KUMANIN YEMİNİ -10

2174 Words
Behram odaya geldiğinde loş komodin ışığının aydınlattığı yüze baktı. Çakmak gibi yeşiller onu bekliyordu. Bu içinde bir yerleri istemsiz sızlattı çünkü sevdiği kadınla aynı çatı altında ikinci eşin ne kadar onur kırıcı olduğunu yeni fark ediyordu. Ceylan oturur hale gelirken “Geciktin” diye mırıldandı. Behram ise yutkundu. Ona böylesine masum böylesine saf bir sevgi ile bakan kadına nerede olduğunu diyemedi. “Çocuklara baktım.” Yalan. Nasıl da bir anda çıkıvermişti ağzından nasıl da çabucak diyebilmişti. Hafif gülümseyen kadın “İyi yapmışsın. Onları ihmal etme. Çok seviyorlar seni sevgini hissettir.” deyip kalktı. Duş aldığı için mis gibi kokuyordu. Koku adama ulaştığında dudaklarında beliren o gülümseme görenin içini ısıtırdı. Önünde duran kadın uzanıp üzerindeki ceketini aldı. “Tüm gün çok yoruldun belli ki. Hadi seni yıkayayım da rahatça uyu.” Başkası olsa kocası gelene kadar uyur, ona böyle davrandığı için başka işin yok mu derdi ama seviyordu. Tek ailesi oydu. Kimse sahip çıkmazdı o olmasa. Ve evet, o hala aramamıştı ailesini ve ailesinden kimse de hala onunla konuşmamıştı. Aylar geçmişti. Ceylan kabul etmişti. Başlangıcı da sonu da Behram’dı. Kocasını usul usul soydu. Hiç acele etmedi. Adam da karısının adet olduğunu bildiğinden arzusundan delirse de ona uydu. Birkaç gün masum masum takılabilirlerdi. Sonrasında bu küçük karısı kollarının arasında adını haykıracaktı. Aklına bağ evi geldi. Gözleri ışıldarken “Haftaya bağ evine gidelim mi yine?” dediğinde elinden tutup banyoya doğru götüren kadın duraksadı. “O da nereden çıktı?” Sesi şaşkın ama gülmesini bastırmak ister gibi de titrek çıkmıştı. Adam elini kadından çekip arkadan sarıldığında üstünde sadece iç çamaşırını kalmıştı ve kalkan erkekliği kadının kalçasının üzerine baskı yapıyordu. “Şuradan çıktı güzel gözlüm. Ben seninle sevişirken sen ses çıkmasın kimse duymasın diye ağzını kapatıyorsun. Bunu istemiyorum işte. Orada baş başa olursak” deyip iç çekerken kollarını doladığı bedeni kendine daha sert bastırdı. “Şöyle haykırarak adımı söylemeni, kendini tutmadan yüksek sesle inlemeni dinlemek istiyorum. Hem fena mı? Biraz olsun sana doymam için birkaç gün baş başa kalmamız iyi olabilir.” Ceylan bunu duyunca duraksadı. Yüzünü üzgün hale getirip başını çevirirken “Ne yani sırf bana doymak yatak için mi gidelim diyorsun. Ben, ben beni sevdiğin baş başa karı koca vakit geçirelim dediği gibi gitmeyi istiyorsun sanmıştım. Hem birkaç günde bana doyacak mısın? Sonra yüzüme bakmayacak mısın?” demiş gözleri başta şaka olsa da şimdi gerçekten dolmuştu. Behram bocaladı. Kaşları bu tavra ve görünüşe kalkarken “Yavrum, ben öyle demek istemedim. Hay Allah bak şimdi şöyle oluyor ben seninle elbette baş başa kalmak istiyorum.” dese de dudakları titreyen ve büzülen kadın burnunu çocuk gibi çekerken “Çünkü sevişmek için” diye mırıldandı. Şaşkınlığından ötürü kolları çözülen adam “Ceylan, güzelim” dediği an “Ben banyoyu hazır edeyim. Geç oldu saat zaten daha fazla geç olmasın sabah işe gidiyorsun yorgun olma” diyen kadın önden ilerleyip banyoya girdi. Koca adama kal gelmişti. Saniyeler içinde karısının gönlünün neye kırıldığı beynine dank etti. Sadece sevişmek istiyor başka türlüsünü istemiyor sanıyordu. Onu bedeni için istediğini sanmış olmalıydı. Eliyle alnına vurup karısının peşinden gitti. Ceylan ise şaka yapacaktı lakin içine dolan ağlama isteğine engel olamıyordu. Çok dolmuştu belki de ya da çok fazla yıpranmıştı. Yaşı daha küçüktü. Başka yerlerde onun yaşındakiler annelerinin koynunda uyuyor saçları okşanıyor çok seviliyor olabilirdi. Oysa tek ailesi olan kocasına saygıda sevgide kusur etmemek için çabalıyor bu konakta insan yerine konmasa da savaşmaya devam ediyordu. Su, elinin altında ısınmıştı ama daldığı için farkında değildi. Aklında çok şey vardı. Bir yani o küçücük kısmı Behram’ın taze tenine, ona ait bedenine tutulduğunu bir gün hevesinin biteceğini fısıldıyordu. Seven yani Behram yapmaz. O erkek değil adamdır. Adamlar sevdim dediği kadına böylesi şeyleri reva görmez deyip gönlünü avutmaya çalışıyordu. Su çok ısınmıştı. Eli pembeleşmiş hatta kızarmaya yüz tutmuştu. Bir anda elindeki fıskiye çekildiğinde irkildi. “Ne yapıyorsun sen?” Adama baktığında ona kaşlarını çatmış baktığını fark etti. Ardından sert bir şekilde fıskiyeyi yere atan kocasının elini tutup “Kızarmış elin. Ne yapıyorsun Allah aşkına yavrum ya. Fark etmedin mi su çok sıcaktı” diye kızmasıyla başını eğip eline baktı. Dudakları daha da titredi. Neler olduğunu anlayamıyordu ama içinden ağlamak geliyordu. Dudaklarından kaçırdığı hıçkırık ile “Yavrum bak bana. Çok mu acıyor? Hadi gel krem sürelim acısını alsın. Gel buraya kurban olduğum” diyen adam karısına sıkıca sarıldı. Sıcak göğse yüzünü gömen kadın hıçkıra hıçkıra ağlarken saçlarını okşayan adam bunun sadece el yanması ile olmayacağını anlamıştı. İç çekti. Dakikalarca orada durdular. Ardından hiç düşünmeden karısını kucakladığı gibi odaya götürüp yatağa oturdu. Koynunda bebek gibi kalan karısı merhametini ve şefkatini arşa çıkarıyordu. Alnını öperken “Rahatladın mı biraz olsun?” dedi. “Hıhı.” “Çok bulandın yoruldun doldun iyice değil mi?” “Evet. Ben böyle olsun istemedim.” “Yavrum, sen beni yanlış anladın. Ben senin önce ruhuna aşkına göz yeşil gözlerine, ipek gibi saçlarına, beni sevişine, masumluğuna açım. Varlığına açım. Doyar mısın de? Belki ölünce ama o zamana kadar hep sana sevgine tenine ruhuna aç bir adam olacağım. Sana dokundukça biz tamamlandıkça benim içimde bin orman yeşeriyor. Sadece tenin değil bana evvela sen lazımsın. Ne olur kafanı başka düşüncelerle doldurma. Kendini de yıpratma.” Ceylan biliyordu aslında bu kadar dolmasının nedenlerini. Gün içinde kendi fark etmese de evladı gibi gördüğü çocukları bir kez saramamıştı. Üstelik Merva’nın bakışlarındaki o uzaklık içine işlemişti. Bir an sustu. Söyleyip söylememe arasında kaldı ama sonra dayanamadı. “Behram.” “Söyle güzel gözlüm.” “Ben sana bir şey diyeceğim ama sakın celallenmek köpürmek yok tamam mı? Bak çok büyük bir tepki verirsen yemin olsun kan kussam kızılcık şerbeti içtim derim bir daha sana bir şey söylemem.” Kaşları çatılan adam büyük bir şeyin geleceğini sezdi. Sakin kalmaya çalışırken “Dinliyorum” dedi. “Bugün, kızlar oynarken onlara kek yapmıştım. Götürdüm biraz da sevmek istedim.” “Eee?” Behram beklediği şeyin gelmemesini umdu. “Merva bana beni istemediğini benim yüzümden senin onları sevmediğini söyledi. Kek tabağını atıp kırdı. Sonra da Zühre abla çocuklarımdan uzak dur diye beni uyardı.” Göğsü şiddetle inip kalkan adam “Ne halt etmeye çalışıyor bu kadın?” derken dişlerini sıkıyordu. Yanağını okşayan kadın “Sakin ol. Söylediğime pişman etme. Biliyorsun çocukları çok seviyorum. Elimde büyüdüler sayılır kıymetlim onlar benim. Ona çok üzüldüm belki de ondan patladım bir anda.” deyip yüzünü boyun girintisine soktu. Behram ona sıkıca sarılırken bazı şeylerde keskin sınırlar çekmesi gerektiğini biliyordu. Ceylan'ın bu denli hasar almasına böylesine üzülüp kırılmasına engel olmalıydı. Genç kadın geri çekilip adamın gözlerine baktığında “Yarın ya da öbür gün eğer müsait olabilirsen çocukları alıp parka ya da şehre inelim mi? Hem üst baş alırız hem biraz vakit geçiririz. Onların anneleri var biliyorum ama bana karşı da nefret beslesinler istemiyorum. Aradaki o buzları eritiriz ne dersin.” diyerek öneride bulundu. Gerçekten de çocuklardan uzak kalmak istemiyordu. Behram kirpiklerinde hala birer damla yaş olan kadının o yaşlarını dudakları ile sildi. Alnını öperken “Ben ayarlarım. Dediğin gibi biraz çıkıp vakit geçirmek bize de iyi gelir.” dedi. Ardından yeniden banyoya girdiklerinde Ceylan onun sırtını lifledi. Hatta masaj yapa yapa saçlarını yıkadı. Sonunda ikili yatağa girdiğinde birbirlerine sarılıp uyudular. Ceylan içindeki söylediği için rahattı ama Behram susmuştu. Bu suskunluğun başa bela olacağını bilmeden üstelik. Ertesi gün yine aynı geçti. Aras iş için şehir dışındaydı. Yeni traktörler alınacak, biçer döverler için siparişler verilecek ekilecek tohum konusunda ata tohuma ulaşılacaktı. Sulama kanalları ve sistemi içinde bir iş bilirle toplantı yapması lazımdı. Elvan sabaha kadar kıvranıyor akşama kadar konak işlerinde koşturuyordu. Ceylan ona yardım ediyor Zühre ise yüzlerine bakamıyordu. Onun planları başkaydı. Akşam sofrasında Behram “Yarın çocukları da alıp çıkalım diyoruz. Hem onlar biraz gezmiş olur hem de üst baş alınır.” değince lafı annesine olsa da Zühre atladı. “Çok iyi olur Behram. Ben sabahtan hazır ederim çocukları çıkarız.” Ceylan kadına dikkatle bakarken adam kaşlarını çattı. Emine oğlunun tavrını izlerken ne diyeceğini merak ediyordu. “Ben çocuklarla birlikte yanımda Ceylan’ı götüreceğim. Akşama kadar da gelmeyiz. Sen anama yardım edersin.” Adama kaşlarını kavislendirip bakan kadın “İyi ama onların anneleri benim. Ceylan neden gidiyormuş benim çocuklarımla.” değince sinirle soluyan Behram başını omuzuna yatırıp “Çünkü ben öyle istiyorum. Kızlarımla ve karımla vakit geçireceğim. Bir mahsuru mu var?” dediği an Zühre kıpkırmızı kesildi. Ne diyeceğini bilemedi. Bu defa gözleri Ceylan’a kaydığında resmen nefret kusuyordu. Emine Hanım “Bu nereden çıktı şimdi Behram. Hadi diyelim gideceksin çocuklarla gitme hakkı Zühre’nindir. Anaları odur. Eski köye yeni adet getirmeyesin.” derken ki ses tonu ile adam ona döndü. “Ana, benim ilk karım Ceylan. Zühre onun üzerine geldi. Doğan çocuğu ilk eş isterse kendi üstüne alabilir biliyorsun değil mi? Zühre'den çocuklarını Ceylan almadıysa bu onların üzerinde hakkı olmadığı anlamına gelmez. Benim karım kumasının çocuklarına abla oldu bakması için de çok yardım etti. Şimdi onlarla vakit geçirmesi kadar doğal bir şey yok. Hem ben karımla istediğimi yaparım. Sizden icazet almıyorum. Haber veriyorum. Yarın sabah kızlarla Ceylan’ı alıp gezmeye gideceğim. Haftaya da bağ evine gidip birkaç gün kalacağız.” Kâşif, oğluna bakarken sinirlenmişti. “Behram, haddini aşma oğul.” “Ben haddimi aşmıyorum baba aksine ailemi koruyorum.” “Aileni koruyacaksan iki karına da eşit davranacaksın.” Bu söz Ceylan’ın içine işlerken bakışlarını kaçırdı. Ne zordu sevdiği adamı paylaşmak zorunda olmak. Keşke dedi içinden “keşke onunla evlendiğimde daha büyük olsaydım. O zaman başka kadının adı bizim adımızın yanına konmazdı.” derken bardağına uzanıp zorlukla bir yudum su içti. Behram oldukça kararlı bir biçimde “Ceylan benim karım. Zühre sizin dayattığınız bir mecburiyet. Konu kapansın baba çünkü hoş yerlere gitmiyor.” dediği an Zühre sinirden delirdiğini düşünmeye başladı. Kâşif ile Emine birbirine bakarken ikisi de kaşlarını çatmış öfkelenmişlerdi. Masadaki sessiz kişi Elvan’dı. Zorla bir şey yiyor onda da midesi kalkıyordu. Odaklanamıyor, asla ağrılarını dindiremiyordu. Masadan kalkıldığında mutfağa geçtiler. Ceylan, yemeklerin kalanını dolaba koyarken Zühre elinde bardak tepsisi ile geldi ve sertçe tezgaha bırakıp ateş gibi gözlerle kadına döndü. “Sen kocamı bana ailesine karşı kışkırtıyor musun? Hiç mi utanman yok.” Göz deviren kadın soluğunu bıraktı. “Ben kimseyi kışkırtmıyorum Zühre. Kafandan uydurup karşıma geçerek konuşma.” “Zühre. Ablaya ne oldu? Kocamın altına yatınca abla demek zor mu geldi?” Elvan, terlemiş ve sancı çekiyor olsa da “Kavga etmeyin Emine ana gelirse kızar” dediği an ona dönen Zühre “Kes sesini. Daha kocanın nerede hangi karının üstünde olduğu belli değil gelmiş bize akıl veriyor. Kimsin sen ya. Şu hale bak. Hastalıklı gibisin. Sen git kocanı önce elinde tutu sonra gel karşımda konuş.” dediği gibi Ceylan kolunu tutup Elvan’ın önünden çekti. Sinirliydi. “Bana bak. Sabrediyorum. Sorun çıkmasın diyorum. Sen inadına damarıma damarıma basıyorsun. Bir; ben senin kocanın altına yatmadım. Kendi kocamla yatıp kalkıyorum aşk yaşıyoruz bu seni zerre alakadar etmez. İki; abla demiyorum çünkü gördüm ki yılanın tekisin. Abla diyerek saygı göstermemi hak etmiyorsun. Üç; Elvan’a kimsin diyorsun da o gelin ağa. Aras Karanşah’ların ağası olduğuna göre onun olduğu mertebeye saygı duyuyorsan karısına da saygı duyacaksın. Yeter oldu artık. Ya dur ya durdurayım. Beni yapmak istemediğim şeyleri yaptırmak zorunda bırakma.” Her söz üzerine bastırıla bastırıla söylenmişti. Zühre, aslında yüzüne çarpan her gerçeği hazmedemiyor kendine yediremiyordu. Sonunda Ceylan’ın dibine girdiğinde işaret parmağını kaldırdı ve göğsüne bastıra bastıra “Dün gece Behram’a da söyledim şimdi sana da söylüyorum. Ben de onun karısıyım. Seni koynuna alıp kocalık görevini yerine getiriyorsa beni de koynuna alacak. Hem kim bilir belki de senden evvel gebe kalır bu aileye erkek torun veririm. Demem o ki aşkına fazla güvenme kocalık görevleri aşkın da önüne geçer.” dedi. Mutfaktan çıkarken yüzündeki sırıtış şeytaniydi. Elvan kalkıp Ceylan’ın kolunu tutarken “Boşver sen onu konuşuyor kendi haline.” dese de kadının kafasında dönüp duran şeyler çok başkaydı. Dün gece Behram ona bu konuşmayı söylememişti. Kendi olan biteni söyleyip haberdar ederken akıl danışırken ona bunun söylenmemesi kalbini kırmıştı. Adamın aklında ne vardı ki. Onu odasında bekletirken alt katta Zühre’nin koynuna mı girecekti? Bu düşünce ile içi sıkıldı. Kalbi sol yanında acırken işine devam etti. Sonunda odaya çıktığında ise Behram pijamalarını giymiş elinde birkaç dosya ile yatağın üzerinde çalışıyordu. Ona bakıp “Yavrum” dediğinde yutkunan kadın sessizce dolaba yöneldi. Bakışlarını ondan kaçırıp kendi geceliğini alıp banyoya geçti. Üzerini değiştirip odaya geri döndüğünde saçlarını ördü. Kendi tarafına yatarken “Ceylan, yavrum sen iyi misin?” diyen adamla “Kocam benim onunla her şeyi paylaştığım gibi her şeyi benimle paylaşsaydı daha iyi olurdum. En azından kumamın beni koynuna alacaksın kocalık görevin ısrarlarını doğru kişiden öğrenirdim.” diyen kadın şakağından süzülen yaşı sildi. Behram kaşlarını çatarken “Ceylan, yavrum ben senin canın sıkılmasın diye söylemedim” dese de “İyi geceler Behram” diyerek konuyu kendi açısından kapayan kadın uyumaya çalıştı. Dosyaları komodine bırakan adam yatağa girip karısına sarılsa da kırgın üzgün bedenini anlayabiliyordu. Zühre'yi uyarıyordu sürekli ama kadının durmaya niyeti yoktu. Sabah olduğunda Ceylan kocasından önce kalktı. Giyinip odadan çıktığında tüm gece doğru dürüst uyuyamamasının verdiği dalgınlıkla kendi katının merdivenlerini indi de koridoru geçti. Diğer merdivenlerin başına geldiğinde iki basamak inmişti ki omuzunda hissettiği baskı ile çığlığı hava da asılı kaldı. Bedeni taş basamakların üzerinden döne döne düşerken mutfağa yeni girmiş olan çalışanlar sese çıktı. Gördükleri manzara düzen Ceylan ve hızla merdivenin başından uzaklaşan silüetti. Kim olduğunu anlayamamışlardı ama önlerine serilen bedenin alnından gelen kanla bir tanesi korku içinde çığlık attı. Kötülük ilk pençesini atıvermişti.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD