BÖLÜM 6: RESMİ NİKAHLI ESARET

411 Words
Sıra resmi nikaha gelmişti. Kalemin mürekkebi defterin pürüzlü kağıdına bulaştı, Helen isminin altına imzasını atarken sanki kanıyla bir ferman mühürlüyormuş gibi hissetti. Bir anlık duraksamanın ardından, isminin yanına soyadını yazmaya başladı: Korkmaz Harfler yabancıydı, dilinin üzerinde duran bir avuç kum gibiydi; boğucu ve yersiz. O artık Helen Korkmaz’dı. Artık geri dönüşü olmayan hem kanun önünde hem de töre önünde tamamlanmış bir mahkumiyetti bu. Sercan, sanki önemsiz bir iş anlaşmasını tamamlıyormuş gibi, yanına umursamazca imzasını attı. Onun için bu sadece bir formaliteydi, ailesinin şerefini kurtarmak için atılmış gerekli bir adımdı. Ancak kalemini bıraktığında, göz ucuyla Helen'in bembeyaz, sıkılı parmak eklemlerine baktı. Onun isyanını, içindeki o sessiz ama volkanik öfkeyi görebiliyordu. Bu, onu rahatsız eden bir zevkle doldurdu; evcilleştirilmesi gereken vahşi bir şahine sahip olmanın getirdiği o tuhaf, tehlikeli heyecan. Sıra Can ve Ezgi'ye geldiğinde hava değişti. Onların imzaları birer fısıltı gibiydi, korkak ama umut dolu. Can’ın eli, Ezgi'nin elinin üzerinde titriyordu ve imzalarını atarken gözleri buluştuğunda, odadaki tüm gerilim bir anlığına yok oldu. Onların dünyasında sadece rahatlama ve birbirlerine duydukları sarsılmaz aşk vardı. Helen bu anı izlerken boğazında bir yumru hissetti; kendi fedakarlığının meyvesi olan bu mutluluk, acı bir tat bırakıyordu. Kardeşinin mutluluğunu kendi geleceğinin külleriyle inşa etmişti. Resmi nikah memuru, prosedür gereği evlilik cüzdanlarını uzattı. Önce Can ve Ezgi'ye. Can, belgeyi sanki kutsal bir emanetmiş gibi aldı. Sonra memur, ikinci cüzdanı Sercan'a uzattı. Sercan aldı ve tek bir bakış atmadan masanın üzerine koydu, sanki bir paket sigara ya da bir araba anahtarı gibi. Helen'e dönmedi bile, ona bir bakış, bir tebrik, hiçbir şey lütfetmedi. Bu kayıtsızlık, Helen'in içindeki öfkeyi yeniden alevlendirdi. Bu adam sadece hayatını çalmamıştı, aynı zamanda onu hiçe sayıyordu. Onu bir varlık olarak, bir birey olarak görmeyi reddediyordu. Bu, kişisel bir hakaretten çok daha fazlasıydı; bu, onun varoluşunun inkarıydı. Nikah memuru ve şahitler odadan ayrıldıktan sonra, geriye sadece dördü kaldı. Can, gözlerinde yaşlarla Helen'e doğru bir adım attı. "Helen ..." diye başladı ama kelimeler boğazında düğümlendi. "Sus," diye kesti Helen, sesi şaşırtıcı derecede sakindi, ama altında çelik gibi bir sertlik vardı. "Sakın bana teşekkür etmeye kalkma. Sadece yaşa. Mutlu ol. Bunu senin için yapmadım, kendim için yaptım. Kardeşimin ölmesine izin veremezdim." Gözlerini Can'dan ayırıp Sercan'a dikti. "Şimdi, sırada ne var Ağa? Zaferini kutlamak için bir kurban daha mı keseceksin?" Sercan'ın dudakları alaycı bir gülümsemeyle kıvrıldı. "Zafer mi? Hayır, Savcı Hanım, bu sadece işlerin yoluna konması. Şimdi sırada bir düğün var. Halkım, Ağa'larının evlendiğini görmeli." Ayağa kalktı ve kapıya yöneldi. "Hazırlanın. Bu gece Mardin, daha önce görmediği bir düğün görecek."
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD