Dereli Ailesinin reisi Yavuz Bey’in dönüşüyle birlikte oluşan daha da baskıcı ortamda hizmetçiler nefes almaya bile korkar hale gelmişlerdi. Yavuz Dereli yumruğunu masaya vurup öfkeyle kükredi.
“Böyle bir alçaklığı yapmaya nasıl cüret eder!”
Sadece öz annesine kemerle saldırmakla kalmamış, bir de bir tanecik zavallı Ela’larına zorla fıstıklı kek yedirmişti.
“Resmen ailesine isyan ediyor! Rezalet!”
“Hayatım! Elacığımızı savunmalısın! O kızı aldık bu eve getirdik. Yedirdik, içirdik, prensesler gibi baktık. Hem bize nankörlük etti hem de senin otoritene isyan etti. Bu rezalet duyulursa Dereli Ailesinin itibarı ne olur?”
“Sen merak etme hanım. Onu alıp buraya geri getireceğim. Hatasını kabul ettirip önünüzde diz döktüreceğim. Yalvararak affımızı dilenmek zorunda kalacak.”
Yavuz Bey derin bir nefes aldı ve yanında hazır bekleyen adamına talimat verdi.
“Sude Naz şimdi nerede? Onu hemen bulup bana getirin.”
“Efendim... Sude Naz Hanım... Alper Ailesinin başındaki o adamla birlikte gitti.”
“Ne?”
Yavuz Bey bir anda afallamış, şaşkına dönmüştü.
“Kaan Alper’le mi kaçtı yani? Nasıl? Ama nasıl olur bu?”
Adam ayrıntıları bilmediğinden başını salladı.
“Kaan Beyin buraya geliş anı oldukça dikkat çekiciydi efendim. Sude Naz Hanım bir anda bambaşka biri oldu. Delirdi, terör estirdi ve dışarı çıktı. Sonra da bir anda o adam ortaya çıktı. İkisi arasında gizli bir şeyler dönüyor olabilir.”
Yavuz Bey bunu duyunca Sude Naz’ın tavırlarındaki değişikliğin ve cüretinin sebebini hemen anladı. Demek Kaan Alper’e güveniyordu.
“Utanmazlar... Demek Kaan’ı baştan çıkarmış bir de... Tabii... Sanki biz olmadan hayatta kalabilirmiş gibi... Şimdi de Alper Ailesine kapağı atmaya çalışıyor. Sanki orada rahat bırakacaklar onu.”
Bu sırada aile doktoru merdivenlerden aşağı indi. Yavuz Bey ve Raife Hanım öfkelerini bastırmaya çalışıp endişeyle doktorun yanına koştular.
“Levent Bey, Kızımızın durumu nasıl?”
“Ela Hanım sadece biraz korkmuş. Bir şeyi yok. Gayet iyi, merak etmeyin.”
Raife Hanım kaşlarını çatarak endişeyle “Bu nasıl mümkün olabilir?” diye sordu. “O kız, kızımın ağzına bir sürü fıstıklı kek sokuşturdu.”
Doktor Levent şaşkın bir şekilde duraksadı.
“Kek yemesinde nasıl bir sakınca olabilir ki?”
“Kek fıstıklıymış. Onun fıstığa alerjisi var.”
“Ela Hanımın bir şeye alerjisi yok.”
Yavuz Bey ve Raife Hanım şaşkınca birbirlerine baktılar. Kızları Ela’nın fıstık alerjisi yok muydu yani? Ela, gerçekten yalan mı söylemişti? Sude Naz’a haksızlık mı etmişlerdi?
“Doktor Bey, Ela’nın alerjisinden emin misiniz? Gerçekten yok mu?” diye tekrar sordu Raife Hanım teyit etmek için.
“Evet, tabii ki... Ela Hanımın gerçekten alerjisi olmuş olsaydı, o kadar fıstıklı keki yedikten sonra şu an acillik olmuş olurdu. Dili ve boğazı şişerdi, vücudu kabarırdı, kaşınırdı. Belki nefesi kesilebilirdi. Bunların hiçbiri yok.”
Levent Bey sorumluluk sahibi bir doktordu. Yavuz Bey ve Raife Hanım ona her zaman çok güvenirlerdi.
“Levent Bey, ayağınıza sağlık... Buraya kadar zahmet ettiniz. Şirkete ödemenizi göndermelerini söylerim.”
Doktor Levent başını salladı. “Başka bir şey yoksa çıkıyorum. Geçmiş olsun.”
“Kızım, doktor beyi uğurlayın,” diyerek hizmetçiye emir verdi Yavuz bey ve arkasını döndü. Karısının derin düşüncelere dalmış yüzüne baktı.
“Sence Ela, Sude Naz’ı suçlamak için bu alerji numarasını mı uydurdu?”
Raife Hanım başını salladı. “Şükürler olsun... Elacığımın alerjisi falan yokmuş. Çok mutluyum. Bu arada Sude Naz, Kaan aile Alper Ailesinin villasına gitmiş. Ne yapacağız?”
Yavuz Bey sıkıntılı bir nefes aldı.
“Bizim desteğimiz olmazsa Alperler onun yüzüne bile bakmazlar. Birkaç gün içinde kuyruğunu kıstırıp geri döner merak etme. Geldiğinde de önümüzde diz çöküp eşek gibi özür dileyecek.”
Yavuz Beyin sözlerini dinledikten sonra ona hak vererek başını salladı Raife Hanım. Sude Naz gerçekten acımasız bir kızdı. Üstelik nankör ve zavallıydı. Onların ilgisini asla hak etmiyordu.
Ela’yı görmek için merdivenlerden yukarı çıktı. Odaya girer girmez Ela’nın emektar dadısı Nilüfer Hanım Raife Hanımın elini tutup yalvarır bir tonda konuşmaya başladı.
“Hanımefendi... Ela kızımıza bu yapılanın bedelini ödetmeyecek misiniz?”
Gözleri yaşlarla dolmuş kadın ağlayarak konuşuyordu.
“Ela Hanım elimde büyüdü. Kendi kızım gibi seviyorum. Böyle haksızlığa uğraması beni kahrediyor. Sude Naz, bu ailenin öz kızı olduğu halde nasıl bu kadar gaddar ve nankör olabilir. Dereli Ailesi ona gözü gibi baktı. O ise hem size zarar verdi hem de Elacığımızı neredeyse öldürüyordu. Sude Naz ne kadar da kötü bir kızmış!”
“Nilüfer Hanım, artık telaş etmene gerek yok. Bu meseleyi sonuna kadar takip edeceğim. Sude Naz benim kendi öz kızım olabilir ama böyle bir nankörlüğe göz yumacak değilim.”
“Elacığım sizin gibi bir anneye sahip olduğu için öyle şanslı ki...”
Raife Hanım gülümsedi. “Asıl Elacığımızın benim kızım olması benim şansım...”
Konuşurken Ela’nın odasına doğru girdi ve onu yatakta halsiz bir şekilde yatarken gördü. Onu böyle görmek kalbini acıtmıştı.
“Bebeğim... Nasılsın?”
“Çok daha iyiyim anneciğim. Levent Bey az önce alerjim olmadığını söyledi,” dedi Ela hıçkırarak. Bakışları suçluluk duygusuyla doluydu. “Kardeşime iftira attığımı düşünüyorsunuz, değil mi?”
“Saçmalama! Öyle şey olur mu!” dedi Raife Hanım başını sallayarak. “Annen sana inanıyor, merak etme sen. Bilerek yapar mısın sen hiç böyle şey. Kafan karışmıştır senin. Hem bak ne güzel... Alerjin yokmuş işte. Yoksa ne yapardık...”
Ela yüzüne zoraki bir tebessüm kondurdu.
“Anne... Belki de... Ben bu evden gitmeliyim... Ablamın bugünkü hali... Beni öyle korkuttu ki... Benden ölümüne nefret ediyor gibi bakıyordu. Eğer ben gidersem ablam mutlu olur. Sizin de huzurunuz geri gelir.”
“Bebeğim... Saçmalama... Gerçekten bu kadar iyi kalpli olmayı nasıl başarabiliyorsun?” dedi Raife Hanım içini çekerek. “Bu hasta halinle bile hala o sürtüğü düşünüyorsun. Senin tırnağının ucu kadar iyi olsaydı ihya olurdu hâlbuki... Neyse ne... Bu yaptıklarından sonra onu kızım olarak kabul edemem artık.”
“Anne... Ablam çok... Zavallı... Yazık ona ama...”
“Tamam artık. Ondan konuşup durmayalım,” dedi Raife Hanım elini sallayarak. Sude Naz’ın konusu açıldığında midesi bulanıyor, tiksiniyordu. “Sen iyice dinlenmene bak. Moda Tasarım yarışmasına üç gün kaldı. Eğer birinci olmayı başarırsan seni şirkette başkan yardımcısı yapacağım.”
“Anneciğim, çok tatlısın.”
Ela içten içe alayla sırıtıyordu. Allah’ım... Bunlar gerçekten geri zekâlı... Ne kadar da çabuk kanıyorlar her şeye...
Zavallı Sude Naz, hem tasarım taslaklarını elinden kapmış hem de onu aileden kovdurmuştu. Bundan sonra Dereli Ailesinin gerçek kızı Ela olacaktı. Dereli Ailesinin tüm serveti onun olacaktı.
Moda tasarım yarışması, BlackWell Şirketi tarafından tasarımcılar için düzenlenen büyük bir etkinlikti. Dünya çapında bir markaydı. Trendlere öncülük ediyordu ve moda deyince ilk akla gelen markaydı.
Yıldız tasarımcıları Hera, birçok tasarımcının gözünde bir tanrıçaydı. Herkesin saygısını kazanmıştı ve ulaşılacak bir hedef, bir ütopya gibiydi.
Hera’nın tasarladığı her şey bir başyapıt değerindeydi. Tüm tasarımcıların taklit etmeye çalıştığı bir rol modeldi.
Ancak Hera her zaman gizemli kalmış, asla hiçbir yerde ortaya çıkmamıştı. Onun yüzünü bir anlığına bile olsa görmek için milyon dolarlar verecek nice zenginler vardı.
Dereli Holding uzun yıllardır moda sektöründe öne çıkan firmalardan biriydi. Raife Dereli ise sektörde adı çokça anılan üst düzey bir tasarımcıydı ve üç gün sonra yapılacak moda tasarım yarışmasında jüri olarak yer alacaktı.