Nehir ile Aras konağa geldiğinde Emine kaşları çatık vaziyette onlara bakıyordu. Bakışlarındaki ifade adamın da kaşlarını çatmasına neden olurken Nehir’e bakmadan “Sen çık ablanın yanına. Terastaki odada.” Deyip kızın gitmesini sağladı. Genç kız merdivenleri çıkıp gözden kaybolduğunda omuzlarını dikleştiren adam annesine bakışlarını dikti.
“Hayırdır ana. Ne bu suratının hali?”
“Esas sana hayır olsun oğul. Bu kızın konakta işi ne?”
“Ablasını görmeye geldi. Mahsuru mu vardı?”
“Yok da huy edinmesin. Zırt pırt kapımda görmeyi istemem.”
Tek kaşını kaldıran adam annesine “Senin dilin ne der ana? Bu kızı bana karı diye alacaksınız farkındasın değil mi? O zaman bu kapıda olmayacak mı? Ağzından çıkanı kulağın iyi duysun.” Dediği an duraksayan kadın tesbihini sıktı.
“O iş babanın isteği oğul. Bana kalsa o uğursuzlardan kimseyi sokmam haneme. Hem bilirim ki sen ona da el sürmeyeceksin. Elvan ölüp gittiğinde çocuk olmayacağı da belli olacak. O zaman istediğim gelini kendim getireceğim. Şöyle üç beş tane erkek doğurup soyumuza soy katacak biri layık bize soyumuzu kurutacak biri değil.”
O an Aras’ın zihninde Nehir’in sözleri geldi. Kulakları uğuldadıkça dişlerini sıktı. Belinde birleştirdiği eli de sıkılı bir halde dururken annesine karşı geldi.
“Orada duracaksın Emine Hanım.”
Kâşif ağa da büyük sedirli odadan çıkmıştı. Oğlunun sesine dikkat kesilmişti. Aras babasını görünce ona da “Bu laflarım sana da baba” dediğinde karı koca birbirine baktı. Aras çalışanlardan birini çağırdı. “Git abimi çağır. Zühre de gelsin” değince çalışan koşarak odaya çıktı. Behram da indiğinde sedirli büyük odayı işaret eden adam önden yürüdü. İlk kez onu böyle görüyorlardı.
Odaya girdiklerinde Behram kapıyı kapadı. Birer sedire çöktüklerinde Aras onlara hala dik dik bakıyordu.
“Bu konuşmayı bir sefer yapacağım bir daha da ağzımı açmak zorunda kalmak istemiyorum.”
Behram, “Hayır olsun kardeşim” dese de adam hepsine tek tek baktı.
“Bu zamana kadar bizim hakkımızda tüm kararları siz verdiniz. İşin ucunu öyle kaçırdınız ki koynumuza alacağımız kadınları bile siz seçtiniz. Yetmedi kumaları da sizin kararınızla aldık. Ben bu aşirete abimden sonra ağa oldum ama ne bir ağırlığım oldu ne de hayır deme ayrıcalığım. Elvan'ı aldınız tamam dedim. Kıza koca konakta gün yüzü göstermediniz. Anası babası ayrı siz ayrı eziyet ettiniz.”
Emine Hanım hemen çıkıştı.
“O karın olacak hastalıklı şikâyet mi etti? Yok öyle bir şey. Her gelinin yapması gereken şeyleri yaptı. Ana babasının da ettikleri bizi alakadar etmez.”
Aras burun kemerini sıktı. Ardından annesine bakıp “Ana, ben senin evladınım. Huyunu suyunu yapacaklarını çok iyi bilirim. Bu eve gelen gelinlerin hepsine kan kusturduğundan haberim yok sanma. Susuyorsam bilmediğimden değil sana saygısızlık etmek istemememden ama artık boynuma geçirdiğiniz zinciri kırıyorum. Elvan hasta. Nehir'i de kabul ettim. O kız bu eve geldiğinde tek yapacağı şey ablasına bakmak olacak. Benim olmadığım zamanlarda zorlarsan diğerleri gibi susmayacağını bil çünkü bu haneye gelen kadınların hiçbirine benzemiyor. Diğer konu bu konağa bir daha kuma girmeyecek. Benim çocuğum olmadı mı? İşte o zaman Ceylan erkek doğurursa ağalık yeniden abime geçecek ama bana çocuk için kuma gelmeyecek.”
Babasına döndü.
“Ağa bensem benim lafımın üzerine laf olmayacak. Madem ağalığı evlatlarına verdin o zaman çekileceksin kenara izleyeceksin. Tecrübenle evlatlarına akıl vereceksin ama onları ağa yaptığın halde her şeye sen karışıp sen karar verirsen işte o zaman bizim yapacağımız ağalığı kimse takmaz. Sorunun kimleyse onunla kişisel halledeceksin. Abimi ya da beni alet etmeyeceksin.”
Kâşif ağa “Aras, ileri giriyorsun. Karşında atan anan var.”
“Ben sizinle evladınız olarak değil Karanşah aşiretinin ağası olarak konuşuyorum. Karşımda kim olduğunu da iyi biliyorum. Dediğim gibi bu konağa artık kum girmeyecek. Birazdan hoca gelecek Nehir ile nikahımız kıyılacak ve o kız ablasının yanında kalacak. Ona bakacak. Ana sende ses etmeyeceksin. Baba sende ağalığıma kararlarıma müdahale etmeyeceksin. Yoksa önüne ardına bakmam kimin ne diyeceğine törelerin adetlerin neyi buyurduğuna kulaklarımı kaparım Elvan’la Nehir’i alır giderim. Bir daha da Aras diye bir oğlunuz şu hane kapısından girmez. Seçim sizin.”
Emine ile Kâşif itiraz etmek istedi. Sindirmek için anne baba olarak konumlarını kullanmak istediler ama Behram da “Bende Aras’la aynı düşüncedeyim. Eski düzeni bu konakta bu şekilde devam ettirmeye niyetiniz varsa kimin ne dediğine bakmadan kızlarımla Ceylan’ı alır giderim. Değil bizi geri döndürmek izimizi tozumuzu dahi bulamazsınız. Büyüğümüz olabilirsiniz ama bu hayatlarımıza bu denli el uzatacağınız anlamına da gelmez. Bu zamana kadar tamam değip dediklerinizi yapmamız bundan sonra da aynı davranacağımız anlamına gelmez.” diyerek bunları değince susmak zorunda kaldılar.
Emine pişman olmaya başlamıştı. Ne zaman ki Ceylan’ı oğlunun koynuna sokmuş karı koca olmalarını sağlamıştı işte o zaman çocuğunun tavırları değişmişti. Zühre ise Behram’ın sözlerinden sonra gözlerini büyüttü. Merva ve Bahar’ın gitme fikrine değil de onlara Ceylan’ın annelik yapacak olması düşüncesi içini yaktı. Behram'ın onu görmezden gelip gidebilmesine katlanamazdı.
Nehir ise odaya çıktığında kapıyı tıklatıp içeri girdi. Gördüğü manzara ile gözleri büyüdü. Birkaç gün de ablası resmen bugün ölecekmiş gibi çökmüş yatağında küçücük kalmıştı. Çantasını nereye attığını bilemedi. Ablasının yanına yatağa oturup gözleri dolu dolu ona bakarken Elvan yutkundu.
“Nehir, kardeşim.”
O an abla kardeş sıkıca sarıldı. Nehir'in sırtı acısa da umursamadı. Ablasının saçlarını kokladığında daha şimdiden ilaç kokusunun sindiğini anlamak ruhunu bozguna uğrattı. Saniyeler sonra geri çekildiğinde yüzünü avuçları arasına aldı.
“Ah be ablam. Kurban olurum sana.”
Elvan burukça gülümsedi. Kardeşinin eline yanağını daha fazla bastırırken “Kimseye kurban olma bacım. Biz hep kurban ola ola bu hallere gelmedik mi?” dedi. Dakikalarca konuştular. Nehir başlarda itiraz edip hayır dedikçe Elvan üsteledi. Kapıları tıklanana kadar konuştular. Bazı anlarda Nehir’in “Abla saçmalama. Delirme. Yapma. Yapamam. Bana bunu niye yapıyorsunuz” sözleri kapının dışına taştı. Yine de o kapıdan çıktığında Aras çoktan yeni bir oda hazırlatıyordu.
Gelen çalışan “Abdest almanız lazım hoca geldi” değince genç kız göz yaşlarını tutamadı. Elvan ise arkasından bakarken “Umarım mutlu olursun kardeşim. İnşallah bir gün beni affedebilirsin” deyip örtüyü üzerine çekti ve sessizce ağlamaya başladı.
Kısa bir abdest alma ve şalını düzeltme sonrası girdiği sedirli odada bundan sonra mahkûm olacağı adamın yanında diz çöküp oturdu. Hani nefes almak insana külfet mi derler ya işte ona külfetti. Fazlalıktı. Ağırdı. Üç kez kabul ettin mi sorusuna ettim aldım dedi. Üç kez boynuna zincir ayaklarına pranga taktı. Üç kez evet dedi üç kez âşık olma mutlu bir evlilik kurma ihtimalini yok etti. Nehir Aras’ı Allah katında kocası bildi sonra döndü kendini unuttu.
Behram odaya çıktığında Ceylan “Canım, neden yüzün kireç gibi beyaz?” diye sordu. Odaya tıkılıp kalmıştı. Dışarıda ne oluyor bilmiyordu. Ne Nehir’den ne de Elvan’ın hastalığından bahsetmemişlerdi. Stres üzüntü yasaktı ve Ceylan Elvan’ı severdi.
“Hiç. İşlerle ilgili sıkıntıyı zor çözdük de ona canım sıkıldı.”
Sağlam kolunu yana açan kadın “Sıkılmasın o güzel canın kocam. Gel bebeğimizle sana birazcık derman olalım.” deyip sevimlice sırıttı. Behram ise iç çekip kadının yanına uzandı. Canını yakmadan hafifçe göğsüne sığınıp kalp atışlarını dinledi. Büyük avucu kadının karnına inerken aldığı soluklara şükreder olmuştu. O an aklına gelenle başını kaldırıp saçlarını okşayan ve bunu yüzündeki saf sevgiyle yapan kadına baktı. Yeşillerindeki aşkı yudum yudum içerken “Ceylan, güzel gözlüm. Benimle evlenir misin?” dediğinde kadının elinin başında donup kaldığını hissetti.
“Ne?”
“Benimle evlen yavrum.”
“Behram, biz zaten evliyiz ya kocam.”
Uzanıp dudaklarını hafifçe öptü. Geri çekildiğinde gözlerine daha büyük bir aşkla bakıp “Öyle değil yavrum resmi nikahla. Yani resmen Ceylan Karanşah ol. Evladımızı kucağımıza yasalar önünde de evliyken alalım. Hem böylece her koşulda benim olduğunu bilsin herkes ve de senin olduğumu” dedi. Gözleri dolan Ceylan gülümsedi. Buruktu. Kırık döküktü.
“Anamlar izin vermez ki? Hem, hem bebeğimiz kız mı erkek mi bilmiyoruz. Erkek değilse eğer babanlar bu nikaha karşı çıkar. Tutup önce Zühre doğurdu resmi nikah onun hakkı derler.”
Gözleri dolarken başını eğdi. Behram hemen doğruldu ve sırtını yatak başlığına yaslarken karısının üzerine eğildi. Çenesini tutup başını kaldırdığında gözlerine hem sahiplenici hem deli gibi aşık hem de saf deli gibi baktı.
“Bundan böyle onların lafı ile değil. Benim gönlümün dediği ile olacak hayatımızda bir şeyler. Benim gönlüm seni hem yasalar önünde hem de Allah katında karım yapmak istiyor. Bunu da kimse engelleyemeyecek. Ben halledeceğim ve söz veriyorum şu durumun bir düzelsin en güzel gelinliği giydirip bu konağın avlusunda karşılıklı oynayacağız. Ama ondan önce ben yarından itibaren işlemleri halledeceğim. Burada nikahımız kıyılacak Ceylan Karanşah, anlaştık mı?”
Yutkunup başını hafifçe sallayan kadın “Anlaştık” dedi. Uzanıp ona anlaştık diyen dudakları sömürür gibi öpen adamla genç kadın inledi. Geri çekildiklerinde Ceylan yalvarır gibi konuştu. Sesi kısık soluğu sıktı.
“Yapma, kurban olayım yapma. Doktor yasak dedi bir süre. Sen böyle yapınca dayanamıyorum. Zorlanıyorum.”
Behram kadının alnını öperken iç çekti.
“Ah be kadın sen bir de bana sor. Ama haklısın seni de kendimi de zora sokmanın alameti yok. Hem bu yavru doğunca seni yataktan çıkartan Behram’ı öttürsünler.”
Cilveli cilveli omuz silken kadın “Çıkmak isteyen kim” değip dudaklarını yaladı. Adamın tadı hala oradaydı. Dişlerini sıkan adam “Sen dinlen yavrum ben bir duş alayım” dediğinde Ceylan kahkaha attı. Adamın bir gidişi vardı ki hem kadının kahkahasına sevdayla bakıyor dinliyor hem de Kızılay çadırı gibi dikilmiş erkekliğini saklama gereği bile duymuyordu. O banyoya girdiğinde kalçasını hafifçe oynatıp soluyan kadın “Seni ne kadar istiyorum bir bilsen” diye fısıldadı.
Behram ise suyun altına girdiği an gözlerini kapadı. Sızlayan kasıkları ile bir elini fayansa yaslarken diğeri ile kendini kavradı. Birkaç el eliyle idare edecekti ama umurunda değildi. Evladı ve eşinin sağlığı en öndeydi. Dudaklarını yalayıp avucu içindeki aleti sıvazlarken aldığı soluklar sıktı. Karısını hayal ederek dakikalar sonra boşaldığında temizlenip çıktı.
***
Nehir direkt ablasının odasına çıkmıştı. Burada hiçbir şeyi yoktu. Ablası ona kendi dolabını işaret etti. Biliyordu ki babası Nehir’e bir kırık iğnesini dahi vermeyecekti. Aras ise odasına çekilmiş camın önündeki koltuğa kendini bırakmış halde dışarıyı izliyordu.
Pek adeti değildi ama bir sigara yaktı. Dumanını üflerken düşündü. Oraya kızı almaya biraz daha geç gitse babası kötü şeyler yapabilirdi. Üstelik diğer konu hakkında Hasan ile sağlam bir konuşma yapması gerekecekti.
Sigarası bittiğinde ayaklandı. Elvan'ı kontrol etse fena olmazdı. O kızın da günahına girmişlerdi. Yazık olmuştu genç yaşında. Terasa çıkıp odaya girdiği an aslında kapıyı çalmadığını fark etti. Nehir eşofmanın altını giymiş üstü için de atlet bakıyordu ki açılan kapı ile donup kaldı. Tek donan o değildi. Aras da aynı şekildeydi. Çünkü sadece kızın çıplak sırtını görmemişti. Yaraları da görmüştü. Taze hala biraz kanlanmış izler gözlerindeki ateşin harlanmasına birkaç büyük adımda kızın dibinde bitmesine ve üzerine tişört geçirmeye çalışan kızı kolundan tutup engellemeye neden olmuştu.
“Bunlar da ne?”
Nehir acele ile kolunu çekip giyinmek istedi.
“Yok bir şey.”
“Nehir bunlar ne dedim? Nasıl oldu bunlar?”
Elvan ağlıyordu. Babası yapmıştı yapacağını. Aras ısrar ettikçe Nehir hem utandı hem de sinirlendi. Kolunu yeniden sertçe çekerken “Dün gece oldu. Sizden sonra. Onlara bu evliliğin olmaması gerektiğini söyledim. Enişteme karı olmam koynuna girmem dedim. Babam da yapabildiği tek acizce şeyi yaptı. Oldu mu?” deyip hemen canı yansa da tişörtü giyindi.
Bakışlarını adama tek bir sefer değdirdiğinde gördüğü ifade bir adım geri çekilmesine neden oldu. O bir adımı kapayan adam kıza yukarıdan bakarken “Birazdan hemşire gelecek. O sırtına pansuman yaptır ve bu odadan çıkma.” dediği gibi odadan çıktı. Nehir yatağın kıyısına oturabildiğinde Elvan “Elleri kırılsın.” diyordu.
Aras merdivenleri öyle bir indi ki adımları yeri titretiyordu. Konaktan çıktığı an dışarıda olan kâhyaya “Adamları topla!” diye bağırdı. Demirsoy konağında biraz işi vardı.