KUMANIN YEMİNİ - 8

2158 Words
ELVAN ... Öyle anlar geliyordu ki bazen isyan etmek istiyordum. Neden ben? Neden bu şekilde yaşaması gereken benim diye sitemde bulunmak istiyordum ama korkuyordum da. Çünkü hep daha kötü ne olabilir dediğimde beterleri ile haşır neşir olmuştum. Evlendim. Kocam yüzüme bakmıyordu. Bir aylık gelindim ama kaynanam sayesinde Allah canımı alsa diye bekliyordum. Annem, her aramasında “Aman kızım sabret kızım başımız öne düşmesin kızım kan çıkar kızım” diyerek öğüt veriyor Nehir ise mütemadiyen kaynanama ve kocama sövüyordu. Kocam. Ne komikti. Evliydim ama sadece kısa bir iyi gecelerden ya da günaydından öte konuşmuyorduk. Beni görmüyordu bile çünkü ben onun için sadece zoraki kadındım. İki eltimden Zühre sıkıntılı bir tipti. Sürekli sorun çıkarıyor kaynanamın olmadığı anlarda ondan küçük olan ama Behram abinin ilk eşi Ceylan’ı ezmeye çalışıyordu. Birinin ona kuma olanın kendi olduğunu hatırlatması lazımdı ama söylense de dinlediğinden emin değildik. Mutfakta bulaşığı makineye dizerken Ceylan da patates soyuyordu. Yemek işine erkenden girişmiştik. Kaynanam içeri girdiğinde elindeki tesbih ses çıkartıyordu. Önce ne yaptığımıza baktı. Ardından sedire oturup Ceylan’a bakarak “Eee gelin var mı bir şeyler?” diye sordu. “Yok ana ama olacak tasa etme.” “Ben tasa etmem hala öğrenemedin mi? Sen tasa edeceksin. Ya bir erkek çocuğu doğuracaksın ya da yemin olsun Behram’ıma bir tane daha karı alırım.” Yutkundum. Ceylan bu evin yedi senelik geliniydi. Anladığım kadarıyla kocası ile daha yeni yeni karı koca olmuştu çünkü daha öncesinde adı kısır geline çıkmış bu nedenle Zühre konağa gelin gelmişti. Sakin hali beni şaşırtırken sadece dinledi. Başını kaldırıp yüzüne bile bakmadı. Dua ettiğim tek nokta ibrenin bana dönmemesiydi ama sert bakışlar bana döndüğünde “Sende var mı bir şey yeni gelin?” deyip çatılmış kaşları altından baktı. Buyur buradan yak demek istesem de başımı sağa sola salladım. “Yok ana ama daha yeni evlendik. Olur inşallah.” Olur mu? Herifin koynuna girmedim nasıl olacaktı ki? Leylekler de getirmeyeceğine göre. İçim daraldı. Zaten karın ağrım bir türlü geçmiyordu bir de bunların halleri iyice strese sokup ağrımın artmasına neden oluyordu. Bana da ahkam kesip “Altı ay veriyorum sana taze gelin. Bir bebe haberi geldi geldi gelmedi aldırırım üstüne kumayı görürsün.” değince göğsüm sıkıştı. Kadının duru durağı yoktu. Sanki bizim elimizde olan bir şeydi. Veren de alan da nasip etmeyen de Allah’tı. Zühre elinde telefonla içeri girdiğinde soluğumu bırakma adına arkamı dönüp kabak ayırıyor gibi yaptım. “Ana Demirsoy’ların Zehra arıyor. Seninle konuşacakmış.” Annemin adını duyduğum an hızla dönsem de telefonu alan kaynanam kaşları çatık bir halde cevapladı. Annem ne dediyse artık “Geliriz” dediği gibi kapadı. Ardından bana dönüp konuştuğunda ise beynimden vurulmuşa döndüm. Ceylan’ın bile rengi kaçmıştı. “Burası koca evi, öyle zırt pırt kız baba evine gitmez. Bir daha uyarmam bilesiniz. Akşam Demirsoylara yememe gidilecek. Ona göre yapın hazırlığınızı. Söyleyin giderken götürmek için tatlı alsınlar üç tepsi.” Bana galiba peygamber sabrı gerekecekti. *** Ceylan, odaya çıkıp hazırlanırken kapı tıklandığında içeri Zühre girdi. Genç kadın ona baktığında ses etmedi. Koluna bileziklerini takarken ona nefretle bakan kadın “Sen çok sinsisin. Kocamı elimden aldın yetmedi. Sıra çocuklarıma mı geldi? Behram'ı doldurup duruyorsun amacın ne senin?” derken sesi titriyordu. Kaşları çatılan kadın ona döndü. Bakışlarını kaçırmadan “Ben bir şey yapmıyorum Zühre abla. Behram sırf sana bir şey demesin diye sürekli önüne geçiyorum. Beni nasıl suçlarsın.” dediğinde alay eder gibi gülen Zühre kollarını göğsünde kavuşturdu. “Bak sen. Allah razı olsun ya. Kaynanasının zoru ile kocasının koynuna giren zavallı kız gelmiş bir de beni koruyormuş. Ne komik ama.” Sözleri biterken Ceylan’ın önüne geldi. Kolunu tutarken sinirden titriyordu. “Bana bak hem kocamın altına zorla yatıyorsun hem de yılanlık edip kendine bağlamaya çalışıyorsun. Amacın ne? Erkek çocuk doğurup resmi nikahı kıydırmak mı? Konağın esas gelini olmak mı? Beni konaktan attırmak mı? Ben senin o sinsi yılan yüzünü gördüm. Masum ayağına benim kocamı kendine aşık edeceksin. İzin verir miyim sanıyorsun? Ne o yedi sene koynuna girmediğin adamın siki kıymetli mi oldu? Tadını alınca bırakasın gelmedi mi? Nasıl bir şeytansın ki iki çocuk babası yanında karısı olan adamın altına yatıyorsun.” Ceylan sinirle kolunu silkti. Geri çekildiğinde kalbi acımıştı. Kıskançlık içine dolarken hırsla soludu. “Benim kocam. Duydun mu? Behram benim kocam. Hep benim kocamdı. Beni koynuna alması ya da almaması bir şey değiştirmez. Sen bu haneye benim üzerime kuma olarak geldin. Geliş amacın sadece çocuk doğurmaktı. Üstelik Emine Ana zorlasa ne olur ki. Ben kocama aşık oldum. Onu seviyorum. Onunla gerçek karı koca olarak yaşıyorum ve bunun için sana hesap verecek değilim. Sen benim kocamın altına yattın. Sen ondan çocuk peydahladın. Gelip bana laf edemezsin. Kocamı seviyorum onu istiyorum diye suçlayamazsın. Ölümü dilediğim anda geldi Behram benim yüreğime. Sevdiğim aşık olduğum adama elbette karılık edeceğim. Buraya gelip beni suçlamaya konuşmaya hakkın yok. Git çocuklarının yanına ve bir daha kocamla bana ait odaya girme.” Zühre o an genç kadının gözlerindeki ateşi de kıskançlığı da gördü. Her ne kadar üzerine atılıp saçlarını yolmak istese de yapmadı. Dişleri arasından “Seninle görüşeceğiz” deyip odadan çıktı ama kapıyı kapamadan “Kocanı paylaşmaya hazır ol o zaman” dedi. Bu seçenek Ceylan için kalp sıkışması gibiydi. Daha öncesinde olsa alsa gözü görmez sırtını döner giderdi ama şimdi Behram konusunda kanını kaynatan kıskançlık baş gösteriyordu. Aynaya döndüğünde ellerini makyaj masasının kenarlarına dayadı ve kendine baktı. Gözlerine, yüzüne ve de gözlerinde gördüklerine. Masanın üzerinde kıyıda olan resim dikkatini çekerken bir an çatılmış kaşları düzeldi. Hatta dudaklarında sıcak bir tebessüm belirdi. Behram bir hafta önce çıkarttırmış ve hoş incili bir resim çerçevesi ile ona hediye etmişti. Terasta güneşin batışını izlerken adam ona arkadan sarılmış dudakları saçlarında yüzlerinde huzurlu bir ifade öylece duruyorlardı. Yutkundu. Kalbi Behram’ı gördükçe daha da çarpıyordu. Gencecik yaşı ona deli bir kan hediye etse de bu kanın akış yönü şimdi kocasıydı. Parmak uçları ile onun yüzünü severken “Kalbime neler yapıyorsun be adam. Bu ürkek yüreğin kalıcı yolcusu mu oldun? Bana hep diyordun ben seninle ne yapacağım diye ama esas ben seninle ne yapacağım. Çöle dönmüş gönlümü çiçek bahçelerine çevirdin.” diye mırıldandı. Aslında bu itiraf kendineydi. Kocasına gerçekten de aşık olmuştu. O kadar dalmıştı ki kendi itirafına resimdeki huzura ve gönül çarpıntısına beline dolanan kollarının sahibinin odaya girdiğini fark edememişti. Onun mırıldanmalarını dinleyen adam resme bakışı ile mest olmuştu. Küçük karısı onu gerçekten çok seviyordu. Dudaklarındaki o gülümseme öylesine çekici ve saftı ki kendine hâkim olamamış ona belinden sarılıp sırtını göğsüne yaslamasını sağlamıştı. Ceylan bu ani sarılma ile “Hii” deyip korkuyla irkilirken az daha elindeki çerçeve düşüyordu. Aynadan adamı gördüğünde baş parmağını üst damağına koyup yukarı kaldırdı. Ardından kalbini tutup “Ödümü patlattın Behram” derken eğilip boynunu öpen adam “Dalmıştın. Hem neden resmime bakıp konuşuyorsun ki yanında ben varım bana söylesene.” dediğinde sesi boğuk çıkmıştı. Genç kadın kıkırdarken kolları arasında döndü ve kısa boyu yüzünden alttan ona bakarken ellerini kocasının göğsüne koyup gömleğini düzeltiyormuş gibi yaparken “Belki utanıyorumdur.” diye mırıldandı. Ama cilveli cilveli bakışlarını da adamdan eksik etmedi. “Utanma. Ben senin kocanım. Senden duyacağım o güzel şeyler hakkım değil mi?” “Bilmem, hakkın mı?” Bunu öyle nazlı söylemişti ki erkeksi bir gülüşle gülen adam eğilip alnından öptü. Dudağına indiğinde “Hakkım hatun hakkım. Hem de öyle bir hakkım ki aklın şaşar.” diyerek söylenip öpmeye başladı. İç çekerek karşılık veren kadın geri çekildiğinde “Peki benim de hakkım mı? Bende güzel şeyler duyar mıyım senden?” diye sorduğunda sağ eli adamın kirli sakallı yüzüne çıkmış okşuyordu. Geri çekilen adam karısını elinden tutup peşi sıra çekerken yatağın ayak kısmına oturdu ve onu de dizine çekti. Şimdi Ceylan kocasının kucağında oturuyordu. Bu sayede yüzleri eşitlenmişti. Başındaki şalı çekip yatağın üzerine bıraktı. Ardından örüp topladığı saçını tokadan kurtarıp örgüsünü kendi güzelce açtı. Ceylan onu izliyor ne yaptığını anlamaya çalışıyordu. Saçlarını tek omuzunda topladı ve göğsüne aşağıya akmasını sağladı. Ardından karısının yüzüne bakıp “Otuz beş yaşında adamım ben. Ne istediğimi neyi nasıl yapacağımı bilirim. İki aydır ne yapacağımı bilmez haldeyim. Bastığımı yeri tanımaz atan kalbimi çözemez oldum. Sanki gözümdeki olması gereken bir perde vardı ve kalmasının zamanı gelmişti. O gece o perdeyi ilk sen kaldırdın. Seni görmemi sağladın. Sana kızdım yalan yok çünkü çocuk diye gördüğüm seni kadınım yapmıştım. Sen tutup ölüme yürümek istediğinde ise korktum. Çok nadir korkarım ama sayende yüreğim ağzıma gelmişti. Çok düşündürdün beni öyle böyle değil.” dedi. Büyük avucu kadının yuvarlak yüzüne konduğunda baş parmağı karısının kapanmış göz kapağına sürterken iç çekti. “Sonra ne olduysa önce sıcaklığına alıştım. Kokunu benimsedim. Yanımda uyuyan şu küçük bedenin var ya sanki sırtımı yasladığım dağ gibi oldu bana ve ben bu dağa her an daha da bağlandım. Gözlerinin yeşilinde ormanları gördüm. Çok nadir de olsa gülümsediğinde yüzündeki o ay parçası gibi parlamayı keşfettim. Günlerce haftalarca dedim ki acaba yanlış mı yapıyorum. Ona dokunmam bunları hissetmem günah mı suç mu diye sorguladım.” Baş parmağı bu defa karısının hafif aralık kiraz dudaklarına dokundu. Yutkundu. Göğsü aldığı solukla şişip geri inerken “İkinci defa birlikte olduğumuz gece bir şeyi çok iyi anladım. Sen bana ne yasaktın ne günah. Sen benim Allah katında karımdın ve artık çocuk değildin. Şu yüzünün saflığı masumluğun, kalbinin ışığı yoluma ışık oldu. Sana dokundukça ben tamamlandım. Şimdi deseler ki sen karısını seviyor musun? Derim aşığım. Seviyorum. Saygı duyuyorum. O benim hem bu dünya da hem de ahirette yanımda istediğim. Belki her zaman böyle açamam sana kendimi ama sen gözlerime baktığında anla. Şu ipek tellerine her dokunduğumda sana seni sevdiğimi söylediğimi bil. Teninde her soluklandığımda seninle yaşayıp ölüp yeniden canlandığımda sadece sana ait olduğumu gör. Ceylan, Ceylan’ım. Güzel gözlüm. Hatunum. Helalim.” der demez onu kendine çekip öptü. Ceylan mı? Resmen erimişti. Kocasının kalbinde böylesine yer edindiğini bilmek onu da rahatlatıyor çiçek bahçelerine resmen bahar geliyordu. Karı koca sadece öpüşüp ayrılacakken kendilerini bir anda yatakta bulmaları kaçınılmazdı. Soluk soluğa geri çekilen kadın “Anam kızmasın bizi bekler” dese de adamı ikna edemedi. Emine Hanım ise Ceylan’a bakındı ama göremedi. Çalışanlardan birine “Ceylan nerede?” dediğinde “Odasındaydı hanımım giyinmeye çıkmıştı. Behram Beyim de gitti ama daha çıkmadılar.” cevabını verdi. Kadının yüzünde beliren o ifade kendinden emindi. Anlaşılan torun haberini tez vakitte alacaklardı. Kâşif ağa daha gelmediği için bekleyecekleri belli olmuştu. Bu sebeple oğluyla gelinine dokunmadı. Oğlu da az değildi elbette. Bulmuştu tazecik kızı üstünden inmiyordu. Behram öpücükleri ve dokunuşları ile karısını ikna edip birlikte olduklarında ilk Ceylan duşa girdi. O çıkıp hazırlanırken Behram girdi. Yüzünde var olan gülümseme geçirdikleri anların güzelliğinin yansımasıydı. Ceylan üzerine beyaz kumaş üzerinde mavi çiçek desenli, balon kollu, uzun ve salık kumaştan yapılmış, bel kısmı kemerli şık ve zarif bir elbise giydi. Saçlarını kurutup ördü ve şalının altında görünmesin diye başının arkasına topuz yaptı. Elbisesine uygun salını başına takıp hoş bir broşla yandan ucunu omuzuna tutturdu. Ayağına yarım topuk ama rahat bir ayakkabı giyerken kollarına birkaç bilezik taktı. Kolyesini takarken kocası çıkmış belindeki havlu ile yanına gelip yanağını öpmüştü. “Yapma Behram ne olur anam çok kızacak.” “Bir şey olmaz. Dur ben takayım.” Karısının elinden kolyeyi alıp boyuna taktı. Ardından şalın arka kısmını kaldırıp zinciri düzeltirken ensesine öpücük kondurdu. Geri çekildiğinde ona ışıl ışıl gözlerle bakan kadınla iç çekti. Ceylan'la tazeleniyordu resmen. Yatağın üzerine karısının bıraktığı kıyafetleri giyerken en son telefonunu çantasına atan kadın hazırdı. Kocası da giyinip ceketine uzandığında karısı önce davranıp ceketi tuttu giymesini sağladı. Gömlek yakasını düzeltirken iç çekip “Çok yakışıklı oldun” dedi. Yanağını okşayan adam ise “Ya ben ne yapayım. Peri kızı gibisin kadın şöyle seni sol yanıma alıp saklayasım var.” diye mırıldandı. Kapıları tıklandığında “Geliyoruz” deyip omuzlarını dikleştirdi. Karısının elini tutup odadan çıktığında avluya birikmeye başlamış olan ev ahalisine katıldılar. Demirsoy konağına geldiklerinde onları karşılayan diğerleri hemen büyük salona buyur etti. Nehir için önemli olan Elvan’dı. Kısa bir selamlaşma sonrası iki kardeş mutfakta bir araya geldi. Orada ablasına sıkıca sarılan genç kız “Ablam nasılsın?” diye sordu. İçi gidiyordu çünkü rengi solmuştu Elvan’ın. “İyiyim kardeşim merak etme. Sizde durumlar ne? Babam aynı devam değil mi?” Dişlerini sıkan Nehir öfkeyle soludu. “Allah o babamı kahretsin.” “Deme öyle babamızdır atamızdır.” Masanın yanındaki sandalyeye çöken kız alnını ovarken elleri titriyordu. “Ne atası Allah aşkına. O Alev karısı bu konağı arayıp anamla konuştu. Babama ulaşamamış da merak etmişmiş. Kadının tansiyonu yirmiye fırladı. Babam da gelmiş aradıysa ne oldu diyor. Yemin ediyorum katil olunur bu konakta.” Elvan da karşı sandalyeye çökmüş ağrıyan kasıkları yüzünden yüzünü buruşturmuştu. Bunu fark eden Nehir hemen sordu. “Abla, sen iyi misin?” “İyiyim sadece adet oldum ya biliyorsun ağrısı oluyor onu çekiyorum.” “Biliyorum bilmez miyim kalkamıyordun yatağından da o konakta nasıl yapıyorsun? Emine karısı sana iş yaptırıyor mu?” Genç kız sustu. Lakin kardeşi anlamıştı. Derken kalkan kız “Ben bir lavaboya gideyim” dedi çünkü ılık ılık bir şeylerin aktığını hissetmişti. O gittikten sonra bir süre otursa da masanın son kalanlarını götürmesi gerekiyordu. Kalkmış son kez eksiklerden emin olmak için masaya bakmaya kapıdan çıkacaktı ki kapı önünde Aras ile karşılaştı. Daha doğrusu çarpıştı. Düşecekken onu belinden tutup kendine çeken adamla burun buruna geldiğinde gözleri büyüdü. Kaşları çatık dümdüz duvar gibi ona bakan adamla öylece kaldığında kader ilk bağını sıkıca düğümlemişti.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD