KUMANIN YEMİNİ - 14

1726 Words
Bazen bir insanın tek bir sözü ya da bakışı çok şeyi değiştirebilirdi. Aras, elbette biliyordu annesinin babasının elinin altında kuklaya dönüştüğünü ama Bahrimil de kimse ailesine bu denli karşı gelmediğinden o da ne olacaksa olsun değip salmıştı. Lakin şimdi hem kanına girip günahını yüklendiği Elvan vardı hem de kolundan tutup alıp geldiği evlenmeyi kabul edip karısı yaptığı Nehir. O, Elvan ve hoca harici bilen yoktu ama Aras Elvan’ı boşamıştı. Çünkü dinen iki kardeşi nikahına alamazdı. Üstelik bunu isteyen Elvan’dı. Arabalar peş peşe Demirsoy konağının önünde durduğunda onlara bakan adamlar neye uğradığını şaşırmıştı. Aras, yanında kâhya ile indiğinde büyük kapıdan girip evin kapısına ulaştı. Yumruk yaptığı eli kapıya inerken öfkesi arşa değmiş gibiydi. Kapı çalışanlar tarafından açıldığında hiç durmadı. İçeri girip avlunun ortasına kadar gelip gür bir tonla “Hasan ağa!” diye bağırdı. Duvarlar sesi ile inlerken merdivenleri inan Zehra kaşlarını çatmıştı. “Hayır olsun Aras.” “Hayır değil. Kocan nerede?” Basamakları bitiren kadın genç adamın karşısına geçip “Konakta yok. Hem sen baskın verir gibi ne demeye geldin. Aldın işte Nehir’i de. Burada Karanşahlara verilecek bir şey kalmadı.” Dediğinde sinirle soluyan adam başını sağa sola salladı. “Kocan olacak o şerefsiz kızını döverken sesin çıkmıyor da şimdi mi çıkası geldi Zehra Demirsoy?” Kadın durumu anlamıştı. “Ne yaptı? daha ilk dakikadan bizi sana şikâyet mi etti? Ayrıca o babası kızar da sever de. Nehir asi bir kızdı. Babasına da asilik etti o da yapması gerekeni yaptı. Hem sen baba kız arasında olaya niye karışıyorsun?” Aras inanamıyordu. Kendi duydukları şaka gibiydi. Bir de buna anne diyorlardı. “Sen, sen nasıl bir mahluksun lan? Bir de şikâyet mi etti diyor. Asiydi karşı geldi yedi hak ettiği dayağı diyor. Sizin hiç mi merhametiniz yok hiç mi evlat nedir bilmiyorsunuz?” Zehra çıkıştı. “Benim anneliğimi sen sorgulayamazsın. Haddini bil Aras. Konağımdan da çık. Hasan burada değil.” Genç adam alay eder gibi güldü. İlikleri sinirden titriyordu. Zehra’ya dik dik bakarken “Bir kızının hastalığından bir haber diğerinin yediği dayağa baba kız arasında diyen bir kadına anne denmez zaten. O yüzden analığına laf etmediğimi anlamış olman lazımdı. Neyse seninle uğraşacak değilim. Kocan nerede?” deyip sabırsızca soluğunu bıraktı. Zehra bir şeyler dedi ama umursamadı genç adam ve tekrar etti. “Bana bu konağı yaktırma. O kocan olacak herif nerede?” Kadın önce söylemek istemedi ama sonunda “Alev denen kadının yanında” değince başını sallayan Aras arkasında kapının eşiğinde duran kâhyaya “Gidin getirin şunu. Metresinin evinde elimde kalmasın” dediğinde başını sallayan adam çıktı. Aras daha fazla durmadı. Dışarı çıktı ve bir sigara yakıp beklemeye başladı. Düşünüyordu. Düşündükçe deliriyordu çünkü her defasında Nehir’in teni üzerindeki yaralar izler zihnine doluyordu. Elbette ona karşı hissi ya da çekimi olduğu için değildi. Acıyordu. Nehir ile Elvan sevgisiz bir babanın anne olmayı öğrenememiş bir annenin kızlarıydı. Yarım saat kırk beş dakika kadar bekledi. İçtiği sigaraların izmariti ayağının altında epey birikmişti. Yapacaklarından asla pişman değildi. Kâhyanın aracı yolun başında göründüğünde beklediği için daha da öfkelenen Aras boynunu oynatıp ses çıkardı. Bir dakika kadar sonra araç önünde durduğunda ön koltuktan inen Hasan “Bu da ne demek oluyor damat?” dedi direkt ve gözlerine baktı. Başı ile konağı gösteren genç adam “Geç. Konuşacaklarımız var” dediğinde Hasan konağın önünde tatsızlık çıkmasın diye adamın dediğini yaptı. Avluya geçtiklerinde büyük kapı arkalarından kapandı. Geri dönüp “Derdin ne?” diyecekti ki yaşlı adam sırtına yediği darbe ile yere yüz üstü düştü. Aras’ın korumaları Hasan’ın adamlarının kafasına çoktan silah dayamıştı. “Lan, ne yapıyorsun sen?” Yerden kalkmaya çalışan adama ikinci darbeyi indirdi. “Nasıl oluyormuş? Senden daha güçsüz birini döverken Hasan ağa oluyorsun değil mi? Ne oldu ağa bozuntusu, hadi kalk ve bana da vur. Kızına nasıl el kaldırdıysan bana da kaldır.” Hasan kalkamadı. Denedi ama olmadı. Aras ise tıpkı Nehir’in yediği dayan gibi koca adama evire çevire dayak attı. Sonra da bir güzel tehdit etti. “Ulan bir daha seni ortalarda görürsem, o kızlara öyle ya da böyle yanaştığını duyarsam kırarım tüm kemiklerini geberene kadar karın pipetle besler seni. Hem sen utanmıyor musun Yılmazlardan Cemal ağaya kızını peşkeş çekmeye. O adam senden büyük şerefsiz.” Zor soluk alsa da “Sen nereden duydun?” diyen Hasan kıvranıyordu. “Bu saatten sonra herkesin attığı adımdan haberdarım Demirsoy. Ne babama bırakıyorum ağalığı ne de sessiz kalıyorum. Madem ağayım o zaman sende göreceksin nasıl ağa olunduğunu.” Ardını dönüp giderken ellerinin üzerindeki kanı cebinden çıkardığı mendille siliyordu. Konağa geri döndüğünde ise ortalık sessizdi. Gecenin bir vakti olmuştu ve herkes yatmıştı. Sadece abisi onu bekliyordu. Sedire oturduklarında iki kardeş de bir süre sustu. Ardından “Bugün olanlar hakkında konuşmak ister misin koçum?” diyen Behram oldu. Aras soluğunu bıraktı. Berelenmiş elinin üzerine baktı. tüm gün olanlara şöyle bir değindiğinde sadece “Olması gerekenler oldu abi. Farkındaydık ama hiç itiraz etmemiştik ama anamla babam resmen biri istediği gibi oynattı ellerinde. Sana ettikleri bana ettikleri derken doldum artık. Elvan’ın hastalığı da tuzu biberi oldu. Üstelik Nehir’in yaşadıkları da cabası. Galiba ilk kez adam gibi davrandım. Erkek değil de adam oldum.” dedi. Behram da biliyordu. Onlara saygısızlık etmek istemiyordu hiç ama anne babasına dur denmesi lazımdı. Ceylan odada karnında evladı ile alçılar içinde yatıyordu. Zühre aynı şekilde kızlarlaydı. Elvan’ın durumu zaten ortadaydı. Bir de Nehir eklenmişti bunun üzerine ki o da en az bu konağın kurbanları kadar acı içindeydi. Kardeşinin omuzunu sıkarken “Seni anlıyorum kardeşim ve emin ol arkandayım. Destekliyorum.” Dedi. Abi kardeş Karanşah konağındaki düzeni değiştirecek gibiydi. *** Nehir, Aras gittikten sonra gelen hemşire ile sırtını pansuman yaptırdı. Ardından çekyat tarzı koltuğu açıp kendine yatak yaptı ve ablası ile sohbet ederken orada uyuyakaldı. Elvan ise uyumuyordu. Halbuki ilaçlar biraz olsun rahatlatmıştı. Ama başını çevirdiğinde sırtı acıdığı için yüz üstü yatan kız kardeşi resmen içinin en büyük derdiydi. Onu buraya getirtmişti ama devamında neler olacaktı bilmiyordu. lakin mutlu olmasını istiyordu. Asi bir yapıya sahipti ve bu kendi konaklarında olsa başına iş açardı. Burada ise Emine Hanım’a karşı çıkarsa belki ezilmezdi. İyi mi etti kötü mü bilmiyordu. Aras ile onların kimyası uymamış adamın gözünün ucuna bile değememişti. Lakin evlendiği ilk zamanlar yemeğe gittiklerinde kendi odasına banyoya çıkmış geri inerken de mutfak kapısının önünde Aras ile Nehir’i görmüştü. İkisinin bakışları ve o an ki halleri ile üzülse de bir gerçeği de fark etmişti. Aras ona değil kardeşine yar olacaktı. Belki önce yara olacaktı ama emindi. Zamanı geldiğinde mutlu olacaklardı. Olmalılardı. Yoksa ölüp gittiğinde bile kardeşinin vebalini taşırdı. Tüm bu olayların üzerinden bir hafta geçti. Nehir genelde ablasının yanında oluyordu. Odasını toparlıyor eşyalarını temizliyor, geceliklerini yıkıyordu. Emine Hanım oğulları evde yokken resmen kan kusturuyordu ayakta olan herkese. Nehir içinde “O kıyafetler makineye girmeyecek. Mademki ablana bakmaya geldin buraya yıka pakla giydir doyur. Makineye elin değmeyecek” demişti. Genç kız gocunmamıştı elbette. Konağa geldiğinin üçüncü günü Aras çalışanlarla bir sürü poşet yollamıştı. Nehir’in de yeni kıyafetleri vardı. Genç kız o kadar inattı ki kendi giysilerini bile elinde yıkıyor sonra da terasa tele asıyordu. Yemeğini ablası ile yiyor asla aşağıya inip diğerleri ile muhatap olmuyordu. Sadece ara sıra Ceylan’ın yanına iniyordu. Genç kadın ise hemşirenin onu uyuduğunu zannettiğinde yanına gelen çalışanla konuşmasından her şeyi öğrenmişti. Üzülmüştü elbette ama elden de bir şey gelmiyordu. Sıkıldığı anlarda Nehir bir selam veriyor birlikte meyve yiyip konuşuyorlardı. Behram ise kardeşi ile tarlaları gezerken “Ben bir karar aldım kardeşim.” Dediğinde duran adam ona baktı. “Nedir abi?” “Ceylan’a belediye nikahı kıyacağım. Yani resmen bir Karanşah olacak.” Aras başını salladı. O kızın eve geldiği günü hatırlıyordu. Daha çocuk sayılacak yaştaydı. Ailesi nasıl da gözden çıkarmıştı. Lakin sonradan aklına gelenle duraksadı. “Peki ya Zühre? O da var biliyorsun değil mi?” Behram, iç çekti. Temiz havayı ciğerlerine doldururken “Onu sevmiyorum Aras. Zühre benim içim mecburiyetti. Çocuk için gelmiş bir kadındı. İki kızım var Allah ömürlerini uzun etsin ama ben Ceylan’la resmi nikah istiyorum. O da zorluk çıkarırsa bağ evine geçer ve orada yaşar. Bunca zaman sabrettim bundan sonra kimsenin tersliğini çekemem.” Değince Aras ona baktı. “Abi, iyi hoş diyorsun da kızlar ne olacak? Merva ve Bahar annesiz yapamaz ikisi de küçük.” Oflayan adam omuz silkti. “Bilmiyorum kardeşim ama dediğim gibi nikah işi tamam. Başvurular oldu. Şu olaylar olmasa daha erken yapardım ama şimdiye nasip oldu. Hafta sonu anamlar Yılmaz’lara gelin görmeye gidecek. O ara nikah memurunu getirip halledeceğim.” Ne kadarda acınası bir durumdu. Kendi karısıyla nikahlanmak istediğinde bile ailesini düşünüp onlardan saklı yapıyordu. Yoksa biliyordu ki kıyamet kopar anne babası izin vermezdi. İtiraz ettiğinde ise konak cehenneme dönerdi. **** Nehir, elinde tepsi mutfağa inmişti. Canı yayla çorbası ve içli köfte çektiğinden çalışanlardan malzeme istemiş bir köşede yapıyordu. Zühre mutfağa girdiğinde onu gördüğü an kollarını göğsünde birleştirdi. “Ooo gelin hanım nihayet gül cemalinizi görebildik.” Genç kız tek kelime etmedi. Elindeki hamur gibi yaptığı topu parmağı ile delip genişletti ve kıymalı içten koyup kapadı. Zühre hala tepki alamayınca tek kaşını kaldırdı. “Ne o kız konuşmaya tenezzül mü etmiyorsun?” Yine ses yoktu. “Ama tabi şimdi bende olsam konuşmaz insan içine çıkmazdım. Malum ablanın kocasına ortak geldin en nihayetinde. O hastaysa sen sağlıklısın. Yalnız ne inat varmış. Ablası olmazsa kardeşi illa bu konakta olacaklar.” Nehir onunla göz teması kurmadı ama “Kes sesini” dedi. Genç kadın hafif bir şaşkınlıkla “Anlamadım?” değince Nehir tekrar etti. “Dediğimi duydun. Kes sesini. İşin yoksa da burada durup boşa kelime israfı yapma. Sinirlerimi bozuyorsun.” Zühre kızın üzerine yürüyüp yaptığı içli köfteleri tek hamle de yere fırlatınca Nehir dayanamadı. Ayağa kalkar kalkmaz saçlarına yapıştı. “Bana bak. Ben senin ezdiğin ablam da değilim Ceylan da. Hiçbir şeyi gözüm görmez yolarım seni şuracıkta.” “Bırak. Manyak mısın bırak beni.” Sesleri duyan Aras konağa gelmişti çünkü bir evrakı çalışma odasında unutmuştu. Mutfağa daldığı an Nehir’i ve Zühre’yi gördü. “Ne oluyor lan burada!” Öyle bir bağırdı ki genç kız elini kadının saçlarından çekti. Ardından dik bir ifade ile yerdeki ezilmiş parçalanmış yiyecekleri gösterdi. “Bunu yaptı bende karşılığını verdim.” Zühre hemen “Aras, yeminle ben bir şey yapmadım. Delirmiş gibi üzerime yürüdü. Saldırdı.” Dese de kızdan gözünü çekmeyen adam “Zühre çık dışarı” dedi. İtiraz nidalarını umursamadı. Çalışanlara da ithafen “Siz de çıkın” dediğinde Nehir istemsiz gerilse de bir şey demedi. Dik durmaya devam etti. Koca mutfakta ikisi kaldığında ise bakışlar resmen savaşıyordu. Kim bilir belki de bu savaşın sonu sulha varırdı. Ama savaş dediğin kanlı olmaz mıydı? Yara dolu ruhların iyileşmesine bir adım.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD