2. Bölüm – Değişen Kapılar

2011 Words
İnsan bazen hayatının değiştiği günü hatırlamazdı. Ama Derin hatırlıyordu. Çünkü o sabah, hastanenin aynı koridorlarından yürümüş olsa da içine çöken his tamamen farklıydı. Üzerindeki üniforma yine aynıydı. Boynundaki personel kartı yine aynıydı. Elindeki çanta bile değişmemişti. Ama çalışacağı servis değişmişti. İlk çalıştığı yoğun bakım servisinde geçirdiği aylar boyunca kendisini hiçbir zaman yalnız hissetmemişti. Hata yaptığında ona bağırmak yerine nasıl doğrusunu yapacağını gösteren insanlar vardı. Yoğun günlerde biri diğerinin işine koşar, kimse yaptığı yardımı görev gibi görmezdi. Çay molalarında birlikte gülerlerdi. Hastasını kaybeden biri olduğunda sessizce birbirlerine sarılırlardı. Derin o serviste yalnızca çalışmamıştı. Orada mesleğini gerçekten sevmişti. Şimdi ise yeni servisin kapısının önünde dururken içinde tarif edemediği bir sıkıntı vardı. Kapıyı çaldı. İçeriden gelen kısa bir ses duyuldu. "Gel." Kapıyı açtı. İçeride sorumlu hemşire vardı. Kadın başını kaldırıp sadece birkaç saniye baktı. "Sen yeni gelen misin?" "Evet." "Derin." Kadın dosyaya baktı. "Tamam." "O dolap senin." "Kuralları öğrenirsin." Ne bir "Hoş geldin." Ne de küçük bir tebessüm... Derin bunu ilk gün heyecanına verdi. "Belki yoğundur." diye düşündü. --- Koridora çıktığında birkaç hemşire kendi arasında sohbet ediyordu. Yanlarından geçerken gülümsedi. "Günaydın." İçlerinden biri başını hafifçe salladı. Diğerleri konuşmaya devam etti. Derin kısa süre duraksadı. Sonra hiçbir şey olmamış gibi işine yöneldi. Kendi kendine, "Zamanla alışırız." dedi. Oysa bilmediği şey, bazen insanlar seni tanımadan kararlarını vermiş oluyordu. --- Sabahın ilk saatleri oldukça yoğundu. Yeni servisin düzenini öğrenmeye çalışıyordu. Odaları tek tek geziyor, malzemelerin yerlerini ezberliyordu. Tam temizlik arabasını hazırlamıştı ki genç hemşirelerden biri yanına geldi. "Derin." "Buyur." "Şu ilaçları hastalara dağıtır mısın?" Derin şaşırdı. İlaç dağıtmak onun görev tanımında yoktu. Nazikçe gülümsedi. "Keşke yardımcı olabilsem ama bunu ben yapamam." "Neden?" "Benim görevim değil." Kadının yüzündeki ifade anında değişti. "Ne demek görevin değil?" "Yetkim yok." "Yanlış bir şey yapmak istemem." Hemşire tek kelime etmeden arkasını dönüp gitti. Derin birkaç saniye olduğu yerde kaldı. "Yanlış bir şey mi söyledim?" diye düşündü. Ama hayır. Görev tanımını söylemişti. Hepsi buydu. --- Yaklaşık yarım saat sonra sorumlu hemşire onu odasına çağırdı. "Derin." "Buyurun." Kadın dosyayı masaya bıraktı. "Arkadaşlar senin yardım etmediğini söyledi." Derin şaşkınlıkla baktı. "Yardım etmedim değil." "Yapmamam gereken bir işi yapmadım." "İlaç dağıtmamı istediler." Sorumlu hemşire sandalyesine yaslandı. "Burası ekip işi." "Elinden geleni yapacaksın." "Elimden geleni yapıyorum." "Ama yapmaya yetkim olmayan bir işi yaparsam hem hastaya zarar verebilirim hem de sorumluluk bana ait olur." Kadın birkaç saniye sustu. Sonra soğuk bir sesle, "Bir daha böyle şikâyet gelmesini istemiyorum." dedi. Derin odadan çıktığında ilk kez içinde küçük bir kırgınlık hissetti. Kimse ona ne olduğunu sormamıştı. Sadece şikâyeti dinlemişlerdi. --- Günler geçtikçe benzer olaylar artmaya başladı. Biri dosya hazırlamasını istiyordu. Biri ilaç getirmesini... Biri bilgisayardan kayıt açmasını... Derin yapamayacağını söylediğinde ise aynı cümleyi duyuyordu. "Ne var canım." "Yardım etmiş olursun." Derin yardım etmekten hiçbir zaman kaçmıyordu. İlk servisinde herkes bunu biliyordu. Ama burada istenen yardım değildi. Burada istenen, kendi görevlerini onun yapmasıydı. --- Bir sabah yaşlı bir hastanın odasını temizliyordu. Tam çöp poşetini değiştirmişti ki arkasından ses geldi. "Derin." Döndü. Üç hemşire kapıda duruyordu. "Şu kayıtları sisteme gir." "Ben bilmiyorum." "Öğren." "Gerçekten benim görevim değil." İçlerinden biri alaycı şekilde güldü. "Her şeye görevin değil diyorsun." Derin ilk kez biraz daha ciddi konuştu. "Görevim olan hiçbir işi geri çevirmedim." "Ama görev tanımım dışında işlem yapamam." Kadın gözlerini devirdi. "Ne kadar kuralcısın." Derin cevap vermedi. İçinde büyüyen huzursuzluk artık her sabah onunla birlikte hastaneye geliyordu. --- Öğle arasında ilk servisinden tanıdığı Ayşe'yi koridorda gördü. Ayşe onu görünce sevindi. "Nasıl gidiyor?" Derin birkaç saniye sustu. "Alışmaya çalışıyorum." Ayşe dikkatle yüzüne baktı. "Emin misin?" Derin gülümsemeye çalıştı. "İyiyim." Ayşe derin bir nefes aldı. "Yüzün hiç öyle demiyor." Derin'in gözleri dolacak gibi oldu. Ama hemen toparlandı. "Geçer." Ayşe omzuna dokundu. "Bir şeye ihtiyacın olursa ara." Derin başını salladı. Teşekkür etti. Ayşe uzaklaşırken Derin'in aklından tek bir düşünce geçti. "Keşke hâlâ eski servisimde olsaydım..." Ama hayat geriye gitmiyordu. Ve o yeni serviste geçirdiği her gün, içindeki eski Derin'den biraz daha eksiltiyordu. Derin, yeni servise alışmaya çalıştıkça sanki servis ona alışmamak için direniyordu. İlk günlerde yaşananları sadece "alışma süreci" olarak görmeye çalışmıştı. Herkesin karakteri farklıydı, belki zamanla birbirlerini tanıyacaklardı. Ama zaman geçtikçe değişen hiçbir şey olmuyordu. Aksine... Her gün biraz daha ağırlaşıyordu. Sabah mesaisi her zamanki gibi yoğundu. Derin odaları dolaşıyor, çöpleri topluyor, yerleri siliyor, hasta odalarının düzenini kontrol ediyordu. Tam temizlik arabasını koridorun sonuna götürürken hemşirelerden biri arkasından seslendi. "Derin!" Dönüp gülümsedi. "Buyurun." Hemşire elindeki dosyayı uzattı. "Şu hastanın pansumanını hazırlayıp getir." Derin dosyaya bakmadan başını iki yana salladı. "Malzemeleri getirebilirim ama pansuman hazırlayamam." "Neden?" "Çünkü bu benim görevim değil." Kadının yüzü bir anda gerildi. "Yine mi aynı şey?" Derin sesini yükseltmedi. "Sadece görev tanımıma uygun çalışıyorum." "Biz ne dersek onu yapacaksın." "Yapamam." "Yetkim olmayan bir işi yaparsam hem hastaya zarar verebilirim hem de sorumluluğu bana ait olur." Hemşire sinirle dosyayı elinden çekti. "Tamam." "Sorumlu hemşireyle konuşuruz." Aradan çok geçmeden telefon çaldı. "Derin, sorumlu hemşire seni çağırıyor." Derin derin bir nefes aldı. Kapıyı çalıp içeri girdi. Sorumlu hemşire masasının arkasında oturuyordu. Yüzündeki ifade yine aynıydı. Soğuk. Mesafeli. "Gel." Derin sessizce oturdu. "Yine arkadaşlarla sorun yaşamışsın." "Sorun yaşamadım." "Onlar benden görev tanımım dışında bir işlem yapmamı istedi." Kadın kaşlarını çattı. "Ne istediler?" "Pansuman hazırlamamı." "Bunu yapamazsın." "Ben de aynısını söyledim." Sorumlu hemşire birkaç saniye sustu. Tam Derin haklı bulunduğunu düşünürken kadın başka bir şey söyledi. "Ama bunu söylerken daha dikkatli ol." "Onlar seni yardım etmiyor olarak görüyor." Derin ilk kez sesindeki kırgınlığı gizleyemedi. "Ben yardım etmiyorum demedim." "Yetkim olmayan işi yapamam dedim." "Yardım etmekle görev devretmek aynı şey değil." Oda sessizliğe büründü. Kadın dosyayı kapattı. "Git işine." Derin ayağa kalktı. Odadan çıkarken omuzlarının biraz daha ağırlaştığını hissediyordu. O günden sonra koridordaki bakışlar değişti. Eskiden yalnızca mesafeliydiler. Şimdi ise fısıldaşıyorlardı. Derin yanlarından geçtiğinde konuşmalar kesiliyordu. Arkasını döndüğünde yeniden başlıyordu. Ne konuştuklarını bilmiyordu. Ama kendisi hakkında konuştuklarını hissediyordu. İnsan bazen söylenen kelimeleri duymasa bile hedefin kendisi olduğunu anlardı. Bir hafta sonra sabah vizitinden hemen önce yine aynı durum yaşandı. Yoğun bakımın en ağır hastalarından biri için hazırlık yapılıyordu. Odada dört hemşire vardı. Derin de temizlik ve düzenleme için içeri girmişti. Hemşirelerden biri yüksek sesle, "Derin, şu işlemi sen yap." dedi. Derin başını kaldırdı. "Onu yapamam." "Neden?" "Çünkü bu benim görevim değil." Odadaki sessizlik bir anda gerildi. İkinci hemşire söze karıştı. "Her şeye görevin değil diyorsun." Üçüncüsü alay ederek güldü. "Dünyanın en zor işi onda." Derin sakin kalmaya çalıştı. "Ben üzerime düşen her işi yapıyorum." "Dışındaki işleri yapamam." Dördüncü hemşire bu kez sesini yükseltti. "Biz burada eksik personelle çalışıyoruz!" "Sen de yardımcı olacaksın." Derin geri adım atmadı. "Yardım ederim." "Ama yapmaya yetkim olmayan işlemi yapamam." Bir anda dört hemşire birden konuşmaya başladı. Sesler birbirine karışıyordu. "İnat ediyor." "Çalışmak istemiyor." "Hep aynı bahane." Derin ne söyleyeceğini şaşırdı. İlk kez kendisini bir odanın ortasında tek başına hissetti. Kalbi hızla atıyordu. Ellerinin titrediğini fark etti. Derin derin bir nefes aldı. Sonra cebinden telefonunu çıkardı. Üst amirini aradı. Kısa süre sonra yöneticisi servise geldi. Koridordaki hava değişmişti. Az önce bağıran sesler susmuştu. Yönetici herkese sırayla baktı. "Ne oldu?" Hemşirelerden biri hemen konuşmaya başladı. "Derin hiçbir konuda yardımcı olmuyor." Derin söz istedi. "Yardım etmiyorum değil." "Görev tanımım dışında işlem yapmam isteniyor." "Ben de bunu kabul etmiyorum." Yönetici tek tek herkesi dinledi. Sonra sakin bir sesle konuştu. "Herkes kendi görev tanımına uygun çalışacak." "Kimse başkasının sorumluluğunu ona yükleyemez." Derin ilk kez o gün biraz rahatladı. Kendisini anlatabilmişti. En azından öyle sanıyordu. Toplantı bitti. Yönetici odadan çıkmak üzereyken hemşirelerden biri alçak ama sert bir sesle Derin'e döndü. "Biz sana gösteririz." Derin şaşkınlıkla yüzüne baktı. Kadın devam etti. "İstersen tutanak da tutarız." Diğerleri sessizce gülümsüyordu. Bir başkası lavabonun yanındaki kâğıt havluyu gösterdi. "Bak." "Bir gün burada peçete biter..." "Elini yandaki bölmeden kurularsan bile tutanak tutarım." Derin duyduklarına inanamadı. Bu nasıl bir tehditti? Tam o sırada yöneticisi geri döndü. "Bir sorun mu var?" Hemşire aynı cümleyi yöneticinin yanında da tekrar etti. "Tutanak tutarız." Yönetici hiç sesini yükseltmeden cevap verdi. "Eğer gerçekten yönetmeliğe aykırı bir durum varsa tabii ki tutanak tutabilirsiniz." "Kurallara uygunsa kimsenin çekineceği bir şey yok." Hemşire cevap vermedi. Ama Derin o bakışı hiç unutmadı. Çünkü o bakışta öfke vardı. Ve o öfkenin bir gün yeniden karşısına çıkacağını hissediyordu. O gün mesaisi bittiğinde hastaneden çıkarken ilk kez adımlarını ağırlaştıran yorgunluk değildi. İçinde büyüyen huzursuzluktu. Bir zamanlar severek geldiği hastane artık ona nefes aldırmıyordu. Ve henüz yaşanacakların bununla sınırlı olduğunu sanıyordu. Derin o akşam eve döndüğünde ayakkabılarını çıkarmaya bile hâli yoktu. Kapıyı sessizce kapattı. Annesi mutfaktaydı. "Hoş geldin." "Hoş buldum." "Nasıldı?" Her zamanki gibi... "İyiydi." Yalan söylemeyi sevmiyordu. Ama doğruları anlatacak gücü de kalmamıştı. Çünkü biliyordu... "Takma kafana." "İdare et." "Herkesin iş yerinde sorun olur." gibi cümleler duyacaktı. O yüzden sustu. Ertesi sabah hastaneye giderken midesinde tuhaf bir ağrı vardı. İlk defa işe gitmek istemiyordu. Servisin kapısından içeri girerken kimse "Günaydın." demedi. Sanki orada görünmezdi. Üniformasını giydi. Temizlik arabasını hazırladı. Listeyi eline aldı. Her gün yaptığı gibi odaları tek tek dolaşmaya başladı. Yerleri sildi. Çöp kutularını boşalttı. Hasta yataklarının çevresini temizledi. Lavaboları dezenfekte etti. Kapı kollarını tek tek sildi. Her odayı bitirdiğinde dönüp bir kez daha kontrol ediyordu. İçinden, "Eksik bir şey kalmasın." diye geçiriyordu. Çünkü artık hata yapmaktan değil... Hata varmış gibi gösterilmesinden korkuyordu. Öğleye doğru telefonu çaldı. Arayan kendi amiriydi. "Derin." "Buyurun." "Bulunduğun servisten temizlikle ilgili şikâyet geldi." Derin olduğu yerde kaldı. "Nasıl yani?" "Odaların temiz olmadığı söyleniyor." Derin şaşkınlıkla etrafına baktı. Az önce bütün odaları tek tek bitirmişti. "Ben hepsini temizledim." "Yine de gelip bakalım." Telefon kapandı. Yaklaşık on dakika sonra amiri servise geldi. Birlikte odaları gezmeye başladılar. İlk oda... Yerler temizdi. İkinci oda... Lavabo pırıl pırıldı. Üçüncü oda... Çöp kovası boştu. Dördüncü oda... Her şey yerli yerindeydi. Amiri sessizce etrafına baktı. Sonra Derin'e döndü. "Burada sorun göremiyorum." Derin derin bir nefes aldı. Tam rahatlayacakken kapının önünde duran hemşirelerden biri konuştu. "Az önce temizledi." Diğer hemşire de hemen ekledi. "Evet, siz gelmeden önce yaptı." Derin şaşkınlıkla yüzlerine baktı. Oysa odaları saatler önce bitirmişti. İçinden bir şey söylemek geçti. Ama sustu. Çünkü ne söylese inanılmayacakmış gibi hissediyordu. Bu olay yalnızca bir kez yaşanmadı. Ertesi gün yine aynıydı. Sonraki hafta da... Derin hangi odayı temizlerse temizlesin, birkaç saat sonra yine telefon çalıyordu. "Şikâyet var." Artık amiri bile şaşırmaya başlamıştı. Bir gün odaları birlikte kontrol ettiler. Her şeyi tek tek incelediler. Hiçbir eksik bulamadılar. Koridora çıktıklarında amiri sessizce, "Canını sıkma." dedi. "İşini doğru yapmaya devam et." Bu cümle Derin'e iyi gelmişti. En azından biri ona inanıyordu. Ama yine de içindeki yük hafiflemiyordu. Serviste zaman geçtikçe yalnızlığı büyüyordu. Eskiden öğle molalarında herkes birlikte otururken şimdi kimse ona yer vermiyordu. Masada boş sandalye olmasına rağmen, "Burası dolu." diyorlardı. Derin tepsisini alıp başka bir masaya geçiyordu. Tek başına yemeğini yiyordu. Çorbası çoğu zaman soğuyordu. Çünkü iştahı kalmamıştı. Bir gün ilk servisinden Ayşe onu yemekhanede tek başına görünce yanına geldi. "Oturabilir miyim?" Derin gülümsedi. "Tabii." Ayşe dikkatle yüzüne baktı. "Çok zayıflamışsın." Derin omuz silkti. "Fark etmedim." "Eskisi gibi gülmüyorsun." Derin çatalını tabağa bıraktı. "Bazen..." diye başladı. "İnsan ne yaparsa yapsın birilerine yetemiyor." Ayşe uzun süre sustu. Sonra yavaşça, "Bu sen değilsin." dedi. "Orası seni değiştiriyor." Derin gözlerini kaçırdı. Belki de en çok korktuğu şey buydu. Kendisi olmaktan yavaş yavaş uzaklaşmak. Haftalar geçtikçe sabahları alarm sesi bile kalbini sıkıştırmaya başladı. Hastanenin önüne geldiğinde nefesi daralıyor, servisin kapısını açmadan önce birkaç saniye bekliyordu. Bir gün aynaya baktığında gözlerinin altındaki morlukları fark etti. Eskiden yorgunluktan olurdu. Şimdi ise uykusuzluktan. Gece yatağa giriyor ama uyuyamıyordu. O gün kendine sessizce bir soru sordu. "Ben gerçekten bu kadar kötü biri miyim?" Sonra hemen kendine kızdı. Hayır. Sorun o değildi. Ama insan aynı sözleri defalarca duyunca bir süre sonra kendinden şüphe etmeye başlıyordu. Mesainin sonuna doğru amiri onu koridorda durdurdu. "Derin." "Efendim?" "Bugün yine seni aradılar." Derin başını eğdi. "Biliyorum." Amiri kısa bir sessizlikten sonra, "Ben senin işini nasıl yaptığını görüyorum." dedi. "Sen sadece görevini yapmaya devam et." Bu birkaç cümle bile Derin'in gözlerini doldurmaya yetmişti. İlk kez biri ona, "Sana inanıyorum." demiş gibi hissetmişti. Ama o koridorda, birkaç adım ötede duran dört hemşirenin bakışları hâlâ üzerindeydi. O bakışlarda açık bir mesaj vardı. "Bu daha başlangıç." Derin o gün hastaneden çıkarken başını gökyüzüne kaldırdı. Güneş batıyordu. Bir zamanlar aynı gökyüzüne umutla bakardı. Şimdi ise içinde tek bir soru vardı. "İnsan, sevdiği bir işi... Kendisini değersiz hissettiren insanlar yüzünden bırakmak zorunda kalabilir miydi?" Bu sorunun cevabını henüz bilmiyordu. Ama hayat, onu bu cevaba her geçen gün biraz daha yaklaştırıyordu. 2.bölüm sonu
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD