Sude Naz dönüp geriye baktığında Dereli ailesiyle geçen son bir yılının inanılmaz derecede boğucu geçtiğini fark ediyordu. Aile sevgisine duyduğu özlem ve onların onayına duyduğu ihtiyaç için acınmaya katlanmış ve kendi kanatlarını bile isteye kırmıştı.
Ama karşılığında aldığı tek şey ne yazık ki kayıtsızlık ve bitmek bilmeyen sömürü olmuştu.
Sude Naz arkasını döndü, konağa son bir kez baktı. Her detayı gösterişliydi; “zenginlik” diye bağıran bir ihtişam…
“Bensiz hayatınız daha da göz alıcı olur umarım,” diye mırıldandı kendi kendine. Tam adımını attığı anda arkasında bir ses duydu.
“Sude Naz Hanım… Beni çok şaşırttınız doğrusu.”
Sude Naz duraksadı. Başını çevirdiğinde, bir koruma tarafından itilen tekerlekli sandalyedeki adamı gördü.
Kaan Alper...
Adam yakışıklıydı; açık tenli, düzgün hatlı... Zarif bir yüzü vardı. Neredeyse olağanüstü görünüyordu. Öyle bir duruşu vardı ki, nerede olursa olsun bakışlar ister istemez ona kayardı.
Ama ne yazık ki… Engelliydi.
Zaten Ela da tam bu yüzden ondan hoşlanmamıştı ya... Dereli Ailesi de çözüm olarak “öz kızları” olarak geri aldıkları Sude Naz’ı, Ela’nın yerine bu adamla nişanlamışlardı.
Sude Naz bu alaycı ifadeye karşı gözlerini kıstı, sesi oldukça sertleşti. “Kaan Bey… Ne demek istiyorsunuz?”
Kaan kaşını hafifçe kaldırıp ona dikkatle baktı.
“Genellikle ezildiğinde sessiz kalan biriydin. Senden böyle sert bir tavır beklemezdim. Açıkçası beni şaşırttın.”
Sude Naz’ın yüzü gerildi, yumrukları istemsizce sıkıldı.
“Beni mi gözetliyordunuz?”
Kaan bu öfke karşısında ufacık bir panik bile göstermedi. Hatta yanındaki korumaya bakıp sakin bir el hareketiyle “Git” işareti yaptı.
“Siz benim nişanlımsınız,” dedi sakince. “Sizi merak etmem… Çok mu tuhaf?”
Sude Naz bir an sustu, sonra yürüyüp ona doğru yaklaştı. Ses tonu bu kez daha kontrollüydü.
“Peki… Beni gerçekten nişanlınız olarak kabul edecek misiniz? Çünkü daha önce bana karşı tavrınız… Biraz soğuktu. Hatta neredeyse benden iğrenir gibiydiniz.”
Kaan bir an durdu. Sude Naz’ın gözlerine baktı. O eski kırılmış, boynu bükük, zayıf halinden eser kalmamıştı. O ezik bakışlar yoktu artık. Sanki yeniden doğmuş gibiydi… Hatta neredeyse göğe yükselmeye hazırlanan bir melek gibi görünüyordu.
“Eskiden öyleydi,” dedi. “Ama şimdi…”
Kısa bir sessizlik oldu. “Sanırım artık yanımda olmaya layıksınız.”
Sude Naz gülümsedi. Gece rüzgârı saçlarını hafifçe dağıttı. Gülümsemesi güzeldi ama soğuktu.
“Kaan Bey, lafı uzatmayalım bence. Amacınız ne? Direkt onu söyleseniz daha iyi olur.”
Kaan’ın bakışları keskinleşti. Bu değişim düşündüğünden daha da büyüktü.
“Anlaşalım.”
“Dinliyorum.”
Kaan’ın ses tonu derinden geliyordu ve ifadeleri de oldukça netti.
“Şimdi Dereli Ailesi ile bağınızı kopardınız. Yavuz Dereli geri döndüğünde mutlaka sizden hesap soracaktır. Eminim üzerinize gelecekler.”
Sude Naz gözlerini kıstı. Kaan konuşmaya devam etti:
“Ben sizi korurum. Dereli Ailesi’nin baskısına dayanmanız için gereken tüm desteği veririm. Her istediğinizi yapacak kadar özgür bir kadın olmanızı da sağlarım.”
Sonra bir an durdu ve derin bir nefes alıp doğrudan düşüncelerini söyledi:
“Ve… Siz şu an onlardan nefret ediyorsunuz. İntikam almak istiyorsunuz, değil mi?”
Sude Naz’ın bakışları daha da sertleşti. Adam gerçekten de zihnini okumuştu. Dereli Ailesi Sude Naz’ı geri getirerek ona büyük bir lütuf ihsan ettiklerini sanıyorlardı. Onları pişman etmek istiyordu. Onlara, neyi kaybettiklerini açıkça gösterecekti.
“Karşılığında sen ne istiyorsun?” diye sordu.
Kaan Alper hiç kıvırmadan sadede geldi.
“Yarın nikâh dairesine gidip yıldırım nikâhıyla evlenelim.”
Sude Naz öylece adamın yüzüne bakıp kaldı. Şaşırmıştı ama geri adım atmadı. Sonra dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı.
“Anlaştık.”