BEKTAŞ: Mutfak tezgâhının başında bir an öylece kalakalmıştım; gözlerim açık olmasına rağmen hiçbir şeyi gerçekten görmüyor, zihnimdeki uğultunun içinde kaybolmuş gibi boşluğa bakıyordum. Dairenin anahtarlarını ona verdiğim o gün, sanki üzerinden yıllar geçmiş gibi uzak ama bir o kadar da yakındı hafızamda… anahtarları ona uzatışım, o küçük, narin elini çekinerek bana doğru uzatışı, parmaklarının titrek bir dikkatle o soğuk metali kavrayışı, ardından kartı ve anahtarları çantasına koyarken yüzünde beliren o tuhaf karışım—çekingenlik, heyecan ve biraz da güven… O anın içinde saklı olan her şey şimdi gelip boğazıma düğümleniyordu. O günlerde ona gerçekten nasıl davrandığımı düşündükçe içimde bir huzursuzluk büyüyordu; bir kadın gibi değil, bir eş gibi değil… sanki hayatı yeni öğrenen bir er

