Fırtınalı Gece

2243 Words
Birbirlerine adeta güç gösterisi yaparcasına parlayıp yer yüzünü döven şimşekler karanlık geceyi kısa bir süre de olsa aydınlattığında, genç kadın odasında yankı yapan her seste biraz daha debeleniyordu darmadağın olmuş yatağında. Yüzü ve bedeni terden ıslanmış, sarı saçları ıslanıp yüzünün çeşitli bölgelerine yapışmıştı. Odasında yankılanan her gürültü içinde kopan fırtınayı temsil ediyordu. Yeryüzüne inen her yıldırım onun parçalanmış ruhundaki çatlaklara dalıp çıkmaması gerekeni çıkarıyordu gün yüzüne. Bir kez daha güçlü bir yıldırım, gürültüyle yeryüzüne indiğinde Eva' nın da boğazından kopan feryadı bu gecenin karanlığına karışmıştı. Sanki biri boğazını sıkıyordu da nefes alamıyormuş gibi bir elini boğazına atıp kan ter içinde doğruldu yatağından. Korkuyla küçülmüş göz bebekleri ara ara aydınlanan odasında hızla gezindiğinde, kara bulutların arasından sıyrılan zihni sonunda kendi odasında olduğunu doğruladı. O ana kadar nefesini tutan Eva içinden güvende olduğuyla ilgili kendine telkinde bulunarak kalktı yatağından. Ayakları yere basıp yataktan kalktığında halsiz bedeni sendeledi hafifçe ama iki adımda duvara tutunarak odasındaki küçük balkonundan kapısını açtı. Açar açmaz şiddetli rüzgar ile tül perdeleri uçuşmuş, yağan yağmur odanın belli bir kısmını ıslatmaya başlamıştı bile. Hiçbirini umursamadı Eva, ne tenine bir iğne gibi batan yağmur damlalarını ne de şiddetle inen yıldırımları. Alev alev yanan teni, ne bolkonunun soğuk mermeri ile buluştuğunda ne de yağan yağmurun altında baştan aşağıya ıslandığında rahatlayabildi.Göğsü hâlâ aldığı derin nefesler ile inip kalkarken yumduğu gözlerinin arkasında beliren sahneler ciğerlerini yaktı. Hiçbir canlının dışarıda duramayacağı havada Eva bedenini yavaşça yere bıraktı ve soğuk mermere oturdu. Nefes alamıyordu, almak istemiyordu, kurtulamıyordu bu kabuslardan. İki elini ıslak mermere dayayıp başını eğdi. Islak saçlarından akan sular burnundan zemine inerken yağmur sularına gözyaşları karıştı. Sessiz inen gözyaşlarını hıçkırıkları takip ederken omuzları sarsılmaya başladı. Bu fırtına belki sabaha diner ve güneş açardı ancak Eva' nın içinde kopan fırtınalar yıllardır dinmiyor, güneşi bir türlü doğmuyordu. Hayatına çöreklenen kara bulutlar dağılır gibi olsa da dağılmıyordu, onlar hep oradaydı. Jack o gece bazı işleri için evine gitmiş ancak yorucu geçen günün ardından salonundaki koltukta uyuya kalmıştı. Çakan şimşeklerin gürültüsü açık penceresinden içeri girdiğinde irkilerek uyandı. Kısa bir süre uyku sersemliğini üzerinden atamamıştı ancak aklı başına geldiğinde ve şiddetlenen fırtınayı fark ettiğinde dudakları arasından bir küfür çıkmıştı. Eva' nın yanında olmalıydı, nasıl uyuya kalmıştı? Apar topar çıktığı evden arabasına ulaşana kadar üst bedeni çoktan ıslanmış yağmur suları saçlarından yüzüne doğru akıyordu. Kendi evi ve Eva' nın evi arasındaki mesafe çok değildi ancak yinede içinde büyüyen endişeye engel olamıyordu. Bomboş sokakta hızla ilerlerken gözü kolundaki saate kaydı. Saat neredeyse 3 olmak üzereydi, tekrar küfretti. Eva' yı yalnız bırakmamalıydı. Arabasını ani bir manevra ile sağa çevirince biraz ilerde yine ani bir frenle durmak zorunda kaldı. "Lanet olsun!" dedi öfkeyle. Büyük bir ağaç kökünden sökülüp yola devrilmişti. Geri geri gitmek üzere arkasına döndüğünde bir arabanın çoktan arkasında yerini aldığını fark etti. Eliyle kornaya basıp arkasındaki aracın daha hızlı çekilmesini sağlarken ardı ardına küfürler ediyordu. Sonunda arabasını evin önünde durdurup hızla bahçe kapısından girdiğinde kapıya varana kadar tamamen ıslanmıştı. Nasıl bir geceydi bu böyle? Anahtarı ile kapıyı açıp kendini direk merdivenlere atarken alt katta kalan Anna ve Lora hızla çarpan kapının sesi ile zaten hafif olan uykularından uyanmışlardı. Jack nefes nefese Eva' nın odasına girdiğinde bakışları ilk önce dağınık ama boş yatağa çevrildi, hemen sonra odanın ortasına kadar uçuşan güllerden açık balkon kapısına kaydı. Kaşlarını çatıp hızlı adımlarla kapıya vardı ve önüne gelen ıslak tülleri çektiğinde yerde cenin pozisyonunda yatan Eva' yı gördü. Her anının değerli olduğunu bilerek yerde yatan arkadaşını kucakladı ve o yatak odasına tekrar girdiğinde Anna ve Lora' da elinde silahları ile içeri dalmıştı. Jack onlara bakmadan Eva' yı yatağa yatırdı. "Lora hemen doktoru ara ve gerekirse buraya uçarak gelmesini söyle, Anna sende bana yardım et." Lora doktoru aramak için alt kata indiğinde Anna hemen Jack' in yanındaki yerini almıştı. "Ne yapmam gerekiyor?" dedi tereddütle. Daha önce böyle bir şey yaşamamıştı. Jack, Eva' nın üzerine yapışan ıslak geceliğini çıkardığında sadece iç çamaşırları ile kalan arkadaşını kucaklayıp banyoya ilerledi. Eva' nın teni buz gibiydi. "Temiz kıyafetler hazırla ve yatağın çarşaflarını değiştir. Dolabın sağ tarafı, en alt raf." Banyoya girip kucağındaki Eva ile küvetin içine oturduğunda hemen suyu ayarladı ve ılıktan biraz daha sıcak olan su üstlerine doğru aktığında kucağında küçücük kalan kadını iyice kendine çekti. Eva' nın yüzüne düşen sarı saçlarını geriye çekip okşarken yanağını onun başına dayadı. "Üzgünüm." fısıltısı saf acı doluydu. Onlar yaraları olan ancak iyileşemeyen insanlardı. Acıları farklı olduğu kadar aynıydı. Acı hep içlerinde bir yerlerdeydi, Jack sadece bunu gizlemekte daha ustaydı o kadar. Acı hep vardı, her zaman olacaktı. Yeterli olduğunu düşündüğünde yine kucağındaki Eva ile küvetten çıktı. "Anna." diye içeri seslendiğinde zaten kapıda bekleyen genç kadın hemen içeri uzatmıştı başını. "Buyrun efendim." "Çıkardığın kıyafetleri getirir misin?" dedi her zaman ki Jack' e dönerken. Anna yatağın üzerindeki kıyafetleri alıp banyoya girdiğinde Jack yavaşça Eva' yı yerdeki banyo halısının üzerine bıraktı. "Üzerini sen değiştir, ben kapıdayım. İşin bitince seslen." dedi kısık sesi ile. Kısa süre sonra Anna' nın seslenmesi ile tekrar banyoya girip Eva' yı kucakladığı gibi yatağına taşıdı. Üzerine ince bir örtü serip dudaklarını kız kardeşinin alnına bastırdı. Eğer evde olsaydı Eva bu durumda olmazdı, eğer uyuya kalmış olmasaydı arkadaşı şimdi yatağında uyuyor olacaktı. Belki uyuyamazdı ancak daha iyi olacaktı. İçi pişmanlıkla kavrulurken yatağın ucunda bekleyen kızlara bakmadan konuştu. "Doktor nerede kaldı? Bir daha arayın." "Peki efendim." Lora doktoru bir kez daha aramak için odadan çıkarken Anna karşısındaki manzaraya imrenerek baktı. Aralarındaki bağ o kadar güzeldi ki hayatı boyunca kimseyle böyle olamayacağını düşünüyordu. Kısa bir süre sonra doktor ve bir hemşire odaya girdiğinde kızlar odadan çıkmış, Jack ise yatağın başında bekleyerek kontrolün bitmesini bekliyordu. Hemşire yatağın kenarına astığı serumdan sonra malzemeleri toplarken doktor, gözlerini yatakta solgun bir şekilde yatan Eva' dan çekmeyen genç adama döndü. "Hanım efendinin durumu çok kötü değil, sadece bedeni halsiz düşmüş ve uzun süre soğukta kaldığı için büyük ihtimalle ağır bir soğuk algınlığı geçirecekti. Neyse ki erken müdahale ettik, birkaç gün ateşi çıkabilir yazdığım ilaçları düzenli kullanırsa bir hafta içinde çok daha iyi olacaktır." Jack başını ağır ağır sallayıp doktora döndü. "Teşekkür ederim, sizi geçireyim." diyerek doktor ve hemşireye arabalarına kadar yol gösterdi. Ertesi gün tıpkı doktorun dediği gibi Eva' nın ateşi ara ara yükselmiş ancak ilaçlar sayesinde tehlikeli bir seviyeye gelmemişti. Jack üç gün boyunca şirkete sabahları gidip öğlene kadar elinden geldiği kadar işleri halledip tekrar soluğu Eva' nın yanında alıyordu. O durumdan şikayetçi değildi ancak, kızların ve Jack' in zoruyla yataktan çıkılmasına izin verilmeyen Eva adeta çıldırmanın eşiğinde dolaşıyordu. Tıpkı şimdiki gibi. "Hadi bakalım Eva, aç ağzını. Aaaa." diyerek ağzını açan Jack çorba dolu kaşığı sinirden kuduran Eva' ya doğru uzattı. Sabrı taşan Eva ağzına uzanan kaşığı Jack' in elinden kapıp kaşıktaki çorbayı içti ve elindeki boş kaşığı ters çevirip Jack' in kafasına indirdi. "Çocuk değilim ben, bırak şu çorbayı. Hatta sen beni bırak, bir bırak ya!" diyerek sayısını hatırlamadığı kez isyan etti. Jack kafasına yediği metal kaşık ile yalancı bir acıyla inledi ve başını ovdu. "Yavaş be kızım, sana da iyilik yaramıyor. Ne nankör bir şey çıktın sen, kediler bile daha vefalıdır. Yazıklar olsun verdiğim emeklere. Al." diyerek kucağındaki çorba tepsisini Eva' nın kucağına bıraktı. "Ne halin varsa gör, karışmıyorum." dedi ve kendini yan taraftaki krem rengi koltuğa bıraktı. " Bilsem daha önce kafana kaşıkla vururdum, bu kadar kolay olacağını tahmin etmezdim." Eva kendi çorbasını içebilmenin memnuniyeti ile karnını doyururken Jack' in gözleri onun üzerindeydi. Çocuktu tabi, içinde hala ergenliğini yaşayan bir genç kız vardı. Daha çorba bile içemiyordu, çarşafı daha fazla kirletmeden bitirmesini umdu. Bir süre sonra içeri giren Lora boş tepsiyi alıp odadan çıktığında Eva üzerindeki örtüyü atıp bacaklarını altında toplayarak Jack' e döndü. "Eve kalıcı birini almamız gerekiyor. Kızların işi bize hizmet etmek değil." dedi ciddi bir şekilde. Kendini daha iyi hissettiğinden beri Anna ve Lora' nın onun işlerine koşturması zoruna gidiyordu. Kızlar belki de bu durumdan çok rahatsızlardı ama söyleyemiyorlardı. Jack rahat bir şekilde elini sallayıp kollarını birleştirdi. "Ben hallettim onu sen merak etme. Kızlarla konuştum bu durumu, onlarda bu konuda sorun olmadığını hatta tüm gün evde oturmaktan iyice sıkıldıklarından bahsettiler. Bende kabul ettim ve eve alacağımız bir yardıcının maaşı kadar da zam yaptım. Nasılsa düzenli olarak katıldıkları bir programları var, böylece becerilerini de köreltmiyorlar." Eva rahat bir nefes alıp kendini yatağa bıraktı. "Sevindim." dedi sesine yansıyan rahatlamayla. "Yarın ben de şirkete geliyorum, sakın" dedi parmağını havaya kaldırıp itiraz etmek üzere olan Jack' i sustururken. "ağzını bile açma, değil kızlar özel güçler bile gelse beni bu evde hatta bu odada tutamazsın." Jack arkadaşını dinleyip onun itiraz kabul etmeyen duruşuna baktı tek omuz silkti. "Bir şey demedim ki, zaten işlerde yoğunlaşmıştı. Çok istiyorsun madem gel." Ertesi gün Jack ve Eva beraber evden ayrılıp günler sonra yine beraber şirketten içeri girdiler. Eva yine her zaman ki gibi başını kaldırmadan ilerleyip odasına girdi. Jack de kendi odasına geçip sürekli yarım bıraktığı işlerle uğraştı. Aslında çok sıkılmıştı bu şirket işlerinden ama yine de Eva' yı bırakamazdı. O daha iyi olana kadar buna katlanacak ve kendine birkaç haftalık bir yurtdışı tatili ayarlayacaktı. Belki Eva' yı da alabilirdi yanına. Eva öğlen saatine kadar hiç ara vermeden çalışmış ancak hâlâ halsiz olan bedeni uzanma ihtiyacı duyduğundan koltuğundan kalkıp odasındaki rahat koltuğuna uzandı. Yan dönüp elini başının altına koydu. Öğlenden sonra otele gitmeliydi, sabah yol boyunca Jack ile bunu tartışmışlar ancak yine kazanan Jack olmuş ve Eva' ya yol görünmüştü. 'Neyse ki' dedi içinden. 'o adam burada değil.' Hâlâ dönmediğini biliyordu, haberi yoktu ancak öyle hissediyordu. Son görüşmelerinin üzerinden tam 25 gün geçmişti. Eva için şirket, ev ve Ellie arasında geçen tam 25 gün. Saat 2' yi gösterirken yanında Lora ile birlikte otele gitmek üzere yola çıktılar. Sessiz geçen yolculuğun ardından otelin önünde duran arabadan inip ona doğru gelen kadına ilerledi. Luca' nın gitmeden önce bahsettiği müdürdü Meri. Eva daha önce otele gelmemişti ancak Meri iki kez şirkete gelmişti, biri tanışmak için diğeri ise iş görüşmesiydi. Sıcakkanlı ve oldukça güzel bir kadındı Meri, 2 yıllık evli ve çok güzel bir kız çocuğu annesiydi. "Hoşgeldin Eva, seni gördüğüme çok sevindim. Hasta olduğunu duydum, daha iyi misin?" diyerek sıcak gülümsemesi ile karşılamıştı Eva' yı. Eva dudağının kenarını hafifçe kaldırıp Meri' nin koluna dokundu. "Daha iyiyim, teşekkür ederim. Sen nasılsın? Eliza nasıl?" İki genç kadın otelin girişine doğru yürümeye başlarken Meri derin bir of çekti. "Pek iyi değil, aslında çok iyi ama yürümeye başladığından beri bir an olsun yerinde durmuyor. Bir an bir yerdeyken hemen sonra ortadan kayboluyor. Tüm gece evde kovalamaca oynuyoruz resmen." Eva onun tatlı isyanını dikkatle dinleyip sadece fotoğraflarını gördüğü küçük kızı hayal etmeye çalıştı. Evin içinde dolaşan bir bebek çok güzel bir hayaldi, onun için imkânsız bir hayal. Onlar konuşarak içeri girdiklerinde tam karşıdan gelen öfke dolu kadın Eva' nın omuzuna çarpıp hızla çıktı otelden. Eva eliyle omuzunu tutarken kapıdan çıkan kadına döndü. "Ne oluyor ya!?" dedi sertçe. Meri sıkıntılı bir nefes alıp elini Eva'nın koluna koydu. "İyi misin?" "İyiyim." dedi tekrar önüne dönerken, kadın çoktan gözden kaybolmuştu. "Kim o?" "Ah, hiç sorma." derken Meri gerçekten de bıkkın bir şekilde konuşmuştu. "Bay Guerra' nın kadınlarından biri." dedi basitçe. Eva' nın kaşları yukarı kalkarken adımları yavaşladı. Kadınları mı? Kadını değil de kadınları mı? "Anlamadım." dedi düz bir sesle. "Emin ol hayatım bende anlamıyorum. Gerçi bay Guerra' yı görmüşsündür, yakışıklı, zengin ve bekar. Kadınların gözdesi kısaca. Eh, öyle bir adamın tek kadınla yetinmesi de kulağa hiç gerçekçi gelmiyor. Olay tam olarak ne bilmiyorum ama ben işe başladığımdan beri bu giden 5. kadın. Her ne olduysa bay Guerra onlarla olan ilişkisini kesmiş ve sonuç bu? Adam aranıyor." Eva midesinin bulandığını hissetti, nasıl bir adamdı bu? " İğrenç herif, hepsini birden mi idare ediyor." Meri odasının kapısını açıp geçmesi için Eva' ya yol verdi ve onun ardından odaya girip kapıyı kapattı. Çalışma masasında hemen Eva' nın karşısına geçerken başını salladı. "Hayır, adamda bir sorun yok. Sorun kadınlarda, hepsinin birbirinden haberi var inanabiliyor musun? Geçen hafta biri odama geldi ve bay Guerra ile görüşmek istediği söyledi. Burada olmadığını söylediğimde çıldırdı, diğer kadınların adını söyleyip durdu. Kendi aralarında bir yarış içine girmişler resmen. Bu kadar gurursuz kadınlarla hiç karşılaşmamıştım. Adam ilişkisini kesmekte haklı, kadını güvenlikle zor attık dışarı. Ah rezillik." Eva daha fazla bu konu hakkında konuşmak istemediğine karar verdi. O adam hakkında konuşmak bile tüylerini diken diken ediyordu, sanki her an bir yerden çıkıp yine o bakışlarını üzerine çevirecekmiş gibi. "Her neyse, bu onun sorunu. Hadi çalışmaya başlayalım." İki genç kadın yaklaşık bir saati aşkın bir süre hiç ara vermeden çalıştı. Otel müşteri almaya iki hafta önce başlamıştı ve taşıma için Eva' nın otele sağladığı araçlarda bir artışa gitme kararı almışlardı. Otel yeni olmasına rağmen çok fazla ilgi görmüştü. Eva ve Meri yorucu geçen dakikaların ardından yine otel girişinde vedalaşmış ve Eva etrafına bakmadan onu kapıda bekleyen arabasına binip şirkete dönmüştü. Toplantı tahmin ettiğinden daha uzun sürmüştü ve bedeni bu yorgunluğu kaldıramamıştı. Ateşi çok az yükseldiğinde arabanın camını açıp temiz havanın içeri girmesini sağladı. Şirkette gidene kadar kendine gelmeliydi aksi halde Jack' in çenesini çekmek zorunda kalacaktı. Şirketten içeri girdiğinde asistanını da alarak Jack' in odasına gitmiş ve aldıkları karar hakkında kısa bir görüşme yapmışlardı. En yakın zamanda araçlar otelin hizmetine verilmeliydi. Oradaki işini bitirip odadan çıktığında içeride yorgunluğunu belli etmemek için verdiği savaş sonucu iyice halsiz düşmüştü. Elindeki iki dosyayı asşstanına uzattı çökmüş omuzları ile. "Bunları muhasebeye indir, işleme koysunlar. Ben biraz dinleneceğim kimseyi alma içeri." "Peki efendim." Asistanı ile koridorda ayrılıp kendini odasına attı. Yol boyunca bakışları ayaklarında olduğu için odasının kapısını kapatır kapatmak ayakkabılarını ayrı köşelere fırlatıp kendini masanın önündeki ikili koltuğa bıraktı. Göz kapakları üzerinde tonlarca ağırlık varmış gibi çoktan kapanmıştı. Diğer yandan ateşinin yükseldiğini de hissediyordu ancak hiç hali yoktu. "Güzel karşılama." Kulağına dolan erkeksi ses tonu göz kapaklarındaki ağırlıkları çekip atarken cansız göz bebekleri şaşkınlıkla büyüdü. Tanrı aşkına bu adamın burada ne işi vardı?
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD