Eda ve Pınar derse gitmek için merdivenlere çıkıyordu. Tabii o sırada Çınar neredeydi? Elbette intikam almak için Atakan’ın yanına gidiyordu.
“Oğlum, senin bu kızlarla alıp veremediğin ne, ya? Yeni gelen bütün kızlara bunu yapıyorsun. Bari Eda’dan uzak dur, olur mu?” Atakan, ciddi bir ses tonuyla uyardı.
Çınar omuz silkti. “Sana mı soracağım? Arkadaşlarla bir iddiaya girdik, kazanmak için öyle yaptım.”
Atakan gözlerini devirerek karşılık verdi: “Tamam, o zaman başka kızların üstünden gidin ya da kendinize iddiaya girin. Başka birinin üzerine neden iddiaya giriyorsunuz ki?”
Çınar hafifçe gülümsedi. “Tamam lan, anladık. Ama anlaşılan birisi kendine yediremiyor, Eda’ya aşık gibi davranmamı istemiyor.”
“Ben Eda’ya aşık değilim,” dedi Çınar, ciddiyetle. “İkinci bir sebep daha var: Arkadaşımın ona yapılan saygısızlık bana yapılmış gibi oluyor. Lütfen.”
“Peki peki, tamam. Eda’nın peşinde durmayacağız,” dedi Atakan, bir el hareketiyle söz verdi.
Böylece Çınar, sözleştikten sonra sınıfa, yani Edaların yanına doğru yürümeye başladı.
“Çınar, neredesin? Hoca birazdan gelecek,” diye seslendi Eda.
“Ya, halletmem gereken bir olay vardı, onu çözdüm, geldim,” dedi Çınar, telaşlı ama rahat bir şekilde.
“Tamam, Atakan olayı değil mi? Sıkıntı yok, geç yerine de. Hoca ayakta görürse azarlar seni.”
“Zaten hocanın bu sınıfta tek garezi benim, yani benimle uğraşmaktan başka işi yok,” diye karşılık verdi Çınar, gülümseyerek.
Tam o sırada Resul Hoca sınıfa girdi.
“Çınarcık… Evet, senden başka işim olmadığı için seninle uğraşmayı seviyorum,” dedi hoca, hafif alaycı bir gülümsemeyle.
“Ya hocam, sınıfta o kadar insan var, gelip beni buluyorsunuz. Hayret ediyorum,” dedi Çınar, hafifçe kaşlarını çatarak.
“Bütün okuldaki herkesle uğraşmak ayrı, seninle uğraşmak ayrı,” dedi Hoca, ciddiyetiyle karışık bir tonla. “Sen bana karşılık veriyorsun, o yüzden eğlenceli oluyor… tabii sınırına göre.”
“Peki hocam, öyle olsun,” dedi Çınar, omuz silkerek.
“Çocuklar, ders işleyeceğiz. Kitapları çıkarın. En son hangi sayfada kalmıştık?”
Tabii Resul Hoca, Eda’nın sınıfta olduğunu bilmiyordu… ta ki göz göze gelene kadar.
“Edacığım, kendine tanıtmış mıydın?” diye sordu Hoca merakla.
“Evet hocam, tanıtmıştım,” dedi Eda.
“Peki, ben tanıyabilir miyim?”
“Tabii ki hocam. Adım Eda Koç. Aslen Ankaralıyım ama İstanbul’a taşınmak zorunda kaldık. 16 yaşındayım.”
“Tamam, zorlamak istemiyorum. Otur bakalım,” dedi Hoca, hafif gülümseyerek.
Bütün sınıf kitaplarını çıkarıp derse başlamıştı. Tabii arada bir Resul Hoca’nın Eda’ya bakışları kaymıyordu.
Dersin bitmesine yakın, Hoca tek tek ödevlere bakmaya başladı.
“Çınar, bugünkü proje ödevini yaptın mı?”
“Hangisi hocam?”
“Yaz tatilinde verdiğim ödev… onu yaptın mı?”
“Şey… hocam…” Çınar duraksadı.
“Evet arkadaşlar, bakalım Çınar bu sefer hangi yalanı söyleyecek,” diye fısıldadı Sude yanından.
“Ya sussana, Sude,” dedi Çınar, hafif gülerek.
“Hocam, biliyorsunuz Eda yeni geldi. Arkadaşımızı buraya gezdirmek vesaire çok uğraştığımız için ödevimi unutmuşum,” diye itiraf etti sonunda.
“Tabii… o zaman şöyle yapıyorum: Çınar, haftaya proje ödevin elimde olsun. Yoksa sıfır girerim karnene.”
“Tamam hocam, teşekkür ederim.”
Resul Hoca, tek tek herkesin ödevini kontrol ettikten sonra zil çaldı. Son ders olduğu için herkes çantasını topladı ve evine doğru yola çıktı.
Eda çantasını topladı ve okuldan çıkar çıkmaz arkadaşlarıyla buluştu
“Eee Eda, bugün annenden izin alıp kafeye gitsek mi?”
“Çocuklar, biliyorsunuz babam rahatsız, annem de bugün dışarı çıkacak. Ben babama bakacağım”
“Peki, yarın olur mu?”
“Bakarım Çınar, şu an belli değil ama akşam anneme sorarım”
“Tamam o zaman, senden haber bekliyoruz”
Konuşa konuşa Eda’nın evine geldiler
“Selamın aleyküm anne, babam nerede?”
“Baban yatıyor kızım, gel açsındır, sana biraz yemek koyayım. Ben de birazdan çıkacağım”
Eda kendi tabağına yemek koyarken Handan Hanım odadan çıktı, üstünü giymiş ve hazır bir vaziyetteydi
“Babana da selam söyle olur mu kızım?”
“Tamam anne, merak etme. Ben babama bakarım, Nebahat Hanım’a da selam söyle”
“Tamam kızım, geç kalma, sen de biraz dinlen” diyerek kızının başından öptü ve çıktı
Eda mutfağa döndü ve kendi kendine “Evet, bugün bir sürü ödev var. Önce matematikten başlıyorum” dedi
O kadar vakit geçmişti ki zamanın su gibi aktığını yeni yeni fark ediyordu
“Saat ne ara 11 oldu ya? Acaba annem nerde kaldı, çok merak ediyorum”
Tam o sırada kapı çaldı, Handan Hanım Nebahat Hanım’la sohbet ederken
“Heh, benim oğlum da geldi. Handan gel, seni oğlum Resul ile tanıştırayım”
Nebahat Hanım kapıya gidip açtı
“Hoş geldin oğlum, gel içeri”
“Umarım geç kalmamışımdır”
“Yok oğlum, gel. Handan ablanla tanış”
“Peki”
Resul doğrudan salona geçti, annesi ile birlikte, ve Handan Hanım’la karşılaştı
“Şey… merhaba”
“Merhaba oğlum, gel gel yabancı olma”
“Teşekkür ederim”
“Oğlum, sen Handan ablanla otur, ben sana yemek hazırlayayım”
“Tamam anne, tekrardan selamın aleyküm”
“Aleyküm selam oğlum, nasılsın?”
“İyiyim, teşekkür ederim. Siz nasılsınız?”
“Ben de iyiyim, çok şükür”
Sohbet iyice sarmıştı, Nebahat Hanım Resul’ün yemeğini hazırlayıp masaya çağırmıştı. Tam Handan Hanım gidecekken Nebahat Hanım çaya davet etti
“Lütfen gelin, bir bardak çay içelim”
“Olurdu ama kızım ve eşim evde yalnız, biliyorsun. Ben gideyim artık”
“Biliyorum ama bir bardak lütfen”
“Peki ama sadece bir bardak”
“Ee oğlum, anlat bakalım bugün neler yaptın?”
“Ne yapayım anne, okuldaydım, nöbetçiydim, yine aynı çocukla uğraştım”
“Atakan mı oğlum?”
“Evet anne, Atakan biliyorsun, takıntılı bir çocuk, illa birine sataşacak”
“Bugünkü kurban kız kimdi peki?”
“Vallahi anne, bir kızdı… adı neydi ya… Eda, Eda diye bir kızdı”
“Ah üzüldüm kızın adına”
“Neden, ne oldu? Atakan denilen çocuk kızlara ne yapıyor ki?”
“Şey Handan abla, Atakan Ergen okula yeni gelmiş bir çocuk, her kız üzerine iddiaya giriyor ve kızları rahatsız ediyor”
“Anladım oğlum”
“Ee oğlum, biraz Handan ablana kendinden bahsetsen”
“Şey… ben Resul, zaten biliyorsunuz, Din Kültürü öğretmeniyim, 25 yaşındayım, evlenmeyi düşünmüyorum”
“Anladım oğlum, peki neden evlenmeyi düşünmüyorsun?”
“Uzun bir hikayesi var Handan abla, sonra belki anlatırım”
“Peki oğlum, ben uzatmayayım. Artık gideyim, geç oldu. Kızım evde yalnız, babasıyla… Allah karşısına daha iyilerini çıkarır inşallah”
“Teşekkür ederim Handan abla”
“Oğlum kalk, Handan ablanı evine kadar götür”
“Yok, gerek yok, ben kendim giderim”
“Olmaz, Handan abla ben götürürüm seni”
“Peki oğlum, ısrar etmeyeceğim”
Yolda sessizlik hakimdi, hiç konuşmadan Handan Hanım’ın evinin önüne geldiler. Zile basıp kapının açılmasını beklediler
“Geldim”
“Heh, kızım geliyor”
“Hoş geldin”
“Ne oldu kızım, dilin mi tutuldu? Öyle bakacağına Resul abine bir bardak su getir, o kadar getirdi beni buraya bari su ver içsin”
“Peki annecim”
“Benim kızım biraz utangaç da, kusura bakma oğlum”
Eda Resul’e su getirmişti ve öylece ona bakıyordu, Resul de aynı şekilde ona bakıyor ve gözlerini birbirlerinden çekemiyorlardı