Leyla siyah kapağı kaldırdığında asla içinden maske çıkmasını beklemiyordu. İki tane biri dümdüz siyah diğeri ise beyaz siyah taşlarla süslenmiş kelebek kanatlarını andıran biçimde göz alıcıydı.
Taşlı olanı eline alıp incelemek istedi. Çok güzel görünüyordu. Ama ondan önce Fırat’a baktı. Kocası hala aynı duruyordu, en ufak duygu değişimi yoktu. Dik bakışlarını Leyla’nın gözlerinde gezdirirken “Gideceğimiz yerde kim olduğumuzu asla açıklamayacağız, belli etmeyeceğiz!” dedi.
Leyla anlamayıp şüpheye düşerek “Neden? Nasıl bir yere gidiyoruz ki böyle olmak zorunda?” diye sordu.
“Mecburiyetimiz var Leyla! Ne düşünüyorsun bilmiyorum ama korkmana gerek yok! Rahat ol!”
Leyla daha da meraklanarak ve kocasının söylediklerini rahatlatıcı bulmayıp endişeye bulanırken “Şu sözlerden sonra nasıl rahat olmamı bekliyorsun, şaşıyorum! Fırat, neler oluyor?” diye ciddiyetle sordu.
Karısının yüzünü avuçlarının arasına alıp yüzüne yaklaştırdı. Yumuşak ses tonuyla onu etkilemek ve korkmasına engel olmak için rahatça “Çok eğleneceğiz! Şimdiye kadar olanlardan daha farklı olsa da senin eğleneceğini düşünüyorum! Heyecanlı olman çok iyi! Beklediğinin üstünde olacak!” deyip dudağına yine bir öpücük bıraktı.
Leyla’nın bir yanı rahatlasa da bir yanı asla susmuyordu. Fırat sözlerinden emin bakışlarıyla karısını süzüp “Göz alıcı görünüyorsun! Şimdi rujunu tazele, beş dakikaya varmış olacağız!” deyip yeniden onu öptü. Koltuğuna yerleşirken şoföre daha hızlı olması için talimat verdi.
“Sen daha önce gittin mi? Nasıl bir yer, en azından bunları söyle.”
Leyla’ya dönüp bakınca onu çok ikna edemediğini fark etti.
Elini tutup “Gitmedim!” dedikten sonra önüne döndü. “Çok metih edilen bir yer, birkaç kişiden duydum.”
Maskeler, gizlilik Leyla’ya farklı şeyler çağrıştırmaya başlamışken başının hafiften döndüğünü hissetti. Fırat’ın daha konuşmadığını fark ettiğinde ise çantasından kırmızı, kadifemsi rujunu çıkarıp yeniledi. Yine başı dönünce eliyle kafasını tuttu.
Kocası “İyi misin?” diye sorunca “Hafif başım dönüyor.” Diye yanıtladı.
“Temiz hava alınca geçer.” Dedi o sırada arabada durdu.
Fırat taşlı maskeyi aldı. “Gel, takayım.”
Önce Leyla’nınkini sonra kendininkini taktı. Şoföre kapıyı açmasını söyleyip arabadan indi.
Leyla dışarı çıkınca ilk işi gözlerini kapatıp derin nefes almak oldu. Şoför ona yardımcı olurken Fırat geldiğinde karısının elini tuttu.
“İstersen bana dayanabilirsin.”
Zorlukla gözlerini açan Leyla paltosuna rağmen esen rüzgarla titredi. Her yer kapkaraydı. Bir tane ışık bile yoktu. Nereye gelmişlerdi onu bile anlamıyordu. Gözleri biraz alışınca uzun ağaçların olduğunu fark etti. Kocasının yönlendirmesiyle adımlarken gökyüzünde ay ve yıldızlara başını kaldırıp baktı. Eğince yine başı döndü ve bu kez düşecekken Fırat onu kucakladı.
“Bana yaslan.”
Kocasına dayanarak birkaç adım attıktan sonra malikane kapısı gibi çift kanatlı demirden kapının önüne geldiler. Kimse görünmemesine rağmen ağırca açılan kanatlarla heyecan ve korkuyla bakarak nefes aldı. Yolun sağ tarafına dizilmiş onu geçik golf arabasına benzer açık küçük arabalar duruyordu. Hepsi aynı, kuzgun gibi siyah ve aynı onun gibi kanatları vardı. Diğer yerleri tüylerle kaplı gibi görünüyordu.
Binmeleri için hemen biri önüne geldiğinde Leyla başı hala dönmesine rağmen güldü. “Ne yani, uçacak mıyız?” diye alayla sordu.
Fırat gülümseyerek “İstersen o da olur.” Dedi. Arabaya binip karısını yanına çekti. Pencereleri film kaplı malikaneden ne ses geliyor ne de içeride birilerinin olduğu belli oluyordu. Leyla’nın bakışları kararırken Fırat duran arabadan inip karısının da inmesini bekledi.
Leyla buna cesaret edemeyeceğinde “Hadi, zaten yol uzun sürdü. Geç kaldık.” Diyerek onu teşvik etmek istedi. Ve burada olanların normal olacağını hissettirmeye çalıştı.
Leyla indikten sonra Fırat onu yine kendine dayayıp kapıyı birkaç kez tıklattı. Kapı beş saniyenin sonunda açılırken içeriden yükselen basların sesi Leyla’nın kulağına doldu.
Fırat onun incelemesine, irdelemesine fırsat vermeden içeri adeta iterken davranışları seri ve yumuşaktı.
Kapı onlar girer girmez kapanmıştı...
&&&&&
Çatal kaşık şıngırtılarının eşliğinde ana yemek servisine son veren Leyla yerine geçince Fırat’ın babası Sami bey “Şu balığı senin elinden yemek için kaç gündür sayıklıyorum!” dedi iştahla keserken.
Karısı Nazan gelinine bakıp “Tamda dediği gibi Leyla’cığım! Mevsimi geldi, ne diye yapmıyor diye günlerdir sızlanıyor.” Dedi gülerek.
Neşeli görünen Leyla “Taşınmadan sonra yeni düzene ayak uydurayım derken bu zamana kaldı. Afiyet olsun!” diye yanıtladı.
“Yemekte şahane ama evinizi çok beğendim.” Diyen kız kardeşi Nil’e bakan Fırat “Leyla’yı zor ikna etmiş olsam da sonuçtan bende memnun kaldım.” Dedi. Leyla cevap vermedi.
Sami bey tabağının yarısını çoktan bitirirken tadını çıkarmak için ağırdan almaya karar verdi.
Gelini ve oğluna bakıp “Yeni ev iyidir, yenilikler tazeler, güzellik katar.” Dedi. Hepsi ona katılırken yaşlı adam “Evi yenilediğinize göre evliliği yenilemek için çocuk fikrini de düşünmeye başlarsınız artık!” deyince Fırat çok hoşlanmayarak “Baba!” dedi uyarırcasına.
Leyla ise ciddiyetle onlara bakıp “Siz Fırat’a bakmayın,” dedi tebessüm edip “Yakında bununla ilgili güzel bir haber alırız diye düşünüyorum!” deyince lokmasını ağzına götürmek üzere olan Fırat durdu.
Diğerleri duyduklarıyla neşelenip Leyla’ya bir şeyler söylerken kadın adamın elini tutup onun gözlerine baktı.
Fırat “Rakı!” dedi. “Dolapta olacaktı. Leyla yardım et, getirelim, balığın yanında iyi gider!”
“Bu haberin üstüne içilir.”
Mutfağa geçtiklerinde Fırat biraz öfkeli “Seninle bunu konuşmadık, neden onları heveslendiriyorsun?” diye hesap sorarken Leyla bardakları tepsiye koyup “Çünkü geçenlerde bunun olması için her şey sağlandı.” Dedi.
Fırat anlamayarak “Ne?” diye sorarken Leyla tepsiyi alıp kocasının kulağına “Korunmadık hem de tüm gece boyu!” deyince adamın bakışları küçüldü.
“Ben geçiyorum rakıyı al gel!”
Leyla sözlerinden sonra masaya geçerken henüz kocası gelmemişti. Ona emin konuşurken o gece yeniden aklına geldi.
Hızlı ritimlerin sonunda adam doruğa ulaşıp kendini kadına akıtırken göğüslerine kapanmış nefesini tutmuş onun ince belini sıkıyordu.
Sonunda kendine geldiğinde titreyen bacaklarına rağmen ayağa kalktı, kadını da kaldırdı. Erkekliği tam sönmemişti, isteği ve arzusu da.
İnce belinden onu kavrayıp dudaklarına yaklaştı siyah maskesi ve siyah bakışları kadının dudağında gezinirken “Bu geceyi asla unutmayacaksın!” dedi.
Kadın haz deryasından çıkıp duyduğu sesi zihninde ayrıştırırken ona hiçbir yer bulamadı. Gözleri korkuyla koyulaşıp “Sen Fırat değilsin!” deyince adam onu arkasındaki yatağa itti.
"Saçmalama Leyla, benim!"
"Hayır değilsin!" deyip korkudan küçülmüş gözleriyle etrafa baktı odayı inceledi.
"Burası neresi?"
Birden zihninde bir şeyler uyanmaya başladı aynı anda hem aydınlanıyor hem kararıyordu. Belirsizlik onun aklını yordu, oracıkta bayıldı.