Erna kendini toparlamak için elini yüzünü hızlıca yıkadı ve koridorda onu bekleyen Doğu eşliğinde yürürken gülümsemeden edemedi. Ona bu kadar kolay bağlanmamalıydı ama adam ayıldığı andan beri ona o kadar sevecen davranır olmuştu ki elinde olmadan yakınlığına alışıyordu.
Mutfağa girdiklerinde Dağhan ve Nisan’ın onları beklemekte olduğunu fark ederek bir an gerilse de yüzüne sakin bir ifade yerleştirerek ikiliye yaklaştı.
“Yemeğe başlamak ister misiniz?” diye sordu Dağhan’a bakarak.
“Evet, her şey hazırsa başlayalım lütfen.”
Dağhan bir ona bir de Doğu’ya baktığı kısa bir anın ardından konuşan nişanlısına dönerek kaşlarını şaşkınlıkla çattı.
“Servis yapmayı becerebilirsin herhalde?”
Nisan’ın sesi aralarına derin bir sessizlik yaymıştı. Erna iki kardeşten herhangi biri müdahale eder mi diye bile duraksamadan Doğu’nun sözlerini hatırladı. Nisan’ın neden ona böyle davrandığını bilmiyordu fakat buna sebep olacak hiçbir şey yapmamıştı. Bu yüzden sakinleşip kadına gülümsedi. “Evet, efendim. Yemeği burada mı yemek istersiniz yoksa yemek odasına mı hazırlayayım?”
Nisan onun gülümsediğini fark edince dudaklarını sola doğru büzdü. O daha ağzını bile açamadan önce Doğu “Biz genelde yemeği burada yemekten hoşlanırız. Değil mi Dağhan?” diyerek abisine baktı. Kendini Erna’ya sırıtarak göz kırpmaktan güçlükle alıkoymuştu. Her şeye rağmen Nisan’a karşı tavrı hoşuna gitmişti. Belli ki sözlerini gerçekten de dinlemişti.
“Evet.”
Dağhan’ın sesi öylesine soğuktu ki Nisan’ın sesini kesmeye yetmişti. Erna adama başıyla onay verip hızlı hareketlerle masadaki eksikleri tamamlamaya koyuldu. Hazırlığını tamamlarken bir yandan da soğuyan yemeklerin ısınmasını bekliyordu. Sessizleşmiş olmasına rağmen Nisan’ın bakışlarının onu eleştirmek için hazırda beklediğini hissedebiliyordu.
Dağhan ve Nisan karşı karşıya otururken Doğu abisinin yanına yerleşmişti. Erna gergin bir şekilde servise başladı. Konuşmaya çekiniyordu. Nisan geldiğinden beri evin havası oldukça değişmişti. Üstelik bu yalnızca mecazi bir değişim bile değildi. Kadının ağır parfümünün kokusu her zamankinden daha çok öksürmesine sebep oluyordu ve sofranın önünde öksürmemek için kendini tutarken patlamaktan korkuyordu.
İşini bitirmiş bir hâlde rahatlayarak geri çekilirken birden Doğu uzanıp kolunu tuttu. “Otur da karnını doyur, ilaç içmelisin.”
Dağhan önce Erna’ya sonra kardeşine baktı. Doğu’nun herhangi birine karşı böyle ilgili olabileceğini hiç düşünmemişti ve onu böyle gördüğü için şaşkındı. Üstelik bu oldukça tuhaf olsa da kıza asılmadığının farkındaydı. Kardeşi şu an her zamanki çapkın bakışlarıyla gülümsemiyor ya da Erna’ya kur yapmıyordu. Bir günde bu evde neler olmuştu böyle?
Normalde evlerinde çalışan birisi böyle göz kamaştırıcı bir güzelliğe sahip olursa kardeşi onu ‘tavlamak’ için elinden geleni yapar, Nisan kadına gereksiz işler bularak canından bezdirir, nihayet yardımcısı kısa bir süre içinde istifa ederek onu aynı sorunlarla baş başa bırakır, asistanı yeni birini bulana dek durum böylece sürüp giderdi. Üstelik çalışanların genç ya da güzel olmaması da durumu pek değiştirmiyordu. Nisan onlarla uğraşmadan edemiyor, kardeşinin çapkınlığı ya da densizliği orta yaşlı birini dahi delirtmeyi başarabiliyordu. Şimdiyse Erna ve Doğu oldukça samimi görünmesine rağmen belli ki flört etmiyorlardı. Sahiden neler oluyordu böyle?
Erna kardeşine itiraz etmek için elini geri çekip başını iki yana sallarken Nisan’ın imalı sesi araya girdi. “Bizimle birlikte mi yiyecek?”
Dağhan daldığı düşüncelerden kurtularak bakışlarını nişanlısına çevirdi. “Evet,” dedi kısaca. “Otur, Erna.”
Kadın ağzını açtı ama sonra vazgeçti. Herkesin içinde Dağhan’ı kızdırırsa sonucun iyi olmayacağını o da biliyordu. Başını sahte bir nezaketle sallayarak kıza gülümsedi. Gözleriyse bambaşka bir öykü anlatıyordu. Erna kendisi için de bir servis açıp Doğu’nun diğer tarafına otururken gerginliği had safhadaydı. Neyse ki ikizler direkt olarak yemeğe başlamışlardı.
Tam kendisi de yemeğe başlamak üzereyken Nisan’ın sesini duydu. “Bunda karabiber mi var?” derken çorbasından bir kaşık alıp yüzünü buruşturmuştu.
Erna başını hızlıca salladı. “E-evet.”
“O zaman bana başka bir şey getirmelisin, baharata alerjim var.”
“Tabii,” dedi şaşkın şaşkın ve hızla oturduğu yerden kalktı. Aksi gibi her şeyi baharatlı yapmıştı. Doğu ona sorun olmadığını söylemişti ama kadına aldırmadığı ortadaydı. Ne yapacaktı şimdi?
“Başka ne var?”
Kadının sesiyle ona doğru döndü. Oyalamanın bir anlamı yoktu, dürüst olmak en iyisiydi.
“Üzgünüm ama yaptığım yemekleri yiyebileceğinizi sanmıyorum çünkü bütün yemeklerde baharat var.”
Bunu söyledikten sonra dudağını sıkıntıyla kemirdi. Tam gerekçesini söyleyecekken kadının gözleri alevlendi. Erna bu bakışın ardından kadının öyle veya böyle onu buradan kovdurtacağından emin olmuştu. Ne yaparsa yapsın onun gözüne giremezdi ki bunu istemezdi de.
“Yemeklere baharat koymasını ben söyledim,” dedi Doğu rahat bir şekilde. “Baharatı severim. Bilirsiniz, ben renkli bir insanım.”
Nisan iç çekerek “Demek öyle,” derken gülümsüyordu ama rahatsızlığı yüzünün her çizgisinden taşmaktaydı. “Alerjim olduğunu unutmuş olmalısın.”
Doğu da şımarık bir şekilde sırıtarak kadına göz kırptı. “Bir dahakine dikkatli olurum.”
Dağhan ikilinin her zamanki hâlini görmezden gelerek telefonunu çıkardı. “Sana dışarıdan yemek söyleyelim. Erna bir dahakine dikkatli olacaktır.”
“Evet, sizin yemeklerinizi ayrı hazırlarım,” dedi kız hemen hevesle.
Nisan onu yok sayarak nişanlısının elini hafifçe sıktı. “Gerek yok hayatım, teşekkürler. Bu akşam salatayla idare ederim. Eminim hizmetçi ona baharat konulmayacağını biliyordur.”
Erna bunu duyunca dudağını hırsla dişledi. Kadın sanki kız her şeyi kasıtlı yapmış gibi davrandıkça sinirleri bozuluyordu. Yine de derin bir nefes aldıktan sonra gülümsemekle yetindi ve kadına salata koydu.
Böylece aniden yükselen gerginlik yine yatışmış ve herkes tabağına dönmüştü.
Erna tekrar yerine oturduğunda kendini ölecekmiş gibi hissediyordu. Bir yandan karnını doyururken bir yandan da işlerini hızlıca bitirip yatacağı anın gelmesini bekliyordu. Tüm gün yorulmuş, Nisan geldiği andan beri oldukça gerilmiş ve üzülmüştü. Bu hâldeyken gözlerini açık tutmak çok zordu ve sürekli ya öksürüğünü ya da esnemesini bastırmaya çalışıyordu.
“Uykun mu geldi?” diye sordu Dağhan birden.
Belli ki gerçeği saklama konusunda maharetli değildi. Utançla ağzını kapatıp başını öne eğdi. “Özür dilerim Dağhan Bey,” diye cevapladı adamın sorusunu.
“Karnını doyurduysan uyumalısın. İlaçlarını iç ve gidip dinlen, bugün çok yoruldun.”
Doğu gülümseyerek araya girmişti. Erna’nın çok yorulduğu belliydi. Buna rağmen Nisan ona kötü kötü baksa bile kız gülümseyişini yitirmiyordu. Hatta kadını fark etmediğini düşünüyordu Doğu. Bu kız kadar masum bir kalbe sahip birini görmemişti daha önce.
Erna da bunu düşünüyordu ama esas patron Dağhan’dı. Bir süre izin isteyen bakışlarla Dağhan’a baktı. Adam başıyla onay verince mutlulukla gülümsedi.
“Doğu haklı, henüz iyileşmedin. Yine de bugün iyi bir iş çıkarmışsın, yemeğin ardından dinlenebilirsin.”
“Teşekkür ederim,” dedi şaşırarak.
Karnını güzelce doyurdu, ilaçlarını aldı ve herkesin yemeğini bitirmesini bekledi. Ortalığı toplamadan yatmayı elbette ki düşünmüyordu. Zaten öyle bir şey yapmaya cüret ederse herhâlde bu kadın onu çiğ çiğ yerdi.
Dağhan tabağını bitirip kalkarken Nisan da pek dokunmadığı salatasını dürtüklemeyi bırakıp ona eşlik etti. Doğuhan zaten uzun süre önce önündeki her şeyi silip süpürmüştü. Yine de ikili koltuklara yerleşip konuşurken o masadaki yerinde oturarak Erna’nın mutfağı toplamasını izlemeye karar verdi. Kız işlerini bitirene kadar ara sıra ona merakla baksa da Nisan varken konuşmaktan çekindiği belliydi.
Nihayet her şeyi hallettiğinde bir kez daha izin isteyerek Dağhan’a şöyle bir baktı. “Başka bir isteğiniz yoksa odama geçebilir miyim?”
Dağhan “Bugünlük yeterli, iyi geceler,” derken Nisan sessizce gülümsedi.
Erna rahatlayıp mutfaktan çıkarken Doğu da kalkıp kızın peşine takıldı.
“Odanı gördün mü Erna? Bana sorarsan aslında pek sana uygun bir yer değil. Çok renksiz. Sana çiçek almamı ister misin? Böylece odanı biraz renklendirebiliriz belki?”
Onlar mutfaktan çıkarken Nisan ve Dağhan şaşkınca arkalarından bakıyordu ama ikisi de bunu fark etmedi.