4. "İstemiyorum Seni!"

2408 Words
Keyifli Okumalar Dilerim... Bahar'ın kaşları çatılırken, yüzündeki ifade değişti. Daha kız tek kelime bile etmemişti ama, Hakim gelecek tepkiyi sezmişti. "İsmimi söylemek isteseydim, ilk karşılaşmamızda da söylerdim değil mi?" Hakim farkında olmadan ellerini pantolonun cebine sokarken ceketi kenara çekilmiş, silahın kabzasının daha net görünmesini sağlamıştı. Bu onun her zamanki duruşuydu. Ancak Bahar bu hareketi tehdit gibi algıladı. Hem onu takip etmişti. Hem de takıntılı bir sapık gibi peşine düşmüştü. Hediyeler ve notlar gönderip onu rahatsız ettiği yetmezmiş gibi, şimdi bir de silahını mı gösteriyordu yani? Hakim ona karşı diklenen kızla, gülüşünü engelleyemedi. Kız çocuğu gibi gördüğü kız, ona meydan okuyor, posta koymaya kalkıyordu demek... Koca koca adamlar onun karşısında altına işeyip yalvarırken, Bahar karşısında dimdik duruyor, eğilip bükülmüyordu. Narin ve hassas görüntüsünün altında aslında güçlü bir kadın yatıyordu. Ve bu durum ne yazık ki, Hakim'in ilgisini onun üstüne daha fazla çekiyordu. Bir kaç gün takılıp bırakacağı kıza karşı, içinde bir yerlerde sahip olma arzusu yükseliyordu. "Adın Bahar. Sen söylemesen de ben biliyorum zaten. Konuştukça da memnun olursun." diyerek, elini kızın dirseğine attı. "Şimdi geç otur şu masaya da, konuşalım Bahar." Bahar köşeye sıkışmış hissetti. Sıkışmışlık hissi ve belindeki silahın varlığı, onu yapmayacağı şeyleri yapmaya zorluyordu. Dirseğini bir hışımla çekip; "Ne konuşacağım ben seninle be!" diye bağırdığında, Hakim olduğu yerde kalıp bakışlarını yandaki Bahar'a dikti. Bahar içinde bulunduğunu durumla daha da öfkelenmiş; "Hayret bir şey yaa! Silah zoruyla mı oturtacaksın o masaya? İstemiyorum seni. Anladın mı? Ben ne sevgili istiyorum ne de seni! Şu haline bak! Mafya kılıklı herif! İstersen çekip vur, ama yine de istemiyorum işte!" derken sinirden ağlamamak için kendine zor hakim oluyordu. Hakim'in ifadesiz yüzünden bir şey anlaşılmasa da, kalbi kırılmıştı. O Bahar'la konuşmak istemişti yalnızca. Güzel hediyeler ve iltifatlar göndermişti. Başka bir şey yapmış mıydı? Hayır... Ama Bahar.... Onu tiksinen ve iğrenen bakışlarıyla tepeden tırnağa süzmüşken, alay eder gibi konuşup aşağılamıştı bir de. Nezaketen masasına otursa, adam akıllı istemiyorum dese, Hakim anlardı. Belki bir iki gün daha peşinde koşar ama sıkılınca da vazgeçerdi. Hatta Bahar ona yavşayıp üstüne gitse, Hakim arkasına bile bakmadan kaçardı. Birbirlerini tanımayışları, ikisini de yanlış davranmaya itiyordu. Yoksa Hakim kızın aslında böyle kibirli bir yapısı olmadığını; Bahar da onun aslında sahte insanlardan bıktığı için şu anki gerçekliğine düştüğünü anlayamadı. Ancak şu anki sözler; büyük bir barut fıçısının fitilini ateşlemişti. Hakim fıçı patlayana kadar da Bahar'a son bir şans vermeyi, centilmenlik olarak gördü. "Beni istemiyor musun?" derken, oldukça meraklı görünüyordu. "İstemiyorum!" diyen Bahar, kollarını göğsünde bağlayıp baktı karşısındaki adama. Hem korkuyordu, hem de onu bu duruma mecbur bırakmak isteyişine ayar olup sinirleniyordu. Yanakları kızarmış, bakışlarıyla ateş eder gibi bakıyordu karşısındaki adama. "Sebep?" diyen Hakim oldukça şaşkındı. Hatta bunu sorarken oluşan meraklı yüz ifadesi çok tatlıydı. Bahar bir an bu tatlı görünümle şaşırmış, duygularının birbirine girmesiyle de ne yapacağını şaşıracak hale gelmişti. Yine de bu olanların hiç biri kabul edilemezdi. Bu adam kendini ne sanıyordu? "Birincisi benden baya büyük olduğun için. Bence en az 10 yaş var aramızda... İkincisi de senin gibi bir mafyayla ne işim olur benim? Bu sebepler bile bence yeterli. Yoksa daha bir sürü sebep sayabilirim. O yüzden bir daha sakın karşıma çıkma. Ne şimdi, ne de bundan sonra seninle benim asla bir geleceğimiz olamaz. Numaramı sil, evime de yaklaşma bir daha!" Sözleri bitince Hakim'in yüzüne bakmaya devam etti. Tehlikeli olduğu; yüzündeki masum görünüşle tezatlık oluştursa da, bakışlarındaki delilik kendini belli ediyordu. Hakimin dudakları yavaşça iki yana doğru kıvrıldı. Havalanan kaşlarıyla; "Bir geleceğimiz olmayacağından emin misin peki? Nereden biliyorsun?" dedi. Bahar gözlerini devirdi. "Eminim. Çünkü senin gibi bir adama aşık olacak kadar aptal değilim." Bakışları onun belindeki silaha kayıp gözlerine geri tırmandı. "Belli ki doğrularımız da bir değil!" Daha fazla konuşmaya gerek görmedi. Buradan derhal gitmeliydi. Evet Hakim demek ki sakin bir adamdı. Ona bir şey yapmayacaktı. Yine de daha fazla burada durması, hiç de doğru değildi. Adımları kapıya yaklaşmış, kapının kulpunu tuttuğu sırada; "Bahar!" diyen Hakim'in sesini duyunca durmak zorunda kaldı. Yalnızca başını çevirip omzunun üstünden baktı. Hakim sanki çok güzel bir cümle söylüyormuş gibi yeniden gülümsedi. Şu an oldukça üzgün ve kırgındı. Ama yüz ifadesi tam aksini gösteriyordu. "Ne kadar aptal olduğunu ilerde anlayacaksın. O gün geldiğinde de beni burada bulacaksın yine.. Ama bu kez rolleri değiştirmiş olacağız. Beni nasıl ikna edeceksin, çok merak ediyorum sarı papatya!" Sözleri biter bitmez arkasını dönüp mutfak kısmına doğru yürümeye başladı. "Arkandan kapat kapıyı!" diye bağırışıyla, Bahar olduğu yerde irkildi. Allak bullak olmuşken, ne düşüneceğini dahi bilemiyordu. Sonunda çıktı kahvaltı salonundan. Tepeyi çıkarken nasıl zorlandıysa, şimdi bir çığın dağın eteklerinden kayışı gibi iniyordu yokuşu. Dizleri titriyorken sonunda indi aşağıya. Bu kafayla derse giremezdi. Eve de gidemezdi. Yolun karşısında gördüğü parkla rahatladı. Biraz oturup düşünmeli, kafasındaki karmaşaya bir son vermeliydi. Parka geçip boştaki bir banka oturdu. Çantasındaki su şişesini çıkarıp nefessiz kalana kadar içti. Sonunda şişeyi ağzından çekip derin bir nefes aldı. Gözlerini kapatıp biraz nefeslenme ihtiyacıyla dolup taştı. Sakinleşmek için en başından her şeyi düşünüp silecekti. Başka türlüsü mümkün değildi... O bankta oturmuş soluklanırken, camdan bakan Hakim; keskin gözleriyle kızı dikkatle izlemeye devam ediyordu. Arka tarafta bekleyen Samet ve Nusret, sessizce gelip onun arkasında durdu. Hakim kızı izlerken adamlarının gelişini hissetti. Buz gibi sesiyle; "Bana Bahar hakkında ne varsa bulup getireceksiniz. Anasının rahmine düştüğü andan bu yana ne yaşamışsa, kime selam verip güldüyse, kahvaltıda ne yediğine varana kadar öğrenip getireceksiniz. Bir gününüz var. Bulamayan kendine bir mezar kazdırsın. Diri diri içine girip gömsün kendini, beni uğraştırmasın!" dedi. Samet ve Nusret oflamamak için kendilerini zor tuttu. "Emrin olur patron!" deyip dışarı çıktılar. Sıkıntıyla birer sigara yakıp içerken, dişleri arasından sövdüler. Hakim'in bu denli sakin duruşu, fırtına öncesi sessizliğin habercisiydi. Onlar işe koyulurken, Hakim kızı izlemeye devam etti. Bu güçlü duruşun altında tek bir yenilgisi bile yok muydu? Elbette vardı. Bu günlere gelebilmek için çok çabalamış, çok kez de yenilmişti. Sonunda güçlenmiş, güçlendiği anda da etrafındaki sahte ve yalancı insanlardan bıkıp usanmıştı. O yüzden kaybetmemeye yemin etmiş, her daim kazanan tarafta olmaya ant içmişti. Bahar'ın sözlerini ona yedirecekti. Kaçar gibi indiği bu tepeyi, can havliyle ona gelmek için koşarak çıkacaktı yeniden. Sırf dirseğini tuttuğu için savurup çektiği kolunun bedelini de ödetecekti elbette. Hakim ona yapılan hiç bir şeyi unutmazdı. İyilik yapan olmamıştı şimdiye dek. Herkesten kötülük görmüşken, aslında Bahar'ın sözleri doğruydu. Onların doğruları bile bir değildi... Bahar kafasında beliren bazı düşünceleri kabul edip kendine karşı dürüst olmayı seçti. Evet, yakışıklı bir adamdı. Boylu poslu br yapısı vardı. Bakanın bir daha dönüp bakmak isteyeceği kadar da çekici bir enerjisi vardı. Ama! Gerçekten ondan büyüktü! Belinde silah taşıyan biriydi! Yine de durup düşününce; "Acaba fazla mı ileri gittim?" dedi. Yani... Yüz ifadesi hep tebessüm halindeydi. Hatta baya tatlı gibiydi. Ama bakışlarında bir şey vardı sanki... Düşüncelerinin akışını hiç beğenmedi. Başını sallayıp olaylarla başka bir açıdan yaklaşmayı seçti. Bahar onu reddetmeyip ne yapacaktı yani? Bir kere o notlar ve kolyelerden de rahatsız olmuştu! Camına bıraktığı kutu da, evini bildiğini gösteriyordu. "Aaayyyy! Bu şimdi eve falan gelir mi ki yaa!" Kafası çorbadan hallice olmuştu. Bir düşünüp "Bir şey yapacak olsa, demin yapardı." diyerek rahatlıyordu. Bir düşünüp; "Ya hiç beklemediğim bir anda karşıma çıkarsa?" diyerek endişeleniyordu. Adımları boş sokakta gezinmeye başladı. Kafasındaki düşünceleri yoluna koyamamışken, ne yapacağına da karar veremedi. Gözden kaybolana kadar, Hakim onu izlemeye devam etti. Sonunda Bahar gittiğinde, Hakim de olduğu yerden ayrıldı. Çenesinin kitlendiği, yanağında oynayıp duran kaslarından belli oluyordu. Hakim reddedilecek adam mıydı yani? Bu kız gerçekten aptaldı. Arabasına atlayıp kimseyi beklemeden gaza bastı. Arabanın motoru kükrer gibi ses çıkarıp, asfaltı ağlatırcasına indi o dik yokuşu. Sokaklarda hızla giderken, kaldırımda yürüyen Bahar'ı gördü. Sırtında çantası, üstünde üniformasıyla 18 yaşındaki liseli, onu darma duman etmişti yani öyle mi? Hahhh! Sikerlerdi böyle işi! Telefonunu çıkarıp Samet'i aradı. "Ramazan ne durumda?" diyerek direk mevzuya girdi. Birilerini dövmeli, içindeki bu siniri atmalıydı. Samet az önce adamından aldığı bilgiyi Hakim'e iletti. "Hala evdeymiş abi. Dün girdiğinden beri çıkmamış hiç." Hakim dişlerini sıktı. "Kaçmaya çalıştığını anladıkları anda getirin bana. Gece 12'yi bekletmeyin." Dayak atıp rahatlayamıyorsa, sevişip rahatlamayı tercih etti. "Benim kızları da villaya gönderin!" Sözleri bitince telefonu kapatacaktı ki, Samet; "Hangisini abi?" deyince, Hakim öfkesine hakim olamadı. "Hepsini ulan, hepsini!" Yüzüne karşı bağrılmış gibi irkilen Samet, yutkunduğu sırada telefon kapandı. Kapalı olmasına rağmen de; "Emredersin abi!" demekten kendini alamadı. Nusret kardeşinin haline baktı. "Ne oldu lan? Ne diyor abi? Paketliyor muyuz Ramazan'ı?" Samet abisine baktı. "Ramazan bekleyecek şimdilik. Abi, kızların hepsini villaya getirin diyor." Nusret 'hahh' dercesine güldü. "O değil de o bacaksız Bahar fena dağıttı abiyi. Kıza bir şey yapar mı lan?" diyerek korkuyla baktı kardeşine. Samet yüzünü ekşitti. "Saçma sapan konuşma abi! Hakim abi ne zaman kadınlara zarar verdi? Bahar'ın da pişman olmasını sağlar anca! Sen dua et de adamlar yarına kadar dişe dokunur bir şeyler bulsun kızın hakkında. Yoksa abi kızların yerine, bizi siker kesin!" Nusret kardeşini onayladı. İkisi birlikte arabaya atlayıp villaya dönerken, kızları arayıp hazırlanmalarını söyledi. Haberi alan kızlar yerinden hoplayarak kalktı. Hakim'le geçirdikleri gecelerin tadı damaklarında kalıyor, yeniden araması için telefonlarını kontrol edip duruyorlardı. Hem yakışıklıydı, hem zengin. Üstelik kızlar ne isterse adamlarına aldırıyor, onların gönlünü kırmıyordu. Böyle tefeci nerede görülmüştü? Hakim dakikalarca direksiyon sallamıştı ama biraz bile sakinleşemeden villaya dönmek zorunda kaldı. Belki kızlarla sevişirse, morali düzelebilirdi. Villadan içeri girdiği an bağırış sesleriyle kaşları çatıldı. 3 kız birbirine girmiş saç baş yoluşurken, "Hakim benim!" diye de kavga ediyorlardı. Bir tanesi koltuğa oturmuş onları izlerken, ağzındaki sakızı şişirip şişirip patlatıyordu. Son kız da yılmış bir şekilde onları izlerken, Hakim kavga edenlere dönüp baktı yeniden. Samet ve Nusret onları ayırmak için araya girmiş, yanakları ve boyunları kızların uzun tırnakları yüzünden çizilip kanamıştı. Hakim bu görüntüyle midesinin bulanmasını engelleyemedi. Sanki ona duydukları aşklarından kavga ediyorlardı! Hepsinin derdi paraydı işte! "Ne oluyor lan burda?" diyen yüksek sesi, tüm sesleri anında kesti ama sakızı kontrol edemeyen kızın sakızının patlaması da son nokta oldu. Herkes ayağa kalkıp kendine çeki düzen verirken, Hakim kapının girişinden kenara kaydı. "Defolun hepiniz! Hemen çıkın!" diyerek eliyle çıkışı gösterdi. Herkes kendini açıklamak için heveslense de, Hakim'in sert ve kararlı duruşu yüzünden kimse cesaret edemedi. Ev boşaldığında ellerini saçlarından geçiren Hakim, tekli koltuğa bir tekme atıp koltuğun kaymasına neden oldu. Odasına çıkıp üstünü değiştirirken, alt kattan Nusret'in sesi duyuldu. "Abi emanet kaçmaya çalışırken yakalanmış. Getiriyor şimdi çocuklar. Bodruma alıyoruz." diyerek haber verişi, sonunda Hakim'in yüzünü güldürdü. İşine duyduğu saygı yüzünden yeni bir siyah takım giyindi. Kemerini geçirip taktığında işi bitti. Odadan çıkmadan önce parfümünü de sıkmayı ihmal etmedi. Az sonra oluşacak kan gölü yüzünden, keskin kokuyu kesmek istiyordu. Adımları keyifle indi bu kez basamakları. Giriş kattayken bodrum kattan çıkan Nusret'i gördü. "Hazır mı?" deyip basamakların aşağısına baktı. Nusret kenara çekilip ellerini önünde bağlamışken; "Hazır abi. Ben de sana haber vermeye geliyordum." dedi. Hakim keyifli ıslığıyla basamakları inmeye başladı. Ramazan'ın ağzını bağladıklarını, boğuk inleyişlerinden anlasa da; ıslığını çalmaya devam etti. Ramazan ıslığı duydukça daha çok korkuyor, korktukça da daha fazla debelenip bağırmaya çalışıyordu. Ama ne ağzındaki bez yüzünden sesini duyurabiliyor, ne de zincirlerden kurtulup kaçabiliyordu... Bodrumun zindan kapısı gibi görünen demir kapı açıldı. Hakim karşısında gördüğü adamla keyiflendi. İyi. Kimse ona vurmamıştı. Siftahı yapmayı çok severdi. Kolundaki marka saati çıkardı ve malzemelerle dolu büyük masanın bir köşesine bıraktı. Takım elbisesinin ceketini üzerinden sıyırıp dikkatle tutması için Samet'in eline verdi. Kol düğmelerini çözerken, hala ıslığını çalmaya devam ediyordu. Ramazan ağlamaya ve bağırmaya devam ediyordu. Masanın üstündeki işkence aletlerini gördükçe ödü kopuyor, tek seferde öldürmesi için yalvaracak raddeye geliyordu. Hakim siyah renkli gömleğinin kollarını dirseklerine kadar katladı. İşi bittiğinde elleri yeniden kumaş pantolonun ceplerine girdi. Adımları onu çarmığa gerilmiş gibi duran bedenin önüne kadar getirdi. Baştan aşağıya önce bir süzdü onu. Ramazan'ın üstünde şu an yalnızca baksırı vardı. Akacak olan kanı izlemek büyük bir zevkken, bunu engelleyen tüm kıyafetler Hakim'in düşmanıydı. Lakabını yaşatıyor, şu an bakışlarıyla bile karabasan ağırlığını Ramazan'a veriyordu. "Evet Samet." derken; olayların detayını anlatmasını, Ramazan'ı ve onu bilgilendirmesini bekliyordu. "Dün buradan çıkınca eve gitti doğruca. Saatlerce evden çıkmadı. Sonra da elindeki ağır valizleri arabasına yüklemeye çalışırken, bizim çocuklar aldı abi." Sözleri devam edecekti ama, durumun ağırlığı yüzünden Samet susmak zorunda kaldı. Hakim şaşkınlıkla Ramazan'a baktı. "Lan salak! Kaçarken valizi ne yapacaksın? Çok mu değerliydi üstün başın?" Ramazan sessizce ağlarken, Samet durumu açıklığa kavuşturdu. "Yok abii... Üst baş değil. Bu şerefsiz karısını öldürüp koymuş valize. Biz almayalım diye... Namusunu korumuş dediğine göre..." Hakim'in kulağında bir çınlama meydana gelirken, o taraftaki göz kapağı seyirdi. "Ne yapmış ne?" Yüzündeki inanamaz ifadesi, Ramazan'ı tedirgin edip ağlayışını sıklaştırırken; zincirleri çekiştirip kurtulmak için yeniden debelenmeye başladı. Açılıp kaldırdığı eliyle öyle bir tokat attı ki, Ramazan'ın feleği şaştı. "Sen nasıl karını öldürürsün lan!" Samet ve Nusret başını eğmiş, şu an en derin yarasına tuz basılan Hakim'in kendini kaybetmesine tanık olmak istememişlerdi. Kadın katillerine asla müsamahası yoktu. Mazisi vardı. Yarası derindi. Ve Ramazan bilmeden de olsa, hayatının hatasını yapmıştı. Artık ona kolay ölüm yoktu. Ölüm onun için bir kurtuluş olurdu. "Sen misin ulan namus bekçisi! Hee! Senin namussuzluğunu ne yapacağız peki?" derken, attığı yumruklar yüzünden Ramazan bayıldı. Kontrolsüz gücü yüzünden adamın göğsüne attığı yumruklar fazla sertti. Biraz daha devam ederse, işkence aletlerini kullanamayacaktı... Cevap gelmeyince adamın bayıldığını anlayan Hakim, geri çekildi. "Ayıltın şunu!" Masaya yaklaşıp bir sigara yaktı kendine. Geçmişteki görüntüleri unutmaya çalışsa da, nafileydi. Ne o gün, ne de o manzara unutulacak gibi değildi... Hakim travmanın etkisiyle Bahar'ı düşünmeyi bırakmıştı ama, Bahar da durumlar aynıydı. Aynı saatlerde yatağına uzanmış, uyumaya çalışıyordu. Ara ara kalkıp perdenin arasından sokağı kontrol etmişti. Şu ana dek onu izleyen kimseye denk gelmemişti. Olmuştu herhalde? Hakim peşini bırakmışa benziyordu. Yine de neden huzursuz olduğuna anlam veremedi. Neden zihnini bu denli meşgul ediyordu bu adam? Nedeni çok açıktı. Bahar bugüne dek kimseyi kırıp incitmemişti. Huzursuzluğu Hakim'in yüzüne karşı söylediği, hiç onluk olmayan cümlelerdi. Telefonunu alıp mesajlar kısmına girdi. Gelen kutusunda Hakim'in attığı o mesaja girdi. Yanıtla kısmına dokunup nefesini tuttu. Bir kaç saniye sonra nefesini bırakırken, omuzları da düştü. Telefonu da kapatıp komodininin üstüne bıraktı sinirle. Şimdi özür dilese, o adam pişman olduğunu sanacaktı. Zaten bir havalara girmişti. Kendi kendine söylenirken; "Yok pişman olacaksınmış da, yok aptal olduğunu anlayıp buraya kendi ayaklarınla geleceksinmiş de!" battaniyesini çenesinin altına kadar çekip yattı. "Dilemiyorum işte özür falan!" Olan olmuştu artık. Yapacak bir şey yoktu. Hakim adamın canını alana kadar gecenin kör karanlığına denk gelmişti vakit. Sonunda rahatlamış; intikamını alıp, dediğini yapmıştı. Banyoda yıkanırken üstünden akan kan ona değil, az önce hayatını aldığı Ramazan'a aitti. Adamlar onu defnederken, Hakim yeniden giyindi üstünü. Nereye gittiğini o da bilmiyordu ama, rotası Bahar'ın evinin karşısındaki almancıların evinin çatı katı olmuştu. Bakışları gece lambasının aydınlattığı camdayken, sabah ezanları okundu. Artık ertesi gün olmuştu. Bugün Bahar'ı nasıl kendine getireceğine karar vereceği gündü. Şimdi gidip kahvaltısını yapacak, çayını yudumlarken de Bahar ve kendisi için mecbur bir gelecek oluşturacaktı. Çünkü Bahar büyük konuşmuştu. O halde büyük konuştuğu ne varsa, yaşamasını sağlamak da Hakim'in göreviydi... . . . . Devam edecek...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD