Karaca Laçin... Sabahın ilk ışıkları, yoğun bakım odasının kalın perdelerinin kenarlarından sızmaya çalışırken, bilincim yavaşça puslu bir kuyunun dibinden yüzeye çıkıyordu. Göz kapaklarımın ardındaki o ağır baskı, dört günlük uykusuzluğun mirasıydı. İlk birkaç saniye nerede olduğumu, neden boynumun bu kadar tutulduğunu anlayamadım. Burnuma çarpan o keskin dezenfektan kokusu ve makinelerin hiç durmayan, hipnotik "biip" sesleri, hafızamdaki boşlukları birer birer doldurdu. Hâlâ sandalyelerin üzerindeydim. Başım sedyenin hemen kenarında, rüya ile gerçek arasında gidip gelen o tekinsiz boşluktaydı. Hafifçe esnedim, kemiklerimin çatırtısı sessiz odada yankılandı. Beyaz... Her yer bembeyazdı. Etrafımı çevreleyen o steril beyazlık bana yoğun bakımda olduğumu, Sanaç’ın yanında sabahladığımı hat

