“hah, yakaladım seni! Sen miydin benim kafama vuran?”
“Tamam Eda, Resul abini bırak, saygısızlık yapma. O senin büyüğün.”
“Ama anne, o bana vurdu önce!”
“Ama oğlum, yok… o hem hocan hem abin sayılır.”
“Ohh, ne oldu çingene güzeli, ne oldu?”
“Yaa anne, bir şey desene!”
“Resul, sende yerinde dur oğlum, çocukla çocuk olma.”
Nebahat abla bana çocuk diyebilir ama ‘çocukla çocuk olma’ ne ya… offff
“Hadi sen geç içeri kızım, ben misafirleri yolcu edip geliyorum.”
“Eda.”
“Efendim hocam?”
“Aklın yerine geldi mi? 😂😂”
“Yaa, anneeee! 😡 Bir şey de ya!”
“Hadi Eda… Siz benim kızın kusuruna bakmayın, biraz dengesiz.”
“Asıl siz benim oğlumun kusuruna bakmayın, aklı yerinde olmayan bir kızla uğraşılmayacağını daha öğrenememişsiniz.”
“Estağfurullah.”
“Hadi biz gidelim, yine her şey için teşekkürler Handan Hanım.”
“A ne demek, her zaman bekleriz.”
“Bir gün de biz sizi bekleriz.”
“Olur, bakarız geliriz inşallah.”
“Hayırlı akşamlar tekrardan.”
“Siz de.”
Resul’un iç sesi:
Eyvah, annem şimdi benim ağzımdan girip burnumdan çıkacak… Hazırlıklı ol Resul.
“Ah ne oğlum, o kızın ne halde olduğunu biliyorsun, neden böyle yapıyorsun?”
“Anne, belki kafasına darbe alırsa aklı yerine gelir, dedim.”
“Ah ah oğlum, sen hiç akıllanmayacaksın değil mi?”
“I-ıı… öyle bir düşüncem yok, matmazel.”
“Gel buraya, eşek spası!”
“Ya anne, Eda orda, sen burda, benim canım tatlı, ne istiyorsunuz benden?”
“Akıllanmanı.”
“E zaten akıllıyım, akıllı olmasam hoca olmam bir kere.”
ERTESİ SABAH
“Anne, benim gömleğim nerede?”
“E oğlum, en son nereye bıraktıysan ordadır.”
“Ya anne, en yakın arkadaşımın düğününe geç kalacağım, hadi ama!”
“E oğlum, bıraktın ya ütü masasına, ben de ütüledim, oraya bıraktım.”
“Tamam, tamam, buldum.”
Bugün Erdem’in düğünü vardı; benim üniversitede birlikte okuduğum arkadaşım, üniversitede tanıştığı kızla bayağıdır konuşuyorlardı, bugünde düğünleri var.
EDA’NIN SABAHI
“Anne, elbisem nerede?”
“Kızım, dolabına koydum.”
“Burda anne, tamam.”
Üstüme lacivert bir elbise, lacivert bir de şal taktım. Pek makyaj sevemem ama kuzenimin düğünü olunca ayrı bir süslenesim geldi.
“Hazırım ben, anne. Çıkalım mı?”
“Tamam, hadi.”
Ben Azra’nın sadıcıydım, ondan dolayı ben onlarla gidiyordum. Düğün salonuna varır varmaz gelin odasına çıktık. Tam oturacakken birden kapı çaldı.
“Girin.”
“Ortak, geç kalmadım değil mi?”
“Hayır, ortak.”
EDA’NIN İÇ SESİ:
Hayda, ben mi yanlış görüyorum yoksa Resul hocam mı o? Nereden çıktı şimdi bu?
RESUL’UN İÇ SESİ:
Hayda, bunun ne işi var burada…
“Hayır olsun Eda, senin ne işin var burada?”
“Ne mi işim var? Bu benim kuzenimin düğünü, tabii ki ben de olacağım. Asıl senin ne işin var burada?”
“E, erkek tarafındayım, ben de olmalıyım.”
“Nasıl yani?”
“Evet, baldız benim sadıcım.”
Eda’nın iç sesi:
Hayda… Oldu mu bu şimdi? Ben beladan kurtulmaya çalışıyorum, bela beni buluyor. Neyse… Eda, sakın ola, hem saygılı ol hem de sakin kal.
“E, o zaman hoş geldiniz diyelim,” dedi Eda zoraki bir gülümsemeyle.
“Edacım, sen bu beyfendiyi tanıyor musun?”
“Evet, Azra. Bizim okulda din kültürü öğretmeni.”
“Hmm, anladım.”
Sunucu mikrofonu alarak:
“Sayın misafirlerimiz, karşınızda gelin ve damadımız!”
(Alkışlar eşliğinde gelin ve damat salona girer. Müzik: İrem Derici – “Kalbimin Tek Sahibine” çalıyor.)
“Oğlum, burada oturacak mısın yoksa dans edecek misin?”
“Mesela kimle dans edeyim anne? Burada dengime göre biri yok ki.”
“Bak, surda arka masada Handan Hanım var, yanında Eda da var. Kızını dansa kaldır.”
“Anne, saçmalama. O benim öğrencim, yanlış anlaşılır.”
“Ne yanlış anlaşılacak oğlum? Zaten kardeşin gibi gözüküyor. Ne olacak?”
“Peki anne, seni kırmayacağım ama bu son, tamam mı?”
“Tamam, tamam. Hadi git.”
Resul’ün iç sesi:
Ya anne, nereden çıkarıyorsun bunu, anlamıyorum ki… off…
“Handan Hanım, izniniz var mı?”
“Neye oğlum?”
“Şey… Eda ile dans etmemize.”
“Tabii oğlum, buyur.”
“Anne, bana sordun mu?”
“Ne olacak kızım, bir kereden bir şey olmaz.”
“Peki anne.”
Resul elini uzattı, Eda da hafifçe gülümseyerek o eli tuttu.
“E, hanım efendi, aklınız yerine geldi mi o günden sonra?”
“Yok, pek değil… Ama sizin gelmediğiniz belli oluyor.”
(Eda bile bile Resul’ün ayağına bastı.)
“AA, Eda! Biraz yavaş mı olsan Allah aşkına, ayağımı deldin!”
“E, sen kaldırdın, kaldırmasaydın.”
“Gençler, biraz sakin olabilir misiniz?”
“O kadar sesimiz mi çıkıyor Azra?”
(Şaşkın bir şekilde sorar.)
“Evet, sanki evli bir çift kavga ediyormuş gibi.”
Resul, Eda’ya bakarak gülerek:
“Ay, ne hayır! Biz çift değiliz.”
(İkisi birbirini hafifçe iterek ayrılır.)
“Evet, şimdi çiftimizi masaya davet edelim,” dedi sunucu.
“Siz, Azra Çetin, Engin Baybars ile evlenmeyi kabul ediyor musunuz?”
“Eveeeet!”
“Peki ya siz, Engin Baybars, Azra Çetin’i karınız olarak kabul ediyor musunuz?”
“Evet! Ömrümün sonuna kadar onu koruyup kollayacağıma ve seveceğime dair evet.”
“Peki ya siz, Eda Koç, şahit misiniz?”
Eda’nın aklı:
Siz… Eda Koç… Resul Çağdaş’ı kocam olarak mı kabul ediyorsunuz?
“Hayır, hayır, olmaz! Ben istemiyorum!”
“Hanım efendi, iyisiniz değil mi?”
“Ney, neredeyim, ne oldu?”
“Size sorduk Azra Hanım ile Engin neye şahitlik ediyormuş?”
“He, evet, ediyorum.”
Resul eğildi:
“Peki ya sen, neden hayır dedin?”
“Şey… ben mi… boş ver.”
“Hadi ama!”
“Hayır hocam.”
“Öyle mi?”
“Evet, öyle.”
“Görücez 😏”