(KURGU DA BEHMAN ADI BEHRAM OLARAK DEĞİŞTİRİLDİ. BİLGİNİZE)
Acı nedir deseler bir çift mavi gözün hayal kırıklığı ile kapanması denirdi tam da şu anda. Çünkü Elvan babasının ona söyledikleri ile tepeden tırnağa baştan sona hayal kırıklığı ile donanmıştı.
“Başlık parası, süt parası bir de büyük bağlıktan konak. Karanşah'lara gelin gideceksin. Ağaların kararı belli. Kan dökülmemesi için Kaşif ağa seni oğluna bunları verip gelin alacak.”
Nehir hızla ayağa kalkıp “Satın aldı yani.” dediğinde gri mavi karışımı gözleri dolu doluydu. Bunu kabul edemezdi. Babasının yediği naneleri biliyordu. Sırf kendi çıkarı için kızını satması gözden çıkarması haksızlıktı.
“Sen kes sesini Nehir. Ablanla konuşuyorum.”
“Baba, sen ablamı Karanşah’lara sattın. Bunun adı bu. Gelin verme gelin alma değil. Satmak.”
Yüzüne patlayan tokatla yere düşen genç kız hırçın bir şekilde geri döndü. Öyle öfkeliydi ki ağzından çıkanları duymuyordu.
“Ne o Hasan ağa, kumar borcun mu batırdı seni yoksa metresinin bitmek bilmeyen istekleri mi? Ondan mı kendi kanından canından olan evladını peşkeş çektin.”
Zehra Hanım elini ağzına tutarken gözleri büyümüştü. Elvan, kendi girdiği şoku atlatamadan kardeşini saçlarından tutup bir tokat daha atan babasının eline sarıldı.
“Gebertirim kız seni. Alırım şuracıkta canını. Edepsiz.”
Saçları acısa da “Ben değilim edepsiz olan sizsiniz. Koca koca adamlar birleşmiş isteyip istemediğini sormadan bir kızın hayatını mahvediyor biri satıyor diğeri satın alıyo-” dedi ama boğazına sarılan elle nefesi kesildi.
“Bana bak, alırım canını atarım bir çukura. Kes sesini diyorum kes.”
Elvan bir kez daha sarıldı babasının ellerine ve “Etme baba yapma. Bırak onu. Ne dediğini bilmiyor cahilliğine ver.” diyerek yalvardı. Nehir babasının elinde nefessiz kalıp bayıldığı an Zehra Hanım “Nehir!” diye haykırdı. Sanki evlindeki çuvalmış gibi yere bırakan adam öfkeden delirmişti. Anne kız Nehir’i ayıltmaya çalışırken Hasan öfke kusarak “Bu işin dönüşü yok. Bir ay içinde bu düğün olacak. Elvan, Karanşah konağına gelin gidecek. Bu asiyi de o zaman kadar adam ettiniz ettiniz yoksa kırarım tüm kemiklerini yatağa bağlı yaşar.” diye bağırıp salondan çıkarken elleri titreyen Elvan kardeşinin yanaklarına hafifçe tokat atıyor kendine gelmesini istiyordu.
Adını koyamadığı ve canını yakan ağırlığın böyle bir şey olacağını düşünmemişti. Nehir haklıydı. Kan dökülmesin diye can döküyorlardı. O evlenmek istemiyordu. Sevmediği bir adama annesi gibi karılık edemezdi. Etse de günden güne solardı. Hele ki başka bir kadının varlığını bilerek yaşamak ona ölüm gibi gelirdi.
Sonunda kardeşi kendine geldiğinde annesi ile yerden kaldırdı. Sessizleşmişti. Bu defa babasını manipüle edemezdi. Onu ikna edemeyeceği için de hiç çenesini yormuyordu. Nehir ise acıyan boğazı ve siniri yüzünden ağlıyordu. Doğruları söylediğinde sözleri babasının duymayı istemediği şeylerdi ve sonucu şiddet olmuştu. Kendi de biliyordu bazı şeylere bile bile lades dediğini. Bahrimil'de kimse kendi kaderini değil başkalarının yazdığı saçma töreleri yaşıyordu.
O günden sonra Nehir bir süre babasının gözüne gözükmedi. Zaten bir hafta sonra Kâşif ağalar Elvan’ı istemeye geldi. İsteme zamanı Nehir mutfaktan çıkmadı. Elvan ise kahveleri götürüp geri geldi. Mal pazarlığı yapar gibi pazarlık yapıldı. Aras sinirden delirse de sesini çıkarmadı. Elvan ise kurbanlık koyun gibiydi. Öylece dikiliyordu. Behram yanında Zühre’yi getirmişti. Onun iki kadınla evli olduğunu biliyordu Nehir ile Elvan ve ileride eğer erkek çocuğu olmazsa Elvan’ın da başına gelecek olan oydu.
O gece hiç zaman kaybedilmedi. Hemen söz yüzükleri takıldı. Kapı aralığından izleyen Nehir alt dudağını ısırıyordu. Ablasının bakışlarından ve yüzünden oluk oluk akan hüznü acıyı gördükçe güçsüz olduğu için kendine kızıyordu. Buradan kurtulabilirdi. Kaçıp gidebilirdi. Başka bir şehir de daha güzel bir hayatı olabilirdi ama sadece hayallerde. Çünkü Bahrimil sınırlarını geçtiği an peşine düşer sonra da nereye giderse gitsin canını alırlardı.
Odasına çıktığında kapıyı kapadı ve elini ağzına tutup sesinin çıkmasını engellemek istedi. Ablası onun bu evde güvendiği dağdı. Anne babasına karşı yanında durandı. Çok değil üç hafta sonra o gidecek yalnız kalmasını sağlayacaktı.
Misafirler gidip ortalığı toparlayan Elvan odaya çıktığında parmağındaki altın yüzük resmen boynuna takılan pranga gibiydi. Nehir ile kalıyordu. Kendi yatağına çöktüğünde başındaki şalın broşunu çıkardı. Komodinin üzerine koyduğunda saçlarından çekip yatağın diğer tarafına attı. Elleri kucağında yumruk olurken ilk damla yanağına süzülüverdi. Nehir ablasına öyle sıkı sarıldı ki.
“Ağır, çok ağır Nehir. Sanki, birileri parmağına değil de bu halkayı sanki boynuma taktı. Boğuluyorum. Babamın yüzünden anam gibi sevmediğim bir adama mahkûm yaşayacağım. Bu, Allah affetsin ama ölüm gibi bir şey.”
Nehir ablasının saçlarını severken iç çekti. Babasına karşı gelemiyorlardı. Töreye karşı gelemiyorlardı. Bahrimil de kadınların kızların kaderi hep erkeklerin iki dudağı arasındaydı. Bu da lanet etmesine yetiyordu. Bir umut geri çekilip ablasının gözlerine baktı.
“Belki seversin abla. Karanşah’ların ağası için yakışıklı diyorlar. Eli yüzü düzgün. O da seni severse hayatın kurtulur en azından.”
Elvan acı acı tebessüm etti. Yüzüğü parmağında döndürürken “Bir kez yüzüme bakmadı. Tüm gece kaşları çatılı sesi sertti. O kadar gergindi ki benim varlığım sanki vebalı hastalık gibiydi onun için. Belli o da zorlanmış. Vaziyet böyleyken mutlu olmak mümkün mü? Ben o adama kamburum. O konakta neler yaşayacağım da muamma. Baksana abisi Behram ’ın bile iki karısı var. Ya çocuğum olmazsa ya bana da kuma gelirse?” derken yeniden ağlamaya başladı. Yirmi altı yaşında gencecik kızdı ama bu korkular çoktan yüreğini sarmıştı.
Nehir sinirle solurken bir şey demedi. Ne diyebilirdi ki zaten.
Gecenin yarısına doğru iki kız da yataklarına girip üzerlerine örtülerini çektiler. İkisi de uyumadı. Biri başına gelecekleri düşündü diğeri yaşadığı yerin kaderine etkisini.
Ertesi sabah erkenden kalkıp konak işlerine giriştiler. Üç hafta sonra düğün kurulacaktı. Zehra Hanım kızlarının çeyizini çoktan hazır ettiğinden fazla bir çarşı Pazar işleri yoktu lakin Emine Karanşah baskınlığını konuşturmak adına kendi konağından sesini yükseltiyordu.
“Zühre, Ceylan gelin yanıma.”
Kumalar peş peşe indi merdivenleri ve kadının karşısında durdular.
“Çarşıya çıkılacak. Hazırlanın.”
Ceylan bakışlarını kaçırırken kısık bir sesle “Ben gelmesem ana. Zühre Ablamla gitseniz” dedi lakin ayağa kalkan Emine öyle bir tokat attı ki Ceylan resmen yere serildi. Zühre elini ağzına kaparken “Ana etme” deyip araya girmeye çalıştı ama Emine Karanşah’ı kimse durduramazdı.
Yerdeki genç kızın başından sıyrılan şaldan ötürü saçlarını tutan kadın “Bana bak, bu konakta duruyorsan oğlum sayesinde duydun mu beni. Kısır halinle seni hala besliyoruz da sen tutup bana kafamı tutuyorsun? Ben geleceksiniz diyorsam geleceksin. Lafımın üzerine laf söylemeyeceksin. Kaç senedir öğrenemedin mi?” diye bağırıyordu.
Zühre, Ceylan’ın saçlarını kurtarmaya çalışırken “Ana etme eyleme geleceğiz seninle affet. Demedi bir şey yapma kurbanın olayım.” Diyor ağlıyordu. Gelinin saçlarını bırakan kadın geri yerine otururken diğer gelinine “Al bunu götür gözüm görmesin. Yüzünü gözünü düzeltsin. Bir saate çıkacağız ona göre hazırlanın.” Dedi. Acımasız bir kadındı. Dediğim dedik kadının önünde gelinler resmen ip gibi dizilir ses çıkartamazdı. Tıpkı konağın çalışanları gibi.
Ceylan’la odaya çıkan Zühre yatağa oturmuş ağlayan kızla iç çekti. omuzları sarılan kız “Bıktım abla. Yemin ediyorum bıktım. Kendi de biliyor oğlunun bana dokunmadığını. Buna rağmen kısır diyor hala. Yıllardır etmediği kalmadı. On beşimde geldim ben bu eve. Daha bebeklerimle oynuyordum. Odur budur anamdan emdiğim sütü burnumda getirdi. Bana günah değil mi ya.” dedi. Gerçekten de durumu iyi değildi. Herkes onu kısır olarak biliyordu çünkü kız da olsa Behram ’ın iki evladı olmuştu. O da konağın bir köşesinde yapayalnız kalmıştı.
Zühre ona ablalık etse de Behram baş başayken abilik yapsa da Ceylan hep kendi halindeydi. Kimsesizdi. Ailesi dahi adı kısıra çıktığından bu yana sahip çıkmıyordu. Üstüne kuma geldiğinde bile “Sen hak ettin” demişlerdi.
Yanına oturan Zühre omzunu sıvazladı.
“Bakma sen anneme, biliyorsun huyunu suyunu. Alıştık artık.”
Alıştık artık. Alışmak zorunda oldukları içindi aslında yoksa alışılır mıydı böyle bir muameleye. Ceylan biraz daha ağladı. Zühre sessizce onu dinledi. Ardından elini yüzünü yıkadılar ve giyindiler. Çocukları çalışanlara emanet ettiklerinde aşağıya indiler. Emine Hanım akşam için yemekleri çalışanlara söylüyordu. Ardından iki gelini ile konaktan çıktı. Arabaya geçtiklerinde istikamet Demirsoy konağıydı. Yolda Zehra’yı aradı.
Telefonu açan kadın sakin kalmaya çalışarak konuştu.
“Hayırlı günler Emine Hanım.”
“Hayırlı günler dünür.”
“Bir diyeceğin mi vardı?”
“Hazırlanın. Çarşıya inilecek. Eksikler alınacak. Gelinlik kınalık bakılacak. Altın işi de halledilmeli.”
Zehra bir an durdu. Acele etmesini sevmemişti. Üç hafta vardı. o üç hafta da birçok şeyi halledebilirlerdi. Üstelik kızının eksiği yoktu. Bu nedenle temkinli bir tonla “İyi düşünmüşsün dünürüm de acele etmez misin? Üç hafta var daha düğüne” dedi ama kadının sert sesi ile duraksadı.
“Emine, Elvan’a alınacaklar var. Nakışa gidecek işletilecek onca şeyi nasıl yetiştireceksin. Karanşah konağına gelin geliyor. Her şeyi hazır tam olmalı. Oğlumun odasına da yeni eşyalar gelecek orası düzenlenecek. Hepsini bir iki güne sıkıştırmayacağım herhalde. Hem ne bu sorgu sual. Sana para harcayacaksın dedin mi? Neyi düşünürsün aklım almaz. Yağlı kapıya kızını yamıyorsun işte uzatmanın alemi ne. Hazırlanın dediysem hazırlanın.”
Zehra donup kaldı. Yutkunamadı bile çünkü bu hale düşmesi de bu lafları işitip ses edememesi de kocası yüzündendi.
“Tamam dünür hazırlanıyoruz.”
Zordu ama mecburdu. Telefonu kapatır kapatmaz mutfakta olan kızların yanına geçip “Hadi hazırlanın çarşıya çıkılacak” dediğinde Nehir “Hayır olsun ana o nereden çıktı” dedi.
“Emine’ler geliyor. Düğün için hazırlıklar başlayacak.”
Elvan, elindeki bardağı düşürmeden tezgâha bırakabildiğinde Nehir diklendi.
“Bu kadar çabuk mu? Aceleleri ne ya?”
Zehra kızına sertçe baktı.
“Nehir, uzatma kızım. Hadi hazırlanın. Sende o diline hakim ol Emine’yle dikleşme. O konakta ablanın az huzuru olsun istiyorsan o kadınla iyi geçineceksin. Anladın?”
Nefesini veren kız omuzlarını düşürdü.
“Ama ana?”
“Bana laf getirme Nehir. Babanı biliyorsun. Elinden alamam bu defa. Hem ardından kötü mü konuşsunlar istiyorsun anlamıyorum ki. Dediğim gibi o diline de hareketlerine de hâkim olacaksın. Ablan gibi uysal sakin kalacaksın yoksa babana bırakmam Allah hakkı için ben kırarım bacaklarını.”
İki kardeş birbirine baktı. Filler tepişirken ezilen yine çimler olacaktı.