BÖLÜM 4: AĞA VE SAVCI KARŞI KARŞIYA

247 Words
Sercan, Helen’in boyun eğmesini susmasını, İstanbullu kızın geri çekilip sunduğu haysiyet kırıntılarını kabul etmesini bekledi. Uygun bir heykel satın aldığını düşünüyordu aile imajı için saygın, kişisel ahlaksızlıkları için sessiz. Helen’i tanımıyordu. Helen’in göğsündeki korku anında buharlaştı, yerini bembeyaz, sıcak bir öfke aldı. Bir katilin sanık sandalyesinde gülümsediği zaman hissettiği öfkenin aynısıydı bu. Artık titremiyordu. "Sen," dedi Helen, sesi o kadar alçak ve tehlikeli bir tona düştü ki, Sercan'ı duraksattı, "kardeşimi kurtardım diye, senle evlenmeye kabul ettim diye geriye hiç gururum kalmadığını mı sanıyorsun?" Ona doğru bir adım attı, aradaki boşluğu kapattı. Genellikle yeşil rengi olan gözleri, şimdi sert çelikti. "Ben bir hayat kurtarmak için evliliği kabul ediyorum, senin zinana kılıf olmak için değil. Ben senin geleneksel alışkanlıklarını uyguladığın bir köy kızı mıyım sanıyorsun?" İşaret parmağını onun göğsüne doğru, sert kasa vurarak itti. "Bu evde dekoratif bir vazo gibi oturacağımı, sen metresine koşarken beni geride bırakacağını düşünüyorsan, hayal görüyorsun." Sercan gözlerini kırptı, sesindeki zehir karşısında gerçekten şaşırmıştı. "Şu an," diye tısladı Helen, kapıyı işaret ederek, "dışarı geri yürür ve adamlarının kafama bir kurşun sıkmasına izin veririm. En azından onurumla ölürüm. Eğer evleneceksek, ne 'metres' ne de 'ayrı geceler' var. Evliliğe saygı duyacaksın, Sercan Ağa, yoksa hepimizi bu gece gömebilirsin. Aşağılanmayacağım." Bakışlarını üzerinde tuttu, nefesi keskin nefes alışlarla geliyordu. Hayatıyla blöf yapıyor, her şeyi reddetmesinin saf gücünü elinde tutuyordu. Sercan ona baktı. Sıkılmışlık gitmişti. Kibir sallanıyordu, yerini başka bir şeye bırakmıştı bir kafa karışıklığı pırıltısı, belki de evine bir gelinden çok daha tehlikeli bir şey getirdiğini fark etmenin şafağı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD