Aynı tavırla gözlerini çeken Umut sinirle içeri girdi. Şimdi ne yapmam gerektiğini bilmiyordum. Koskoca evde onunla yalnız kalmıştık.
Yatağa oturdum ve onun merdivenlerdeki ayak seslerini dinledim. Etraf yine sessizliğe bürünsede bir süre sonra kulakları sağır edecek bir gürültü ortaya çıkınca ellerim istemsizce kulaklarıma gitti.
Hemen dışarı attım kendimi. Sesler odanın dışından daha bir artmıştı. Umutun bulunduğu odanın kapısına doğru gidince o gürültülerin nereden geldiğini anlamış oldum.
Umut hem bağırıyor hem de etrafı yerle bir ediyordu.
"Allah kahretsin!"dedi bam! Vazoya yazık oldu.
"Neden ben ha neden!" Bam! Çerçeveyede artık gerek kalmadı.
"Nefret ediyorum hepinizden! Hayatımı mahfettiniz!"dedi ve bu seferde yatağı dağıtmaya başladı.
"Allah belanızı-"diye devam edemeden beni farketti ve ellerini yataktan çekti. Kahve gözlerini üzerime dikip dik bir pozisyona geldi ve üzerime yürümeye başladı. Korkudan neredeyse altıma edecektim. O bebeksi, masum yüzü bile öfkesini bastıramıyordu.
Gözlerimi yumup olacaklara hazırladım kendimi. Şükürler olsun ki o sadece kapıyı suratıma kapatmakla yetinmişti. Aksi takdirde olacakları düşünemiyordum.
Dalgın ve çaresiz az önceki oturduğum odaya döndüm ama kapıyı kapattığımı unutmuş olmalıyım ki kafamı çarptım. Unutkanlığımın cezasını şimdi kafam ödüyordu. Hep Umut yüzünden! Kafa mı bıraktı mübarek buz kütlesi!
Odaya girer girmez hemen üstümdeki fazla ağırlıklardan kurtuldum. Gelinlikte hakketen fazla ağır. Kısa bir duştan sonra üzerime bir etek ve uzun kollu bir bluz giydim. Allahtan makyaj yapmalarına izin vermedim. Valla makyaj yapınca yüzüm aynı paylaçoya benziyor. Sonrada gel uğraş.
Son olarakta yazmamıda taktığımda karnım zangır zangır guruldamaya başladı. Görgüsüz mide n'olacak? Daha bu evde ilk günümüz yahu. Biraz boğazına mukayyet ol değil mi?
Elimi karnıma bastırıp mutfağa indim. Valla şu an hiç görgülü rolü yapamazdım. Gözlerimden kalpler fışkıra fışkıra daldım mutfağa. Önce bir bardak su içip yemek yapmaya koyuldum. Umutta acıkmış olabilirdi. O yüzden yemek yemeyip önce ona bir tepsi hazırladım ve korkulu adımlarla merdivenleri çıkıp odasına yaklaştım.
Odası dedim de galiba ayrı odalarda kalacaktık, Umut böyle davrandığına göre... Aman Allahım! Ben ne diyorum? Sanki çok meraklıyım onunla aynı odada kalmaya da ondan üzülüyorum. Tövbe bismillah...
Elim geri geri gitti resmen kapıyı tıklatırken ama tık tık sesiyle yetinmedim. Ses gelmeyince bu sefer hayvan gibi giriştim kapıya. Derken Umut rüzgar gibi kapıyı açınca elim az daha ağzının ortasına çakacaktı.
"Ne var! Ne istiyorsun!"diye bağırınca sesim içime kaçtı. Kedi gibi miyavlayıverdim.
"Şey... Ben yemek yaptım da belki acıkmışsındır diye-"
"Senden yemek isteyen mi oldu! Sen git o masum kız ayaklarını babama yuttur. Şimdi beni rahat bırak!"deyip yine gürledi alemin kralı.
"Ama sabahtan beri hiçbir şey yeme-" yine lafı boğazıma tıktı.
"Sana beni rahat bırak diyorum!"diye bağırıp elimdeki tepsiyi yere devirdi.
O an sinirle ikimizde birbirimize baktık.
"Bak! Artık yemek filan yok!"dedi ve yine sertçe kapıyı yüzüme kapattı.
Dolan gözlerimi öfkeyle içime akıtırken etrafı toplamaya başladım. Ne sanıyor kendini bu buz kütlesi? Bana böyle davranmaya hakkı yoktu! Her ne olursa olsun! Kocam olsa bile...
Tüm iştahım kaçmıştı. O yüzden etrafı toplayıp odama geçtim. Kapının sağ tarafında duran valizimi açtım ve diğer eşyalarımla birlikte odaya yerleşmeye başladım. Ha ha! Benim odam Umut kütlesinin odasından çok daha güzel. "Ona kapak olsun." diye içimden geçirip kapıya doğru döndüm ve sanki kapının ardındaymış gibi dilimi çıkardım. Buzlar diyarının aslan-kütle kanundan fırlamış insan müsveddesi n'olacak!
Artık geç oluyordu. Yatsı namazımı kılıp Efendimiz (SAV)'in yatmadan önce okuduğu dua ve sureleri ezberimde okudum ve kendimi sırt üstü yatağa attım. Yorucu bir gündü. Diğer işleri de yarın hallederdim artık. Bugünün işi yarına bırakılmaz derler ama benim işten kastım eve yerleşmek be iç ses. Oda zamanla anca...
Tam uykuya bırakıyordum ki kendimi, aniden telefon çaldı. Ekranda Sümeyye yazısını görünce yeşil butonu yana doğru kaydırdım.
Bu olanlardan hiçbirini bahsetmememiştim onlara. Hem ani olmuştu hem de biraz çekinmiştim. Düşünsenize bir telefon geliyor ve arkadaşınızın bir anda evlendiğini öğreniyorsunuz. Yani biraz tuhaf olurdu. Neyse okulda yüz yüze geldiğimizde her şeyi anlatırdım artık.
"Selam Aleyküm? Efendim Süme?"
"Aleyküm selam. Nasılsın bakalım? Pazartesi okula geliyorsun değil mi?"
Hışımla yerimden kalktım.
"Okullar bu pazartesi mi başlıyor?"
"Ne sandın şapşik? Anlaşılan bizi hiç özlemiyorsun!"
"Hayır hayır. Hiç öyle şey olur mu? Tabikide hepinizi çok özledim. O zaman pazartesi görüşürüz İnşaAllah. Allah'a emanet."
"Dur Mucize! Kapatma. Sana bir soru soracağım. Aslında okulda anlatacaktım ama..."
"Ne oldu kız? Yoksa aşık mı oldun?"deyip öylesine söyleniverdim.
"Nereden biliyorsun! Mucize doğru söyle. Medyum falan mısın? Hep böyle oluyor."
"Süme sen ciddi misin?"
"Ne? Medyumluk konusunda mı?"
"Hayır salak. Gerçekten aşık mı oldun?"deyince sesi kedi mırıltısı gibi çıktı. Tıpkı az önce benim yaşadığım gibi.
"Evet."
"Ay! İnanmıyorum! Kim, çabuk söyle?"
"Şey... Adını bilmiyorum ama bir görsen çok yakışıklı."
"Nasıl aşık oldun peki? Nereden gördün bu çocuğu?"
"Magazinde gördüm ve aşık oldum."deyince suratımı buruşturdum.
"Aff Süme! Böyle aşık olunur mu?"
"Aa niyeymiş o?"
"Aff Süme! Kapat okulda konuşuruz deli kız. Uykum var. Hadi Allah'a emanet."
"Ama... Mucize-"diyemeden telefonu kapattım ve sabah namazına alarmı kurup yattım.
Sümeyye ve Hatice... İkiside üniversiteye başladığımdan beri en yakın arkadaşlarımdı. İkiside benim gibi tesettürlüydü. Eğer bu evlilik olmasaydı yine Sümeyyeyle yurtta kalacaktım. Hatice ikizi Savaşla birlikte kendi evlerinde kalıyordu. Tabi birde Güney vardı. Evlenmeden önce en ideal olarak düşündüğüm eş adayıydı. Biz böyle bir grup halinde takılırdık ama oldum olası yani fıtratım gereği erkeklerle çok fazla iletişim kuramıyordum. Bu yüzden kızlar beni anlayışla karşılıyordu. Nedenini biliyorlar sonuçta, haram! Güney ise bana olan ilgisinden dolayı çok bozuluyordu. O zamanlar Güney benim için okulun en iyi kalpli çocuğuydu ve haramdı diye ondan kaçıyordum. Oda bıkmadan kovalıyordu. Zengin, popüler ve oldukça yakışıklı diye kimse bizimle takılmasına anlam veremiyordu. Bazen bende...
Güneyden ne kadar istedimse kaçamıyordum. Çünkü o Savaşın en yakın arkadaşıydı. Savaş ise benim için kardeşten farksızdı. Kızlarla üçümüzün abisi gibiydi. Şimdi okul açılınca Güneye nasıl davranmam gerektiğini bilmiyordum.
En önemlisi dostlarıma evlendiğimi nasıl söyleyecektim? Güney duysa kalp krizi geçirir herhalde. Sahi kaç gün kaldı ki okula? Bugün günlerden neydi? Cuma! Telefonum öyle diyordu. Demekki iki günüm vardı.
Afflayarak kendimi yorganın altına bıraktım. Eski hayatımla yeni hayatımı nasıl birlikte yürütecektim, bilmiyorum. Ayrıca yarın çok işim vardı. Temizlik yapacağım. Üzerinize afiyet biraz temizlik ve düzen hastasıyımdırda.
Diğer yandan Güneyle ilgili tüm duygularımı evlendiğim güne çöpe atmıştım. Dostlarımı belki bir nebze idare ederdim ama ya Umut...
Yanaklarımı şişirip sıkıntıyla iç çektim. Yatakta dört döndüm resmen ama yok, uykum gelmiyor. Galiba nedenini biliyordum.
Karnım yine guruldayınca cevabımı almış oldum. Belki yatmadan önce birkaç bir şey atıştırabilirdim.
***
Dün ki sinirimden eser yoktu şimdi. Zaten ben kin tutan bir insan değildim. O yüzden sabah namazımı kılar kılmaz uyumamış, eski neşemle Umut için mükellef bir kahvaltı hazırlamaya koyulmuştum. Yok yoktu. Derler ya bir tek kuş sütü eksikti diye. O derece yani.
Umutu uyandırmadan önce üstüme uygun kıyafetler geçirip kapısına doğru korkulu adımlarla yaklaşmaya başladım. Bu sefer ne yapacağını merak ediyordum. İnşaALLAH sakinleşmiştir.
Kapının önüne gelince durdum ve derin bir nefes aldım. Tam kapıyı çalacaktım ki kapı kendiliğinden açıldı, korku filmlerindeki gibi!
İçerisi karanlıktı. Besmele çekip korkmamaya çalışarak düğmeyi açtım ve beni ele geçiren şaşkınlıktan dolayı ağzımın 180 derece açılmasını engelleyemedim.
Oda dün ki dağıttığı gibi kalmıştı ve en önemlisi içeride kimse yoktu.
Umut yoktu...