Emre’nin sessizliği, içimi sıkıştırıyordu. O kadar gerilmişti ki, her geçen saniye bir el gibi boğazımı sıkarak zorla nefes almama sebep oluyordu. Ne kadar kendimi savunmaya çalışsam da, sonunda kendimi köşeye sıkışmış gibi hissediyordum. Emre’nin suratı, bir an için donmuş gibi oldu. Gözleri hala benden kaçıyordu ama bir türlü bakışlarımızın kesişmesinin önüne geçemiyorduk.
Ve birden, o soğuk, ama bir o kadar da kararlı bir ses duydum. “Bununla devam edemeyiz, Güneş,” dedi. Sesindeki sertlik, her kelimenin içindeki yoğunluğu daha da belirgin kılıyordu. “Ne yapmaya çalışıyorsun? Ben sana her şeyimi veriyorum, ama bir adım bile atmıyorsun. Biz birbirimize sadece bu kadar mı yakın olacağız?”
Birden, içimdeki o düğüm iyice sıkıştı. Artık her şeyin patlaması gerektiğini düşündüm. “Ben... Benim için her şey bir adım daha zor,” dedim, sesimdeki kırılganlık gittikçe artarak. “Korkuyorum, Emre. Ama seninle de olmayı çok istiyorum. Bunu yapabilmek... bana çok uzak bir şey gibi geliyor.”
Emre, bir anlık bir sessizlikten sonra başını iki yana sallayarak gözlerime baktı. O kadar derindi ki, hissettiği her şey bir an için içinde yankılandı. “Bunu söylüyorsan, neden her seferinde bu kadar geri çekiliyorsun?” dedi. “Beni görmezden geliyorsun gibi hissediyorum. Beni hiçe sayıyorsun.”
Gözlerimdeki acıyı görüp görmediğini bilemiyordum. “Beni görmüyorsun, çünkü ben seni hiç görmüyorum ki!” dedim, sesim biraz daha yüksek ve duygusal bir hale geldi. “Beni olduğu gibi kabul etmeni istiyorum, Emre. Ama hep bu baskılarla... bu taleplerle geliyor her şey.”
Emre, gözlerindeki kararsızlığı bir an fark etti ve derin bir nefes aldı. “Yani demek istiyorsun ki, sana olan her şeyimi vermemi, ama bir adım bile atmamamı mı bekliyorsun?” dedi. “Her şey o kadar kolay değil, Güneş. Bir adım bile atamazsak, bu ilişkiyi nasıl götüreceğiz?”
Bir anda, ağlamamak için kendimi zor tuttum. “Bilmiyorum,” dedim, ellerimi avuçlarımda sıkarak. “Belki de bu yüzden geri çekiliyorum, çünkü her şeyin sorumluluğu o kadar büyük ki. Seni kaybetmekten korkuyorum.”
Emre’nin yüzündeki sertlik biraz yumuşadı. Ama hala o soğuk, kararlı tavrını kaybetmemişti. “Güneş, senin korkuların beni aşmıyor. Benim de korkularım var. Ama bu kadar geri çekilerek, hiçbir şeyin değişmesini sağlayamayız. Seninle bir geleceği hayal ediyorum, ama bu şekilde değil. Eğer gerçekten birlikte olmak istiyorsak, birbirimize yaklaşmamız gerek.”
O an, içimdeki tüm karışıklığı ve korkuları bir kenara bırakıp, ona doğru adım atmak istedim. Ama o adımı atarken, hala bir duvarın ötesine geçemediğimi hissettim. Bu korku, bu çekingenlik beni iyice içime kapatıyordu. “Bunu ben de istiyorum, Emre,” dedim, ama gözlerimdeki korku her şeyin önündeydi. “Ama... Ne olursa olsun, ben değişemem. Senin beklentilerin o kadar büyük ki, onları karşılamak... bazen çok zor.”
Emre, bir süre sessiz kaldı. Bütün bunları içinden geçirdiğini hissedebiliyordum. Ardından, belki de beklediğimden farklı bir şekilde, gözlerime bakarak yavaşça konuştu. “O zaman ne yapalım, Güneş?” dedi. “Gerçekten bunu istiyor muyuz, yoksa... sadece birbirimizi kaybetmemek için mi buradayız?”
Bunlar, sadece bir anın sorularıydı. Ama o an, geleceği belirleyecek kadar derindi.
Emre'nin söyledikleri, içimdeki tüm duyguları karıştırıyordu. Beni gerçekten anlayıp anlamadığını bilmemek, korkularımı daha da büyütüyordu. "İstediğimi biliyorsun," dedim ama... gerçekten hazır mıyım? Bu kadar hızlı ilerlemek beni korkutuyordu. "Hazır değilim," demek istedim, ama kelimeler boğazımda takılı kaldı.
Emre'nin bakışları değişti, biraz yumuşadı ama hala içindeki kararlılık, her şeyin ne kadar hızlı olacağına dair bir işaretti. Sonra birden, şaka ile karışık, gülümseyerek "Seni elde etmek için her şeyi yaparım." dedi. Bu cümle, içimdeki gerginliği bir nebze azalttı ama hala bir şeyler eksikti.
"Benim için kolay değil," diye fısıldadım, sanki sesim o kadar sessizdi ki, sadece ben duyuyordum. "Bunu yapabilmem için biraz zamana ihtiyacım var, Emre. Bunu sana açıklamak, aslında biraz zor."
Emre’nin gözlerinde o hafif hüzün kaybolmadı, ama dudaklarında bir gülümseme belirdi. O gülümseme, kendimi biraz daha iyi hissettirdi. "Bunu zorlamayacağım," dedi. "Ama seni elde etmek için her şeyimi verebilirim. Ne kadar beklersen, o kadar sabırlı olacağım."
İçimdeki korkular biraz olsun hafifledi. Emre, her şeyin zamanı geldiğinde, doğru adımı atmak için burada olacağını söyledi. Yavaşça başımı eğdim ve derin bir nefes aldım. "Biraz zamanla," dedim, bir kez daha. "Her şeyin zamanı var, değil mi?"
O anda Emre'nin bakışlarındaki kararlılığı bir kez daha hissettim. Ama bu sefer, biraz daha hafif bir şey vardı. O hafif gülümseme, içimdeki gerginliği bir nebze olsun alıp götürmüştü. Sadece biraz daha zaman, belki bir adım daha... Her şeyin olacağına inanıyordum.
Emre’nin gülümsemesi, bana daha fazla güven verdi. Ama aynı zamanda içinde biriken bekleyiş de hissediliyordu. Her şeyin zamanla olacağını söylüyordum ama, bir yerde durmak, bir noktada geri adım atmak zor oluyordu. Bazen zamanın bile iyileştirmediği şeyler olduğunu fark ediyordum. Fakat, o an, Emre’nin bana duyduğu sabır, aslında istediğim şeydi.
"Zamanla demek... Pekala, sana o zamanı vereceğim," dedi Emre, bir anlık sessizlikle. "Ama unutma, ne kadar beklesen de, ben buradayım. Senin için... her şeyin en iyisini istiyorum."
Sözlerinin içindeki samimiyet, bana kendimi güvende hissettirdi ama bir taraftan da daha fazla sorumluluk hissetmeme sebep oluyordu. Hala, bu kadar hızlı bir şekilde her şeye tam anlamıyla hazır olup olmadığımı kestiremiyordum. Gözlerim Emre’ye takıldı, içimde bir huzursuzluk vardı ama o huzursuzluk, yavaşça yumuşamaya başlamıştı.
"Emre, aslında... bunu söyledikçe seni daha çok anlıyorum," dedim, kelimelerimi dikkatle seçerek. "Ama hala bir adım daha atmam gerektiğini hissediyorum. Kendimi gerçekten hazır hissetmeden, sana söz veremem."
Emre biraz daha yaklaştı, bu sefer ciddiyetini tam anlamıyla üzerimde hissettim. "Güneş," dedi, biraz daha yumuşak bir tonla, "bir adım atmam için bana daha fazla sebep vermen gerektiğini anlıyorum. Ama unutma, ben seni beklemek için buradayım. Her şey seninle daha güzel."
Bir an için, bütün korkularım ve endişelerim kaybolmuş gibi hissettim. Bu kadar güven verici bir şey duymak, aslında beni rahatlattı. Ama ne kadar rahatlasam da, kalbimde hala bir şeylerin eksik olduğunu hissediyordum.
"Ben... sadece seninle olmak istiyorum, Emre," dedim, gözlerim dolarak. "Ama sana karşı dürüst olmam gerektiğini biliyorum. Zamanla, bir gün... belki o zaman sana verebileceğim bir şeyler olacak. Ama şimdilik... sadece burada, seninle olmak istiyorum."
Emre, tüm içindeki sıkıntıyı bir kenara bırakıp, yavaşça ellerini tuttu. "O zaman, birlikte bekleyelim," dedi. "Bu yolculuğu seninle yapmak istiyorum. Ne zaman hazırsan, ben de buradayım."
Ve o an, içimdeki tüm huzursuzluk, bir anda kaybolmuş gibi hissettim.