Okan, Beyza'nın arkasından bakarken, "Kaç bakalım ay yüzlü güzel, elbet bir gün yolumuz yine kesişecek." deyip sekreterliği aradı.
"Bahadır abi yanıma gelebilir misin?"
"Geliyorum."
Kapıyı vuran kişi çağırıldığını bildiği için, "Gel"i beklemeden içeri girdi...
"Buyrun Okan bey."
"Abi, bir hafta içinde birini bulmamız lazım, çok önemli ve acil..."
"Buluruz da ne bu telaş?"
"Adı Semih!"
"Ne olmuş, buluruz?"
"Abi, adı sadece Semih, bulacağımız kişi Semih yani."
"Karın gelince bi tuhaf oldun haa?"
"Hah bir de o var... Benim odayı alt katlardan birine geçirsene."
"Neden?"
"Beyza çıkarken zorlandı."
"Altı aydır ilk defa gelmiş, belki de sondu, ne gerek var?"
"Ya yine gelirse, hem de bu üç ay içinde...."
"Göz dikmediğin bi odam kalmıştı, gel tam olsun."
"Abi, koca şirkette bana bir oda bulamayacak mısın?"
"Uğursuzun odasını versem? Yıllardır boş boş duruyor."
"Abi, senin odana bir masa koy, hatta yanına bir sandalye at oturayım ama beni o odaya tıkma."
"O kadar uğraşmayalım birader, gel kucağıma otur."
"Abi, tipim değilsin."
"Tipini s.kiym senin, gudubet suratlı... Tamam anladık, bulurum bir yer. Her saniye senin mendebur yüzünle haşır neşir olamam... Konumuza geri gelelim, Semih zadeyi bulacaktık ver bilgilerini."
"Eeığmmm..."
"Ne ıııııımm ne? Ne kıvranıyon yine?"
"Abi, soy adı yok, kimdir nedir bilmiyorum."
"Hadi buyur buradan yak, sarı çizmeli Memmed ağa diye arasam daha çabuk bulurum."
"Abi, bak! Bu Semih, dört ay önce kafa travması geçiren birini hastaneye götürmüş, oradan bulabiliriz."
"Ne kadar emin konuşuyorsun vallaa peeess! Kafa travması geçiren kişinin adı neymiş?"
"Onu hiç bilmiyoruz."
"Ulan sen karının gözüne gireceksin diye ben göbeğimi mi çatlatayım, nereden bulayım in mi cin mi? Adam kafa travması geçirmiş diyorsun, dört ay önce diyorsun, öldüyse eti toprağa karışmıştır ben bu saatten sonra nereden bulayım?!"
"Biliyorum abi zor, ama imkansız değil. Bizim çocuklardan başlayalım."
"Dur hemen arıyorum, hemen! Bizim çocuklar da emniyette eli kulağında Okan Yamaner abimiz birini arasa da biz de hemen bulsak diye bekliyorlardır şimdi."
"Sende benim adımı söyleme abi, Bahadır Boğan diye ara."
"La bi s.ktir."
"Bitti mi abi?"
"Ulan, sinirden şuracıkta öldüresim geliyor kendimi."
"Abii, bir kere denedin olmuyor işte, boşuna uğraşma."
"Lan şerefsiiiizzz, hatırlatma... Senin yüzünden anamın gözünün önünde kafama sıktım, hâlâ gıcığım sana, yaran geçsin de görüşelim."
"Hadi, benim yaram geçene kadar sen bi bakını ver hadi."
"Gidiyorum lan, tamam kes... Beyza, buraya gelecek kadarsa, konu mühimdir... o yüzden Türkiye'nin bir ucunda da olsa bulacağım..."
"Canım ağabeyim, bir tanem... Bir hafta da neymiş, sen iki günde bulursun."
Bahadır, "S.ktir yosma... Senin yağcılık bana sökmez." deyip giderken kapıda Okan'ın kardeşi ile karşılaştı.
"Al bi yosma da bu... İti an çomağı hazırla."
"Sana da merhaba Bahadır abi."
"Kes lan, uğursuz... Bana abi deme s.kerim dalağını."
"Aşk olsun, o kadar güzel günlerimiz oldu, neden böyle söylüyorsun ki?"
"Seninle en güzel günüm kurtulduğum gündü ama sen a.mına koduğumun TOP'u gibi geri geldin."
"İyi günler Bahadır bey, bana bi sade kahve."
"Zehir zıkkımı nasıl olsun?"
"Senin damak tadına göre."
Okan, ikilinin kavgasının arasına girmeden kardeşinin girmesini bekledi...
Bahadır, sözü daha da uzatacakken, "Abii, uzatma hadi... Bereketsiz bereketimizi götürmeden gitsin." diyen Okan'a Bahadır, "Bir bereketsiz o bir bereketsiz de sen, bu şirket iki yıla kalmaz iflas eder, söyliym." deyip dışarı çıktıktan sonra kapıyı kapattı.
Onur, izinsiz odanın ortasına doğru yürürken, "Bu ne abi, hem para veriyorsun hem azar yiyorsun?" deyince Okan, "O da bir şey mi ben altı aydır düzenli olarak dayağını da yiyorum." dedi
"AA! Ben de diyorum bunun yaraları neden iyileşmiyor."
"Kalbime kapanmayan yara açmıyor ya, sen ona bak, yüzümdekiler de iki gün acıyıp geçiyor ama ben ona ablamı gözüm kapalı emanet edebiliyorum."
"Fazla güvenme bence... Beyza'yı gördüm... Yine arkasından kurşun yetişmiyordu."
"Sanane lan Beyza'dan?"
"Önceden karımdı, şimdi yengem oldu ya, o yüzden merak ettim."
"Önceden nasıl karın olmadıysa, şimdi de yengen değil, Beyza'nın adını ağzına alma."
"Ben onu, kardeşinin kötülüğünden değil senden kaçırmalıymışım, sen ona daha fazla kötülük ettin."
"Kessene sesini, neden geldin ki?"
"Yönetim kurulu toplantısı var dediler, geldim."
"Sana bu şirketten pay veren kafamı s.kiym emi?"
"Babamızın ekmeğini yemediğinden canım ağabeyim."
"Kes lan, at imzanı git, seni toplantıda görmek istemiyorum."
"Bi dur yaa, sadece toplantı için gelmedim."
"Başka ne var?"
"Bi hastane var, medocalin... İkinci bir hastane yapacaklarını duydum ve şimdiki hastanenin de kameralarını yenileyeceklermiş... Sahipleri saygın insanlar... İş teklif etmek istiyorum."
"Onlar olabilir ama bizim bi saygınlığımız kaldı mı sence?"
"Neyimiz varmış diyeceğim ama?.."
"Bu şirket; babamın, iki çocuklu bir kadını yüz üstü bırakıp gittiği gün, saygınlığını kaybetti, anladın?"
"Adam öldü öldü... O yerini buldu... Yeter artık... Biz önümüze bakalım."
"Bana bak, arsız yüzsüz... Git başımdan... işim var."
"Tamam, gidiyorum... Kartviziti buraya bırakıyorum, bu hastanenin ortaklarından Okan ASLANER."
"Okan ASLANER mi?"
"Evet, adaşın."
"Hayır bee, ben bu soyismi biliyorum diyecektim..."
"Nereden?"
"Beyza doğumdan sonra bu hastanede doktorluk yapmak istiyormuş."
"AA?"
"Biliyor muydun yoksa?"
"Saçmalama yaa, nereden bileyim... Benim okuldan arkadaşların tanıdığıydı... İyi insanlar sende bi görüş dediler... Ayrıca Beyza burada mı kalacak, ailesinin yanına gitmiyor mu?"
"Ailesi İstanbul'a taşındı... Kızları bebeği istemiyorum diyor ama ananeyle dede şimdiden odasını hazırlıyorlar."
"Anane olaya el attıysa iş tamamdır, onu merak etme dee asıl, Beyza'yı platonik aşkından uzak tut."
"O kim lan?"
"Sizin nikahta beni yumruk manyağı yapan hıyar... Hadi ben uçar... Bugün Amerikaya gidiyorum... Sen bu hastaneyi bi düşün, hemen silip atma..."
"Bana bak, orayı iyi düzenle beni getirtme."
"Söz veremiyorum abicim, sonuçta ortaklar senden beklenti içine giriyorlar, bakarsın bir iki görüşmeye yada fuara gelmek zorunda kalırsın, belli olmaz yani."
"Bir işi de doğru dürüst yap yaa, tamam çık git... Ben de bir ay sonra gelirim..."
"Tamam... Görüşürüz."
~~~~•~~~~• bir hafta sonra ~~~~•~~~~•
Ceylan'la ikinci görüşmeme bir gün kala, kapım tıklandı...
"Buyrun?"
Okan: "Doktor hanım gelebilir miyim?"
"Ne var Okan?"
"Siz hastanızı böyle mi karşılıyorsunuz?"
"Hasta seçme hakkımı kullanarak seni kabul etmiyorum."
"Hadi yaa, eş olamıyorum bari hasta olayım demiştim."
"Sen bir eşin diğerinden alabileceği şeyin birini aldın, diğeri de üç ay sonra gelecek. Başka sorun?"
"Yok sağol... Yine böğrüme öküzü oturttun..."
"Bende ki o öküz altı aydır kalkmıyor. Alışırsın."
"Yemeğe çıkalım mı?"
"Hayır tâbi ki."
"Sen bilirsin... Ben de Semih'le ilgili gelişmeyi anlatacaktım ama istemiyorsun madem gideyim."
"Dur, dur!" deyip ayağa kalktığımda, "Asıl sen dur, neden ani hareket yapıyorsun?" diyerek içerisinde bulunduğum hâlin ani hareketlere karşı hassas olduğunu söylemeye çalışıyordu...
"Semih'i buldun mu?"
"Bulmakla kalmadım konuştum da."
"Anlat! Hemen!"
"Kusura bakma, açım ve benimle yemek yemezsen söylemem."
"Okan! Lütfen. Yarına kadar bir şey bulmak zorundayım."
"AA! Öyle mi? Hâlbuki ben onu da bulmuştum."
"İğrenç bir insansın."
"Önden bayanlar."
Okan'ın o yemeği yemeden konuşmayacağından adım kadar emindim...
Kliniğe en yakın restorana geldiğimizde sağına soluna bakıp, girmekten vazgeçince, "Neler oluyor?" der gibi baktım.
"Buranın alt katı beğenmedim, üst kata çıkarken de sen yoruluyorsun, ayrıca girişi de rampalı... Seni tutmama izin vermeyeceğini biliyorum, burayı çıkamazsın."
"Koruduğun şey bir veliaht olmayabilir."
"Veliaht olmaması için sebep ney ki?"
"Kız!"
"Kız mı? a-ahahahahahhaahah... O kız olsun, hissemin üçte birini onun üzerine yaparım."
"Neden üçte bir?"
"Bu gidişle ilk ve tek çocuğum o olacağı için... Birini de yeğenlerim arasında pay edeceğim, diğeri de ben ölene kadar beni geçindirmek ve benden sonra hayır kurumuna kalması için."
"Neden tek çocuğun olsun ki? Evlenirsin, kardeşleri olabilir."
"İstemem... Ona, anne baba bir kardeş vermedikten sonra benden bi kardeşi olmayacak."
"Anne babanıza olduğu gibi size de olacak diye bir şey yok...Bu zincir kırılabilir."
"Benden kırılmasın da kimden kırılırsa kırılsın farketmez... Burası güzel... Hadi inelim."
...
Siparişlerin gelmesini beklerken, bir şey soracak gibi bakınca, "Söyle?" dedim
"Medocalin hastanesi?"
"Ne olmuş o hastaneye?"
"Orada devam edecek mişsin galiba?"
"Babamla çok sık konuşur olmuşsun!"
"Arayıp soruyor sağolsun."
"Evet, orada devam edeceğim?"
"Hııııığğmm!.. Anladım tamam."
"Ne oldu ki?"
"Geçen hafta Onur geldi, sahiplerine iş teklifinde bulun dedi."
"Eee?!"
"E'si buu, sen orada devam edeceksen ben olmaz diyeyim."
"Neden?"
"Sen rahatsız olma diye."
"Neden rahatsız olayım ki? Yavuz beye söylerim, benim odama koymazsınız olur biter."
"Yavuz? Okan değil miydi?"
"Okan, kardeşi... Üç kardeşler."
"Haaağ' anladım. Yavuz bey öyle anlayışlı biri yani?"
"Öyledir, hemde çok incedir... Geçenlerde abisinin doğum günü dolayısı ile bir gün boyunca gelen hastalardan ücret almadığı gibi bir hafta da yüzde elli indirim yaptı."
"İyiymiş..."
Sesinden ve bakışından acayip derecede negatif enerji hissettiğimde, devam ettim.
"O da bir şey mi? Medocalin'in son üç harfi sevdiği kızın son üç harfiymiş ve onun doğum gününde ameliyat ettiği hastalardan ücret talep etmediği gibi, yeni doğan kız çocuklarına Selin ismini koyup gelen hastalara çeyrek altın takıp, hastane ücretini de geri iade ediyorlarmış."
"Ooohaaa!.. Resmen ayrımcılık, erkek çocuklarına yok mu?"
"Olmaz mı? O hafta doğan erkek çocuklarına da Selim ismini verirlerse ücretsiz."
"Ama altın?!"
"Altın yok evet... Altın kız çocuklarına özel."
"Hııııııııhh'... Bak ayrımcılık işte, Selim bebeklerin ne suçu var. Ben olsam hepsine aynı yapardım."
"O adam senin gibi hem anadan hem babadan zengin doğmamış... Bütçesi ona yetiyor demek ki?"
"Ayrıca bir hafta da kaç tane çocuk gelecek ki, hııııııııhh'."
"Hastane de bir oda var, Selin bebeklerle ve kimlikleriyle çekilmiş fotoğrafların sergilendiği koleksiyon odası... Gidince bi bak bakalım kaç bebek var."
"Neden Selim, kendi adı Yavuz'ken."
...Şuan Yavuz bey burada olsa, onunla kavga edecekmiş gibi duran Okan'ın gözlerinden kıvılcımlar çıkıyordu...
"Diğer adı Selim... Zaten, Selin de kendi ismine uyumlu olsun diye konmuş."
"Nasıl yaa? Beşik kertmesi mi?"
"Evet, onun gibi bir şey."
"Bu çağda kaldımı yaa? Yuuhh yani?"
"O çağı bu çağı yok, devam eden ediyor maalesef, geçen ay bi hastam zorla kaynıyla evlendirildi."
"Neee?"
"Hemde hiç anlaşamıyordum dediği çocukla, kendinden de küçük."
"Ooofff, bu da fenaaymışş, eleman ne hâle gelmiştir kim bilir?"
"Bi empati kursana, biz mi daha kötüyüz onlar mı?"
"Sidik yarıştırır gibi acı yarıştıramam, annem ateş düştüğü yeri yakar, herkesin acısı kendine büyüktür der... Empati kurmama gerek yok, biz de bir benzeri değil miyiz?"
"Neyimiz benziyor?"
"Sen kardeşimin karısıydın."
"Orada dur... Bizimki farklıydı dedim sana."
"Her neyse, ben bunu bilmiyordum... İkinize de acı çektirmek, korkutmak istedim... Ama evdeki hesap çarşıya uymadı... O çocuk ta hem abi acısı çekmiş, hem de kendisini sevmeyen biriyle evlenmek zorunda kalmış, benim de kardeşim öldü ve..."
"Senin de sevmediğin biriyle evlenmek zorunda kaldın değil mi?"
"Öyle söylemek istemediğimi biliyorsun."
"O kapıya çıkıyor ama..."
"Sana göre nereye çıkar çıkmaz beni ilgilendirmez, benim bütün kapılarım sana çıkıyor, ben buna bakarım..."
"Semih'i anlatacak mısın artık."
"Yemeğini bitir, başliym, çünkü biraz mide bulandırıcı..."
"Tahmin edebiliyorum."
Okan, konuşurken benim gözüm çaprazımızda ki bir kadının meyve yemesine takılıyordu... Altı aydır istemediğim bir hamilelik yaşıyordum ve ilk defa canım bir şey istiyor gibiydim... Bu kesinlikle o kadının iştah açıcı yemesinden dolayı olmalıydı...
Bu bakışlarım Okan'ın da gözünden kaçmamış olacak ki, nereye bakıyorum diye dönüp bakmıştı...
Kendimi toparlayıp dinlemeye devam ettim...
"Sen bu Hastaneyi nereden buldun?"
Yavuz beye takıldığını belli eden bu girişle, bende Okan'a dönüp, "Amcamın kızı vardı ya, Cansu... Trafik kazası geçirmişti... Onu ziyarete gittiğimde hastaneyi çok beğendim, amcamda bizi tanıştırdı." dedim.
"İyi... Sen Yavuz beye bir şey söyleme, çünkü benden yana bir sıkıntın kalmayacak."
"Anlamadım... Nasıl yani?"
"Geçen akşam annemle konuştuk, sen demiştin ya, annesiz babasız büyümesin diye, ortak bir karar aldık, Amerika'ya yerleşiyoruz."
"Ş.şeyy... Gerçekten miii? Şaşırdım."
"Sen haklıydın, sensiz büyüyecek zaten bir de bensizlikle cezalandıracaksam neden yaşattım ki, değil mi?"
"Y.Yaanii?"
"Ben ileri de olacaklardan korktum sanırım, Bana seni sorduğunda ona ne söyleyeceğimi düşünüp bir şey bulamayacağım için korktum. Kimliğinde yazan ismi merak edecek görmek isteyecek, getiremeyeceğim diye korktum."
"Bu korkunu ne götürdü peki?"
"Kimlikte benim ve senin adın yazmayacak... Beni babası olarak bilmeyecek."
"Neee?"
"Öyle, ablamın üzerine yazdıracağım."
"Saçmalıyorsun?"
"Neden?"
"Olmaz... Kabul etmiyorum."
"Bu konu da seninle tartışacak değilim Beyza, sen yeteri kadar nefret ediyorsun zaten, bari çocuğum beni dayısı bilip sevsin. Cimcimeyi de ablası bilip büyüyecek..."
"Olmaz dedim..."
"Sen hastane odasında terkedip gideceğin gün yapacağım şeyi seninle paylaştım."
"İğrenç bir insansın."
"Bir tarafı eksik büyümek ne demek sen bilemezsin tamam mı?"
"Senin enişten ölmedi mi? Yine eksik."
"Bu öyle bir şey değil Beyza, cimcime her hafta babamı özledim diyerek mezarına gidiyor... Yaşadığını bilip ayrı kalmak, ölüm acısından daha kötü."
"Sen bencilin tekisin."
"Ne yapayım sen söyle... Babası varken babasızlığın, annesi varken annesizliğin ne demek olduğunu bizden, benden daha iyi bilemezsin... O kadar nefret ettiğim hâlde ölünce yine ağladım... Bir evladın babası için, neyse ki artık bildiğim yerde, istediğim zaman yanına gidebiliyorum diye sevinmesi ne demek sen anlayamazsın."
"Herkes sen gibi, baban gibi olacak diye bir şey yok, sen yeğenine dayılık yaparken babasının yokluğunu hissettirmiyorsan, kendi çocuğuna hiç hissettirmezsin."
"Bak, ben dört kardeşim ve hepimizi de ayakta tutan annelerimizdi... Annem elini bir an olsun üzerimizden çekti ne hâle geldik. Ben annesiz bir çocuğun umutlarını yerle bir edemem... Ona, hastane odasında terkedip gittiğini, her oynadığında miden bulanıyormuş gibi baktığını, sırf o istiyor diye canının istediğini bile yemediğini, senin onu sevmediğini, kurtulmak için, günleri iple çektiğin bir hastalık, bir fetüs, bir parazit gibi gördüğünü söyleyemem, anlıyor musun? Seviyor deyip yalan söyleyerek, beklentiye kapılmasını da istemiyorum. Seni görmek istemeden yaşaması için aklıma gelen tek çare bu... Türkiye'ye gelmeyeceğimiz için, ileride kardeşleri olursa onlarla karşılaşma ihtimali de olmayacak..."
"Bulduğun çözüm şahaneymiş bravo."
"Sen istiyorsun ki, çocuğum büyürken seni merak etsin, mağdur görsün ve benden nefret etsin."
"Ne alakası var?"
"Öyle Beyza, baba annem nerede? yok gitti... neden?.. seni istemedi... neden?.. ben ona kötülük yaptım?.. neden neden neden, iyi bir baba portresi mi sence?"
"Haklısın galiba... Bu kadar iğrenç bi babası olduğunu bilmektense kuzeniyle dayısı olarak bilsin daha iyi."
"Düşününce bana hak vereceksin..."
"Canın ne istiyorsa öyle yap, umurumda değil."
"Senden bir konu da daha rica da bulunmak istiyorum.. Ben süt anne bulana kadar, sütünü sağıp gönderebilir misin?"
"Olur."
"Teşekkür ederim."
"Semih'i söyleyecek misin artık. Yemeğim bitti..."
"Evet, ama ondan önce kısa bir telefon etmem lazım, çok sürmez."
"Tamam bekliyorum."
Okan, cebinden telefonunu çıkartıp giderken gözüm yine kadına takılmıştı, Kadında kıtlıktan çıkmış gibi yiyor, ağzının içinde beton mikresi gibi dolandırırken karşısındaki kişiyle konuşuyordu...
Okan haklıydı, karnımdaki şey o meyveleri istediği hâlde yemeyecektim ve benden başka kime anne diyeceği de umurumda değildi...
"Eveeett... Geldim."
"Dinliyorum."
"Semih'i buldum ama işine yararmı bilemiyorum."
"Neden ki?"
"Dört aydır hapisteymiş te ondan."
"Nasıl yaa, neden?"
"Kasden adam yaralamadan."
"Adam yaşıyor mu?"
"Ona yaşamak denirse, bitkisel hayatta ve makineye bağlı."
"Ama Semih yapmamış ki?"
"Ailesi birlikte çıktıklarını, ondan başka arkadaşını tanımadıklarını ve şikayetçi olduklarını söylemişler."
"Ben yapmadım dememiş mi?"
"İlk zamanlar inkar etmiş ama şimdi sessiz kalıyor."
"Nedeeenn?"
"Ceylan mıydı?"
"Evet."
"Onunla tehdit ediyorlar diye düşünüyorum."
"Neyle?"
"Video?"
"Hiiii'!.. İnanmıyorum, Ceylan bunu bilmiyor."
"Sen Semih'ten ne bekliyordun?"
"Boşver, senin bile yapmayacağın şeyi ondan hiç bekleyemem."
"Ceylan da mı hamile yoksa?"
"Maalesef."
"Vay bee, o da tek kurşun ha?"
"Ne saçmalıyorsun?"
"İlk seferde hamile kalma olasılığının bu kadar yüksek olmasına şaşırdım yaa, kızma hemen."
"Neyi sorguluyorsun?"
"Yaa tamam... Bir şey sorguladığım falan yok, sustum."
"Ceylan'ın ailesi benimkiler gibi değil, o da bebeği doğurana kadar kaçmak istiyor."
"Bu konu da yardımcı olabilirim sanırım, eğer sende istersen."
"Ne?!"
"Ceylan'a bi adres vereyim, yaşlı bir kadın... Onun kiracısı olsun, Bebek doğunca da istediğini yapar... Ben de bu arada Semih'i içeriden çıkartacak şeyler bulayım."
"Semih kaç yaşında, aynı okul mu peki?"
"Yirmi iki yaşında, insan kaynakları yüksek lisans talebesi. Ceylan ile aynı okulda değiller."
"Sen Ceylan'ı nereden öğrendin?"
"O da meslek sırrı söylemem." dediğinde ısrar etsem de söylemeyeceğini biliyordum.
Garsonların iki meyve tabağı ile yanımıza gelmesiyle ne olduğunu anlamaya çalıştım...
"Merhaba, müessesemizin ikramıdır... Afiyet olsun."
Garson bırakıp giderken şaşırmıştım, hamile olan kişiye Allah ikram eder dedikleri bu olsa gerekti... Canım çok istemiş olacak ki, Rabb'im ikram etmişti.
Okan, ne olduğundan habersiz gibi. "İstemezsen yeme." diyerek önümden çekmeye çalışırken, "Hayır yaa, yiyeceğim." diyerek ilk dilimi ağzıma atmıştım bile...
Tabiri caizse ağzımın suyu akacak derecede yemek istesem de, kibarlığımdan ödün vermeyerek, yuttukça yemeye çalıştım...
En son dördüncü ayında kusmama sebep olan fetüs, meyve tabağının sonuna doğru harekete geçmiş, kusacağımın sinyalini veriyordu. Hızlıca yerimden kalkıp lavaboya gittim...
Ben, kibarca yediklerimi hunharca boşaltırken Okan yanıma gelip, belimden ve alnımdan destek olduktan sonra, "Ah be kızım, madem canın istiyor, neden geri gönderip anneni bu hâle getiriyorsun." diyerek fetüs ile konuştu.
İlk lokmamın, en son gelmesiyle yorulmuş ama rahatlamıştım...
"İyi misin?"
"İyiyim, rahatladım."
"Çıkalım hadi."
"Sen biraz önce ne dedin?"
"Ne dedim?"
"Kızım dedin."
"Ben... lafın gelişi demişimdir yaa, cimcimeden alıştığım için olabilir."
"Emin gibiydin de..."
"İçimden kızmış gibi geliyor, belki de ben kız olmasını istediğim için olabilir."
devam edecek.