BÖLÜM 7: DÜĞÜN VE VEDA

817 Words
Saatler içinde, konağın sessiz ve gergin atmosferi, bir kovanın hummalı hareketliliğine dönüştü. Avluya dev kazanlar kurulmuş, içlerinde pişen etin ve baharatların kokusu tüm konağı sarmıştı. Uzaklardan davul ve zurnanın sesi gelmeye başlamıştı, önce belli belirsiz bir kalp atışı gibi, sonra giderek yükselen, yeri ve göğü titreten bir ritme dönüştü. Helen, kendisine tahsis edilen odaya götürülmüştü. İçeri giren yaşlı kadınlar, onunla sanki paha biçilmez ama sorunlu bir porselen bebekmiş gibi ilgileniyorlardı. Üzerine ağır, işlemeli, Bembeyaz bir gelinlik giydirdiler. Kumaş o kadar ağırdı ki, omuzlarına çöken kaderin ağırlığını somutlaştırıyor gibiydi. Saçları özenle yapıldı , yüzüne yapılan makyaj ise onun solgunluğunu ve yorgunluğunu gizlemek için tasarlanmış bir maskeydi. Son olarak, beline kırmızı bir kuşak bağladılar; bekaretin simgesi, bir erkeğin malı olmanın nişanı. Helen aynada kendine baktığında, yabancı birini gördü. Gördüğü kadın, Mardin'in geleneklerine hapsedilmiş, kendi kimliğinden soyutlanmış bir figürdü. "Çok güzel oldun, gelin hanım," dedi yaşlı kadınlardan biri, yüzünde onaylayan bir gülümsemeyle. ‘’ Helen cevap vermedi. Akşam çöktüğünde ve avludaki yüzlerce ampul yandığında, düğün tam anlamıyla başladı. Helen, Sercan'ın yanında, onlar için hazırlanmış süslü taht benzeri koltuklara oturtuldu. Etrafları bir insan deniziyle çevriliydi. Yüzler, ifadeler, sesler... hepsi birbirine karışan bir girdap gibiydi. Davulun ritmi artık sadece duyulmuyor, göğüs kafesinde hissediliyordu. Genç erkekler ve kadınlar, omuz omuza vererek halay çekiyor, ayaklarını toprağa vururken sanki yeryüzünün kalbini yerinden oynatıyorlardı. Sercan, krallığının merkezindeydi. Gelen herkesle selamlaşıyor, sırtlarını sıvazlıyor, emirler yağdırıyordu. Yüzünde mutlak bir hakimiyet ifadesi vardı. Bu onun dünyasıydı, bu onun halkıydı ve bu gece, gücünün en görkemli sergilenişiydi. Helen'e ara sıra bakıyor, onun taş kesilmiş yüzünü gördüğünde belli belirsiz bir keyif alıyordu. Onu buraya getirmişti, kendi toprağına, kendi kurallarının geçerli olduğu bu dünyaya. Onu kırmıştı. Ya da öyle sanıyordu. "Keyfine bak, karıcığım," diye fısıldadı Sercan, gürültünün arasında ona doğru eğilerek. "Bu gece senin de gecen." Helen ona dönmedi. Gözlerini halay çeken kalabalığa sabitlemişti. "Bu bir gösteri, Sercan. Senin gücünün bir gösterisi. Benimle hiçbir ilgisi yok." "Çok ilgisi var," diye yanıtladı Sercan, sesinde alaycı bir tonla. "Sen bu gösterinin en değerli parçasısın. İstanbul'dan gelen, savcısın. Hikayen dillerde dolaşacak." Tam o sırada, takı töreni başladı. Uzun bir kuyruk oluştu ve insanlar tek tek gelip Helen'in ve Sercan'ın üzerine altın takmaya başladılar. Cumhuriyet altınları, bilezikler, kolyeler... gelinliğin üzeri kısa sürede sarı bir parıltıyla kaplandı. Her bir takı, tenine batan bir iğne gibiydi. Bunlar hediye değil, zincirin halkalarıydı. Sercan'ın annesi, yüzünde sert bir ifadeyle yaklaştı. Helen'in üzerine birkaç kalın bilezik takarken kulağına eğildi. "Bu ailenin senden tek bir beklentisi var, gelin," diye tısladı kadın. "Bize bir erkek evlat vereceksin. Ağa'nın soyunu yürütecek bir oğul. Anladın mı?" Helen'in bakışları yaşlı kadınınkilerle buluştu. Hiçbir duygu belirtisi göstermeden, sadece baktı. Bu sessizlik, kadını rahatsız etti. Bir itaat fısıltısı, bir korku titremesi bekliyordu. Ama Helen'in gözlerinde sadece soğuk, analitik bir bakış vardı. Bu, Sercan'ın ailesindeki sorunların sadece kocasıyla sınırlı kalmayacağının ilk işaretiydi. Kalabalığın içinde, Sercan'ın yengelerinden birinin ona nasıl baktığını fark etti. Gözlerinde sadece bir gelini süzen bir bakış yoktu; açgözlü, hesapçı bir ifade vardı. Sanki bir mülkü, bir ganimeti değerlendiriyordu. Bu dünya, tahmin ettiğinden daha fazla yılanla doluydu. Gece ilerledikçe, Helen'in ailesi ve Can ile Ezgi'nin gitme vakti geldi. Düğünün gürültüsünden uzakta, konağın daha sakin bir köşesinde vedalaşmak için bir araya geldiler. Helen'in annesi, gözyaşları içinde kızına sarıldı. "Kızım... benim güçlü kızım..." diye hıçkırdı. "Bize yaz. Bizi habersiz bırakma." "Bırakmam, anne," dedi Helen, annesinin sırtını sıvazlarken. Kendi gözyaşlarını tutmak için büyük bir irade gücü kullanıyordu. Güçlü olmalıydı. Onlar için. Babası, genellikle metanetli olan adam, sadece elini omzuna koydu, gözleri her şeyi anlatıyordu: çaresizlik, gurur ve acı. Sıra Can'a geldiğinde, Helen'in gardı düştü. Can ona sarıldığında, küçük bir çocuk gibi ağlıyordu. "Helen... affet beni. Bunların hepsi benim yüzümden." Helen onu kendinden uzaklaştırdı ve elleriyle yüzünü kavradı. "Dinle beni," dedi sertçe. "Bir daha bu kelimeyi duymayacağım. Sen mutlu olacaksın. Ezgi'ye iyi bakacaksın. Birbirinize sahip çıkacaksınız. Anladın mı? Benim için yapabileceğin tek şey bu. Kendi hayatını mahvetmene izin vermeyeceğim." Ezgi de ağlayarak Helen'e sarıldı. "Hakkını nasıl öderiz, Helen?" "Ödemeyeceksiniz," dedi Helen, sesi şimdi daha yumuşaktı. "Sadece birbirinizi sevin. Bu yeterli." Son bir kez daha ailesine sarıldı, onların kokusunu içine çekti, bu anı zihnine kazımak istedi. Çünkü bu, eski hayatına ait son andı. Onları uğurlamak için avluya çıktılar. Bir araba bekliyordu. Onlar arabaya binerken, Helen dik durdu. Üzerindeki ağır gelinlik ve altınlarla, gecenin karanlığında parlayan trajik bir kraliçe gibiydi. Araba konağın büyük demir kapılarından geçip karanlıkta kaybolana kadar arkalarından baktı. Davul ve zurnanın sesi hala devam ediyordu ama Helen artık duymuyordu. Etrafındaki dünya sessizliğe gömülmüştü. Hayatının bir bölümü, o arabayla birlikte gitmişti. Geriye sadece Mardin'in soğuk gecesi, yabancı bir ev ve adı 'koca' olan düşmanı kalmıştı. Beyaz duvağın ucu rüzgarda hafifçe dalgalandı; bir zamanlar kanat gibi görünen kumaş, şimdi tuzağa düşmüş bir kuşun çırpınışını andırıyordu. Sercan, birkaç adım gerisinde durmuş onu izliyordu. Yüzünde ne bir zafer ne de bir tatmin ifadesi vardı. Sadece izliyordu. Arabanın kaybolduğu karanlığa bakan bu dimdik duran, kırılmaz gibi görünen kadını izliyordu. Ve ilk defa, bu evliliğin bedelinin sadece Helen'in değil, kendisinin de ödeyeceği bir bedel olabileceğini düşündü.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD