(KURGU DA BEHMAN ADI BEHRAM OLARAK DEĞİŞTİ. BİLGİNİZE)
Zorla olan bir şeyden hayır gelmez der büyükler çünkü gönülsüz yapılıyordu. Aras'ın da durumu buydu. Elvan ile zorla evlenmişti. Ailesine hayır diyememişti. Aslında demişti ama dinleyen yoktu. Bahrimil de ağa da olsa önce ailenin dediği mühimdi.
Sabah uyandığında daha ezan okunmamıştı. Çok iyi biliyordu ezanla dayanacaklardı kapıya ve sonrasında istenilen olmazsa annesinin çenesi susmayacaktı. Bazen çekip gitmek istiyordu. Gitmek ve bir daha gelmemek ama yapamıyordu. Elini kolunu bağlıyorlardı. Aslında gitmişti. Bir dönem yeter artık demiş almış başını büyük şehre Ankara’ya gitmişti ama bir ay içinde “Annen ölüm döşeğinde gelmen lazım” demişlerdi. Döndüğünde de üç güne gidersin beş güne gidersin diye diye tutmuşlardı. Abisi Behram ’ın ağalığı devretmesi ile de temelli kalmıştı.
Elini yüzünü yıkadı. Elvan'a baktığında yatağın içinde tor top olduğunu görünce kaşlarını çattı. Gece ara ara inleme sesleri gelmişti ama zihni o kadar yorgun ve kalabalıktı ki bu sesi önemsiz görmüştü. Lakin şimdi baktığında bir sorun olduğu aşikardı. Dişlerini sıktı. Yatağın yanına kadar gidip omuzunu dürttü.
“Elvan.”
Ses gelmedi. Yeniden dürtü. Genç kız iniltili bir sesle “Hı” değince “Kalk, çarşafı alacağım” dedi. Genç kız başta anlamadı ama sonra kalktığı yere bakmadan kıvrana kıvrana kalktı. Üzerinde giydiği pijamanın ağ kısmından çarşafa kan geçmişti. Aras bunu başta gördüğünde yüzünü buruşturdu ama sonuçta istenen bu kızın kanıydı. Öyle ya da böyle onun kanı akmıştı. Yüzü kızaran Elvan başını kaldıramadı. Çok sancısı vardı. Zor adet olur ama ağrılı bir süreçle geçer ve biterdi. Şimdiye denk gelmişti ki çünkü fazla stres altındaydı.
Aras, bir hışım çarşafı söktü. Kıza bakmadan “Git duş al. Sonra da yatağı düzenle. Ben söylerim bugün seni rahatsız etmezler dinlenirsin.” dediğinde yutkunan Elvan “Tamam” dedi. Çok değil iki dakika sonra kapı tıklandı. Emine Hanım, o tok sesiyle “Aras, oğul” dediğinde avucundaki çarşafı kapıyı kolunun çıkacağı şekilde araladı ve annesine verdi. Daha kapıyı kapar kapamaz konağı inleten bir zılgıt sesi duyuldu. Elvan için iyinin kötüsü günler bu sesle başladı.
Diğer yanda Ceylan ile Behram vardı. Bağ evinde birlikte olduklarından beri adam karısına yanaşmamış kendi içinde verdiği savaşla haşır neşir olmuştu. Ceylan ise adamın bu uzaklığına üzülüyordu. Zaten Zühre huy değiştirmiş yüzü asla gülmüyor ona bakarken de gözlerinde nefret alenen belli oluyordu.
Yine de bu içini eziyordu çünkü Behram ona dokunmazsa hamile kalamazdı. Aralarındaki bağ kuvvetlenmezdi. Öyle ya da böyle onun yüreğine aklına düşmeli orada sadece kendi olmalıydı. Bunu daha ilk birlikte oldukları gece onun altında biraz acıdan biraz daha önce hiç bilmediği bir zevk dalgasından kıvranırken netleştirmişti. Emine Karanşah mademki oğlunun altına yatmasını karılık yapmasını bebek doğurmasını istiyordu? O bunların hepsini yapacaktı. Ama kaynanasının bilmediği bir şey vardı.
Ceylan sadece Behram ’a karılık etmeyecekti. Çocuk doğurmayacaktı. Bir de hem ona âşık olacak hem de kendine âşık olmasını sağlayacaktı. Çok nadir olsa da Bahrimil de bir erkek karısına aşı oldu mu kimseye ezdirmezdi. Dik dururdu. Sözünü geçirirdi. Karısına kimseye nasip olmayan haklar verir dik başlı olmasına müsaade ederdi. Biliyordu ki bu dünya üzerinde Behram ’dan başka şansı yoktu. Yolu, amacı, dayanağı ve hayatına alabileceği kimsesi yoktu ki çoktan kalbini ona açmış bakışlarındaki o küçücük ışıkları ezberler olmuştu.
Daha önce fark etmediği tüm özelliklerini baş başa kaldıkça ya da aile içinde gözlemliyordu. Evet, o aslında kocasına yeni yeni tutuluyordu. Bağ evindeyken sırf aklı biraz olsun kendine kaysın, yaptığını sorgulamasın, biraz vicdan yapsın ve karısı olarak görmeyi kendine görev bilsin diye aşığım demişti. Sonunda da belki de ölmem en doğrusu diyerek kaçmış o kayalığa çıkmıştı. Kocasının yetişip kurtarması ve sonrasında daha ılımlı sakin davranışları gideceği yolda önüne ışık tutuyordu. Zaten Behram bağ evinde geçirdikleri süreçte artık birlikte uyumaya başlamalarını sağlamış buna alışmıştı.
Kendi de alışmıştı yalan yoktu. Elvan ile Aras’ın düğünü sonrası geçen bir hafta gelen gidenin bitmediği sürekli hizmetin edildiği süreçti ve bu süreçte çok yoruluyordu. Ailesi ile hala ne aramış ne sormuştu. Gece geç saatte mutfakta işleri bitirmiş sabahına fırına sürülecek börekleri hazır etmişti. Odaya çıkarken Zühre’nin odasının önünden geçiyordu ki kapı açıldı. Behram , oradan çıkıyordu. Bir an durdu. Yutkunamadığını hissederken bakışlarını kaçırdı. Başını eğip geçiyordu ki “Ceylan, güzelim sen daha odaya yeni mi çıkıyorsun?” diyen adamla gözlerini ona çıkardı. Yeşilleri yorgundu elbette ama korku da vardı. Ya beni sevmezse ya kalbinde yer edinemezsem diye ödü patlıyordu.
“Yok, daha yeni çıkıyorum. Börekleri hazır ettim.”
Neden bilmiyordu ama Behram kaşları çatık vaziyette geri döndü. Zühre orada dikilmiş kollarını da göğsünde kavuşturmuş ikisine bakıyordu.
“Sen bana işler bitti. Kızlar özledi onları gör demedin mi?”
Genç kadın gerildi. Omuz silkip “Ben yukarı çıkarken iş yoktu” dedi ama Ceylan “Abla, sen işleri bana bırakmadın mı? Geleceğim sen başla dedin. Gelmedin diye bu saate kadar uğraştım tek başıma.” diyerek kadına baktı. Kaynanası ortada olmadığı an Zühre tüm işleri Ceylan’a yıkıyor kendi de iş yapıyormuş gibi görünüyordu.
“Ne yapayım Ceylan benim çocuklarım var. Babalarını özlediler onlarla vakit geçirdim. Bir sefer de işleri sen hallet ölmezsin.”
Behram tam bağıracaktı ki kızlar aklına gelince sesini alçalttı ama dişlerini sıkıyordu.
“Zühre, haddini de sınırını aşma. Ben seni sürekli uyarmam. Hareketlerine çeki düzen ver.”
“Behram, çocuklarımızla alakadar olurken konağın işlerine yetişemiyorum. Ceylan’ın bunu düşünmesi gerekmez mi bana neden kızıyorsun?”
Uzanıp kadının kolunu tutan adam onu dışarı çekti ve kapıyı kapadı. Parmakları ince tene saplanırken kaşlarını çatarak kadının yüzüne baktı.
“Sana kimse çocuklarınla alakadar olma demiyor. Yalan söylediğin için kızıyorum.”
Ceylan baktı ki konu büyüyecek “Tamam abla kusura bakma. Ben artık odama çıkayım sabah erken kalkacağım” dediğinde kocasına baktı. Bu sende gel bakışıydı. Adam ona bakınca içi ılıdı. Zühre'nin kolunu bıraktı ve uyarıcı bir bakış atıp karısına “Sen geç geliyorum” dedi.
Genç kadın gittiğinde dönüp “Sabah sen erken kalkacaksın. Madem şimdiye kadar işlere sahip çıkmadın sabahki işler de senin.” diyerek önünden çekildi ve Ceylan’ın odasına çıktı. Hoş oda artık ikisinindi. Genç kadın odaya girer girmez hemen başındaki şalını çıkarıp saçlarının örgüsünü açmaya başladı. Duş alıp uyusa iyi olacaktı. Kemikleri yorgunluktan ağrıyordu.
Kapı açıldığında adamın içeri dolan kokusu ve varlığı ile derince soluyan kadın dönüp bakmadı. Saçları ile uğraşmaya devam etti. Hemen arkasında yer alan adam omuzlarına ellerini koyduğunda başından öptü.
“Çok yoruldun değil mi?”
Sessiz kaldı. Bakışlarını kaçırıp göğsüne düşürdüğü örgüsünü açmaya devam etti. Adam karısının bu hali ile eğildi ve omuzuna çenesini yaslayıp “Neyin var güzelim?” diye sordu.
“Hiç. Yok bir şey.”
“Var var. Mahzun hallerinden belli oluyor.”
Behram aslında uğraşmazdı ama her gece sırt sırta uykuya daldığı, bir süre sonra ise koyun koyuna uyuduğu bu kadına tutulmaya başlamıştı. Onu görünce içi garip bir sıcaklıkla doluyordu. Yıllarca çocuk gözüyle baktığı birine şimdi bir kadın gibi bakmak içsel savaşa neden olsa da her defasında bir çift yeşil gözün etkisi ile savaşı kaybediyordu.
Sonunda saçlarını açtığında Behram eliyle saçları tarak misali tarıyor okşuyordu.
“Hadi güzelim anlat bana. Sıkıntı ne?”
Yutkunan genç kız ona hafifçe dönüp “Biziz” dedi. Kaşları anlamadığını belli eder kavislenirken “Biz?” deyip kadının gözlerine baktı.
“Evet biz. Behram, kaç hafta geçti. Aynı yatakta uyuyoruz. Ne bileyim iyiyiz de ama sen…”
Devamını getiremedi. Ne diyecekti ki? Neden beni koynuna almıyor musun mu? Yoksa neden benimse sevişmiyorsun mu? Hoş bu defa ikisinin de aklı başında olacaktı. Belki de daha iyi olacaktı ama olmuyordu işte.
“Neyse boşver. Gerçekten bir şey yok. Ben bir duş alayım yemek kokuyorum.”
Kalkıp banyoya gitmek istedi ama Behram onu tutup göğsüne çekti. Yukarıdan kadına bakarken bakışlarında küçük kıvılcımlar baş göstermişti.
“Ama ben? Devamını getir Ceylan’ım.”
Ceylan’ım. Bu güzelim demesinden daha çok hoşuna gitmişti ama göz bebekleri titrerken bir şey demedi. Elini kadının yanağına koydu. Adam ne demek istediğini anlamıştı ama dile getirmesi için onu zorluyordu. Bu zorlayıştan erkeksi bir keyifte alıyordu.
“Ben, gitsem.”
“Neden?”
“Üstüm başım kokuyor. Hadi bırak beni de gideyim.”
“Bırakmazsam.”
“Neden?”
Behram eğildi. Şimdi yüzüne o kadar yakındı ki nefesi kadının tenine kurumuş dudaklarına çarpıyordu.
“Cevap vermedin hatun.”
“Behram.”
“Söyle kurban.”
“Lütfen.”
“Tamam. Senin cümleni ben tamamlayayım mı?”
Yaprak gibi titrerken yutkunan kadın birbirine yapışmaya yüz tutmuş dudaklarını diliyle nemlendirdi. Adam bunu görünce dudağının ucunu yukarı kıvırdı.
“Ama ben sana dokunmuyorum. Bu da senin kafanı karıştırıyor. Kendinde bir şeyler olduğunu düşünüyorsun ya da benim istemediğimi. Doğru anladım değil mi?”
Başını eğen kadın kocasının göğsü ile bakışıyordu. İç çeken Behram şöyle bir baktı. Kadının çenesini tutup yüzünü kaldırdığında gözlerine içi gider gibi baktı.
“Ceylan. Ben nasıl bir savaş veriyorum kendimle bir bilsen. Yedi yıl boyunca seni bir kadın olarak görmedim ve bir anda her şey değişti. Üstelik birlikte olduğumuzu bile bölük pürçük hatırlıyorum. Sabahında olanlar da malum. Olanlar bir yana beni sevdiğini itiraf ettin ki bunu asla beklemiyordum. İhtimal vermezdim. Ama şimdi seninleyim. Birlikte uyuyoruz. Geceleri kokunu arar oldum. Şu küçük bedeninin varlığına alıştım. Orman gibi gözlerine bakınca nefes aldığımı hisseder oldum. Bu süreçte sana yaklaşmayı düşünemedim bile ama görüyorum ki sen bunun için bile kendini suçluyorsun.”
Gözleri dolan kadın göz kapaklarını kırptığı an yanağından süzülen yaşın adamın eline düşmesine izin verdi. Behram parmak uçları ile o yaşları sildi. Hiç düşünmedi. Eğilip ufacık öptü. Geri çekildiğinde Ceylan gözlerini kirpikleri titreşirken kapadı. İç çeken Behram bir kez daha öptü. Bu defa daha uzundu. O da alışmaya çalışıyordu. Onu öpmek, bundan böylesine keyif almak, avuçları içinde yaprak gibi titreyen bedeni arzulamak çok yeniydi.
Geri çekildiğinde aradaki mesafeyi kapatma adına kolunun birini karısının beline sarıp bedenini bedenine yapıştırdı. Parmak uçlarına basmak zoruna kalan kadın göz bebeklerinin saflığı ile adama bakarken göğsünü şişiren bir soluk alan adam başını sağa sola salladı.
“Benim sınavımsın kadın. Hem savaşım hem de bile bile kaybetmeyi istediğimsin. Bu yaşta adamım ama bir sana karşı kaybetmeye heveslendi şu gönlüm.”
Bir kez daha öptü. Diğer elini ince boynu sarmış enseden başını kendine bastırmıştı. Öpücüğü öylesine derindi ki boynuna dolanan ince kolla daha da ateşlendi. Aslında ateşlenen ikisiydi. Ceylan, kendini tamamen adama bırakmıştı. Yaşamak, mutlu olmak, biri olmak, aileye kavuşmak için Behram onun tutunacak tek dalıydı. Kocasıydı. Ötesi yoktu.
Soluk soluğa geri çekilen adam karısının alnına alnını yaslarken nefesi kendine zor yetse de “Behram, kokuyorum.” diye mırıldandı.
“Sikmişim kokusunu de misin be kadın aklımı alacak şekilde kokuyorsun.”
Yüzünü boynuna gömmüş oradan yayılan tatlı koku ile soluk alıyordu. Heyecan ikisinde de vardı. Hiç acele etmeyen Behram geri çekildiği gibi önce karısının elbisesini çıkardı. Karşısında tenine zıt bordo iç çamaşırları ile görünce dudaklarını yaladı. Kendi de yavaş yavaş soyundu. Ceylan gerçekten de ceylan gibi titriyordu. Öpüşmeleri ikisi de iç çamaşırları ile kalınca yeniden başladı. Kadının sırtı serin yatakla buluşunca iç çekti.
Adam ona öyle bir dokundu ki hem kendi yeniden keşfetti daha önce sahip olduğu ama tam hatırlamadığı bedeni hem de kadın gerçekten kadın olduğunu hissetti. Avuç içi kadarlık göğüslerini emen diliyle sert tomurcukları okşayan Behram resmen delirmek üzereydi. Dudakları yeniden birleştiğinde kadının bacak arasına girmişti. Tamamen çıplak kalmaları birkaç dakikalarını aldı. Behram ışığı kapamamıştı çünkü onun bedenini tamamen görmek ezberlemek istiyordu.
Ceylan ise bu durumdan o kadar utanmıştı ki adamın parmakları kadınlığına değip en hassas noktasını okşadığında inlemesi kocasının dudaklarında kayboluyordu. Sonunda artık ikisi de hazır olduğunda adam kendini karısının girişine yasladı ve itti. Erkekliği büyüktü. Bunu hiç sorun etmezdi elbette ama yarısına kadar girdiğinde nefesi kesilen Ceylan ile duraksadı. Dişlerini sıkıp zorlukla geri çekilirken geri itti. Aralarına soktuğu eli kadınlığın klitorisini okşarken git gellerine yön verdi. Belli bir hızla ulaştığında altındaki bedenin üzerine uzandı ve beline sarılmış ince bacakların daha da sıkılaşması ile dayanamadı. Tamamen içine gömüldüğünde “Ah” diye inleyen Ceylan nefes almaya çalıştı.
Boynuna yüzünü saklayan adam oradaki yumuşak teni öpücüklere boğarken “Çok darsın be yavrum” diye erkeksi bir inilti ile söylendi. Zühre de böyle bir sorun yaşamamıştı ama Ceylan gerçekten dardı ve bu aklını alıyordu. Bağ evinden sonra ilk gerçek ve aklı başında seksi yaşıyorlardı. Sıkılık çoktu ve bu daha hızlı patlamasına neden olabilirdi. Kendini öyle zor tutuyordu ki koltuk altlarından kollarını geçirip sıkıca sarıldığı karısına git gel yaparken resmen yatak hareket ediyor soluk sesleri odayı dolduruyordu.
Ne zaman ki Ceylan çok inleyip kasılmaya titremeye başladı o an iki sert vuruşla adam da boşalmaya başladı. Haftalardır kendini tuttuğundan öyle bir aktı ki karısının içine sıvının ılıklığını da çokluğunu da kadın hissediyordu.
Her şey bittiğinde yumuşayan ve sert formunu kaybeden erkeklik usulca kendi sıyrılıverdi kadınlıktan. Yatağın kendine ait olan tarafa devrildiğinde büyük gövdesi aldığı solukla kalkıp iniyordu. Ceylan ise resmen üzerinden tır geçmiş gibi yorulmuştu lakin rahatlamıştı da. Demek ki karı koca olup her defasında bunu yaptıklarında daha da alışacak hatta sevecekti de bu seks işini.
Kolunu ona uzatan adam başının altından geçirdi. Bedeni kendine çekip sarılırken ayak ucuna ittiği örtüyü zorla üzerlerine çekti. Ceylan'ın başını öperken onun kokusunda soluklandı. Mis gibi vanilya kokuyordu. Kadın bir şey demedi ama alttan ona baktı. Nasıl olduğunu sevip sevmediğini ona yetip yetmediğini bilmek istiyordu. Annesi yoktu ki anlatsın akıl versin öğretsin. Vardı da yoktu işte.
Başını karısına eğen adam dudaklarını yalayıp yutkundu.
“Nasıl hissediyorsun?”
Ceylan yalan söylemedi. Dudaklarını araladığında “Tır çarpmış gibiyim.” dedi.
Behram buna gülerken sesini alçak tutmaya çalışıyordu çünkü gece yarısını çoktan geçmişti. Ardından muzip bir halde “Eh kocanın tırdan farkı yok yavrum normaldir.” derken erkeksi kıkırtısı göğsünü titretiyordu.
“Peki ya sen?”
Yanakları yanarken bunu soran Ceylan kötü bir cevap almaktan korkuyordu.
“Tamamlanmış gibiyim.”
“Nasıl yani?”
“Ben, otuz beş sene hep başkalarının itelemesi isteği ve zorlaması üzerine bir şeyler yaptım. Lakin şimdi senle olanlar kendi isteğim. Bu odada kalmam, birlikte uyumamız, sıcaklığına alışmam, kendimle savaşsam bile seni kabul edip sana çekilirken sevişmemiz, özetle ilk defa kendi yaptığım bir şeyden pişman değilim.”
Kadın kocasına biraz daha sığındı. Kocası onu kartal misali kolları ile sararken başını alnını öptü. Yüzünü yanaştırıp yeniden dudağından öpecekti ki “Ceylan se-” diyen Zühre pat diye odaya daldı.
Genç kadın gelenle örtüyü daha da üzerine çekerken Behram öfkeyle yatağa oturdu. Zühre onları yatakta çıplak halde görünce şoka girmişti. Yere saçılmış elbiseler, Ceylan’ın dağılmış saçları ve örtünün altına gizlediği bedeni neler olduğunu açıklıyordu.
“Zühre çık!”
Eli ayağına dolanan kadın hemen çıktı. Behram'ın kendi odasında olduğunu düşünmüştü. Işığın hala yanmasıyla da odaya girmişti ama tek şahit olduğu şey kocasının başka kadınla sevişmiş olmasıydı. İhanet boyuna dolanan urgan gibiydi.
Elleri sinirden titrerken kendini konağın alt kısmındaki hamama zor attı. Kapıyı kapadığında dışarı ses çıkmıyordu ve öfkeyle bağırdığında kimse duymuyordu. Ceylan'a içinde öyle bir nefret büyüyordu ki içini açıp baksalar korkarlardı.
Behram, hızla yataktan kalkıp giyinirken amacı kadına haddini bildirmekti. Ceylan ise bedenine sardığı çarşafla kalkarken koluna tutundu.
“Gitme. O da şaşırdı. Tahmin edemedi.”
“Ya bırak. Bilmiyorum sanki sana karşı hal ve hareketlerini. Odaya niye pat diye dalıyor bilmiyor mu birlikte kaldığımızı.”
Genç kadın gitmek için dönen adamın önüne geçip göğsünden tutarken “Eşyaların falan diğer odanda ya belki orada olduğunu düşünmüş olabilir. Bak saat kaç oldu. Rezil oluruz konağa etme Behram. Hatırım için dur.” deyip engellemeye çalışıyordu. Sinirden ve öfkeden göz rengi bile koyulaşan adama yapabileceği en iyi hamleyi yapan Ceylan boynuna sarıldı ve dudaklarına yapıştı. Acemice öperken geri çekilen adam “Yapma çok sinirliyim” diye homurdandı.
“Bırak onu ben seni istiyorum. Madem kocamsın lütfen kocalık görevini yerine getir ve karını kucaklayıp yatağa götür.”
Kalbi küt küt atan kadın bunun işe yaramasını umdu çünkü yarın kendi Zühre’ye bir sınır çizecekti.
Başını sağa sola sallayan adam “Çok fenasın biliyorsun değil mi?” derken omuz silken kadın bedenine sardığı çarşafı çözdü ve çıplak haliyle ona bedenini sundu. Ardından arkasını dönüp gitti ve kapıyı kilitledi.
Geri döndüğünde ise adamın bakışları kıçında ve bacaklarında dolanıyor yüzüne çıkıyor kirli sakallı yüzünde iç çektiren gülümseme beliriyordu. Ceylan bu defa ışığı kapadı. Baş uçlarındaki komodin ışığı loş bir ortam yaratırken gaza gelen kadın kocasının soyunmasını izledi. Ardından yatağa itip kucağına çıktı. Gece o yakınlaşma da büyük bir sevişme ile son buldu. Duşa hemen girmediler. Kaynanası Ceylan’a bu konuda akıl veriyordu.
Sabah kahvaltı ile başlayan gün devam ederken Emine Hanım Elvan’a resmen hizmetçi muamelesi yapıyordu. Zühre, çatılmış kaşlar beton gibi bir suratla avludaki çiçekleri sularken merdivenleri inen Behram oturmuş kahvesini içen annesinin yanına oturdu. Ceylan büyük salondan çıkmış elindeki bezleri temizlemeye götürüyordu ki “Ceylan, hatun bana da bir kahve yap sana zahmet” diyen adamla durdu ve “Hemen” diyerek mutfağa geçti. Çalışanlardan birine “Benim odaya çıkın. Tüm eşyalarım Ceylan’ın odasına taşınacak.” dediğinde bakışları sert bir şekilde Zühre’ye takılmıştı.
Emine Hanım, kendinden emin bir şekilde göğsünü kabartırken sırtını dönen Zühre oturup ağlamak istiyordu. Ceylan kahveyi getirdiğinde karısına göz kırpan adam “Eline sağlık yavrum” dedi.
Dakikalar sonra kızlara bakmak için odaya çıktığında ise arkasından gelen kişi Zühre’ydi. Kapıyı kapatır kapatmaz “Behram, benim sana bir şey söylemem gerekiyor.” dediğinde ona dönen adam kollarını göğsünde birleştirdi ve “Söyle bakalım” dedi.
Genç kadın aceleci bir şekilde “Ceylan, o bağ evine seninle annen yüzünden geldi. Benim yanımda tehdit etti onu hatta Elvan’a gecelik ve alınırken Ceylan’a da almış. Zorladı kızı. O seni sevmiyor. Annen yüzünden mecbur. Ondan koynuna giriyor.” dediğinde tek kaşı kalkan adam başını omuzuna yasladı.
“Bitti mi?”
“Ne?”
“Bitti mi diyorum sana?”
“Yani olanı söyledim. Ceylan'ı ben yıkadım hatta kız resmen canlı cenazeydi.”
Behram iç çekti. Kadının dibine kadar girip “Zühre, seni şu çocukların yüzüne hasret bırakırım kadın. Yerini sınırını bil. Sen bu konağa kuma geldin. Karısına olan bir adam ikinci kadın olmayı kabul ettin. Amacın sadece çocuk doğurmaktı. Bak, doğan iki çocuk haricinde ben sana el sürdüm mü? Hayır. Yanına geldim mi? Hayır. Ümit verdim mi seviyorum karımsın dedim mi? Hayır. Yani bu konaktaki varlığının tek nedeni şu iki can. Ben neyin ne olduğunu biliyorum. Araya fitne sokmaya çalışma. Dün geceki gibi saçma sapan hareketler yapma. Duydun. Eşyalarımı karımın odasına taşıyorum. O odaya bir daha dün geceki gibi girersen fena şeyler olur. Huzur bozmadan hayatına bak. Yeterince açık oldum mu?” dediğinde sesi kısıktı ama bağırsa bu kadar etki etmezdi.
Sabah olabilecek sıkıntılı durumu ortadan kaldırmak isteyen Ceylan Behram’ın yanına oturdu ve dedi ki “Behram. Benim sana bir şey söylemem lazım.”
Adam “Dinliyorum yavrum” derken kadın yutkundu.
“Bizi bağ evine yollayan anamdı. Yani o gitmemizin iyi olacağını düşündü çünkü ben ona gizlice sana sevdamı demiştim. Zühre abla kıskanmasın sıkıntı olmasın diye de onun yanında biraz kızar gibi yaptı azarladı sanki o zorla yolluyormuş gibi yaptı. Sonuçta Zühre abla kızlarının annesi gönlü kırılsın istemedim. Ama o kıskanıyor. Sana yalan yanlış şeyler anlatır diye önden söylüyorum ki doğruyu bil.”
Ceylan, başına geleceği biliyordu. Bu konakta güçlenecekti. Evladı olacaktı. Kocasına âşık oluyordu ve onu da kendine aşık edip bağlayacaktı. Sonunda kendi çekirdek ailesini kurduğunda onu tehdit edip yıllarca eziyet eden Emine Hanım için planları vardı. Bundan böyle dalını kıranın ağacına acımayacaktı. Zühre ise kıskançlığı yüzünden hep yanlış hamleler yapacaktı.