KUMANIN YEMİNİ - 3

2468 Words
(KURGU DA BEHMAN ADI BEHRAM OLARAK DEĞİŞTİRİLDİ. BİLGİNİZE) Bir insan için en zor şey istenmediğini bilerek kendini oraya kabul ettirmektir galiba çünkü Elvan tam da bunu yaşıyordu. Yanında Nehir, önünde annesi kuyumcuda beklerken Emine hiç fikrini sormadan setleri bilezikleri ve diğer takıları seçiyordu. Nikah yüzüğü bile Emine’nin seçtiğiydi. Nehir sinirden kudursa da çıkıntılık yapmamak için susuyordu çünkü bu işin bir de konağa geri dönüşü vardı ki annesi dediğini yapardı. Yirmi dört yaşında koca kızdı. Bu haliyle zaten babasından dayak yiyordu bir de annesinden yemek olmazdı. Ablasının kulağına eğilip “Sanırsın kendi evleniyor.” Diye fısıldadı. Elvan ona gözlerini büyüterek bakarken omuz silken kız “Yalan mı? Yatak odasına bile o karar verdi. Sanırsın kendi yatacak.” Derken ona ters ters bakan annesi resmen gözleri ile öldürmek ister gibiydi. Nehir sustu. O ara Emine “Elvan, gel buraya” dediğinde kurbanlık koyun gibi yanına giden kızla şöyle bir baktı. Yüzü resmen buruşurken elindeki kemeri beline sardı ve ölçüsüne göz attı. Ardından geri çözüp “Bunun daha incesini hazır edin. Düğünde benim seçtiğim takılacak.” Dediğinde kuyumcu sadece başı ile onay verdi. Çıktıklarında Emine önde hanım ağa edası ile yürürken diğerleri arkasındaydı. Alınanlar korumaların elindeydi. Büyük bir mağazaya girdiklerinde adamlar dışarıda bekliyordu. Yardımcı olmak için gelen görevli kıza bakarken konuştu. “Gelinime iç çamaşırı alınacak. Gecelik ve diğer şeyler. Bize en kaliteli olanları göster bakalım.” “Tabi efendim buyurun.” Geneli iç çamaşırı olan mağazanın büyük reyonlu kısmına geçtiler. Odada görevli kız çeşit çeşit çamaşır paketlerini kutularını açtı. Emine birkaç geceliği kaldırdı. Sadece dantel olan ve insanın hiçbir yerini kapatmayan kumaş parçalarından gözlerini çektiğinde Elvan’a “Oğlum bu renkleri sever. Gelin geldiğin geceden itibaren bunları giyeceksin. Aras’ım erkek evlat sahibi olacak. İşveyi cilveyi iyi öğren odun gibi kalma oğlumun koynunda. Ağa karısı olacaksın bunun ağırlığını da bileceksin” dedi. Nehir gözlerini irice açarken ağzından kaçan “Yuh” nidasına engel olamadı. Annesi kolunu çimdikledi ama Emine çoktan duymuştu. Sert ve küçümser bakışlarını ona çevirirken sözleri taş gibiydi. “Sizi alan adamlara acıdım. Bunları öğrenmeden öylece gireceksiniz heriflerin koynuna. Anaları o evlatları siz memnun edemeyesiniz diye doğurmuyor. Sende bugün yarın el kapısına gidince anlarsın. Bak da öğren. Ananın öğretmeye niyeti olmamış belli.” Genç kız tam çıkışacaktı ki Zehra kolunu sıktı. Susmasını sağlarken Emine’ye dönüp gözlerini gözlerine dikti. “Çok şükür Emine benim kızlarım her şeyi bilir. Gereken her şeyi de öğrendiler. Sen onları hiç dert tasa etme. Geldikleri yeri de gidecekleri yeri de neyi nasıl yapmaları gerektiğini de şükür hiç unutmazlar.” Aslında bu kadına sokulmuş laftı çünkü Emine köy kızıydı. Zehra ise Bey kızıydı ve ona göre daha iyi koşullarda yetişmişti. Neden bu kadar katı ve ters olduğunu da biliyordu. Başta onun başını ezmeye çalışan çok olsa da iki erkek evladı sayesinde kafasını eğmemiş nereden geldiğini herkese unutturmuştu. Bir Zehra unutmamıştı çünkü geçmiş onlar için yaralarla doluydu. Öfkesi gözlerinde parlayan Emine şalının ucunu düzeltirken sesinde alay vardı. Sinirini bu şekilde göz ardı edebiliyordu. “Aman sakın unutmasınlar nereden geldiklerini. Malum Bey kızı olup üstüne kırk karı gelen de var. Köyden çıkıp hanım ağa olan dalyan gibi erkek evlatlar doğurup ağasını memnun edende.” Zehra bir şey diyecek gibi oldu ama bu defa onun koluna dokunan Elvan’dı. Emine laflarının ağırlığını bilerek döndü ve seksi iç çamaşırları seçmeye başladı. Elvan kırk yıl geçse onları asla giymez el sürmezdi belki ama şimdi onun için kaç kişinin içinde seçiliyordu. Derken Emine’nin gözleri Ceylan’a takıldı. Başını asla kaldırmıyor nerdeyse nefes almıyordu. Bir tane kan kırmızını hoş ve oldukça seksi bir gecelik takımı ve iç çamaşırı seti aldı. Kınada giyilecek kıyafet için başka mağazaya girdiğinde Elvan yeşil bir kaftan takımı beğense de Emine hemen kendi beğendiğini denetti. Genç kızın tek bir söz hakkı dahi yoktu. Aras ile bir araya gelmesi ise anca düğünde olacaktı. Herkes konaklara dağıldığında resmen akşam olmaya yakındı. Nehir, çantasını avludaki sedire resmen atarken “Ya kadın resmen ruh hastası. Ya evlenen bu kız senin neyine kaftan seçmek neyine altın beğenmek. Kaynana tamam anladık da işin pisliğini çıkardı. Üstüne atlamamak için kendimi zor tuttum.” Diye söylendi. Elvan sessizdi. Zehra ise oturmuş solmuş rengiyle alnını ovuyordu. Çalışanlardan birine seslendi. “Kızım bana limon suyu sıkın şu tansiyonuma bakın.” Nehir, annesine baktığında iyi olmadığını görüyor bundan hoşlanmıyordu. “Ana, iyi misin?” “Kızım, Allah aşkına tek kelime etme. Çıkın odanıza. Babanız gelir birazdan yüz göz olmayın. Zaten halim yok.” Elvan kalktı. Çalışanlar gelip kadının tansiyonunu ölçerken diğeri limon suyu ile bekliyordu. Kardeşinin kolunda tutup merdivenlere çekerken “Sus artık Nehir sus. Zaten cehennem gibi bir gün yaşadık bir de sen başlama.” Diye çıkıştı. O akşamdan sonra Nehir sustu. Elvan da kaderine razı geldiğinden ne yapılırsa ne söylenirse tamam diyor kabul ediyordu. Diğer yandan Aras resmen ateş topu gibiydi. Çünkü gün geçtikçe sevmediği bir kızla evleneceği zaman yaklaşıyordu. Odasından bir süre ayrılmış başka odaya geçmişti. Yatak odası takımı gelmiş kıza alınan eşyalar yerleştirilmişti. Kâşif ise an be an Hasan’ın dibi boylaması için çabalıyordu. Elvan’ı oğluna almasında iki gaye vardı. Birincisi; onu avucu içine almaktı. Adının çıkacağını kızının namusu ile başının yere eğileceğini biliyordu. Onu kullanıp çok daha fazla sıkıntı yaşamasını sağlayacaktı. İkincisi ise yıllar evvel olan ve hala nefretini diri tutan o olaydı. Hasan Demirsoy hayatının hatasını yapmış Kâşif Karanşah’a ait bir şeyi almıştı. Hem de haince. Şimdi ise onun bedelini kat be kat ödeme zamanı geliyordu. Emine ise aklındaki yapmak için Ceylan’ı odasına çağırdı. Zühre’nin de gelmesini istediğinde ikili kadının karşısında dikiliyordu. Ceylan’a sordu. “Behram ’ımla evleneli kaç yıl oldu?” Genç kız cevap veremedi. Zühre konunun nereye varacağını anlamaya çalışıyordu. Yaşlı kadın cevap verdi. “Ben diyeyim. Yedi yıl oldu. Tam yedi yıl. Kumanın çocukları bile kaç yaşına geldi. Sen hala kuru ağaç gibisin.” Ceylan yutkundu. Titrek bir sesle “Ana biliyorsun, Behram ab-“ dedi ama kadın bağırdı. “Abi değil kocam diyeceksin. Behram senin abin değil. Bunu yedi yılda anlayamadıysan kafana vura vura ben anlatırım.” “Ama ana.” “Sus! Sus dedim sana. Yıllardır seni besliyoruz. Ailen bile sahip çıkmıyor. Kuma geldi üzerinde gram ilerleme olmadı. O kocanın koynuna girerken sen ne yapıyorsun söyle bana.” Zühre kaskatı kesildi. Kadının aklından geçenleri görebiliyordu. Yutkundu. Behram , Ceylan’a asla el sürmemişti. Kendine bile sınırıydı dokunduğu anlar. Şimdi ise Emine Karanşah kafasına koyduğunu bir kez daha yapacaktı. Koltuğun yan tarafında bulunan iki büyük kutulu çantayı çıkardı ve Ceylan’ın önüne attı. Gözleri büyüyen kız kalbinin duracağını hissediyordu. “Al bunları, Zühre seni hamama soksun hazır etsin. Akşama Behram ile bağ evine geçeceksiniz. Birkaç gün kalacaksınız. Geri döndüğünüz de eğer hala onun karısı olmadıysan andım olsun saçından sürüdüğüm gibi babanın kapısına atar namussuz kızını al oğluma layık değil derim. Sonra başına gelecekleri sen düşün.” Dizleri üzerine düşen genç kız kadının ayaklarına kapandı. “Ana etme eyleme yalvarırım isteme bunu benden yapamam. Ben ona abi dedim. Bunca zaman da hiç o gözle bakmadım. Bakamam. Kulun kurbanın olayım dön kararından.” Emine kararından dönmedi. Ceylan resmen yalvardı yakardı ama nafileydi. Zühre ise ne yapacağını bilmiyordu. Öylece kalakalmıştı. Ona dönen kadın “Al götür şunu hazırlansın. Bir de çanta yap. Aldıklarımı da koy. Eğer benim dediğim olmazsa bu konak ikinize de dar olur bilesiniz. Bir de” derken işaret parmağını Ceylan’a salladı. “Sakın ha canına kıymayı düşünme. Bunu yaptığın an ölünü tutar babanın önüne bırakırım kızın namussuzluk yaparken yakaladım canına kıydı derim. Ondan sonra dönecek lafı sözü sen düşün.” Her yerden yolları kapatıyordu. Her yönden onu kıskaca alıyordu. “Sakın, bu konuştuklarımı evladıma söylerseniz ikinizi de konaktan atarım kızları da göstermem. Anladınız mı?” Zühre’nin gözleri doldu. Ceylan zaten tükenmişti. Emine ise kararlıydı. Öyle ya da böyle o erkek çocuğu hem Behram ’dan hem de Aras’tan alacaktı. Karanşah ailesinin varisleri çok olacak diğer aşiret aileleri onlara gıpta edecekti. Ceylan, hamamda başından dökülen her su tasında Allah’ın canını almasını diledi. Almadı. Giyinip odaya geçtiklerinde Zühre de onunla ağlıyordu. Onun korkusu başkaydı. Olur da kendi değil de Ceylan erkek bebek doğurursa bu konakta varlığı ile yokluğu bir olurdu. Emine Karanşah Ceylan’ı baş üstüne tutar resmi nikahı bile ona kıydırırdı. Yutkunamadı. Bomboş öylece bakan kıza “Gerçekten Behram ’ın koynuna girecek misin?” diye sorduğunda kendinden utandı. Genç kız ise bu soru ile elektrik çarpmış gibi oldu. Tüm bedeni sarsılırken düşündü. Ölse ardından olacaklar ortadaydı. Yaşasa ve yapmasa yine olacaklar belliydi. Emine istediğini yapar yine de elde ederdi. Üçüncü kumayı kapıya getiren bu kadın her şeyi yapardı. Peki ya Behram ’la nasıl olacaktı? Bunca yıl abi dediği hiç o gözle bakmadığı adama nasıl diyecekti koynuna al beni diye. Boğazındaki düğümü hiç yutamadı. İçinde düştüğü cehennem ateşinde köz olsa yok olsa diye çok bekledi ama olmadı. Akşam Behram geldiğinde genç kız resmen kalp krizi geçirecekti. Çalışanlardan bir tanesi Emine Hanım’ın aklı ile kızın yanına çıktı. “Bak güzel kızım. Bu konağa gelinliğinle girdin kefenle çıkarsın ancak sende çok iyi bilirsin. Behram ağam adaletlidir. İyidir. Bu gece onu içir. İçmesini sağla. Sonra da sarhoş kafasıyla ne olduğunu anlamadan gir koynuna. Korkma. İlk gece her kızın canı acır kadın olur ama sonrası güzeldir. Bir erkek evlat verirsen başın rahatlar. Belki koynuna girdin mi Behram ağamı da seversin. Sevdalanırsın. Onca zamandır buradasın seni severim ama Emine Hanım’ın hışmına uğrama. Seni kimse kurtaramaz.” Ceylan, elleri titrerken yumruk yaptı. Odada tek kaldığında etrafına baktı. Yedi yıldır bu odada tekti. Behram varken de kimsesizdi. Ailesi sırt dönmüştü. Bahrimil’den çıkış yoktu. Adı kirlensin istemiyordu. Ölüp kurtulurdu belki ama bu kurtuluş da tam kurtuluş değildi. Ahiretini de yakardı. İntihar ederse affedilmezdi. Büyük günahtı. Ona yapılanlarda günahtı ama işte kimse bunu sorgulamıyordu. Giysi dolabının aynasına baktığında yirmi iki yaşında olmasına rağmen nasıl da bin yaşındaymış gibi hissettiğini fark etti. Gözleri artık ona yabancıydı. Boş bakıyordu. Ne olursa olsun kafasındaydı. Kırılma yaşadı. Ruhu sanki çoktan onu terk etmişti. Büyükçe aldığı soluğu verip et yığını olarak dolabın kapağını açtı. Ardından içinden beyaz küçük çiçekli bir elbise çıkardı. Giyindi. Başına da krem tonlarında şalını takıp omuzunun köşesine bronşunu ilikledi. Onun için hazırlanmış çantayı eline almadan önce komodinin çekmecesinden bir paket pedi en alta yerleştirdi. Boynuna Behram ’ın “Ben sana dokunmam. Kar tanesi kadar saf ve masumsun Ceylan. Avcı olup seni koştuğun ormanlarda avlayamam” değip taktığı kar kristali kolyeyi taktı. Boynuna parfümünü sıktı. Odadan çıktığında koridorda Zühre ile karşılaştı. İkisi de birbirine öyle bir baktı ki. Biri; yapma kocamın koynuna girme dedi. Diğeri; ben artık ölüyüm bedenime ne olduğu umurumda değil dedi. Avluya indiğinde Emine oğluna “Al Ceylan’ı git. Çok bunaldı konakta. Birkaç gün gözüme gözükmesin milletin çenesi onu gördükçe durmuyor” derken gelen kıza sertçe baktı. Behram ise annesinin genç kızı onun olmadığı zamanlar ezdiğini düşündüğünden ve yüzünün halini sevmediğinden “Tamam. Gidelim” deyip başı ile geçmesini işaret etti. Emine “Kızım az mutfağa gel” dediğinde kız peşinden gitti. İçeri girdikleri an küçük bir kavanozu avucuna koydu. “Bunu yemesini sağla.” “Bu ne ki?” “Dediğimi yap. Bunu yedikten sonra sana hayır diyemeyecek.” Genç kızın elleri buz gibiydi. Kavanozu alıp çantaya koydu. Korku ile kurbanlık koyun misali kabulleniş yaşıyordu. Konaktan çıkıp yarım saat sonra bağ evine vardıklarında çoktan yemekler hazır edilmiş hatta çilingir sofrası kurulmuştu. Behram o kadar bunalmış o kadar daralmıştı ki biraz oturduktan sonra sofraya geçtiler. Sohbet etmeye başladıklarında Behram kızda bir terslik sezmedi. Belki de o kadar görünmezdi ki Ceylan fark edemiyordu. Kavanozdaki şeyi tatlı niyetine yemesini sağladığında dinliyor adamın bunaldığı noktaları anlıyordu. Onu da anlayan olur muydu? Olmazdı. Bu dünyaya kadın olarak gelmek en büyük lanetiydi. Behram ’ın kafa ufaktan gitmeye ve burası çok mu sıcak diyerek gömleğinin düğmesini açmaya başladığında Ceylan kalktı. “Ben bir lavaboya gideyim” deyip odaya çekildi. Kaynanasının aldığı geceliği el kadar parçası olan iç çamaşırının üzerine giyindi. Sabahlığı bir kalkan gibi tenine siper ederken aldığı soluğu geri bıraktı. Dönüşü yoktu. Yarın kıyamet kopacaktı ama onun ruhu çoktan ölmüştü. Tufan kopsa gözü görmezdi. Geri oturdukları odaya geçtiğinde Behram gözlerini ovuyor “Of bu ne lan çok sıcak” diye söyleniyordu. Ceylan o an ilk kez adamın bedeninde gözlerini gezdirdi. Bakışları kasıklarında asılı kaldığında oradaki irileşmiş şey az sonra onun bedeninde olacaktı. Ardına bakmadan kaçmak için bir an kapıyla göz göze gelse de “Ceylan, güzelim sen, neden böyle giyindin?” diyen adamla aklından çıkardı. Yanına girip kolunu tutarken “Saat geç oldu. Hadi yatalım. Sende sarhoş oldun belli ki.” Dedi. Kaldırdı da ama Behram bedenindeki ateşi kontrol edemiyordu. Biraz içmişti lakin sağlam çarpmışa benziyordu. Kıza dönüp “Ben sarhoş değilim ki” derken hafif açılmış sabahlığın yakasından gördüğü göğüs çatalı ile yutkundu. Aklı çok ama çok az da olsa yerinde olduğundan başını hemen çevirdi. “Ben yürürüm.” Bunu değip kızdan kolunu kurtarmak istedi ama anında sendeledi. Sonra onu tutan kız “Hadi Behram ” diyerek odanın yolunu tuttular. İçeri girdiklerinde odanın ortasındaki büyük yatağın kıyısına oturttuğu adamı parmakları yanar gibi acırken soymaya başladı. Behram ona bakarken kaşlarını çatmak istese de kızdan yayılan koku beynini bulandırıyordu. Erkekliği sanki patlayacakmış gibiydi. “Yapma.” “Bir şey yapmıyorum. Rahat uyuman için çıkarıyorum.” Ceylan, fark ettirmeden sabahlığın kuşağını çözdü ve önünün açılmasını sağladı. O an kırmızı dantel gecelik ve süt gibi ten Behram ’ın önüne serildi. Gözlerini kapayıp açan adam “Kapa önünü” derken kendini bakmadan alamıyordu. Kapatmadı. Adamın omuzlarından sıyırdığı gömleği yere bırakırken bakışlarını ondan çekmedi. Adım adım ölüme giderken bu yaşadığını hiç düşünmedi bile. Kendi sabahlığı da yeri buldu. Behram sinirle kalkmak istese de geri yerine oturdu. “Ceylan, kızım sen ne yapıyorsun?” “Sus.” “Çık.” “Çıkamam.” “Yapma.” “Karınım. Artık senin olmaya hazırım. Lütfen beni reddetme.” Aslında bunları kafası ayıkken söylese Behram belki de yüzüne tokadı yapıştırır diğer odaya götürür kapıyı kilitler “Kendine gelmeden çıkmayacaksın buradan” derdi. Ama şimdi bedeninde alkolle birlikte yediği tatlının etkisi o kadar fazlaydı ki zihni değil erkekliği kontrolü ele almıştı. Kucağına oturan kızın hiç düşünmeden dudaklarına kapanması ile taş kesilen Behram istese de beceremedi. Ceylan onu öptükçe yumruk olmuş elini açıp göğsüne koymasını sağlarken de onu sıkıp okşaması için teşvik ederken de kontrolünü tüketiyordu. Sonunda dayanamayan adam tamamen tutkunun şehvetin ve arzunun esiri olup kollarını doladığı kızı yatağa yatırdı. Her şey öyle aceleydi ki saniyeler sürmedi geceliğin kızdan ayrılması. Çamaşırları ile resmen dişleri ile kopardı. Avuçlarını dolduran göğüsleri emdi yaladı ısırdı okşadı. Parmakları taze ve hiç dokunulmamış kadınlığı severken gözlerini kapayan kız ne yaşadığını anlamaya çalıştı. Patlamak üzere olduğunu anlayan adam pantolonu ile çamaşırını sıyırdığında oldukça sert ve kalın erkekliği açığa çıktı. İnce bacakların arasına girdiğinde beline dolanmasını sağladı. Altındaki kadının Ceylan olduğunu unutmuş gibiydi. Tek seferde hiç yavaş olmadan içine gömüldüğünde dudakları da kiraz gibi kırmızı dudakları kapamıştı. Ağzının içine patlayan çığlığı zevk çığlığı gibi algıladı. Yavaş olmadı. Aksine hızlı sert ve aceleciydi. Bitmişti. Ceylan, yedi yıl önce eş olarak geldiği adamın şimdi tamamen karısı olmuştu. Yıllarca bugünün gelmemesi için dualar eden ruhu tam da bu anda yok olmuştu. O artık herkesin dediğini yapan kendi düşüncesi olmayan olursa çocuk doğuracak bakacak büyütecek et yığını ruhsuz makine gibiydi. Sabahın olmasını ise istemiyordu. Yanında uyuyan adamın varlığı şimdi cehennemdi. Sonrasın aysa kimse bilmiyordu.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD