Cihan Mirzabeyoğlu... Bir taş... İki taş... Üç taş... Zihnimin o dipsiz, o zifiri kuyusuna ardı ardına üç ağır kaya parçası düşüyordu. Taşlar düştükçe, geride kalan ne varsa derin, bulanık ve pis bir suyun altına gömülüyor, çalkalanıp gözden kayboluyordu. Düşüncelerim sanki bir bataklığın ortasında çırpınıyordu; tutunmaya çalıştığım her anı, her isim parmaklarımın arasından çamur gibi sızıp gidiyordu. Hafızam, duvarları nemli ve küf kokan karanlık bir delhizden ibaretti artık. Boşluktu. Neredeydim? Kiminleydim? En önemlisi... Ben hâlâ yaşıyor muydum, yoksa ruhum çoktan bu bedeni terk etmişti de geride kalan et ve kemik yığını mı sızlıyordu? Bilmiyordum. Kendime dair, dünyaya dair hiçbir şey hatırlamıyordum. Sadece simsiyah, uçsuz bucaksız bir hiçlik vardı. "... Bir kez olsun... Bir k

