KUMANIN YEMİNİ - 12

1993 Words
Onlar konuştu. Aras başını kapıya çevirdiğinde şoka girmiş Nehir’i gördüğünde kaşlarını çattı. Kalkıp salondan çıkarken “Nereye oğlum?” diyen anasına ters ters bakıp “Lavaboya ana sende gelecek misin?” dediğinde sesler kesilmişti. Emine Hanım morarsa da ses etmedi. Dışarı çıktığı an üst kata koşarak çıkan kızı gördüğünde göz devirdi. Aldığı soluğu bırakırken o da seri adımlarla üst kata çıktı. Kızın ağlama seslerine bakıp hangi odada olduğunu anlamaya çalışırken lavaboya girdiğini fark etti. Peşinden içeri daldığında klozetin üzerine oturmuş Nehir tırnaklarını avucunun içine batırmış göz yaşı değil resmen gözlerinden kan akıtıyordu. “Sen, senin ne işin var burada çık dışarı? Defol.” Aras dişlerini sıksa da “Kes sesini. Sana diyeceğim var.” dese de Nehir durmuyordu. “Ne diyeceksin he ne diyeceksin? Ablan bozuk çıktı seni alacağım mı diyeceksin? Ya da zerre ilgilenmediğim ablan yerine seni mi koynuma alacağım diyeceksin? Çocuk vermemin zorunluluğundan mı bahsedeceksin? Kurbanlık koyun seçer gibi kendine kadın seçerken ne diyeceksin bana ha? Daha ananın dizinin dibinden ayrılamıyorsun neyinden bahsedeceksin? Bir de ağasın öyle mi, pabucumun ağası. Koynuna girecek kadını bile anan seçerken ona bile anan baban karar verirken sen bana ne diyeceksin? Söyl-” Aras sonunda patlayıp büyük bir adımda kızın dibine girdiğinde omzularından tutup kaldırdı ve yan taraftaki fayanslı duvara öyle sert yasladı ki acıyan canıyla inleyen Nehir soluğunun kesildiğini hissetti. “Bana bak, o dilini keserim senin anladın mı beni? Seni kendi kelimelerinde boğarım. Karşında kim olduğunu unutuyorsun. Sana diyeceğim var dedim çenenin bağını bana kırdır demedim. Susacaksın. Karşıda uşağın yok kırdırma bacaklarını.” Öyle sert ve kararlıydı ki konuşması Nehir dudaklarından kaçan hıçkırığa engel olamadı. “Ben seninle evlenmek istemiyorum. Sen benim eniştemsin. Sevmesem de bu böyle. Yapma. Sen vazgeçersen onlar da vazgeçer. Bana, ölümü bekleyen ablama bu acıyı yaşatma. Olmaz. Olamaz. Ben ölürüm yine sana karı olmam.” Çenesini tutan adam hafif sıkarken gözlerine bakmasını sağladı. Birer ateş topu gibi olan bakışları kızı yakmak ister gibiydi. “Senin gibi birini bende koynuma almam merak etme. Ama mecburum. Siz abla kardeş bana kambur olmaktan başka bir işe yaramadınız. Şimdi bir de senin saçma sapan hallerinle uğraşamam. Yarın öğlenden sonra hazır ol. Ablanı görmen için seni almaya geleceğim. Seninle konuşacakları varmış. Anladın mı? O mercimek kadar aklınla türlü senaryolar üretme, bir daha da benimle bu şekilde konuşursan olacakları sen düşün.” Çenesini bırakıp önünden çekildiğinde lavaboyu işaret etti. “Elini yüzünü yıka. Çirkin kurbağalara benziyorsun. Midemi kaldırma. Hayde.” Nehir ona saldırmak istedi. Yüzünü gözünü parçalamak elinden geldiği kadar pataklamak. Lakin yapabildiği tek şey gözlerini gözlerine dikip sadece bakmak oldu. Bu öyle bir bakıştı ki Aras tokat yese bundan iyiydi. Resmen göz bebekleri ile küfrediyordu. Yine de tek bir hareket etmedi. Gidip elini yüzünü yıkadı. Ardından lavabodan çıkıp alt kata indi. Aras ise soluğunu bırakırken “Katır yanında bok yemiş be kızım” diye söylenmeden edemedi. Karanşah’lar gittiği an Nehir’in gözleri ateş saçmaya başladı. Salona geçip oturan ana babasının karşısına geçtiğinde mavi gri karışımı irisleri o kadar doluydu ki akarsa yanakları sırılsıklam olacaktı. “Ben o ağa bozuntusu ile evlenmeyeceğim.” Babası ona sertçe bakarken “Evleneceksin. Bizi hayal kırıklığına uğratan ablanın yerine o ağanın karısı olacaksın.” Dediğinde duyduklarına inanamayan kız “Ya siz, siz aklınızı mı kaçırdınız? Hala hayal kırıklığı diyorsun senin kızın kanser. Ölüyor. Hiç mi vicdanın yok. hiç mi ar damarın sızlamıyor diğer kızını ablasının kocasına verirken? Nasıl bir adamsın insansın aklım almıyor? Beni enişteme peşkeş çektiniz siz.” Diye bağırdı. Sonrasında başına gelenler yerde zorla nefes almasının nedeniydi. Sırtındaki sızı öylesine çoktu ki teni resmen cayır cayır yanıyordu. Hasan ağa kızını o kadar çok dövmüştü ki soluk soluğa kalmış koltuğa çökmüştü. Zehra Hanım ise kızını kocasının elinden almak istese de hala “Siz insan değilsiniz? Hayvanlar bile bunu yapmıyor. Utanın kendinizden ve bilin ki ölürüm de evlenmem. Ablama kuma olmam.” Diyen kızı ile aradan çekilmişti. Elvan’ın durumu beklediği bir şey değildi. Bu hastalık yüzünden başları sıkıntıya girecekti. Zaten Karanşah’lardan kurtulamıyorlardı. Şimdi de Nehir konusunda diretiyorlardı ki genç kızın da bu evliliğe sıcak bakmadığı karşılarında konuşmasından dolayı açıkça belliydi. Hasan ağa ayağa kalkıp yerdeki kızın saçlarına asıldığında bedeninin yarını yukarı kaldırdı. Yüzüne eğilip tükürür gibi “Evleneceksin. O konakta geberecek olan ablana hem bakıcılık yapacaksın hem de Aras’a karı olacaksın. Çocuk doğurup onlara istediğini vereceksin. Andım olsun aksi bir durum yaparsan öldürmem ama ölmek için yalvaracağın duruma getiririm seni.” Değip geri yere savurduğunda ağlamaya bile hali olmayan kız sadece “Allah” diyordu. “Allah sizi öyle bir hale getirsin ki ateşler içinde kalın da bir su dökeniniz olmasın.” Çalışanlar konaktan çıkıp giden Hasan Ağa sayesinde Nehir’in başına toplaştığında Zehra Hanım kaşlarını çatmış “Kırk kere diyorum babana karşı gelme asilik etme diye. Bir de hala akıllanmıyorsun tutup beddua ediyorsun. Ben size bu yaşa kadar ataya nasıl davranılır ne denir öğretemedim mi?” diyor hala kendini ve kocasını haklı görüyordu. Odaya çıkartılan kızın sırtına çalışanlar bakıp temizlese ve krem sürse de tüm gece hem ağlayan hem de ağrıdan sızıdan uyuyamayan Nehir kalbindeki bin ahı bir kere de dilinden döküyordu. Sabah olduğunda banyoya girdiğinde yıkanmak istedi. Geceliğini sırtından sıyırdığında aynada kendine bakmaya çalıştı. yüzüne vurmamıştı babası çünkü yüzü ona lazımdı ama sırtı kemer izleri doluydu. Suyun atına girdiğinde tenine değen her damla resmen kezzap etkisi bırakırken dişlerini sıkıyor sessizce ağlıyordu. Duştan çıktığında üzerini giyindi lakin acısı göz bebeklerine işlemişti. Aras’ın sözleri aklına geldiğinde göğsündeki kalbi resmen kıvrandı. Acıyla kasılırken ablasını görecek olmanın sevinci bile kursağında yutamadığı kor parçası gibiydi. kahvaltıya inmemiş kzılardan birinin getirdiği tostu zor yiyip ilaç almıştı. Odasına otururken telefonuna bir mesaj geldi. annesi ablasının hastalığını öğrendiğinde geri vermişti. Uyarıda bulunmadan da edememişti. “Zırt pırt arayıp durma. Hastaysa kocası var başında.” Kocası. Onun olan kocanın bir süre sonra kendine de kocalık edeceğini öğrenmek bilmek midesini bulandırıyordu. Aras ona “Beş dakikaya oradayım. Bekletilmekten hoşlanmam ona göre hazır ol” yazmış yollamıştı. Göz devirdi. Dişlerini sıkarken “Pabucumun ağası bir de emrediyor” diye homurdanırken kalktı. Sırtı ve bedeni aşırı ağrısa da belli etmemek adına büyük savaş vereceği kesindi. Ayna karşısına geçip şalını düzeltirken gözlerine baktı. orada küçük kız çoccuğunun nasıl da ağlayıp ayaklarını yere vurduğunu görünce dudakları titredi ama inatçı yanı “Ağlama, yıkıldığını gösterme” diyerek onu uyarıyordu. Aras kapıya geldiğinde beklemeye başladı. Küçük çantasını eline alan kız odasından çıkıp merdivenleri inerken anne babası avluda sedirde oturmuş düğün konusunu konuşuyordu. Hasan ağa “Düğün olmaz. Nikah yeter” derken Zehra “Olur mu öyle ağam bu kız dul mu?” diye söyleniyordu. Nehir ikisine de bakmadı. Önlerinden geçip giderken “Nehir, nereye gidiyorsun?” deyip ona bağıran babasını duymazdan geldi. kapıya varmış ve açmıştı ki kolundan tutulup çekilirken yüzüne yediği tokatla dizleri üzerine çöktü. “Sana nereye gidiyorsun dedim. Bana cevap vermeden izin almadan nereye gidiyorsun lan sen?” Kolundan tutup yeniden kaldırırken ikinci tokadı diğer yanağına attı. Dudağı patlayan kız bir şey diyemeden üçüncü tokat için gözlerini kaparken “Senin o elini sikerim lan puşt!” diye kükreyen biri buna engel oldu. Aras, arabada beklerken avlunun büyük kapısı aralanmıştı ama Nehir çıkmadı. Nefesini bırakıp kızı azarlamak için indiği an bağırış seslerini işitti. Aralık kapıdan içeri girdiği an kızına tokat adam ile kan beynine sıçramıştı. Hasan ise ona bağıran adamla durmak zorunda kaldı. elindeki çöp gibi yere attığı Nehir’den uzaklaşırken dik bir ifade ile “Ağır ol damat. Kızıma vereceğim terbiyeyi sana soracak değilim.” Dedi. Genç adam ise yerdeki kızı kolundan tutup kaldırırken kaşları öylesine çatılmış yüzü o kadar kararmıştı ki resmen ölüm yüzünden paçalarına doğru akıyordu. Nehir’i arkasına alıp Hasan’ın karşısına dikildiğinde “Seni ayrı verdiğin terbiyeyi ayrı sikerim Hasan. Benim canımı sıkma. Sen kimsin de bu kıza el kaldırıyorsun. Bilmiyor musun benim karım olacak kıza kimse dokunamaz. Babası olsa bile.” Derken sesinde azap vardı. Yaşlı adam “O benim kızım. Daha senin nikahına girmedi. Benim hanemdeyken ne yaptığım beni alakadar eder. Nereye gidiyorsun dediğimde bana cevap verecek. Atasına asi gelmeyecek. Kızımla arama girme. Ne zaman nikahına alırsın o zaman benim karşımda dikilirsin.” Dediği an bir adım atıp ileri çıkan Aras “Sen nasıl bir kansızsın ki kızının birini bu evden kanser edip yolladın diğerinin canını yakmayı kendinde hak görüyorsun. Şerefsizliğini bilirdim de bu kadarını görmek midemi bulandırdı.” Deyip geri döndü. Nehir’in kolundan tutup “Yürü gidiyoruz” dediğinde Zehra “Nereye? Aras, oğlum kızımı nereye götürüyorsun?” diyerek ileri atıldı. Ters bir şekilde kadına bakan genç adam “Ablasını görecek. Bir daha da bu konağa adım atmayacak. Tek bir iğne dahi bu konuktan onun için çıkmayacak onun için girmeyecek.” Der demez kapıya yürüdü. Genç kız şoka girmişti. Arabaya binip yola çıkana kadar neler olduğunu anlayamadı bile. Dudağı kanıyor, sırtı bedeni acıyordu. Uzanıp torpidoyu açan adam içinden mendil paketini çıkarıp kızın kucağına attı. “Dudağını temizle. Göz yaşını da sil ablan seni böyle görmesin.” Titreyen bir ifade ile “Aras, sen ne yaptın?” dediğinde ona hiç bakmayan adam “Yapmam gerekeni.” Dedi. Telefonu ön panele yerine koyup rehberden kahyayı aradı. Üçüncü çalışta açıldığında katı bir tona konuştu. “Ben konağa geliyorum. İki saat içinde imamı konakta hazır et.” “Ağam? İmam?” “Dediğimi yap kahya uzatma.” “Tamam ağam.” Telefonu kapadığında Nehir “Sen aklını kaçırmışsın? Bu olacak iş mi? Ablamı görüp dönerim ben.” Dese de bir şey değişmeyecekti. Aras, dün gece Nehir’e kızmış söylenmişti ama sabah kadar düşündüğünde ise artık gerçek manada ağalık yapıp sınırlar belirlemesi gerektiğini anlamıştı. Otuzuna merdiven dayamış adamdı lakin hala ana babası onu yok sayıyor tüm kararları veriyorlardı. Ona ve abisine de uygulamak düşüyordu. Belki de ibre değişmeli hayatlarının direksiyonuna kendileri geçmelilerdi. *** Ceylan, gözlerini araladığında onu izleyen kocası ile iç çekti. çok sıkışmıştı. Üstelik biraz da midesi bulanıyordu. Bu nedenle “Behram, hemşireyi çağırır mısın acil” dediğinde sesi kedi gibi çıkmıştı. Kaşları çatılan adam ise “Güzelim, ne istiyorsun söyle ben yapayım. Kadın yemek yemeğe indi.” Diyerek karısına baktı. “Şey, benim ayak yoluna gitmem lazım.” Hemen yataktan kalkan adam bacağının altındaki yastıkları aldı. Koluna ve korsesine de dikkat ederek kucağına aldığında “Çok utanıyorum ben böyle ama” diyen kadınla kaşlarını kaldırdı. “Neden yavrum?” “Sen benim kocamsın ama çocuk gibi ilgileniyorsun. Benim sana hizmet etmem lazımken sen hep yanımdasın. En kötü berbat hallerime şahit olman utandırıyor.” Klozetin önünde tek ayağının üzerine indirdiği kadının pijama ve çamaşırını sıyıran adam oturmasını sağladı. Ardından gözlerine bakarken “Ben böyle olsaydım sen bana bakmaz mıydın?” diye sordu. Gözleri dolan kız “Delirme be adam bakmaz olur muyum? Bakardım elbette.” cevabını verdi. “Ben bakınca neden utanıyorsun o zaman.” “Ben kadınım ya. iğrenirsin benden diye korkuyorum.” Eğilip alnını öptüğü kadına “Başını sert çarptın belli ki biraz saçmaladın” diye sahte bir kızgınlıkla bakıp “Ben kapının önündeyim. Seslen” değip çıktı. utandırmak istemiyordu. Ne olmuş ki çocuğu gibi ilgileniyorsa. Bu kadın ona bedenini yüreğini sevdasını sunmuştu. Küçücük bedeninde onunda canının bir parçasını taşıyordu ve ölümden dönmüştü. Bebekleri bu kadar güçlü kalıp annesine sarılmışken kendi neden karısına sarılıp onun her şeyi ile alakadar olmayacaktı ki. Kadın seslendiğinde içeri girip kalkmasına yardım etti. Üstünü düzeltip lavaboya geldiklerinde elini yıkayan kadın eğilip öğürmeye başladığında zorlandığı için canı yanıyordu. Behram ise onun bu haline aşırı korku ve üzüntü ile bakıyordu. Odaya geri döndüklerinde yatağa yatırdığı kadın yorgunca gözlerini kaparken Behram onu alnından öptü üzerini güzelce örtüp küçük masaya geri döndü. İşlerini karısının yanında hallediyordu. Elvan ise doktordan geldiğinde durumu aileye anlatan Aras’ın sözlerini bitirmesi ile terastaki odaya taşınmıştı. Emine Hanım saçma bir şekilde “Bulaşır. Herkesten uzakta olması lazım.” Dediğinde itiraz etmedi. Zaten ölüyordu neye itiraz edebilirdi ki. Aras bir şeyler dese de dinlemedi. Odaya çıktığında tek başına geçecek günleri başladı. Annesini arayıp durumu anlatırken biraz olsun şefkat görmek istedi. Biraz olsun kızına ağlayan üzülen bir annenin varlığını hissetmeye çalıştı ama arka planda babasının başkası ile telefon konuşmasına şahitlik etmekten başka bir şey yapmadı. Telefonu kapadığında ona ilaçlarını getiren Aras’a “Biraz konuşabilir miyiz?” dediğinde bu konuşmanın neleri değiştireceğinden emin değildi. Ama yapmalıydı. Yoksa her şey için geç kalabilirdi. Hayatının son demlerinde olsun bir şeyleri düzeltmeli ya da yapılan bazı planları bozmalıydı. Zor olacaktı ama imkansız değildi.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD