile takmıyor! Takip edin. Yarın gece 12'de alıp paketleyin bana." Bugüne dek kimin hakkında nasıl bir fikir yürüttüyse hepsi tutmuştu. Hayatın çemberinden geçmiş, genç yaşına nazaran insanları okumada epey başarılı bir yol katetmişti. Nusret bahçedeki iki adamı bu iş için görevlendirdi. Hakim elindeki kadehle üst kata çıkan merdivenleri tırmanmaya başladı. Şu an aklında yalnızca Bahar vardı. Uzun zamandır dikkatini böylesine çeken kimse olmamıştı. Küçüktü belliydi. Liseye giden bir bebeydi hatta gözünde. Ama oynaması çok zevkliydi işte. Şimdi ne yapıyordu mesela? Uzandığı yatağında onu mu düşünüyordu? Yoksa yarın karşılaştıklarında ne yaşayacaklarını mı? Derin bir nefes verip duşa girdi. Ne olacaktıysa olacaktı işte. Bahar ile iki gün oynaşıp takılır, sonra da siktir eder hayatına bakardı. Böyle bir hayatın içinde aile kuracak hali yoktu ya... Sabaha dek uyuyamayan Bahar formalarını giyindi. Çantasını alıp odasından çıktığında, arabasıyla oynayan Efe'yi gördü. "Bahaaaar!" diyen sesiyle ablasının gerginliğini bir tık azalttı. Bahar çantasını kenara bırakıp kardeşini kucakladı. "Bahar yesin seni!" diyerek küçük çocuğun boynunu öpücüklere boğdu. "Sen sabahın köründen bu yana niye susmuyorsun bakiyim!? Hımmm?" Kardeşini kanepenin üstüne yatırıp gıdıklamaya başladı. "Sabahın köründe kalk, sonra da öğlen uyu! Akşam erkenden uyu! Uykucuuuu!" Efe'nin kahkahaları durmayınca annesi telaşlandı. "Yeter kızım! Boğdun çocuğu az nefes alsın! Hadi sen de geç artık kahvaltını yap. Geç kalacaksın okula!" Bahar son bir kez kardeşini öptüğünde, artık çok daha iyi hissediyordu kendini. Annesinin yanağından bir makas alıp serseri gibi öptü parmaklarını. "Sen nasıl istersen Müjgan Hanım!" diyerek bir göz kırptı. Yerine geçip oturduğunda babası boğazını temizledi. Bahar ona bakıp kendine çeki düzen verdi. "Aman yemedik karınızı Ekrem Bey. Buyurun sizin olsun Müjgan Hanım!" derken sitemli gibi görünüyordu. Günün devamı Bahar için nasıl geçecekti hala gizemini koruyordu ama, kahvaltı sofrası epey neşeli geçiyordu. Çıkma saatleri geldiğinde baba - kız evden çıktılar. Müjgan Hanım kucağında Efe'yle el sallayarak uğurladı onları. Ekrem Bey servisin alacağı noktaya doğru birlikte yürüdü kızıyla. Ayrılacakları vakit kızının şakağından öpüp; "Allah zihin açıklığı versin kızım." dedi. Son anda aklına gelenle gitmek üzere olan kızını durdurdu. "Al bakayım şunu da." diyerek cebinden çıkardığı parayı kızının avucuna sıkıştırdı. Bahar babasının yanağından öpüp yoluna döndü. Aynı anda gelen servisle, babası gözden kayboldu. Bahar hemen telefonunu çıkarıp baktı. Tam o anda gelen mesajla derin bir nefes aldı. "Tepedeki kahvaltı salonunda seni bekliyorum sevgilim... H.G. " Bahar yılgınlıkla göz devirdi. Şov mu yapmaya çalışıyordu bu çocuk aklınca! Şovu az sonra Bahar ona gösterecekti. Kararlı adımları onu okula değil, tepedeki kahvaltı salonuna götürdü. Dün gece aldığı kararının arkasındaydı. Bu sapık kimse bulacak, ona haddini bildirip bir daha peşine düşmemesini sağlayacaktı. İkinci derse yetişirdi inşallah... Dik yokuşu çıkarken nefes nefese kalmış, sinir katsayısı da fazlaca yükselmişti. Görürdü o H.G. Denen adam! Sonunda yokuş bitmiş, tepeye varmıştı. Çantasından su şişesini çıkarıp içti ve nefeslerinin düzene girmesini bekledi. Saçlarını geri itip elleriyle kendine yelpaze yapıp bu soğuk ateşin geçmesini umdu. Sonunda kahvaltı salonunun cam kapısını itip içeri girdi. Kapının üstündeki zil hafifçe çınlamış, gelen müşteri olduğunu belirtircesine ses çıkardı. Bahar'ın gözleri üstün körü mekanı taradı. Bütün masalar boş görünüyordu. Gelmemiş miydi yani? Dalga mı geçiyordu bu adam? Telefonu eline aldığı sırada mesaj yazmaya başladı. Biraz önce adresi belirten mesajda numara gözükmüştü neyse ki... Heyecan ve sinirden parmakları titriyor, yazdığı mesajı silip silip düzeltiyordu. Bu yüzden siyah kunduraların çıkardığı sesleri duyamadı. Bakış açısına giren parlak rugan ayakkabıları gördüğünde, parmakları çalışmayı bıraktı. Siyah pantolondan yukarı çıkan bakışları, onun beline geldiğinde durdu. Sesli bir şekilde yutkundu. Siyah kemerden ziyade, belin yanındaki silahın kabzasını görmekti onu yutkunduran. Tahmin ettiği kişi olmasın diye dua ederken, bakışları siyah gömleğe tırmandı. Üç düğmesi açık olan gömlekten adamın bronz tenini ve gümüş kolyesini gördü. Nihayet yüzüne baktığında, dişleriyle birlikte ellerini de sıktı farkında olmadan. Hakim'in mesaj sesi mekanda yankılanırken, yanlışlıkla kızın yazdığı mesajı attığını fark etmişti. Merakla; cebinde duran elini telefonuyla birlikte çıkardı. Ekranda "Sarı Papatyam" olarak kayıtlı kişiden gelen mesaj olduğu bildirimi gördü. Mesajı açıp seslice okudu. "Sen kim olduğunu sanıyorsun da, beni oynatmaya kalkıyorsun ha? Karşıma çıkmaya götün mü yemedi yoks..." Hakim gülmemek için kendini zor tutarken, Bahar'ın kalbi korkuyla kasılıyordu. Şu an buradan deli gibi kaçmayı dilerken, Hakim eğildi ve yüzünü kızın yüzüne yaklaştırdı. Bahar dilini yutmuş gibi dururken, Hakim tebessüm etti. "Götüme güvenirim. O yüzden karşındayım zaten sarı papatya. Şimdi tanışma zamanı." diyerek başını geri çekip doğruldu ve elini uzattı. "Ben Hakim Gürsoy. Şimdi sen söyle bakalım. Senin adın ne?" Bir gözünü kırpıp başını iki yana salladı hafifçe. Cevabını bildiğiniz soruları sorarken, karşınızdakinden cevap beklemek yerine onu izleyebilirdiniz. Hakim de onu izlemeye daldı. Kızın gerginliğini de, korktuğunu da fark etmişti. Yine de sözünü dinlememişti. Ne o kırmızı bluzu giymişti. Ne de ikinci kez adını sormasına rağmen hala bir cevap alabilmişti. Havada durmaya devam eden eli canını sıkmaya başladığı anda, tek kaşı havalandı. . . . . . Devam edecek...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD