(KURGU DA BEHMAN ADI BEHRAM OLARAK DEĞİŞTİRİLDİ. BİLGİNİZE)
Hayatta insan hep en yapmam dediği şeyi yapıyordu. Elvan sevmeden evlenmem demişti. Sevmediği halde evlenecekti. Aras, onu istemiyordu. Bu nedenle aile bir araya gelip yemek yediğinde bile başını kaldırıp genç kıza bakmamıştı.
Emine Hanım oğlunun yanında kurum kurum kurulurken Zehra Hanım sakin kalma peşindeydi. Nehir ise yüz ifadesinden o masada olmayı istemediğini alenen belli ediyordu.
Sonunda Emine Hanım oğluna eğilip “Kalk kız terasa çıkacak çık konuş. Şu hallerini de bırak. Sen ağasın. Ona göre davran” dediğinde Aras’ın aldığı soluk göğsünü titretiyordu. Annesine öyle bir bakışı vardı ki az oğullarının ağzına bakan bir ana olsaydı o bakış geri adım atmasına neden olabilirdi. Emine öyle değildi. Farkında olmasa da narsist ve ben merkezci bir kadındı. İstediği olacaktı. Kimse itiraz edemezdi.
Öncen Elvan’ı yolladılar. Tabi Nehir de gitti. Genç kız ikisinden uzak oturacaktı. Annesi öyle tembihlemişti. Elvan ise oturduğu sedirde resmen küçücük kalmıştı. Heybetli bedeni ile terasa giren Aras ise birkaç adım attı ve beton trabzanın yanında durdu.
Çekimser davranan kız “Nasılsın?” dediğinde iç çeken adam ona bakmadı bile.
“İyi.”
“Kahve içer misin?”
“Hayır.”
“Günün nasıl geçti?”
“Normal.”
Elvan resmen dumura uğramıştı. Nehir ise sinirden tırnaklarını yiyordu. Sonunda kıza dönen genç adam ona çatık kaşları altından bakarken dişlerini sıktı. Ardından dudakları aralandığında iki kızın da kanı donmuştu.
“Bu evlilik sırf babalarımız istedi diye. Benden sana koca olacağını düşünme. Geleceksin o konukta yaşayacak ayak uyduracaksın hepsi bu. Anladın mı? Aklında saçma sapan düşünceler varsa sil. Sil ki daha fazla üzülme benden de başka türlü bir davranış bekleme.”
Başını sallamakla yetinen Elvan’ın bakışları kız kardeşine kaydı. Onun ateş almış gözleriyle korktu. Ayağa kalkıp “Anladım. Artık inelim” dediğinde amacı Aras’ı oradan göndermekti. Nehir ise genç adamın kalkan tek kaşına karşın aldığı sert soluklarla karşısına dikildi.
“Bana bak Karanşah, bu kızın ardından anne babası durmaya bilir ama emin ol ablamın arkasında ben varım. Sakın onu üzeyim deme. Hele anan olacak o kadına ezdirirsen hiç iyi şeyler olmaz.”
Aras, ona diklenen kıza ilk kez baktı. Gözleri değişik geldi. Mavi ile grinin karışmış bir tonuydu. İnce kaşları çatılmış, dudakları birbirine sımsıkı kapanmıştı. Ona diklenilmesi hoşuna gitmemişti elbette ama ablasını koruyan kardeşin tavrı takdirini kazanmıştı. Yine de soğukluğundan ve katılığından ödün vermedi. Kızın üzerine yürüyüp kolunu tuttuğu an parmakları öyle sert kavradı ki kolu Nehir istemsiz yüzünü buruşturdu.
“Bana bak bacaksız. Ablan konusunda bana değil babanlara diklenecektin ki cesaretini görecektik. Gelmiş bana laf etmeye kalkmadan önce şöyle bir sınırı bil. Karşında toy ağa çocuğu yok bir ağa var. Ona göre hareket edeceksin. Şimdi siktir git benim asabımı bozma.”
Geri ittiğinde arkasındaki sedire çarpıp oturan genç kız yeniden kalkacaktı ki Elvan engel oldu. Aras ikisinde son kez bakıp indiğinde sinirden gözü dolan kız ablasına döndü.
“Gördün değil mi? Öküzün teki olduğunu hemen gösterdi. Neymiş toy ağa oğlu değilmiş de ağaymış. Lan senin her yerin ağa olsa ne olur anana karşı gelemedikten ben evlenmiyorum diyemedikten sonra.”
Elvan alt dudağını dişlerken belki ileride severim diye kafasındaki kurduğu düşünce yumağının yıkıldığını hissetti. Aras ölse onu sevmezdi. O kadar katıydı ki sert kabukları kırılmıyordu.
Kardeşine dönüp “Nehir, lütfen bir daha onunla dikleşme.” Dediğinde gözleri büyüyen kız hala Aras’ın sıktığı kolu ovuyordu.
“Abla. Adamın halini görmedin mi? O konak sana cehennem olacak belli ki. Analarına da sesleri çıkmıyor bunların -ki o kadın senin içinden geçer- seni korusunlar.”
Sonunda Elvan patladı.
“Kes sesini. Sanki başka çarem varmış gibi konuşuyorsun. Kızım bak bakayım biz neredeyiz. Bahrimil de. Yani burada kaderimiz tam da böyle adamların elinde şekil alıyor. Babam evleneceksin dediğinde konu zaten kapanmıştı. Ben isyan etmiyorum. Sende o sesini kesip olanı kabul edeceksin. Kendini de beni de doldurma.”
Kızı orada bırakıp aşağıya avluya inerken yanağından süzülen yaşı sildi. Dünürler giderken kızlar çalışanlarla ortalığı topladı.
***
Diğer yanda ise öyle bir can pazarı vardı ki nefesler tutulmuş hayat incecik bir pamuk ipliğinde dolanıyordu.
Ceylan, canından vazgeçmiş kendini ölüme bırakırken Behram zaten oldukça yaklaşmasının verdiği o rahatlama ile ileri atıldı. Belinden tuttu gibi düşmek üzere olan kızı geri çekti ve ikisi de yağmurlu toprağın üzerine düştüler.
Genç kız titriyor kurtulmak için çırpınıyordu.
“Bırak. Allah aşkına bırak öleyim. Kimsesiz Ceylan kurtulsun her şeyden. Ne olur bırak!”
Behram oturduğu gibi kızı göğsüne çekti. sıkıca sarılırken “Aklımı aldın be kızım aklımı aldın. Delirdin mi sen? Ölsen ne çözülecek. Ahiretini yakmana değer mi?” diyor sırtını sıvazlıyordu.
Kızın göz yaşları çiseleyen yağmurun damlasına karışırken kasıklarında hissettiği sancı daha da büyüdü. O kadar ki bacaklarına aşağıya sızan incecik ılık kan damlaları ilk Behram ’ın gözüne çarptı.
“Ceylan, Ceylan güzelim kanaman var.”
Elini karnına bastıran kız inlediğinde yüzünü adamın göğsüne gömdü. Sonunda adam kalktığında genç kız kucağındaydı. Korkmuştu. Hem az daha ölecek olmasından hem de kanamadan. Bir de dedikleri vardı ki hem kalbini hem de aklını feci karıştırmıştı.
Eve kadar yürüdüklerinde kızı yatak odasına götürdü. Yatağa yatırdığında çarşaftaki kızıllık resmen ben buradayım diyordu. Zühre’nin de böyle bir durumu olduğundan biliyordu az çok Behram bu nedenle hemen gidip suyu ayarladı. Hafif sıcak suyu tamam ettiğinde kıvrana kızın yanına geldi ve “Ceylan, hadi güzelim kalk. Duş alman lazım. Sonra da üzerini değiştirelim” dedi.
Dudakları titreyen kız “İstemiyorum. Git. Orada ölmedim bırak böyle öleyim. Kötü bildiğine yardım etme.” Diye mırıldandığında kaşlarını çatan adam sinirle soludu. Sonra da hiç beklemeden eğilip kucağına aldı ve banyoya girdi. Suyu altına kucağındaki kızla girdiğinde buna izin vermek istemeyen Ceylan’a bakıp iç çekti.
“Sakin ol. Az rahat dur. Gece hayvan gibi davrandım büyük ihtimalle ondan kanaman var. Yardımcı olmama izin ver.”
İlk defa adamın sesi sakindi. İlk defa suçlamak için değil onun iyiliği için sesini duyurmak istiyordu. Islak kirpikleri altından cam gibi parlayan yeşilleri ile adama baktı. Yutkunurken “Ben yıkanırım indir” dedi ama sesi kısıktı. Behram onu indirdi. Ardından dik durmasını sağlarken bir adım geriledi. Ardından kabinden çıktı. Kendi de ıslanmıştı. Kabinin kapısını kapadığında kendi kıyafetlerini çıkardı. Saçlarını kurulayıp odaya geçtiğinde önce hızlıca giyindi. Eşofman takımını üzerine geçirdiğinde gözleri yatağa kaldı.
Dişlerini sıkıp aldığı nefesi bırakırken yatağın çarşaflarını da topladı. Dolaptan yeni çarşaf serdi. İnce de olsa yorgan çıkardı onu da serdi. Kızın çantasını gördüğünde ise dudaklarını sıktı. El mahkûm onu açıp içinden pijama takımı çıkarırken giysilerin altındaki ped paketi ile kaşlarını kaldırdı. Tedarikli gelmesine sevinmişti. İç çamaşırlarını da hazır etti ama yüzü kızara kızara çünkü avuç içi kadar olan göğüs kapları ve ince külotlar yutkunmasına nedendi.
Hepsi hazır olduğunda ise odadan çıkıp mutfağa geçti. İlaç kutuları içinde ağrı kesiciyi de bulduğunda bir bardak suyla odaya döndü. Su sesi hala geliyordu. Ceylan ise süre içinde suyun altında öylece durdu. Teninden sabahlıkla geceliği çoktan çıkarmıştı. Saçları beline kadar uzandığından sırtını ipekten bir örtü gibi kapatıyordu. Yaşadıklarını düşündü. düşündükçe ağlamaya başladı ama sesini kısık tuttu. Yere dizleri üzerine çöktüğünde yaralanmış yerler öyle acıdı ki sanki biri ciğerine bıçak sokuyordu.
Dakikalar sonra iyice yıkandı. Ardından çıkıp bornozu giydi ve sessizce çıktı. yatağa oturmuş Behram bekliyordu. Çarşafların değiştiğini gördü. Kıyafetleri de hazırdı. Adam kızın rahat edemeyeceğini bildiğinden “Ben çıkayım sen giyin. Sonra da ilacını iç. Yemeğe bir şeyler hazır ederim yer biraz dinlenirsin.” Deyip kalktı ve kapıya doğru birkaç adım attı.
Adımını havada buz tutturan ise genç kızın “Bana acımana bunun içinde yardım etmene gerek yok. Ben başımın çaresine bakarım. Var git sen konağa” diyen sözleriydi. Kaşları çatılan adam gözlerini kısarken Ceylan başını kaldırıp ona baktı. Yine ağlamıştı ve yeşilleri cam gibiydi. O an adam cebinden telefonu çıkardı ve anasını aradı.
Açıldığında ise “Ana biz Ceylan’la beş gün daha buradayız. Haberiniz olsun. Yemekle uğraşmayacağız. Yemek yollatırsın.” Deyip kadının bir şey demesine izin vermeden kapadı. Cebine atarken “Dolapta yemek vardı onları ısıtıyorum. Giyinince ya gel ya da ben tepsi ile getireyim” derken arkasını yeniden dönüp çıktı.
Genç kızın bakışları öyle boştu ki. Adamın ona acıdığını adı gibi biliyordu. Üstüne pişmanlık ve suçluluk duygusu da vardı. Behram Karanşah onu sevmiyordu. Sevmeyecekti. Bunu kabul ederek giyindi. Pedi görünce yanakları öyle bir yandı ki alt dudağını dişleyip yaraladı.
İşi bittiğinde yatağın kıyısına oturdu. Hem açtı hem de hiçbir şey yiyemeyecek kadar tok. Lakin ağrısı vardı ve ilaç alması lazımdı. Midesi hassastı. Aç karnına ilaç alırsa daha kötü olurdu. O nedenle üzerine dolaptan aldığı ve adama ait olan hırkayı giydi ve odadan çıktı. Mutfağa girdiğinde masaya tabaklar konuş adam iki tencerede yemek ısıtıyordu. Bir tencere de karışık sarma vardı.
“Otur.”
Behram onu tıpkı askerini yönlendiren bir komutan gibi yönlendiriyordu. Robotmuşçasına oturan kız elindeki ilaçla bardağı masaya bıraktı. Ona yemek koyan adam kendi tabağını da doldurdu. Ekmeği de bölüp uzattığında genç kız el mahkûm aldı. Sessizce yemeğini yerken üzerindeki gözlerin farkındaydı. Yine de başını kaldırıp bakmadı. Nasıl bakacaktı ki? Adamın hem koynuna girmiş hem de üstüne aşkını ilan etmişti. Yetmemiş intihara kalkışmış sonra da sert bir seks yaptılar diye kanaması olmuş adam bunu görmüştü.
Behram ise aldığı nefesi verirken karşısındaki kızla en yapacağını bilmiyordu. Artık karısıydı. Onunla yatmıştı. Sonra suçlamıştı ki herkes ilk başta öyle düşünürdü. Kızın sözleri, kaçıp gidişi, az daha bedeninin parçalara ayrılacak olması, kendi yüzünden yaşadığı sızı sancı. Resmen bin kapılı bir odada doğrusunu bulup kurtulmayı düşlemek gibiydi içinde olduğu mesele. Hangi birine ne yapacağını bilmiyordu.
Konakta ise kaşları çatılan kadın sonradan yüzünü düzeltti. Oğlu beş gün daha kalmak istiyorsa bu demekti ki Ceylan koynuna girmiş oğlu da taze kızın tadını almış baş başa kalmayı istiyordu. Bu aileye ilk erkek torunu Ceylan verirse hiç şaşmazdı.
Zühre mutfaktan çıktığında onu gören kaynanası “Gel Zühre” diye yanına çağırdı.
“Buyur ana.”
“Bağ evi için hemen yemek hazır edin. Adamlar götürsün. Hatta adamlarla bizim Nezihe de gitsin. Etrafı toparlasın. Oğlumla gelinim beş gün daha kalacaklar. Keyifleri işle güçle bozulmasın. Hadi sen yemeklere başla.”
Kadının kafasından aşağıya kaynar sular dökülürken içine düşen ateşin bir tasviri yoktu. Rengi kaçmış teni solmuştu. Geri mutfağa döndüğünde kendi kendine “Sen ne yaptın Ceylan? nasıl yapabildin? O benim kocamdı. Çocuklarımın babasıydı” diyerek mırıldandı. Kıskançlık ise damarlarına zerk edilmiş zehir gibiydi.