(KURGU DA BEHMAN ADI BEHRAM OLARAK DEĞİŞTİRİLDİ. BİLGİNİZE)
Uyumak insana ancak bu kadar külfet olabilirdi. Sabah ışıkları odaya dolarken Ceylan hala uyanıktı. Hem yaşadığı şeyin büyüklüğü ve acısı hem de bedeninin ağrısı gözlerini kapamasına izin vermemişti. Korkuyordu. Behram uyandığında olacaklardan deli gibi korkuyordu hem de ama elden de bir şey gelmiyordu.
Üzerindeki çarşafa sıkı sıkıya sarılmıştı. Teni cayır cayır yansa da içi buz tutmuş gibi titriyordu. Lakin tavanı izlerken zihninde dönenler onun bugününü ve yarınını şekillendirecekti.
Derken olan oldu. Behram kımıldandı. Birkaç dakika boyunca ayılmaya çalıştı. Kafasını tutarak “Off başım” diye homurdanırken gözlerini araladı. Gördüğü ilk şey elbette tavandı ama daha sonrasında çıplak olduğunu fark etti. Ceylan ise korkulu gözlerle adamı izliyor üzerine geldiğinde diyeceklerini kafasında oturtmaya çalışıyordu.
Kaşları çatılan adam başını yana çevirdiğinde ona bakan kızla bir an nefesini tuttu. Korkmuş gözlerle bakan kızla anında doğrulan adam küfrediyordu.
“Lan! Bu ne hal.”
“Behram sakin ol.”
“Behram mı?”
Adam üzerindeki örtüyü kaldırdığında gördüğü manzara ile kocaman bir siktir çekip yataktan hızla kalktı. Çıplak olduğunu anladığında ise hemen iç çamaşırını giydi. Ceylan kalkmak istediğinde kasıkları acısa da dişlerini sıkıp kendini zorladı. Yerdeki geceliği üzerine geçirdi. Sabahlığı da giydiğinde yutkundu.
“Ceylan sen ne yaptın? Ne yaptın lan ne yaptın?”
“Sakin ol ne olur? Konuşalım.”
“Sikerim lan böyle işi ne konuşması. Sen dün gece koyunuma mı girdin?”
Genç kız sustu. Başını eğdiğinde gözleri ateş saçan adam onu omuzlarından tutup sarstı. Öyle bir sarstı ki yalan yok Ceylan bir an tokat yiyeceğini düşündü.
“Sen, sen nasıl bir yaratıksın lan. Ben sana yıllardır abilik ettim. Nikahımda olsan da elimi sürmedim. Amacın neydi lan senin, derdin neydi de beni şerefsiz gibi hissettirdin. Ne konuma düşürdüğünden haberin var mı?”
Sadece ağlayan kız tek kelime edemiyordu. O sarsmanın sonucunda yere doğru savrulmuş kendini yatağın ayak ucunda buluvermişti. Söve söve pantolonunu giydi. Ardından gömleğini bir hışım alıp çıkarken kapı pervasına yumruğunu geçirmişti.
“Lanet olsun lan sana!”
Yerdeki genç kız dizlerini kendine çekip yüzünü dizlerine gömerek ağladığında evden dışarı kendini atan Behram bahçede sağa sola yürüyor sinirini atmak istiyordu. Atamıyordu çünkü gözlerini her kapatışında onunla nasıl seviştiğini, nasıl da içine gömülüp zevk aldığını, altındaki titreyen bedeni ve her şeyi başlatan öpücüğü hatırlıyordu. Yarı puslu olsa da hatırlıyordu işte ve bu kendinden daha da nefret etmesine neden oluyordu.
Yarım saat kadar dışarıda kaldı. Yağmur yağmaya başlamış içeri girmek yerine bekledi. İliklerine kadar ıslansa da ruhundaki ateşe gram faydası olmuyordu. Ardından annesinin inatla buraya gelmeleri için söylemlerini hatırladı. O an siniri daha da arttı. Bunu eğer annesi istedi Ceylan da yaptıysa işte o zaman kıyamet kopacaktı.
Geri eve girdiğinde genç kız hala odadaydı ve yerde oturmuş ağlıyordu. Kapı eşiğinde duran adam aldığı nefesini göğsünü kabartmasına izin verirken bir hışım içeri girdi ve kızı kolundan tuttuğu gibi ayağa kaldırdı. Yeniden kollarından tuttuğunda parmakları ince ete adeta gömülmüştü.
“Annem mi istedi? O istedi diye mi ucuz kadınlar gibi beni sarhoş edip koynuma girdin? Konuş! Bakma suratıma lan konuş! Amacın neydi?”
Başını sağa sola sallayan kız titrekçe “Hayır, annem istemedi. Ben, ben kendim istedim. Yemin ederim kendim istedim.” Dediği an Behram daha da delirdi.
“Neyi istedin lan? Seni sikmemi mi istedin? İstediğini aldın rahatladın mı? Onca zamandır seni koruyup kolluyorum lan ben. Ailem ezmesin ailen sana dokunmasın diye kendimi siper ediyorum. Bunu mu lan bana karşılığı he bu mu?”
Ceylan “Ben, sadece artık beni gör istedim.” Derken gözlerini adama dikmişti. Orada nasılda tüm masumiyetini kaybettiğini görebiliyordu. Bunu onlar istemişti. Onlara istediğini verecekti.
Behram onu arkasındaki giysi dolabının kapağına ittiğinde sırtı acıyan kız inledi. Zaten kasıklarındaki o ağrı yeri yerindeydi ve resmen bacaklarını uyuşturuyordu.
“Görünmek için altıma mı yatman lazımdı kızım senin? Lanet olsun piç herifin teki oldum sayende. Rahatladın mı? Seni altıma alınca göründün mü?”
Dibine kadar girmiş kızın yüzüne yüzüne kükrüyordu. Ara ara tam kulağının dibine yumruğunu geçirirken dolabın kapağını bile kırmıştı. Behram resmen canavarlaşmıştı. Kendine yediremiyordu çünkü kızı kardeşi gibi görüp öyle bellemişti.
Sonunda başını dikleştiren Ceylan bağırdı.
“Yeter! Anladın mı yeter! Sen benim kocamsın. Gözün kör kulağın sağır hiçbir şeyin farkında değilsin.”
Bu defa ileri giden adam kızın çenesini öyle bir tuttu ki resmen eti moraracak duruma gelmişti.
“Ne kocası lan ne kocası! Yaşın kaç başın kaç neyin kocasından bahsediyorsun! Saf iyi niyetli sanırdım seni. Yılanmışsın. Başına ne geliyorsa hak etmişsin.”
Bazı cümleler insanlar için kırılma noktasıdır. Ceylan tam da bu nokta da kaşlarını çattı. Ağlasa da gözleri ateş içindeydi. Önce delirmiş gibi duran Behram ’ın elini itti. Ardından göğsünden itip kendinden uzaklaştırdı.
Titrerken “Hak ettim öyle mi? Yılanım öyle mi? Hadi susma devam et. On beş yaşında ailesinin gözden çıkardığı kızım ben senin lafların mı yıkar beni. Yedi senedir bir cehennemde yaşayanım ben senin şu bakışın mı dokunur. İyi bak bana Behram Karanşah. Ben senin gibi bir adamı sevecek kadar aptal bir kızım. Senin gibi bir adama sevdalanacak için için yanacak kadar yılan bir kızım. Ben yedi senedir karınım. Üzerime kuma geldi çocukların olsun anan ayrı baban ayrı aşağıladı dövdü yine de sustum. İki yıl. Tam iki yıldır gönlüme düştün de gıkımı çıkarmadım. Merhametine, vicdanına, kol kanat gerişine, derin odluğunda bana koşmana sevdalandım. Ben insan yerine koymana sevdalandım. Gözünün rengine saçının tel tel kırlaşmış tutamlarına vuruldum.” Dediğinde nefesini tutmak istedi. Ona şok içinde bakan adama acı acı tebessüm etti.
Elini sol göğsüne yumruk yapıp vururken sesi kısıldı.
“Sus dedim kalbime. Olmaz. Bakmaz sana. Sevmez. Seni anan baban sevmemiş elin adamı hiç sevmez dedim. Dinlemedi. Belki dedi. Belki sevdamı görür anlar varlığımı bilir. Kalbim ya işte ben gibi aptal. Şeytan. Yılan. Buraya gelmeyi ben istedim. Bir ihtimal gerçekten karın olursam beni de görürsün seversin.”
Behram sarsıldı. Kimsenin itmesine gerek kalmadan sendeledi. Yatağın kıyısına oturduğunda elleri titriyor gözleri irileşmiş karşısındaki kıza bakıyordu.
“Ama sevmezsin. Niye sevesin ki. Ben senin sırtındaki kamburum. Zorla ayağına takılmış prangayım. Mecburiyetinim. Beni doğuran doğmama sebep olan atmış başından sen mi sahip çıkacaksın. Onca zaman dokunmadın adamlığını gösterdin Allah razı olsun ama bende insanım. Görünmek, var olmak, sevilmek isterim. Bir ailem olsun, bu da benim diyebileyim isterim. Bir konağın odasında gençliğim hayatım çürüsün istemem. Ama siz bunu istiyorsunuz. Sen boşayamıyorsun. Adım zaten kısıra çıktı. Babamlar yüzüme bakmıyor.”
Ceylan dayanamadı. Yere dizleri üzerine çöktü. Ellerine baktı. zorla yutkundu. Kızarmış gözlerle Behram ’a baktığında dudakları da titriyordu.
“Biliyor musun? Altı aydır ben aramıyorum deniyorum güya merak edecekler mi diye ama anam da beni aramıyor. Kardeşim. İkizim Havin yanıma yanaşmıyor senin kadersizliğin bana da bulaşmasın diyor. Emine anneden yediğim dayağın azarın haddi hesabı yok. sen, sen sadece kendi derdini anlatmak için geliyorsun. Sözde sohbet ediyoruz ama içini döküp gidiyorsun. Ruhum ölüm döşeğinde hiç birinizin haber yok. Kaçıp gidemiyorum yaşatmazlar diye. Ölemiyorum bile. Ben daha ne yapayım sen söyle.”
Elleri yumruk olurken bir anda başını kaldırıp Behram ’a baktı.
“Belki de artık ölmem gerekiyordur. Varlığım bir işe yaramıyordu yokluğum da belli olmaz.”
Yerden öyle bir kalktı ki kasıklarındaki acı daha da büyüdü. Ona rağmen çıplak ayakları ile önce odadan sonra da evden çıktı. Bahçeden çıktığı an koşmaya başladı. O kadar hızlı koştu ki ağlamaya bile zamanı kalmamıştı. Hata etmişti. Yapmaması gereken bir şey yapmıştı. Şimdi ondan sonra gelecek tufan bile korkutmuyordu.
Behram , kaskatı kesilmişti. Aldığı nefes bile az geliyor gibiydi. Gözlerini kalkıp giden kızın az önceki yerinden alamıyordu. Derken odanın camına sertçe bir şey çarpıp ses çıkardı. Bu sesle adamın bakışları düzeldi. Bakışlarını boşluktan çekip kapıya döndürdü. Öyle bir soluk aldı ki ciğerleri patlayacak gibi oldu. Yataktan kalktığı gibi önce bir sağa bir sola adımladı. Ne yöne gideceğine karar veremiyor gibiydi. Kızın her bir sözü kulağındaydı ama son söyledikleri sanki çivi gibi çakılı kaldı kulaklarına ve o an odadan çıkarak çıktı.
Bahrimil de büyük kayalıklar vardı. uçurum kıyıları çoktu. Bağ evine çok da uzak olmayan bir kayalık ise Ceylan’ın varış noktasıydı.
Yaralanan ayakları, acıyan bedeni ve olduğu yerde kavrulan kalbi durmasına engeldi. Bir ara dengesi şaştı. Yere düştü. Dizleri, elleri taş kesikleriyle dolu hale geldiğinde omuzları sarsılarak ağladı. Sanki daha önce hiç ağlamamış gibiydi.
Arkasından “Ceylan! dur! Beni bekle!” diyen Behram ’ın sesini duyduğu an nefesini tutup kalktı. Üzerindeki sabahlığa ellerini sürüp kanı temizlemeye çalışsa da olmadı. Dönüp yeniden koşmaya başladığında büyük açıklığa ve kayaların olduğu yere vardı. Büyük kayanın kıyısına kadar gidip aşağıya baktığında sivri taşlar ona selam verdi. Kendini atarsa kurtulma şansı yoktu. Kurtulsa ne olacaktı ki zaten. Kimsenin sevmediği, istemediği, hor gördüğü, asla bir hayatı olmayan ve olamayacak olan biri için yaşam da ölümle eş değerdi.
Son kez bağırdı.
“Neden? Neden kimse beni sevmedi? Benim suçum neydi? Ben size ne yaptım da istemediniz beni?”
Ardından karar verdiği şeyi yapmak için kollarını iki yana açtı. Ilık esen rüzgar saçlarını oynatırken yeniden bağırdı.
“Bir ben çok geldim bu dünyaya. Bir beni sığdıramadınız toprağın üstüne. Dilerim siz de sığamayın.”
Gözlerini kapayıp atlayacaktı ki “Dur!” diyen adamla bedeni sabit kaldı. Omuzunun üzerinden geri baktığında ona korkulu gözlerle bakan Behram başını yapma der gibi sağa sola sallıyordu.
“Git buradan. Konağa vardığında sabah uyandım yoktu. Kaçtı gitti herhalde bulamadım dersin. Üç beş gün arar sonra da ardımdan namussuz diye laf ederler. Çok sürmez lafım sözüm. Kolay unutulurum. Hiç var olmamış gibi çabuk unutulur.”
“Saçmalama. Öyle bir şey olmayacak. Hadi gel buraya konuşalım.”
Ceylan buruk bir tebessümle adama bakarken gözlerindeki yaşlar yanaklarını yıkıyordu.
“Sen içinden geçenleri söyledin. Senin gözünde yılandan şeytandan farkım yok artık. Ben başıma gelen her şeyi hak ettim. Öyle dedin.”
Hemen itiraz eden adam “Ben, kahretsin ben sadece yaşadığım şeyi hazmedemiyordum Ceylan. Onları sinirle söyledim. Öyle değilsin. Yemin ediyorum öyle değilsin. Hadi gel. Oturup düzgünce kavga etmeden konuşalım.” Dedi ama kızın çenesini tutup sıktığından ötürü kızarmış yeri görünce kendine binlerce kez küfretti.
“Ben neyi anladım biliyor musun?”
“Neyi?”
“Hiçbir zaman sevilmeyeceğimi. Bir ailemin çocuklarımın beni seven bir kocamın olmayacağını anladım. Seni kötü hissettirecek şeyler yaptığım için özür dilerim. Hakkını helal et.”
Behram birkaç adım attı.
“Hadi güzelim. Gel konuşalım. Sakinleşelim. Bak dizinlerin kanıyor. Ellerin de kanamış bakayım yaralarına saralım.”
Dudakları titreyen kız “Sen benim yaralarımı sarmazsın. Sen beni sevmezsin. Diğerleri gibi görmedin. Şimdi de görme. Git.” Deyip önüne döndü. Kollarını yeniden iki yana açıp omuzlarını kaldıracak kadar güçlü bir nefes alıp bedenini boşluğa bıraktı. Behram ’ın “Hayır!” diye haykırışı kayalığı inletirken Ceylan’ın kaderi bir kez daha yazıldı. Bu defa şartları kendi oluşturup yolları kendi çizmişti. Bazı şeylere zorlanmıştı belki ama bundan sonrası için artık kimse onu zorlamayacaktı. Buna cesaret edemeyecekti.