Her gece, uykuya dalınca, ölüyorum. Ve her sabah, uyandığımda, yeniden doğuyorum. -Gandhi-
•
When they do, I'll be right behind you
(Yaptıklarında ben hemen yanında olacağım)
So glad we've almost made it
(Neredeyse başardığımıza çok memnunum)
Lorde- Everybody Wants To Rule The World
***
▪️15.BÖLÜM: Beyaz Kapılar Ardında▪️
Kaybolmaktı hayat, nereye kaybolduğunu bilmeden yürüdüğün bir orman yoluydu. Belki de kaybolacağını bile bile girdiğin yoldu.
Ya da sana kaybolmayacağını ve bir çıkış yolunun olduğunu umut ettiren beynin seni ölümün kollarına bırakıyordu.
Hiç bilmediğin o yol senin sonun oluyordu ya da hiç bilmediğin bir başlangıç. Başlangıç, ne kadar kolay yazılıyordu ya da ne kadar kolay okunuyordu.
Bir başlangıç yapabilmek için bazı sayfaları yakmak ve o sayfalar yanarken gözlerinden birer damla yaşın akması gerekiyordu.
Hayat buydu sana bir şeyler verirken bir şeyleri de almak zorundaydı. Yoksa insan olduğunu unuturdun...
*
Yanmak, ne kadar kolay söyleniyordu. İnsan yanınca anlıyordu ya da yakılınca. Yüzümde bir gülümseme oluştu, beni yakmışlardı. On yaşında ki küçük Mina'yı yakmışlardı.
Benim çocukluğumu yakmışlardı. Benim ablamı yakmışlardı. Daha ne kadar yakabilirler diye düşünürken daha çok yakıyorlardı.
"Теперь преклони колени передо мной и умоляй меня. Умоляй меня не стрелять тебе в голову." (Şimdi önümde diz çök ve bana yalvar. Seni başından vurmamam için bana yalvar.)
Dimdik duran bedeni yavaşça gerildi. Kafasına silahı biraz daha bastırdım. Kaybettiğini anlaması gerekiyordu. Yavaşça yere çöktü. Artık ayaklarımın altındaydı ve kafasında da silahım vardı.
Yalvarması gerekiyordu bana. Bana öyle yalvarmalıydı ki her bir göz yaşımın ateşinin sönmesi gerekiyordu. Ama bunu yapmayacağını biliyordum.
Şimdi intikam vaktiydi, şimdi yok olma vaktiydi. Önümde diz çöken adama baktım. Yüzündeki siyah maske, yüzünü saklıyordu ama karanlıkta olan ruhunu saklayamıyordu.
Gülümseyerek konuştum. "Теперь ты снимешь маску, скрывающую это лицо." (Şimdi o yüzünü saklayan maskeyi çıkartacaksın.) Siyahlar içerisinde olan adam, siyah deri eldivenli elini kaldırarak maskesine koydu.
Yavaşça kaldırmaya başladı maskesini.
Birisinin beni dürtmesiyle yatağımdan fırladım.
"Hemen kalkman gerekiyor Mina. Birazdan kontrol başlayacak ve sen daha yatağını toplamadın."
Her şey bir rüyaydı, bu kadar gerçekçi olmaması gerekiyordu. O kadar gerçekçiydi ki kendi mi orada gibi hissetmiştim.
Açık mavi gözlerimi hemen açtım ve nerede olduğumu kontrol ettim. Beyaz tavanla karşılaşınca odada olduğumu anlamıştım.
Başımda dikilen Cansu'yla hemen ayaklandım ve yatağımı toplamaya koyuldum. Onlar benden önce uyanmışlardı. Aslında çok erken uyanan birisiydim ve rüyadan dolayı bu kadar geç uyandığımı düşünüyordum.
Yatağı toplarken rüyam aklıma geldi, o kadar gerçekçiydi ki sanki elimde silahın soğuk demirini hisseder gibi olmuştum. Her şey o kadar garipti ki beynim bir şeyleri anlamaya çalışıyordu.
Yatağı düzenli bir şekilde topladıktan sonra kafamı kaldırdım ve benden önce uyanan kızlara baktım. Hepsi dağılmış bir haldeydi. Kimse burada olmak istemiyordu ama kader onları buraya getirmişti.
Belki de kader dediğimiz şey bize bir oyun oynuyordu. Hepimizi kül edene kadar bırakmayacaktı. Belki de birkaçımız kül olup uçup gidecektik.
Bir çok kız kurtulamayacaktı biliyordum ama yine de pes edemezdim. İçimde yanan isyan ateşini söndüremezdim.
Sanki kendimi bir oyunun içerisinde gibi hissediyordum. Birileri bizi oyuna getiriyormuş gibi hissediyordum. Hislerime güvenen birisiydim.
Kaderin beni nereye götüreceğini zamanla öğrenecektim.
Kafamı dağıtan sorulardan kurtularak, beyaza yakın saçlarımın dağıldığını gördüm. Yanımda toka olmadığı için elimle düzeltmeye çalıştım.
Ablamın saçımı okşaması geldi aklıma. Gözlerimi yumdum ve o saçımı okşuyormuş gibi hissettim ve bu bana moralimi geri vermişti.
O isyan ateşini yeniden harlamıştı. Kızlarla anlaşmıştık, isyan ateşini yayacaklardı. Bunun için her şeyimi vermiştim. Buraya gelebilmek için nelere katlanmıştım ve artık bu işin olmasını istiyordum.
Sibel ablayla bunun için anlaşmıştık. Ben isyan çıkartacaktım ve o buraya birçok adamla gelecekti. Bunu ona açıkladığımda kabul etmemişti ama içeriye sızdığımda kurtulma olasılığımın çok düşük olduğunu o da biliyordu ve kabul ettiğini söylemişti.
Black Dragon örgütünün bundan haberi yoktu. Onlar sadece içeriden bilgi sızdıracağımı düşünüyordu. Yüzümde bir gülümseme oluştu. Böyle düşünmeleri daha iyiydi.
Gülümsememi geri sildim ve kızlara odaklandım. Kadınların gelmesini bekliyorduk. Hepimiz kendi yataklarımızın önünde bekliyorduk.
Bir süre sonra ise kapı açılmıştı. Bu kadın dün ki kadın değildi. Her gün başka bir kadın geliyorsa eğer burada çalışan kadının çok olduğunu belli ediyordu.
Kahverengi saçlı ve yüzünde çilleri olan kadın, disiplinli bir şekilde kapıdan yürüyerek yanımıza yaklaşmaya başladı. Yüzündeki çiller onu masum göstermiyordu. Ona zıt sanki yüzündeki yaralarıymış gibi duruyordu.
Yüzü o kadar sertti ki sanki bir insanı öldürebilecek bir kabiliyeti varmış gibiydi. O masum rengi olan beyazın içinde masum durmuyordu.
Bu ise benim sinirimi bozuyordu. Her yer beyazdı. Buranın katran karasına boyanması gerekiyordu. Bu masum rengin burada olmaması lazımdı. Gözlerimi yumdum ve sinirimin geçmesini bekledim.
Fark edilmesin diyerek hemen geri açtım. Kadın, yatakların arasından geçerek kontrol ediyordu. Melodi'nin yerdeki yatağı düzgün bir şekildeydi bu sefer.
Hepimizinkini kontrol ettikten sonra, "Aferin. Demek ki dersi anlamış oldunuz. Yoksa hepiniz yerde yatmak zorunda kalacaktınız."
Biraz durdu ve kapıya doğru baktı. Benim bakışlarımda kapıda durduğunda kapı açılmıştı ve içeriye dört kadın girmişti.
Hepsinin ellerinde bir mezura vardı. Bu bir ölçecekti. "Şimdi herkes yan yana sıraya girsin. Aranızda boşluk bırakarak." Özlem kadının olduğu yerden biraz uzakta sıraya girdi. Kadına dönük bir şekilde.
Onun ardından yanına Cansu geçti. Sonra ise Melodi hareketlenerek, Cansu'nun yanında yerini aldı. Sıra bana geldiğinde durdum ve bekledim biraz, mezuralar ellerinde neden vardı ki? Ya da ne yapacaklardı?
Kadın sıraya geçmediğimi gördüğünde, öldürücü bakışlarıyla bana bakmaya başladı. Sakince nefes alıp verdim ve Melodi'nin yanında yerimi aldım.
Çilli kadın arkada duran kadınlara bizi gösterdi ve kadınlar bizden tarafa gelmeye başladı. Hepimizin önünde bir kadın durdu. Kızların önünde duran kadınlara baktım. Onlar daha gençken benim önümde duran kadın daha yaşlıydı ve tecrübeli gibi duruyordu.
Kadının ağ düşmüş saçları ve ela gözleri vardı. Dudağında ki koyu kırmızı ruju ise çok fazla dikkat çekiyordu. Diğer kadınların üzerinde gri kıyafet bulunurken benim önümdeki kadının üzerinde siyah kıyafetler vardı.
Bu çok fazla kafamı karıştırmıştı. Kadın gözlerime baktı. Bir süre gözlerimden gözlerini çekemedi. Sonra ise "Kollarını kaldır ребенок." (Çocuk)
Son kısmı sessizce söylemişti. Kadının Rus aksanı vardı ve benim Rusça bildiğimi nerden biliyordu hiç bilmiyordum.
Duyduğumla gözlerim şaşkınca açılmıştı ama dediğini yerine getirerek kollarımı kaldırdım.
Belimi ölçmeye başladı. Ve bunları bir not defterine yazmamıştı. Bir süre belimde oyalandıktan sonra "Kollarını indir." Kolumu indirdim ve bu seferde boyumu ölçmeye başladı.
Ben bir yetmiş boyundaydım. Boyumu ölçtükten sonra ise omuz kısımlarıma dokundu. Omzumdan ise kollarıma geçti. Kollarımın genişliğini ölçmek ister gibi bir süre baktı ve sonra mezura ile ölçtü.
Diğer kızlarınki bitmişti ama kadının hala benimle işi bitmemiş gibiydi. Neden benim ki bu kadar uzun sürmüştü?
Beş dakika sonra işini bitirdiğinde geriye çekildi ve saçlarıma dokundu. "Saçların doğal mı ребенок?" (Çocuk.)
Bu soruyu duymaktan bıkmıştım. Sakince kafamı salladım. Kadın şaşırarak yüzüme baktı. Sonra ise arkasını dönerek çilli kadına ilerlemeye başladı.
Kadının yanında durduğunda sessizce bir şeyler söyledi ve diğer kadınlara kapıyı gösterdi. Diğerleri çıkarken o kapının yanında bekliyordu.
Kadınlar çıktıktan bir süre sonra bana döndü ve yeniden baktı sonra ise dışarıya çıktı ve kapı kapandı.
Çilli kadın önümüzde durdu ve "Kapının önünde birerli sıra olun yemekhaneye gideceksiniz."
Hepimiz tekli sıra olacak şekilde kapının önünde durduk. Gün tekrarlanıyordu. Kadın önümüzde durdu ve kapının açılmasını bekledi.
Birkaç saniye sonra ise kapı açıldı. Kapı açılır açılmaz kadın naif bir şekilde yürümeye başladı. Arkasında ise bizler vardık.
Tabi en arka sırada ben bulunuyordum. Beyaz koridorda ilerlerken diğer kapılarda açılıyordu ve oralardan da kızlar çıkıyordu.
Koridorun sonuna geldiğimizde, asansör önümüzdeydi. Kadınla birlikte asansörün açılmasını bekledik. Bir dakika sonra kapılar açılmıştı.
İlk binen biz olmuştuk ve önde duruyorduk. Üç gurup daha gelmişti bizden sonra ve onlarda içeriye girdiğinde, beyaz giyimli kadınlar bize bakıyordu.
Ve yeniden çilli kadın kameraya baktığında beyaz kapılar kapanmıştı. Kapılar kapandıktan sonra ise asansör aşağıya inmeye başladı. Arkadan konuşma sesleri gelmişti.
Arkamı döndüğümde, diğer guruptaki kızlar konuşuyordular. Tam önümü dönecekken asansör boşluğu gitmeye başlamıştı ve ışıklar sönmüştü.
Ve bir süre sonra ise asansör çalışmayı bırakmıştı. Tüm kızlar çığlık atıyordu ve kapıya vurmaya başlamıştı. Benim yüzümde ise gülümseme vardı.
Bu durum benim işime yarayacaktı. Işıklar kapandığına göre kameralarda kapanmıştı. Ayağa kalktım ve kızlara baktım. Hepsi korku içindeydiler ve benim gülümseyen yüzümle bana şaşkın şaşkın bakmaya başlamışlardı.
Fazla sürem yoktu ve konuşmaya başladım. "Asansörde ki herkes, bağırmayı kesin ve beni dinleyin. Bu asansörün durmasının tek bir sebebi var. Benim sizinle konuşmam gerektiği için durdu bu asansör."
İşi kendi tarafıma çekmemde hiçbir sakınca yoktu. Tabi asansör bunun için durmamıştı. Kesinlikle bir arıza vardı. Hepsi bana bakmaya başlamıştı.
"Ben Mina Güngöz, Black Dragon örgütündenim. Buraya Mara çetesini yok etmek için gönderildim. Bunu yapmam içinde sizin yardımlarınıza ihtiyacım var."
Hepsi nefeslerini tutmuş beni dinliyorlardı. "Üç hafta sonra hepimiz sergileneceğiz ve satılacağız. Bizleri bir mal gibi satacaklar. Buna göz yumamam. Bu yüzden sizi isyan ateşini yakmak için yanımda istiyorum. Sadece sizler değil diğer tüm kızlarda. Eğer sergileneceğimiz gün bir isyan çıkarabilirsek, örgütüm içeriye sızabilecek."
Kızlardan teki sözüm bittikten sonra hemen soru sordu. "Bu örgütü hiç duymadım. Kimlar var bu örgütte peki?" diğer kızlarda ona hak verircesine kafalarını sallayarak bana baktılar.
"Örgütümüzü her zaman gizledik. Yoksa Mara çetesi kendisini yok etmek isteyen bir örgütü sağ bırakır mı?" Herkes anlayışla kafasını salladı.
Sözlerime devam ettim. "Örgütte bulunan kişiler ise Mara çetesi tarafından kaçırılan kız çocuklarının aileleri. Bu aileler sizlerin ailesi gibi çocuklarını ya da kardeşlerini bulmak istiyor."
Esmer bir kız sözlerim bittikten sonra soru sordu. "Senin de mi ailenden birisi Mara çetesi tarafından kaçırıldı?" Sorusundan sonra gözlerim dolmuştu.
Kafamı salladım ve "Evet ablam, Mara çetesi tarafından kaçırıldı. Onu bulmak için sekiz yıldan beri uğraşıyorum. Bana sizlerin yardımı lazım kızlar. İçeride bir çok adamımız bulunmakta ama bu yeterli değil. Eğer sizlerde isyan ateşini yayarsanız buradan bir kurtulma yolumuz olacak."
Üç gurubunda gözlerinde umut belirdi. Bir süre düşündüler ve hepsi teker teker. "Ben varım."
"Ben varım."
"Bende varım." Demeye başlamışlardı. Yüzümde bir gülümseme oluştu. Melodi'de söze girdi. "Sergileneceğimiz gün hepimiz isyan çıkaracağız ve saldıracağız. Herkese bunu yayın kızlar. Mina bunun için var burada. Dün gördünüz yere çökmemek için her şeyi yaptı. O bunlar için eğitilmiş. O kadar belli ki."
Şaşırmıştım. Melodi'nin böyle konuşmasını beklemiyordum. Ve birazda şaşırmıştım. Eğitimli olduğumu onlara anlatmamıştım.
Melodi iyi bir gözlemleyiciydi ya da bir şeyler biliyordu. Herkes kafasını salladıktan sonra beklemeye başladık.
On dakika sonra ise kapı açılmıştı. Gözümüz karanlığa alıştığı için kamaşmıştı ve dışardakilere bakamıyorduk.
Her tarafı beyaz ışıklar sarmıştı. Karanlık bir gölge önümüzde durmuştu ve "Mina Güngöz." Diye bağırmıştı.
Перед вами упадет темная тень и спросит, где Черный Ангел. (Önünüze karanlık bir gölge düşecek ve Kara Meleğin nerede olduğunu soracak.)