TUT ELİMİ

226 Words
Gökyüzü o akşam, sanki yeryüzündeki o büyük yıkıma eşlik edercesine ağlıyordu. Sokaklar boş, hava buz gibiydi. Sezen Kaya, sırılsıklam olmuş bir halde, kalbindeki o ağır enkazla yürüyordu. Herkesin "asla devrilmez" dediği o büyük aşk, Cihan’ın gidişiyle sanki bir anda yerle bir olmuştu. Adımları ağır, bakışları boştu; çünkü sadece yolunu değil, ruhunun pusulasını da kaybetmişti. Tam o sırada, yağmurun hışırtısını yaran o tanıdık ses yankılandı arkasında. Gelen Cihan Yılmazer’di. Sezen durdu ama dönmedi. Dönse, yüzündeki kırgınlığın onu ele vereceğini biliyordu. Cihan, nefes nefese önüne geçip yolunu kestiğinde, gözlerinde pişmanlığın en koyu hali vardı. "Dur," dedi Cihan, sesi titreyerek, "Gitme, dinle beni!" Sezen’in dudaklarından dökülen "Neyi dinleyeyim?" sorusu, bir sitemden ziyade, paramparça olmuş bir kalbin son çığlığı gibiydi. Cihan’ın "Bana haksızlık ediyorsun," deyişiyle zaman o an sanki buz kesti. İşte tam o saniyede Sezen, aşkın gururdan çok daha büyük bir meydan okuma olduğunu kanıtlayan o cümleyi kurdu: "Madem sana haksızlık ediyorum, o zaman tut elimi ve gidelim buralardan!" Bu hikaye; bitişlerin aslında yeni bir başlangıç olduğunun, en büyük fırtınaların bile iki kalbi birbirinden koparmaya yetmediğinin hikayesi. Sezen ve Cihan için o yağmurlu akşam, devrilen bir aşkın enkazı değil; her şeyi geride bırakıp sadece birbirine sığınan iki insanın yeniden doğuşu oldu. Herkesin vazgeçtiği yerde onlar, ellerini daha sıkı tutarak karanlığın içine doğru, yeni bir hayata adım attılar. Çünkü bazen gitmek değil, her şeye rağmen el ele kalabilmektir gerçek sevda.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD