11

1283 Words
Erna torbalarını bıraktıktan sonra korka korka mutfağa doğru geçerken televizyondan gelen ses tüm gürültüleri bastırıyordu. Dağhan'ın onu kardeşiyle görünce yüzünde oluşan ifade ona çok tuhaf gelmişti. Aslında bunun haklı bir rahatsızlık olduğunu düşünüyordu ama Erna'nın böyle rahat davranmasına sebep olan şey Doğu'nun ısrarcı samimiyetiydi. Bir an ciddi olmayı düşünse adam ya onu güldürerek ya da söylenmeye başlayarak kararının alındığı hızla kaybolmasına sebep oluyordu. Yine de bu konuda dikkatli olması gerekiyordu. Sonuçta bu evde kimse onu tanımıyor, sevmiyor yahut ona güvenmiyordu. Dağhan belki sırf o ilk karşılaşmalarının hatırına, belki gerçekten de hasta olduğu için ona acımış olabilirdi ama bu adamın evinde kalıcı çalışan olması için yeterli değildi. Hem Nisan vardı. En son o işini bitirdiğinde bir şey söylememiş olmasına rağmen Dağhan yanlarında olmasaydı ona ne demek isteyeceğini öğrenmek bile istemiyordu. İç çekerek kendine sakinleşmesi gerektiğini hatırlattı. Nisan ondan hoşlanmamış olabilirdi. Tüm dünya onu sevecek diye bir kural yoktu. Zaten kimsenin onu sevdiği de yoktu ya neyse. Yine de Erna onun öfkesini hak edecek bir şey yapmamıştı. Yemeklere baharat koyması da bilinçli değildi. Kadını tanımıyordu bile! Alerjisi olduğunu nereden bilecekti? Raflardan birinde gördüğü büyük bir kupayı suyla doldururken birkaç kez öksürdü. Bugün kendini daha iyi hissediyordu. Gerçekten de uyumak, dinlenmek, düzenli beslenmek ve ilaçlarını almak toparlanmasına yardımcı olmuştu. "Ne yapıyorsun?" Duyduğu sesle irkilerek arkasını döndü. Nisan az ötesinde durmuş, memnuniyetsiz bir ifadeyle onu izliyordu. "B-Ben..." diyerek şaşkın şaşkın kadına baktı. Nisan da kaşlarından birini kaldırarak bekledi. "Su alıyordum." "Hım..." "Öksürüğüm yüzünden sık sık su içme ihtiyacı hissediyorum da..." Gözlerini kırpıştırıp dururken Nisan yüzünü buruşturdu. "Ah, doğru... Bir de o sorun vardı." Başka bir sorun daha mı vardı ki? "Birkaç gün içinde toparlanacağımı düşünüyorum, merak etmeyin," dedi başını sallayarak. Bu çok tuhaftı belki ama Erna nedense kadından korkuyordu. Nisan gözlerini devirerek "Neden merak edeyim?" diye sordu. "Sadece etrafa yaydığın mikropları düşünmek beni tiksindiriyor." "Üzgünüm!" dedi hayretle. "Öksürürken ağzımı hep kapatıyorum." "Her neyse!" Birden kadının sesi aralarında çınlayarak sözcükleri ağzına tıkarken Erna yine ağlama isteğinin nüksettiğini hissedebiliyordu. Gerçekten böyle yapmaması gerekiyordu. Nisan ondan neden hoşlanmıyor yahut onunla niye böyle aşağılar gibi konuşuyordu bilmiyordu fakat onun her sözünü kabul etmek zorunda değildi. Öyleyse niye ağlamak üzereydi? "Dağhan seni acıdığı için işe aldığını söyledi. Gidecek hiçbir yerin yokmuş." Bunu söyleyiş şekli sanki Erna yalan söylüyormuş da buna sadece Dağhan inanmış gibiydi. Nisan onun yalan söylediğinden oldukça emin görünüyordu. Diyecek bir söz bulamayarak başını salladı. "Madem durumun bu kadar zor, neden elinden geleni yapmıyorsun? Çalıştığın evdeki insanlarla flört etmek ve ev sana aitmiş gibi davranmak yerine gerçekten hizmet etmeye ne dersin?" Yutkunarak başını öne eğdi. Flört etmenin nasıl olduğunu bile bildiğini sanmıyordu. Erna'nın aklından en son geçen şey bile değildi. Doğu ona yakınlık gösteriyor olsa da adamı ciddiye almıyordu. Onun şımarık bir çocuktan farkı yoktu. Erna'ya o da acıyor ve belli ki ondan çok farklı görünen bu fakir kız, ilgisini çekiyordu. Dağhan ise zaten yüzüne bile bakmıyordu. "Daha bu evde ikinci günün ve şimdiden Doğu'nun dikkatini çekmeyi başarmışsın." Bunu duyunca başını kaldırıp kadına baktı. Nisan da bunu görünce sol elini havaya kaldırıp işaret parmağını Erna'ya doğru sallamaya başladı. "Onun yüzünden bu evden kaç kişinin kovulduğuna dair en ufak bir fikrin yok, değil mi?" "Ben kimseyle flört etmiyorum." Sonunda konuşmayı başarmıştı. "Hepinizin bana acıdığının da farkındayım." "Ama gurur denen bir şeyin olmadığı için burada sığıntılık etmeyi sürdüreceksin. Öyle mi?" Cevabı kadını şaşırtmış gibiydi. Erna iç çekerek başını dik tuttu. Bu yalan değildi. Şu an gurur yapabilecek durumu yoktu. Gerçekten bilmediği bir şehirde, kalacak bir yeri olmadan iş aramak onu tüketmişti. Ahu'ya birkaç kez onu dinlemesi için resmen yalvarmış olsa da bir zamanlar en yakın dostu sandığı kız onu defolup gitmezse polisi çağırmakla tehdit edince ona dair umudunu da yitirmişti. Belki otobüse binecek parası olsa şansını tekrar İstanbul'dan yana denerdi ama zaten amcası ona yanlarında kalamayacağını açık açık söylediği için Ahu'nun yanına gelmemiş miydi? Öz amcası bile onu istemezken ailesinden kalan birkaç uzak akrabaya sormaya o zamanlar çok utanmıştı. Şimdiyse Dağhan'a yük olmak yerine belki öyle yapsa daha iyi olabileceğini düşünmeden edemiyordu. O zamanlar ufak da olsa bir gururu vardı besbelli. Şimdiyse nedense yaptığı şeyden utanmıyordu. O samimi bir şekilde adamdan yardım istemişti. Bunu neden yaptığını bilmiyordu ama o an içinden gelen sese uymuştu. Sonuçtan da rahatsız değildi. Dağhan biraz soğuk görünüyor olsa da hâlâ onun iyi bir insan olduğunu düşünüyordu. Bu yüzden geri dönüp akrabalarına yalvarmak ve gerçekten bir evde sığıntı olmak yerine, mümkünse kendi parasını kazanabileceği böyle güzel bir evde kalmayı yeğlerdi. "Ben dilenci değilim," dedi kararlı bir şekilde. "Dağhan Bey bana bir iş ve kendimi ispatlama şansı verdi. Ben de bunu kalıcı hâle getirmek için elimden geleni yapacağım." "Demek öyle..." Nisan derin bir nefes aldıktan sonra ona doğru birkaç adım yaklaştı. Aralarında hâlâ biraz mesafe olsa da Erna onun gözlerini şimdi çok daha net görebiliyordu. Bu, katıksız bir nefrete benziyordu fakat bunun için gerçekten de bir şey yapmamıştı, değil mi? Neden kadın ondan bu kadar tiksiniyordu? "İzninizle artık odama dönebilir miyim?" Nisan alaycı bir şekilde gülümseyerek elini kışkışlar gibi salladı. Erna daha fazla onunla konuşmak zorunda kalmayacağı için sevinerek mutfaktan çıktı. Belki eskiden olsa ağlayarak eşyalarını toplayıp bu evden ayrılmak isterdi. Ona acıyan ikizlerin tuhaflığı bir yana Nisan onu sık sık rahatsız edeceğe benziyordu ama değil buradan gitmek, toplayabileceği eşyaları bile yoktu. O yüzden çenesini kapatıp çalışması gerekiyordu. ** Doğu abisiyle konuştuktan sonra Nisan'ın yanına geçmişti. Kadın televizyonu kapatmış, elinde bir bardak suyla pencerelerin önünde duruyor ve dışarıyı boş bakışlarla izliyordu. Onun genel olarak iyi bir ruh hâlinde olduğunu henüz görememiş olsa da canının bir hayli sıkkın olduğunu anlayabiliyordu. Bunun sorumlusu o muydu? Baharat olayı yüzünden huysuzluk mu edecekti? İç çekerek başını kaşıdıktan sonra boğazını hafifçe temizledi. Nisan ona doğru dönme ihtiyacı bile hissetmemişti. Belki pencerelerde yansımasını görmüş olabilirdi ya da ufacık bir ses çıkarmış olmasına rağmen onun Dağhan olmadığını anlamıştı. "Nisan, sen... Eee..." Ne demeliydi? Özür dilemek pek alışkın olduğu bir durum değildi. Ayrıca baharat konusunu bu kadar büyütmeye ne gerek vardı? Kadın sahiden de çok az yemek yerdi. Dağhan niye onu tehdit etmişti ki? Sonuçta Nisan'ın sinir bozucu olduğunu o bile inkar edemezdi. "Evet?" "İyi misin?" dedi gözlerini devirmemek için büyük bir çaba harcayarak. "İyiyim." "Karnın aç olabilir mi?" Kadın ona doğru omzunun üzerinden şaşkın bir bakış attı. "Dağhan bir şey mi söyledi?" Gözlerini kaçırarak omzunu silkti. "Hayır, sorduğun için sağ ol." "Hım... Tamam..." Bu kadının gönlünü nasıl alabilirdi ki? Ona hediye falan mı alması gerekirdi? "Dağhan duşa mı girdi?" "Evet." "Seni de buraya gönderdi." İkizini iyi tanıyan belli ki yalnızca o değildi. "Evet," dedi bir an somurtsa da kendini hemen toparlayarak. "Baharat şakası için üzgünüm." "Hayır, değilsin." Nisan tamamen ona doğru döndükten sonra kaşlarından birini kaldırdı. Erna'ya da böyle bakıyordu genelde. Yine de bakışları küçümser gibi değil de alaycı fakat eğlenir gibi görünüyordu. "Tamam, haklısın, özür dilerim," dedi gerçekten güçlükle. "Baharat şakası için mi yalan söylediğin için mi?" "Yalan söylediğim için..." "Dağhan özür dilemeni mi istedi?" Nisan nedense buna sevinmiş gibiydi. Buradan gitse daha iyi olurdu belki de? Eğer onun zaten iyi olmayan ruh hâlini kötüleştirirse ikizi bundan pek hoşlanmazdı. "Gönlünü almamı istedi." "Sana kırılmadım," dedi Nisan açık açık. "Olgun davranışlar sergilemeni beklediğim tek bir gün bile olmadı." Sanki Doğu ona bayılıyordu. "İyi, buna sevindim. Erna bir daha ben söylesem bile öyle bir şey yapmaz, merak etme." "Onu hiç tanımıyor olsan da bayağı güveniyor gibisin?" "Kız açık bir kitap gibi," derken elinde olmadan güldü. "Ayrıca tuhaf sayılabilecek kadar da dürüst." "Sen kendine çekidüzen vermezsen büyük ihtimalle bunların hiçbir önemi kalmayacak." Yine mi aynı mesele? Doğu gözlerini devirmemek için kendini güç de olsa tutmayı başardı. "Ben Erna'ya asılmıyorum." "Eh," dedi Nisan nedense gülümseyerek. "Bunun doğruluk payı var mı, göreceğiz." Başka bir şey söylemesine izin vermeden elindeki bardağı Doğu'nun eline bırakıp yürümeye başladı. Şimdi canı pek de sıkkın görünmüyordu. Herhâlde Dağhan ona bir şey daha söylemezdi? "İyi geceler Doğuhan," diye seslenmesi üzerine arkasından dil çıkardı. "İyi geceler Nisan!"
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD