ATEŞ
Annem kahvaltı da akşama Kılıçlara gideceğimizi söylemişti. Erken gelin demişti. Arayıp, davet etmişler. Toplantı da onların leyhine karar verdiğim için, teşekkür etmek için ağırlamak istemişler. Kararımı yaşananlardan dolayı verdim. Şerefsiz, karısının kardeşiyle birlikteymiş. Kız yeni 18 yaşına basmış. Bir de hamile. 10 yaş! 10 yaş var aralarında. Daha çocuk ya. Böyle insanların yaşaması bile gereksiz.
Eve gidince hazırlandım. Duş alıp, üzerime siyah bir takım, siyah gömlek giydim. Aynaya baktığımda iyi görünüyordum. Aslında gitmezdim de bu akşam ki, durum farklıydı. Yaren'in olayından sonra annem beni evlendirmeyi kafasına koymuştu. Her akşam ya misafir ağırlardık ya da misafirliğe giderdik. Sürekli bana birilerinin resimlerini gösteriyordu. Bilmem hangi ağanın kızı. Artık sinirlerim iyice bozulmuştu. Sürekli eve geç geliyordum. Neyse ki bu o akşamlardan biri değilde, rahatça gidecektim.
Hep beraber arabalara binip yola koyulduk. Annem, babam, Mizgin ve Pusat benim arabama bindi. Narin, kocası Erdem ve çocuklarıyla gitti. Batuhan da kızları aldı. Konağın önüne gelince arabalardan indik. Hemen konağın kapılarını açıp, içeriye buyur ettiler. Annem ve babamın arkasında içeriye girerken, donup kaldım. Bu da kim?
Merdivenlerden iniyordu. Üzerinde yeşil dizlerinde bir elbise, ayağında siyah topuklu bir ayakkabı vardı. Belinde gümüşten kemer, 2 yanından zincirler sallanıyordu. Elbisenin yakası kare, kolları dirseklerine kadardı. Simsiyah saçlarını açmış, beline kadar kıvır kıvır uçuşuyordu. Yüzünde hafif bir makyaj, dudaklarında tebessüm vardı. Bembeyaz teni güneş gibi doğmuştu sanki konağın ortasına.
Ağır ağır adımlarla indi merdivenlerden. Yanında yengesi vardı. Erdem'in sesiyle kendime geldim. Kolumu dürtüp, kendime gelmemi sağlamaya çalışıyordu. Erdem "Hayırdır kayınço, nerelere daldın" sırıtıyordu şerefsiz. Ne dalacağım, gözüm takıldı sadece. Aslan Ağa buyur etti, sofraya geçtik.
Sofra da sofraydı hani. Ciğer pilav, sembusek, irok, içli köfte, daha neler neler. Ben bakarken bile mest oldum. Yemek zayıf noktamdı. Ben bakarken sofraya kaburga dolması geldi. Hayır diyemeyeceğim tek yemek, bayılırdım. Ama her yerde de yiyemezdi. Daha önce Kılıç Konağı'nda yemiştim, güzeldi. Ama annemin ki mükemmeldi. Ayıp olmasın diye bir çatal aldım. Gözlerim açıldı, bu ne ya? Daha önce böylesini yememiştim. Anneminki mükemmelse, bu efsaneydi.
Annem "Anka kızımız döktürmüş gene" dedi. Gözlerim Anka'yı buldu. O mu yapmıştı yani? "Nereden bildiniz Anka'nın yaptığını" diye sordu Hamza' nın karısı. Narin "Anka'nın kaburga dolmasını bilmeyen mi var Mardin de. Herkesin dilinde lezzeti" dedi. Ben bilmiyordum. Gözlerim hala Anka'nın üzerindeydi. O ise bana bakmıyor, tabağıyla oynuyordu. Arada soru soranlara cevap veriyor gene başını tabağına gömüyordu.
Babamın sesiyle kendime geldim. Boğazını temizleyip, koluyla dürttü beni. Ne oluyor ya? İkidir dalıyorum kıza. Neyse yemek bitince kahvelerimizi içmek için terasa çıktık. Kahvelerin yanında kaymaklı künefe yapmışlar. Sohbet ederken oğlum tabağını yere bıraktı. Pembe'nin tatlısını çatalladı.
Tatlı için kavga etmeye başladılar. Narin durdurmaya çalıştı. Ama yok, Pusat taktı Pembe'nin tatlısına. Pusat'ı yanına alıp kendi tatlımı verdim. Baktı baktı çatalını batırıp içinin peynirini uzattı. Pusat "Ucuyor, onda yotu" dedi. Beyza "Benim tatlımda da yok" dedi. Sonra Boran ve Recep te bizde de yok dediler.Ne yoktu lan bu tatlılarda? Bakınca tatlılarında peynir olmadığını anladık. Rojda hanımağa gelinlerine bakıyordu. Birden Anka "Şey, peynir boğazlarına takılabilir diye, çocuklara peynirsiz yaptırdım. Çok uzayınca yutmakta sorun yaşayabiliyorlar bazen" diye açıkladı. Gerçekten bunları düşünmüşmüy dü yani?
Narin uzun uzun sohbet etti Anka ile. Bende arada bakıyordum. Belii etmeden yani. Enişteye rezil olamazdım gene. Saat iyice geç oldu. Çocuklar da uyumaya başlayınca kalktık. Eve gidince hemen odama çıktım. Uğraşamazdım kimseyle.
Önce duş aldım, sonra da yattım. Aklımda onun olması normal mi? O gözleri, elleri, hele dudakları. Ressam tarafından özenle çizilmiş gibiydi. Kusursuzluğun vücut bulmuş haliydi. Aklım almıyor, insan böyle bir kadını nasıl aldatabilir? Ben olsam...
Ben olsam ne olacak ki? Yani ne olabilir ki? Benle Anka, olabilir mi ki? Yani, sonuçta bekar bir adamım. Anka da bekar, istediği adamla olabilir. İstediği adamla, istediği adamla. Yataktan kalktım birden. Ne demek istediği adamla. Olmaz öyle şey. Yeni boşandı, hemen evlenmek istemez. İstemez değil mi? Üstelik aldatılmış bir kadın. Nasıl tekrar güvensin birine hemencecik.
Hışımla odadan çıkıp terasa çıktım. Sigara mı yakıp, düşünmeye başladım. Ne düşündüğümü kendim bile bilmeden. Neden düşünüyorum ki, kim ki Anka? Hem ben bir daha evlenmem demedim mi? Ne evlenmesi lan? İyice kafayı yedim. Kızı daha 2 saat önce gördüm. Şimdi de evlilik diyorum. Kafayı yiyeceğim, kesinlikle kafayı yiyeceğim.
"Ooooo, kayınço hayırdır bu saatte buradasın? Uyku mu tutmadı yoksa" gene sırıtıyordu gevrek gevrek. "Siktir git Erdem. Senden çıkarmayayım sinirimi" dedim. "Kim sinirlendirmiş koskoca Ateş Ağa'yı" diye dalga geçiyordu hala şerefsiz. "Biraz daha konuşursan, kendi kendini ameliyat etmek zorunda kalacaksın" dedim. "Yazık değil mi kardeşine" dedi. "Ne yazığı lan iyilik ettin diye elimi öper bacım" dedim. Erdem iyiydi, bir de bu zevzeklikleri de olmasa.
Yanıma oturup bir sigara da o yaktı. Küllük şimdiden dolmuştu. Ne kadar içtiysem artık farkında bile değilim. "Güzel kızdı yalnız" dedi. "Kim" dedim. Kimden bahsettiğini biliyordum aslında. Erdem de sanki bilmiyorsun der gibi baktı. Cevap vermedim. Kalkıp ayaklandı. Odaya giderken "Buranın törelerini sen benden iyi bilirsin Ateş. O kızı fazla tutmazlar evde. Acısı azalsın diye anca birkaç ay beklerler. Yarın öbür gün istemeye başlarlar. Sonra üzülme Ateş Ağa" diyip gitti.
Zaten kafam karışık, iyice karıştır şerefsiz enişte. Doğru söylüyordu. Burada evde fazla tutmazlardı dul kadını. Boşanalı 2 hafta olmuştu. En fazla 2 ay sonra talipler gelmeye başlardı. Annem evlenmemi istiyordu zaten. Onunda işine gelir. Anka güzel, akıllı biri. Hem çocukları da seviyor. Tatlı yaparken bile düşünmüş. Onlara ayrı yaptırmış.
Kısır olduğunu duymuştum. Çocuklarım vardı, varsın onun olmasın çocuğu. Beraber büyütürüz çocuklarımızı. Peki ister miydi Aka beni? Her ağa bana kızını vermek için sıraya girmişti. İstediğim her kız ben söylemeden yatağıma girmeye hazırdı. Evliyken bile kuma gelmek isteyen çoktu.
Karımı aldatmadım hiçbir zaman onun aksine.
Önce Anka ile konuşmam gerek. Yusuf ile istemeden evlendi. Gene istemediği bir evliliğe mahkum edemem onu. İstemediği, sevdiğimi var mı acaba?
Yumruklarımı sıktım, parmaklarım bembeyaz oldu. Mümkün değil. Ya mümkünse, ya sevdiği varsa? Ya onunla olmak istese, ne yaparım? Lan kızı göreli 2 saat oldu şunun şurasında. Şimdiden birini öldürmek istiyordum. Öldürebilirdim, Anka için öldürebilirdim.
Yaren'in ihanetin de bile böyle hissetmedim. Onları öldürmek istedim. Ama ihanete uğradığım içindi. Yaren'e asla böyle bir arzu duymadım. Annem çocukluğumdan beri Yaren'e şartladı beni. Aksine düşünemedim. Başka kadın hayal bile etmedim. Ama Anka, onu arzuluyorum.
Ellerim bembeyaz teninde dolaşsın, dudaklarım tüm vücudunu keşfetsin istiyorum. Onu yalamak, ısırmak, dudaklarını öpmek istiyorum. Erkekliğimi içine sokmak, en derinlerine girmek istiyorum. Altında inlemesini duymak, adımı haykırmasını istiyorum. Beni keşfetmesini, döllerimi içine almasını istiyorum. İstiyorum, seni istiyorum Anka.
Bunları düşünmek bile beni sertleştirdi lanet olsun. Allah'tan her yer karanlıkta kimseye görünmeden hızlıca odama gittim. Kendimi banyoya atıp üstümü çıkardım. Elime duş jelini bolca aldım. Erkekliğimi sıvazlamaya başladım. Anka'nın o güzel dudakları olacaktı şimdi elinin yerinde. Erkekliğimi ağzına alacak, boydan boya yalayacaktı. Saçlarından tutup, boğazına kadar sokacaktım. Hızlı hızlı alacaktı ağzına.
Kollarından tutup duvara dayayacaktım onu. O bembeyaz gerdanından öperek göğüslerine inecektim. Bir yandan yalarken, bir yandan ellerimle okşayacaktım. Ara ara ısıracaktım canını yakmadan. Adımı haykıracaktı, "Ateş" diye inleyecekti. Ellerimle kasıklarına inip, amıyla buluşacaktım. Parmaklarımla tepesini okşarken, iyice sulanmış a****ı benim için atıyor olacaktı.
Önünde diz çöküp, ağzımı amcığa dayayacaktım. Sulu, pespembe amcığını yalamaya başlayacaktım. Bir bacağını kaldırıp, kafamı iyice gömecektim. Adımı inlemekten nefes alamaz hale gelene kadar yalacaktım. Parmağımı o güzel deliğine sokacaktım. İçinde hızla git gel yaparken, "İçime gir" diye yalvaracaktı. Bir şelale misali ağzıma akıtacaktı sularını.
Tüm sularını içip, tamamen kurutacaktım. Ayağa kalkıp, duvara çevirecektim onu. Kulağına yaklaşıp, ne istediğini soracaktım. "Seni, senin içime girmeni istiyorum" diyecekti. Tek sefer de girecektim içine. Ohhhh! Ne güzel içinde olmak lan. İyice hızlanıp, banyoyu çığlıklarına boğacaktı.
İçinden çıkıp kendime çevirecektim onu. Kalçalarını sıkıp kucağıma alacaktım. Bacaklarını belime saracaktı. Tekrar tekrar girecektim içine. Hem de hiç durmadan köklücektim. Bu sefer daha sert, daha sert girecektim. Tüm sikimi alacaktı içine köküne kadar. "Daha sert, daha sert" diye inleyecekti. Dudaklarını öpüp, daha sert sikmeye başlayacaktım.
Kucağımda zıpkadıkça memeleri sallanacak. Ağzıma alıp emerek, ısıracaktım. Artık dayanamayacak noktaya gelecektik. Boynuma sarılıp, kulağıma çığlık atarcasına inleyecekti. İyice hızlanıp son noktaya gelecektik. Tüm döllerimi rahmine akıtacaktım. Son damlasına kadar içine alacaktı.
Ellerim yumruk olup duvarı yumruklarken, döllerimi duvara saçtım. Hayali bile bu hale getirdiyse, içinde olmak nasıl bir hissettirir?