Evin’in damarlarındaki kanın donduğunu hissettiği o an, zamanın akmayı bıraktığı andı. Sırtını yasladığı ağır, ceviz kapı Cihan’ın güçlü elinin altında hafifçe sarsılırken, elinde sıkı sıkıya tuttuğu telefondan hâlâ o boğuk, cızırtılı ses gelmeye devam ediyordu: "Evin? Orada mısın? Kim o gelen, kocan mı? Ses versene..." Evin, sanki o ses kapının arkasındaki Cihan’ın kulaklarına ulaşacakmış gibi devasa bir panikle ekranın üzerindeki kırmızı düğmeye bastı ve telefonu kapattı. Cihazı hızla göğsüne bastırdı, kalbi göğüs kafesini delmek istercesine vuruyordu. Alnından süzülen soğuk ter, merdivenden düştüğü gün açılan ve yeni yeni kabuk bağlayan o ince yaranın üzerine sızdı, canını yaktı. Ama o an fiziksel hiçbir acı, yakalanma korkusunun ruhunda yarattığı o vahşi yırtılmayla aşık atamazdı. "E

