Berzan, gözlerinin içine baktı. O derin bakış… ona yetmedi. Ama yine de üzerine gitmedi. Nazar’ı kendine çekti, sımsıkı sarıldı. “Tamam… tamam güzelim. Dinlen biraz,” dedi. Ne yapacaktı… Nazar gerçekten hiç bilmiyordu. Her geçen gün biraz daha içine kapanıyor, içindeki sır büyüdükçe boğazında bir yumru gibi büyüyordu. Günlerdir söylemek için fırsat kollamıştı ama bir türlü dilinden dökülememişti o cümle. Ve o sabah… kahvaltı sofrasında, Gülseren Hanım’ın sesi bıçak gibi deldi sessizliği: “Bence artık… bir torun daha vakti.” Nazar, o an kaşığını tabağa bıraktı. Gözleri Berzan’a kaydı. Ama daha bir şey diyemeden… Berzan’ın sesi duyuldu: “Yakında Azad evleniyor. O yapar artık sana torun. Bizim… öyle bir niyetimiz yok,” demişti. Berzan’ın dudaklarından dökülen kelimeler, Nazar’ın kalbin

