1.BÖLÜM YENİ BAŞLANGIÇ 🌼

1143 Words
Sabahın ışığı Eda'nın gözlerini kamaştırıyordu. Tam o sırada annesi kapıyı çalmadan içeri girdi. Eda kaşlarını çatarak, “Anne, neden kapıyı çalmadan giriyorsun? Belki üstümü giyiniyorum,” dedi. Annesi gülümseyerek cevap verdi: “Sen benim kızım değil misin? Ben senin her işini gördüm, ne olacak görsem sanki hiç görmediğim şey.” Eda derin bir nefes aldı. “Tamam anne… Ne için gelmiştin?” “Baban sensiz kahvaltı yapmıyor, biliyorsun. Masada seni bekliyor,” dedi annesi. “Tamam, iki dakika içinde geliyorum,” diyerek elini ve yüzünü yıkadı. Bordo elbisesini giydi, siyah şalını taktı ve çantasını kaptıktan sonra aşağıya indi. Alt katta babası Salih Bey, sabırsız bir şekilde masada oturuyordu. Eda’nın gelişiyle yüzü aydınlandı. “Duyduğuma göre biri bensiz kahvaltı yapamıyor, ha?” Eda gülerek, “Evet babacığım, sensiz boğazımdan bir lokma bile geçmiyor mu?” dedi. Babası hafifçe omuzlarını silkerek, “Tamam kızım, bir daha olmaz. Ama biliyorsun beni…” “Biliyorum babacığım,” diyerek babasının boynuna sarıldı ve onu kocaman öptü. Salih Bey düzenli olarak ilaçlarını alıyordu; çünkü sağlığına dikkat etmeliydi. Kızı küçükken bahçede oyun oynarken, yolda dengesini kaybeden bir aracın Eda'nın üzerine doğru geldiğini görünce, Eda'yı kurtarmak için atlamış ve iki ayağını kaybetmişti. Bu yüzden tekerlekli sandalyede zamanını geçiriyordu. “Ben şimdi okula gitmem gerek, baba. Sonra evde görüşürüz,” dedi Eda. “Görüşürüz kızım. Allah zihin açıklığı versin,” dedi babası, gözlerinde hem gurur hem endişe vardı. Tam kapıyı açtı ki en yakın arkadaşı Pınar karşısında belirdi. “Ben de tam senin yanına geliyordum, Eda!” “Hadi gidelim artık, geç kalacağız,” dedi Eda. İkisi birlikte okula doğru yürümeye başladılar. Arkalarından Çınar bağırdı: “Kızlaaaaar!” İki kız birden bağırdı: “Ya salak mısın Çınar? Korkuttun bizi!” Çınar ellerini kaldırarak özür diledi: “Özür dilerim kızlar, amacım sizi korkutmak değildi. Bensiz gidiyorsunuz, ben de sizi yakalayım dedim. Kötü mü ettim?” “Ya iyi ettin, ama böyle korkutarak değil!” Pınar gülerek yanıtladı. Okula yaklaştıklarında birden müdürün kapıda nöbet tuttuğunu fark ettiler. Pınar ikisine bakıp coşkuyla: “Bayanlar ve baylar, karşınızda karşılama törenimiz! Wohooo!” dedi ve alkışladı. Müdür, öğrencilerin üniformalarını giymiş olup olmadıklarını kontrol ediyordu. “Bugün üniformaları kontrol ediyorum. Diğer öğretmenlere bırakmak istemedim. Çınar, gel bakalım, okul üniformanı giymiş misin?” Çınar gururla cevapladı: “Evet hocam, sizden korktuğumuz için normal gelemiyoruz, o yüzden giydim. Bakın.” “Peki ya sen Pınar, üniformanı giydin mi?” “Evet hocam, ben de giydim,” dedi Pınar. Sıra Eda’ya gelmişti. Bu ilçeye yeni taşındığı için henüz üniformasını alamamıştı ve biraz korkarak adım attı. “Kızım, üniforman nerede?” diye sordu müdür. “Şey hocam, buraya taşınalı iki gün oldu ve henüz alamadım. Zamanım olmadı,” dedi Eda, utangaç bir şekilde başını eğerek. Müdür başını sallayarak, “Peki, bugünlük affediyorum. Ama yarın ilk işin, üniformanı giymek. Yoksa seni okula alamam,” dedi. “Tamam hocam,” diye cevapladı Eda. Çınar, Pınar ve Eda birlikte okula girdiler ve sınıflarına çıktılar. Allah’tan üçü de aynı sınıftaydı. Ancak sınıfa girdiklerinde hoca derse başlamıştı. “Geç kaldığımız için özür dileriz hocam. Müdür kapının önünde yakaladı ve üniforma kontrolü yaptı,” dedi Eda. “Sorun değil çocuklar, hadi sıranıza geçin,” dedi hoca. “Ben nereye oturacağım? Ben yeni geldim, sınıfı bilmiyorum,” diye sordu Eda. “O zaman önce kendini tanıt, sonra oturmak istediğin yere geçebilirsin,” dedi hoca. “Ben Eda Koç. 16 yaşındayım, aslen Ankaralıyım ama İstanbul’a geldim… babamın tedavisi için,” dedi Eda, hafifçe gülümseyerek. “Peki Eda, nereye geçmek istiyorsan geçebilirsin,” dedi hoca. Eda ortalardaki bir kızın yanına oturdu, ama tanışmak için hâlâ biraz utangaçtı. Derse başladılar. Bugün matematik dersi vardı ve öğrenciler, dersin bitip teneffüse çıkmayı sabırsızlıkla bekliyordu; her öğrenci bunu çok iyi biliyordu. Zil çalmıştı ve bütün sınıf aşağı inerek kantinden yemek almaya gitti. Bu sırada yerinde duramayan Atakan yine iş başındaydı. “Atarım ya… iddiaya giriyorum, şu yeni gelen kızı tavlayacağım. İster inan, ister inanma,” dedi kendi kendine, yüzünde kurnaz bir gülümseme. “Oğlum, o kız sana bakarsa adımı değiştiririm,” diye mırıldandı yanındaki arkadaşına. Atakan yürüyerek Eda’nın yanına yaklaşmaya karar verdi ve planını uygulamaya koyuldu. Eda’nın arkasına geçip hafifçe seslendi: “Şey… merhaba, ben bir tost alacaktım… ve ayran da…” “Dostum, nasıl olsun kızım? Karışık sucuklu mu, yoksa kaşarlı mı?” diye sordu kantin görevlisi. “Karışık olsun,” dedi Eda, utangaç bir şekilde gülümseyerek. Atakan hemen devreye girdi: “Abla, kızın parasını benden alırsın, o ödemesin. Yeni geldiği için bu seferlik benden olsun.” Eda hafifçe başını salladı, “Yok, teşekkür ederim. Gerek yok.” Atakan kaşlarını çattı, “Niye bu kadar nazlanıyorsun? Hani parasını ben versem ne olacak ki, sanki gören de seni satın alıyoruz sanacak.” “Kim olduğunu bilmiyorum ama… gider misin başımdan?” Eda ciddiyetle cevap verdi. “Gitmezsem ne olacak kızım? Ben bu dünyada istediğim her şeyi yapma ihtimalim yüksek. Ne istersem yaparım, ne istersem alırım. Okey mi? Şu an kesin olarak hırs yaptım ve seni istiyorum. Ne yapacaksın?” Eda derin bir nefes aldı. “Cidden seninle uğraşacak halim yok. Lütfen, kim olursan ol benden uzak dur.” Tam o sırada tartışmayı duyan Resul Hoca olaya müdahale etti. “Ne oluyor burada çocuklar? Neyin kavgasını yapıyorsunuz?” Eda kısa bir açıklama yaptı: “Şey hocam… Bilirsiniz ya, kızların hepsi aynı. Sadece arkadaşımıza bir iyilik yapmak, parası cebinde kalsın diye ödeme yapmak istedim. Kız itiraz etti, ondan dolayı tartıştık.” Resul Hoca kaşlarını kaldırdı: “Olum, bütün kızların parasını sen ödemek zorunda mısın? Her yeni gelen kıza bunu yapıyorsun, neden?” “Hocam, iyilik yapıyoruz… İyilik de mi yapmayalım? Siz, din kültürü hocasısınız, daha iyi bilirsiniz,” dedi Atakan, biraz da savunarak. Hoca sert bir bakışla yanıtladı: “Dinle oğlum… Senin yaptığın şey aynı şey mi? Arkadaşlarınla iddiaya giriyorsun ve bu iddia karşılığında kızlar kötü oluyor.” Eda sadece hoca ile Atakan’ın sözlerini dinlemeye devam ediyordu, ta ki yanına Çınar ve Irmak gelene kadar. “Ne oluyor burada Eda? Bir şey mi oldu? Sana bulaşan mı oldu?” diye sordu Çınar. Eda durumu anlatmaya başladı: “Ya, bu çocuk tutturdu… Tost paramı, yemeğimi ben ödeyeceğim diyor, ben de hayır kabul etmedim. Tartışma çıktı, sonra hocalardan biri olaya karıştı.” “Bir hoca mı? Kızım, o hocalardan biri de Resul Hoca. Dünyanın en iyi hocasıdır, bunu asla unutma. Bence aklının bir köşesine yaz,” dedi Pınar. “Niye ki, sebep ne?” Eda merakla sordu. “Tanıyınca anlarsın,” dedi Pınar gülümseyerek. Tam o sırada Resul Hoca Eda’ya dönerek konuşmaya başladı: “İyi misin? Atakan’a bakma, böyledir o. Hırs için her şeyi yapar, iddia içinde de aynı şekilde.” “Yok hocam, iyiyim. Teşekkür ederim. Bu arada ben Eda Koç,” dedi Eda kendini tanıtarak. “Ben de Resul Çağdaş, din kültürü öğretmeniyim,” dedi hoca gülümseyerek. “Memnun oldum hocam, tekrar teşekkür ederim,” dedi Eda. “Rica ederim. Hadi git, yemeğini ye, birazdan zil çalar,” dedi Resul Hoca. Eda hocaya bakarak sınıfa doğru ilerledi.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD