Bölüm 6

1929 Words
Siyah Volvo jeepin bahçeye girdiğini gören Beren dedesinin yanına koşup sevinçle “Babam geldi.” Dedi. Saçları sık ama bembeyaz olan yaşlı adam gülünce yanaklarındaki çizgiler belirginleşti. “Hadi kapıyı açalım!” Beren dedesinden önce koşup kapıyı açtı. Nejat kızını kendini karşılarken görünce gülümsedi. Onu kucağına alıp öperken “Bir gece de ne çok tatlanmışsın!” dedi. Küçük kız kıkırdayarak babasının kucağından indi. “Hoş geldin Nejat!” diyen yaşlı adam elini uzattı. “Hoş bulduk Hilmi bey!” “Gel içeri, kahvaltı yapmak için seni bekledik!” Nejat içeri girerken saatine baktı. “Sizin için geç kalmış, Emine hanım erken yemeği severdi.” Hilmi bey onun omuzuna birkaç kez vurup “Beklemeyi sevmez ama seni ne çok sever bilirsin!” dedi. Nejat mahcupça gülümsedi. “Selin arayıp kızları almaya geleceğini söyleyince beraber ederiz dedim, Emine hanımda hemen su böreğine girişti. Beklememek ne mümkün!” Nejat’ın cevap vermesine fırsat kalmadan adını duyan kadın “Geldim bile!” deyip onlara doğru ilerledi. Hoş geldin dedikten sonra “Seversin diye peynirli börek yaptım, Selin’de gelseydi keşke!” diyen hafif tombul kadın kızı olmadığı için biraz buruktu. Hilmi bey damadından önce davranıp “Canım, söyledi ya biraz üşütmüş, şimdi buraya gelse hiç toparlayamaz. Yarın işi var.” Deyince Nejat’ın bakışları değişti. Kayınpederi ve kayınvalidesine sabah sabah kızlarıyla kavga ettiğini belli etmemeliydi. Sadece gülümsedi. Henüz uykudan kalkan Ada pijamalarıyla odadan çıktığında anneannesi “Bıdıkta kalktığına göre masaya geçelim.” Dedi. Birlikte keyifle kahvaltılarını ettikten sonra Emine hanım kızları hazırlamak için odaya geçti. Hilmi bey yalnız kalmalarını fırsat bilerek “Biraz temiz hava alalım mı Nejat? Eve tıkılıp kaldık!” dedi. Ne konuşacağını çok iyi bilen genç adam olur deyip ayağa kalktı. Evin arka bahçesinden uzayan patika yolda yürümeye başladılar. Tüm yeşillikler kurumaya, sararmaya yüz tutmuş yeşil birkaç çam ve ladin ağacı kalmıştı. Bakımlı çalı ağaçların yanından geçerken Hilmi bey durup damadına baktı. “Her şey yolunda mı Nejat?” Geldiğinden beri onda tuhaflık hisseden kayınpederi geçmiş sıkıntıların hortlamasından endişe duyuyor, en kısa yoldan çözüm bulmaya çalışıyordu. Nejat elleri cebinde başını seyrettiği ağaçlardan çekip Hilmi beye baktı. “Ufak tefek sıkıntılar olsa da yolunda, hatta sizin fikrinizi de alsam daha iyi.” Deyip ona şirkette olanları anlattı. Hilmi beyin merak ettiği iş değildi, Nejat ne yapar eder bir yolunu bulurdu, yine de damadını ilgiyle dinledi. Yeni uzamaya başlayan sakalını kaşıdı. “Bir çözüm yolu var ama sana söyleyip işini kolaylaştırmayacağım!” Nejat’ın kaşları gergince havalandı. Hilmi bey tebessüm edip onun koluna hafifçe vurarak yürümeye devam etti. “İşleri çok iyi idare ediyorsun, senin altından kalkamayacağını düşünseydim şirketlerin hepsini satardım biliyorsun! Nihat’ın önem verdiği detayı kendin bulman ve kendince halletmen gerekir, onu kazanırsan seni mezarda bile yalnız bırakmayacak bir dosta sahipsin demektir!” Sebebini anlayan Nejat o detayı bulmak için düşünürken yaşlı adam “Benim merak ettiğim, Selin’le aranın nasıl olduğuydu. Emine hanıma söylemedim ama sesi iyi gelmiyordu.” Dedi. Yeniden adımlarını durdurup “İyisiniz değil mi?” diye gözlerinin içine emin olmak istercesine bakıp sordu. Donuk mavi bakışları keskinleşen Nejat sabah olanları hatırlamanın tatsızlığına büründü. Beşinci bardaktan sonra sızarak koltukta uyuya kalmıştı. Sızmasa da Selin’in yanına gitmeyi düşünmemişti. Ağzının ve tüm bedeninin kuruduğunu hissederek gözlerini araladığında hemen yanında duran koltukta karısını gördü. Uyanmasını beklediği açıktı, sorgulayıcı bakışlarıyla kendine baktığını görünce birkaç saniye göz göze kaldılar. Sonrasında Nejat bıkkınlıkla gözlerini kapattı. Ağırca doğrulup başını ellerinin arasına aldı, düşmeden yürüyebileceğini anladığında kalkıp mutfağa ilerledi. Dolaptan su alıp ince uzun bardağa koyduğunda Selin’de yanına geldi. “Neden yanımda yatmadın?” Adam tartışmak istemeyerek dün gece hiçbir şey olmamış gibi olağanlıkla “Uyuya kalmışım.” Diye cevapladı. Selin onun yüzünü izlerken Nejat sadece bardağa bakıyordu. Gözleri dolarak, biraz da sesi çatallaşarak “Beni artık sevmiyor musun?” diye sordu. Alıngan bir hali vardı. Nejat duyduğuyla içinden gelmeyen histerik kahkahasına engel olamadı, Selin’in açık kahve gözlerinin içine baktı. Biraz ukala tavırla “Bu soruları benim sana sormam gerekirdi! Hatırlatarak canını sıkmak istemem ama beni istemeyen, reddeden sensin!” dedi suçlayıcı bakışlarla. Bedeninin narinliği gibi kırılgan olan kadın, hızla kocasını yalanlayarak “Hayır, istiyorum!” dedi. Nejat tamamen ona dönüp bir adım atarak aralarında hiç boşluk bırakmadı. Kelimelerle savaşa girmek yerine sonucu, ona bildiği halde ispatlamak için keskince bakarak “Öp beni!” dedi. Selin bunu beklemeyerek gözlerini kaçırdı, Nejat yineledi. Onu tezgahla arasına sıkıştırıp dudaklarına yaklaştı. “Öp beni!” dedi bir öncekinden daha yumuşak bir sesle. Bedenleri ve dudakları arasında hiç boşluk kalmazken Selin değil yine Nejat ona yaklaşıyordu. Dudakları dudaklarına değince kadın ince dudaklarını araladı. Nejat beklentisiz usul ve yavaş onu öperken karısının ona katılmasını, en ufak arzulu temas göstermesini bekliyordu. Selin ise gözleri sımsıkı kapalı onu kendinden uzaklaştırmamaya çalışıyordu. Bu kalmaması gereken bir sınavdı. Hala kendine karşılık vermeyen karısına bakan Nejat dudaklarını çekti. Onun istemediğini bilse de duygusuzluğuna tahammül edemeyerek kızgınlıkla belinden tutup “Kaskatısın! Beni itmemek, Nejat dur dememek için kendini öyle sıkıyorsun ki gözünden akan yaşın farkında değilsin!” deyip diğer eliyle yanağında yol almış ıslaklığı sildi. Ne yaparsa yapsın boşunaydı. Dün geceden sonra olmayacağını bir kez daha anlamıştı. Adam ellerini bırakıp ondan çekileceğinde Selin Nejat’ın yüzünü avuçlayıp onu öptü. Kendini zorlayarak dudakları arasından dilini kaydırdı. Ne zevk ne de duygu içeren bir öpüş değildi. Nejat bunu bildiğinden onu kendinden uzaklaştırdı. İstediği bu değildi, Selin’in değiştirmesi, aşması gereken kısım başkaydı. “Uğraşma, ikimizde istemediğini çok iyi biliyoruz Selin!” Kadın onun dediklerini haklı çıkarırcasına ağlamaya başladı. İçindekileri tutamıyordu. “Deniyorum!” Hıçkırıklarının arasında “Eskisi gibi olmak için her şeyimi verirdim ama bana öyle bakıp durma! Canımı yakıyorsun!” dedi. Nejat onun sözlerine sinirlenerek “Kafanda kurdukların kalbine öyle işlemiş ki hala ne beni aklayabiliyor ne de bırakabiliyorsun! İyi olman için her şeyi yaptım, hala yapıyorum!” dedi. Şakağına dudaklarını değdirip onu koklarken “Seni hala çok seviyor ve istiyor olmama rağmen asıl senin beni istemeyişin canımı yakıyor!” dedi. Başını geri çekip gözlerine baktı. “Nasıl hissettiğimi anlamıyorsun! Tükeniyorum Selin! Bizi tüketiyorsun!” Nejat anlamasını istiyordu. “Sen hataların yasını tutmaya devam ettiğin, unutmadığın sürece tamamen bitmeye mahkumuz!” “Öyle söyleme! Seni seviyorum!” Yalvarır gibi çıkan sesi Nejat’ın içini parçaladı. Bunu biliyordu ancak karısının soğukluğu, mesafeleri inanmasına engel oluyordu. “Dün gece bana geldiğinde, her ne kılıkta olursan ol, benden mutlusu yoktu! Çünkü bana gelmiştin!” Mutluluğunun ona bağlı olduğunu belirtircesine “Sen başlattın, sen bitirdin! Sakın beni suçlama!” dedi. Nejat arkasını dönüp gideceğinde “Kendimizden daha çok düşünmemiz gereken kızlarımız var Nejat!” dedi. Adam onun tehdidiyle durup baktı. Öfkeyle dönüp boğazının derinliklerinden gelen sert sesle “Kızları bir koz ya da araç olarak göreyim deme Selin! Sakın!” diyerek onu uyardı. Mavi bakışlarını korkunç alevler sardı. Selin karşısında titriyordu. Nejat onun korktuğunu fark ettiğinde kendine kızsa da kızları duyunca kendini kaybetti. Onlar için yapamayacağı hiçbir şey yoktu. Bununla tehdit edilemezdi. Sakinleşmek ister gibi elleriyle yüzünü sıvazladı. Hala kendinden korkarak bakan kadına “Ne kadar kaçsan da terapilere devam etmen lazım! İstemesen de bu kez yanında bende olacağım!” dedi. Selin’de onay ya da cevap beklemeden arkasına dönüp merdivenleri çıktı. Geride gözü yaşlı kocasının kendisini bırakmasından korkan bir kadın bıraktı. Hilmi beye cevap olarak ne diyeceğini çok düşünmedi Nejat, tek cümlesi vardı. “Terapilere yeniden başlamasını istedim, Selin ise” deyip durdu. Sesli bir nefes alıp can sıkıntısıyla “Ne dediğini biliyorsunuz!” diyerek farklı bir durum olmadığını ima etti. Canı sıkılan yaşlı adam “Bir müddet sizde kalalım ister misin Nejat? Belki onu biz ikna ederiz!” diye çözüm bulmak istediğinde başını sağa sola salladı. “Sizin yakın olmanız ona baskı altında gibi hissettiriyor, Emine hanımı biliyorsunuz!” Hilmi bey onu onayladı. Daha önce denemişlerdi ki Selin iyice inada bindiriyor, kendini kapatıyordu. “Selin bizim, benim canım! Sen ise candan öte oldun Nejat! İlk başlarda endişe duysam da kızımla evlendiğin için gerçekten mutluluk duydum, bir an bile gözüm arkada kalmadı!” Ağır büyük adımlarla tepeye doğru çıkarken “O talihsizlik olmasaydı, daima mutlu kalmaya devam ederdiniz ama işte! Selin bir türlü aşamadı! Pürüzlerde can sıkıcı olabiliyor!” diyerek düşüncelerini içtenlikle aktardı. Damadının çabasını takdir ediyor bir yandan da onun caymaması için gönlünü hoş tutmaya çalışıyordu. Nejat cevap vermedi, Hilmi beyin gerçek düşünceleri olması bir yana adama kızını şikayet etmek istemiyordu. Sustu ve ihtiyar adamın adımlarına ayak uydurdu. Şehrin en kalabalık yerinde, hiç gezmediğin semtlerde ayak izini aradım. Gözlerin değdi mi diye paspal adamların gözlerine, rüzgarın uçurmaya başladığı küçük çocukların saçlarına baktım. Her zerrede seni bulmaya çalışmak zordu. Tepkilerini merak ettim. Gülümseyerek mi izledin, hiç şaşırdın mı mesela? Bir uzvu eksik dilencileri görünce ne hissettin? Acıdın mı? Tiksindin mi? Mermer avludaki güvercinlere yem attın mı? Yoksa taklalarını izleyerek öylesine geçtin mi yanlarından? Vapur sırası bekleyen insanlara karıştın mı? Hiç bilmediğin bu şehir sana ne hissettirdi? Sana bir adım atacakken kalabalığın arasına süzülerek karıştın gittin. Seni gördüğüm an kaybettim. Dudakların aralanıp sesini duyamadım. Cılız bedenine nasıl renk verecekti sesin? Benim aklıma nasıl işleyecek, hafızamda yer edecekti? Gözlerin bana değince dikkatle inceleyecek miydi? Bir yabancıya bakar gibi hemen çevirecek miydin bakışlarını? Peki akşam? Sana yabancı olan bu şehirden kaçmak için odana mı kapanacaktın? Yoksa cesurca o geceyi karşılayacak mıydın? Kahkahayla kısılan bakışların, genişçe yayılan dudakların, Adımı öğrendiğindeki yüz şeklin, gece uyumadan önce boş tavanla bakışırken hayalim olsun isterdim! Yeşil gözlerinle hayat bula- Büyükçe bir kamyonun bahçe kapısının önünde durmasıyla ‘bugüne sığdırdığım düşler’ defterini kapattı Selin! Bahçe salıncağından gördüğü kadarıyla birileri gelmişti. Kimseyi beklemiyorlardı. Ne olduğunu öğrenmek için merdivenlere yöneldi. Fırat’ın adamlarla bir şey konuştuğunu görünce onlara geldiğini anladı. Gideceği sırada “Selin!” diye seslenen Fırat’la adımlarını durdurdu. Adam biraz heyecanla gülümseyerek kendine geldi. “Seni gördüğüm çok iyi oldu, bir iyilik isteyebilir miyim?” diye sorunca Selin aslında kabul etmek istemedi, sabah gördüklerinden sonra komşularıyla pek haşır neşir olamayacağını düşünüyordu. Hatrı sayılır bir sınır çizmeli, mesafe koymalıydı. Ancak merak etti. Fırat’ın heyecanı, isteğinin ne olduğu konusunda dizginlenemez bir merak oluşturmuştu. Çok düşünmeden “Tabii.” diyerek duymayı bekledi. “Leyla’nın atölyesi için küçük bir sürpriz hazırlamıştım ama Leyla’nın bugün evden çıkmayacağı tuttu, her zaman evde olamıyorum, başka zamanım da yok. Sakıncası yoksa onu yürüyüşe davet eder misin?” Nejat kızları almaya gitmişti, akşamdan önce dönmeyeceğini bildiğinden, tek başına durmaktan sıkılmasa da değişiklik olabileceğini düşündü, hem şu dakikadan sonra adamı geri çevirmek pek hoş olmazdı. “Olur.” Dedi. “Size kaç saat lazım?” Fırat sevinerek “2 saat yeterli olur.” Dedi. Selin üzerini değiştirip Leyla’nın kapısını çaldı. Sıcak bir gülümsemeyle komşusunu ikna ettikten sonra sitenin korusuna doğru yol aldılar. Ağaçların arasında, toprak yolda ilerleyen iki kadın bir müddet sessizdi. Leyla derin bir nefes alıp “Nereden aklına geldi bilmiyorum ama yürüyüş iyi geldi.” Deyince Selin “İnsan bazen değişiklik istiyor!” diye yanıtladı. “Kesinlikle, buna çok ihtiyacım vardı.” Sesindeki hüznü fark eden Selin başını çevirip Leyla’ya baktı. “Neden?” Normal ses tonuyla “Fırat bazen fazla ilgi gösterip bunaltabiliyor! Genelde bensiz bir şeyler yapmayı sevmez!” dedi. “Sen yalnızlığı mı seviyorsun?” “Sayılır, bazen kendi kabuğuma çekilip kendimi dinlemek huzur veriyor! Ya sen?” Selin başını eğip “Yalnız kalmak pek tercihim değildir.” Dedi. Çünkü o zaman zihnindeki sesler çoğalıyor, yaşadığı kötü anıları tekrar ve tekrar hatırlıyordu. Düşünürken ağlamadığı hiç olmamıştı. Leyla bir şey söylemeyince “Genelde kadınlar eşlerinin ilgisizliğinden yakınırlar, sende durumlar tam tersi.” Dediğinde Leyla “Yedi yılda bir kez bile ihmal etmişliği yoktur. Yakın birkaç arkadaşıyla gündüz öğle arasında görüşür, akşama iş bırakmaz, dışarıdaki toplantılara mutlaka beraber katılırız!” deyip derin nefes aldı. “Anlayacağın ayrı kaldığımız anlar yalnızca iş saatleri.” Selin onun anlatışından altında başka şeyler yattığını hissetti. Devamını sormak eşelemek isterken tam tersi “İhmalkar olmayan bir erkek, düşünceli. Çok şanslısın!” dedi. Leyla dudaklarının arasından “Keşke başka konularda da ihmal etmese!” dedi ve Selin “Ne konuda?” diye sordu.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD