BÖLÜM 14: ESKİ DOSYA

434 Words
Helen odadan çıktığında, koridorun sonundaki büyük pencereden sızan lacivert akşam ışığı, adliyenin yüksek tavanlarında yankılanan topuk seslerine eşlik ediyordu. Binanın çıkış kapısına ulaştığında, Sercan’ı tam da tahmin ettiği yerde gördü. Arabasına yaslanmış, elinde tuttuğu tespihi ağır ağır çevirerek kapıyı izliyordu. Onu gördüğü an tespihi cebine attı ve doğrularak ona doğru birkaç adım attı. "İlk günün sonu," dedi Sercan, gözleriyle Helen'in yorgun ama mağrur yüzünü tarayarak. "Gözlerin hâlâ birer kor parçası gibi parlıyor Savcı Hanım. Dosyalar seni boğmamış, aksine beslemiş gibi." Helen yanına ulaştığında derin bir nefes aldı. Mardin’in akşam serinliği, odasındaki o tozlu dosya kokusunu ciğerlerinden söküp atıyordu. "Boğmak mı? Aksine Sercan, sonunda nefes aldığımı hissettim," dedi. Araca bindiklerinde Sercan, şoföre bir işaret çakarak konvoyun konaktan farklı bir yöne doğru sapmasını sağladı. "Nereye gidiyoruz? Konak bu yolda değil," dedi Helen, kaşlarını çatarak. Sercan, yola bakarken hafifçe gülümsedi. "Bugün senin zafer günün. Adalet sarayına kendi isminle girdin. Bunu kutlamadan o kalabalık sofraya, annemin bitmek bilmeyen töre vaazlarına dönmeyeceğiz. Sadece sen ve ben. Sakin bir yer." Şehrin ışıklarının yukarıdan izlendiği, Mezopotamya ovasına hakim sessiz bir teras restoranına geldiler. Garsonlar onları büyük bir hürmetle en uçtaki, manzaraya sıfır masaya buyur etti. Yemekler servis edilirken aralarındaki o sabahki yumuşaklık hâlâ oradaydı. Ancak Helen’in zihni, o tozlu dosyadaki Zelal isminden bir türlü kurtulamıyordu. "Sercan," dedi Helen, elindeki kadehi masaya bırakırken. "Bana bu toprakların adaletinden bahsetmiştin. 'Kitaplara benzemez' demiştin. Zelal ismini duydun mu hiç?" Sercan’ın yüzündeki gevşemiş ifade bir anda dondu. Bıçağı tabağın kenarına yavaşça bıraktı. Bakışları ovadaki karanlığa daldı. "Zelal... Bir yıl önceki sulama kanalı vakası mı?" "Resmi kayıtlarda vaka, benim masamda ise bir cinayet," dedi Helen, sesi bir savcı keskinliğiyle yükselerek. "Boynundaki morluklar kaza demiyor. Ama her nasılsa HTS kayıtları gelmiyor, görgü tanıkları bir gecede dillerini yutuyor. Kim bu kızın ölümünü bir kaza gibi göstermek için bu kadar uğraşıyor?" Sercan sandalyesinde geriye yaslandı. Gözlerinde Helen’in daha önce görmediği bir ciddiyet ve belki de bir miktar uyarı vardı. " O dosyanın kapatılması için sadece yerel güçler değil, aile meclisi de karar verdi. Eğer o dosyayı deşersen, karşında sadece bir suçlu değil, yüzyıllık bir suskunluk duvarı bulursun." Helen masaya doğru eğildi, gözleri Sercan’ınkilere kenetlendi. "O duvarı yıkmak için buradayım Sercan. Eğer senin ailen ya da sen, bu dilsizliğin bir parçasıysanız, bunu şimdiden bilmeliyim." O gece konağa döndüklerinde, yatak odasına girdiklerinde ikisi de farklı bir eşiği geçtiklerini biliyorlardı. Sercan yatağa uzandı, Helen yatağın kenarına oturdu. Odadaki sessizlik, artık bir yabancılık değil, ortak bir sırrın ağırlığıydı. Helen duşa girmeden hemen önce Sercan’ın sesini duydu: "Yarın adliyeye gittiğinde çekmecene bak. Operatörlerden gelmeyen o 'teknik arızalı' kayıtların bir kopyasını oraya bıraktırdım. Ama unutma, o kâğıtlar senin elindeyken artık sadece bir savcı değil, bir hedefsin."
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD