3.BÖLÜM Özür dilerim 🥺

854 Words
Bilmiyordu ki Eda yarın okulunun olduğunu ve şimdi “Resul Hoca’nın yüzüne nasıl bakacağım” diye düşünüyordu. Yatakta düşünürken uykuya daldı. “Ne ara sabah oldu ya, offff” “Kızım kalk hadi, okula geç kalacaksın” “Anne, bugün okula gitmesem ne olur?” “Hayır kızım, o okula gidilecek” “Off anne ya, tamam” Eda yeni aldığı okul üniformasını ve siyah şalını taktı, oyalana oyalana okula gitmek için evden çıktı. “Kızım, kahvaltı” “Yok anne, istemiyorum” Yolda tek başına yürürken Çınar ve Pınar’ı aramaya devam etti. Geçtiği sokaklarda sanki güller açmış, kokuları öyle güzel ki etrafına bakıp çiçek ararmış gibi dönüyordu. Tam çiçekçi ablayı görene kadar. “Abla, o çiçek kokusu senin yanında mı geliyor?” “Evet kızım, taze dalından kopardım” “Ee abla, çiçekler dalında güzel değil mi? Niye koparıyorsun ki?” “Doğrudur kızım, ama ekmek parası ne yapayım” “Sen de haklısın ablam, peki güllerin fiyatı ne kadar?” “Normalde kızım tanesi 150 TL ama sana ben buket olarak 200 yaparım. Sen çok tatlı birine benziyorsun, şimdi anlıyorsun ama inşallah bir gün sen de sevdiğin birinden gül alırsın” “Yok ablacım, o işler yok. Ben aşka pek inanmam, inanmak da istemem” Kadın Eda’ya buketi verdi. Eda yola koyulurken kadına bakıp gülümsemek istedi ama arkasına döndüğünde kadın sanki ortadan yok olmuş gibiydi, hiçbir yerde görünmüyordu. “Alllah Allah, bu kadın nereye gitti? Neyse, müdür kızmadan okula yetişmem gerek” Hızlı hızlı yürüyerek okula gitti. Eğer Çınar ve Pınar onu görürse azarlayacaklardı. Elinde gül buketiyle okula girdi. “Eda, bu güller nereden geldi, yoksa gizli bir hayranın mı var?” “Yok Pınar, kendime aldım. Hem siz neredeydiniz, bakın ortada yoktunuz, ben tek başıma geldim okula” “Şey, Eda, bekle, Çınar’ı çağırayım” Eda yine yanlız kalmıştı. Pınar, Eda’yı sınıfta yalnız bırakarak Çınar’a gitti. “Çınar, Çınar, Eda bugün onun doğum günü olduğunu bilmiyor galiba, planımız iyi girecek galiba” Dersler İnkılap Tarihi’ydi, Suna Hoca planların hepsini bildiği için ders işlememeyi tercih etmişti. Pınar ile Çınar süsleme yapmaya başlamıştı, tabii o sırada Eda lavaboya gitmişti. “Ya ben bunlara ne oluyor anlamıyorum ama çıkacak inşallah bir yerden bir şey” diye düşündü. Tam Eda sınıfa geri dönüyordu ki, kapının önünde konfeti birden patladı ve korkuyla yere yığılması bir oldu… HATIRLIYORUM Eda neyin nasıl olduğunu anlamadan kendini Resul Hoca’nın kucağına bayılmış buldu. Neyin olduğunu bilmiyordum ama Eda’nın kucağıma düşmesiyle ben de şok oldum. Hemen kaldırıp revire götürdüm. Neden bu kadar telaş yaptım, ben de anlamadım, ama bana bunu sakın sormayın. “Neyi var hemşire?” “Korkmayın, küçük bir atak geçirmiş, korkudan” “Hangi gerizekalı bunu yaptı peki?” Resul Hoca bunu sorunca Çınar bir adım öne geldi. “B-b-b… ben yaptım hocam” “Bunun altında senin olduğunu bilmeliydim. Cücük, dua et Edamıza bir şey olmadı” “Ya hocam, bilerek yapmadım. Eda lavaboda olduğunu sanıyordum, sonra kapıyı açtığında konfeti patlatacaktım. Birden kapıda belirdi, ben de şaşırdım ve o an direkt patlattım” “Boşuna sana gerizekalı demiyorum Çınar” Eda gözlerini kısarak, “Yeter artık, ayıldığımdan beri tartışıyorsunuz, ben de bir insanım” dedi. Resul Hoca ile Çınar birbirine bakıp gülmeye başladı. “Ooo bakıyorum da, bizim fındık faresi uyanmış” Bunu duyan Çınar direk gülme krizine girdi. “Hahahaha, fındık faresi dedi hoca sana” “Sen sus, cücük Çınar” Diyip doğrulmaya çalışan Eda’nın yanına hemşire yetişti. “Daha iyimisin bakalım canım? Az biraz kafanı burdun ama iyisindir umarım” “Allah aşkına iyiyim ama bu ikisini alırsan başımdan daha iyi olacağım” Eda’nın aklı yerindeydi mi, bilemeyiz ama Resul Hoca’yı tanımamış gibi konuşuyordu ki direk söze Çınar girdi. “Nasıl, bu ikisini alırsan, ulan, hadi ben neysem de hocaya böyle denilir mi?” Eda bu sözü duyunca direk dikildi. “Ho… hocamı?” “Evet hanım efendi, Resul Hoca” “Kusura bakmayın hocam, ben sizi tanıyamadım, hatta tek sizi değil, seni de tanıyamadım cücük çocuk” “Nasıl tanıyamazsın? Ben senin en yakın arkadaşın Çınarım, bu Resul Hoca” “Yok, yemin ederim hatırlamıyorum” “Hayda, al şimdi başa belayı” Resul Hoca direk hemşireye dönüp, “Ne oluyor?” bakışı attı. “Korkulacak bir şey mi bilmiyorum ama hafıza kaybı yaşıyor. Maalesef. İsterseniz hastaneye götürün” Resul Hoca inip arabasını hazırladı. O sırada Çınar ile Pınar arkadaşlarını alıp aşağıya indi. Yolculuk boyunca hiç kimse konuşmadı. Eda, Resul Hoca’nın yanında, ön koltukta oturuyordu. (Resul Hoca’nın iç sesi: Acaba nasıl hatırlayacak? Umarım hatırlar… Ne olur hatırla…) Hastaneye giriş yaptılar ve doktorun yanına vardılar. “Hastanın şikayeti nedir?” “Ben hocasıyım, yere düştü ve hafıza kaybı yaşadı. Ne olur bir şey yapın” “Peki, alalım onu bir odaya bakalım. Ama tabi önce bütün aletlerden geçmeli” “Peki, gel Eda” Resul Hoca Eda’yı tutup götürdü, önce röntgen çektirdiler, sonra odasına çıktılar. Aradan bir saat geçti ve doktor odaya girdi. “Evet arkadaşlar, sonuç belli. Eda Hanım’ın evet, hafıza kaybı var ama ne zaman geri gelir bilemeyiz. Hatırlatmak için elinizden geleni yapın. Eğer hatırlamazsa, tamamen her şeyi unutur” Doktorun bu sözleriyle içerideki herkes şok olmuştu. EĞER HATIRLAMAZSA TAMAMEN HER ŞEYİ UNUTUR!!!
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD