19

3756 Words
"Ömer?" Gözlerimi Yağmur'un bana seslenen sesiyle açtığımda sandalyede oturmaktan dolayı tutulan boynuma içimden birkaç saniye boyunca güzel dileklerde dileyip "Günaydın." dedim. "Günaydın. Çok güzel uyudun galiba." dedi Yağmur dalga geçip gülerek. "Baya güzel uyudun hem de." "Baban bizi almaya geliyor. Annemin taburcu işlemlerini hallettim. Şimdi de size gideceğiz." Yağmur'un heyecanlı sesi beni güldürürken konuşmaya başladım. "Gerçekten de çocukluk arkadaşım olan Yağmur gibi davranıyorsun şu an. Sanki bağımız hiç kopmamış gibi." "Benim seninle bağım hiç kopmadı zaten. Seninki koptu mu bilemem ama." Yağmur keyifsiz bir şekilde konuşup yanıma oturunca gülüp elimi boynuna attım ve onu kendime çekip sarıldım. "Seni hatırlayamadığım için özür dilerim bu hatamı en iyi şekilde telafi edeceğim. Bu gece bizdesiniz zaten. Hatta sadece bu gece değil birkaç gün boyunca. Bol bol konuşuruz. Benim de sana anlatmam gereken  binlerce şey var." "Ben sana dair her şeyi biliyorum zaten." "Bilmiyorsun." "Biliyorum. Sen çok saf olduğun için bilmediğimi düşünüyorsun." Yağmur başını kaldırıp güldüğünde yanağını ellerimin arasına alıp sıktım. "Bana çok küfür ediyorsun sen. Bunun bedelini ödetirim." "Tamam özür dilerim." Yağmur keyifle gülüp ayağa kalktığında ben de kalktım. Babam yolda olduğuna göre o da birazdan buraya gelirdi. "Ben annenin yanına gideceğim. Sen de babamı bekle." "Tamam." Yağmur'u koridorda tek başına bırakıp Damla teyzenin odasına gittim ve güler bir yüzle konuşmaya başladım. "Günaydın." "Günaydın oğlum. Sen bu gece burda mı kaldın?" "Evet. Yağmur'u da seni de tek başınıza bırakamazdım." "Yağmur haklıymış." dedi Damla Teyze gülümseyip. "Çocukluğundan hiçbir şey kaybetmemişsin." "Yağmur benden bahsetti mi hiç?" "Hemen hemen her gün senden bahsetti. Seni ilk gördüğü gün eve gelip şok içinde bana anlattı. Çok mutluydu. Zaten Yağmur sadece senden bahsederken mutlu oluyordu." "Keşke bizimle bir kez bile olsa iletişime geçseydiniz. Belki şimdi her şey çok daha farklı olabilirdi." "Ben çok kez iletişime geçmek istedim ama Yağmur izin vermedi. Hep başkalarına yük olmaktan korktu ve benim de size ulaşmama izin vermedi." "Neyse her şey geçti artık." dedim gülümseyerek. "Babam bizi almaya geliyor." "Öyle mi?" dedi Damla Teyze de gülümseyerek. "İşte şimdi moralim yerine geldi. Eskilerden insanlar görmek bana iyi hissettiriyor." Kapı çalınıp içeriye babam ve Yağmur girince Damla Teyze kendini zorlayıp oturur pozisyona gelmek istedi ama babam buna hemen kızgın bir şekilde engel oldu." "Damla! Doktor ne dedi sana? Neden hiç sana söylenilen şeyleri dinlemiyorsun? Bir kere daha kendini zorlayacak şeyler yaptığını görürsem bozuşuruz." "Sen neden üstünden yıllar geçmesine rağmen hiç değişimiyorsun? Eskiden de hep kızardın bize. Gerçi şimdi arkadaşın yok artık ama yine de aynısın." Babam "arkadaş" kelimesini duyduğunda gözle görülür bir şekilde üzüntüye kapıldı ama bu ruh hali içinden hemen çıkmayı da başardı. "Ben şimdi doktoru çağırmaya gidiyorum. Son kontrollerini yapsın da gidelim artık. Nazlı evde bizi bekliyor." "Sen bekle ben çağırırım baba." dedim doktoru çağırmaya gitmek üzere olan babama. Sonra da onları orda bırakıp doktoru çağırmaya gittim. Koridorda yürürken iki gündür öğrendiğim ve hala öğreniyor olduğum şeylerin ağırlığıyla derin bir nefes alıp verdim. Öğrendiğim bazı şeyler bir insanın hayatta başına gelebilecek en kötü şeylerdi bazılarıysa insanı ömür boyu gülümsetecek şeyler. Ben bu dakikadan sonra herkesin acı geçmişi bir nebze bile olsa bırakıp artık biraz da yeni umutlarına tutulmalarını istiyordum. Hatta istemek bile değil öyle olmasını sağlamak için her şeyi yapmam gerekiyordu. Doktorun yanına gidip onu çağırdığımda o da Damla Teyze'nin son kontrollerini yapıp taburcu olma işlemini onayladı ve tekerlekli bir sandalye getirip Damla Teyze'nin oraya oturmasına yardım ettik hep birlikte. Genel olarak durumu iyiydi ama yaşadığı şeyler çok zor olduğu için ayağa kalkacak hali yoktu. Onu tekerlekli sandalyeye bindirip asansör yardımıyla aşağı indirip arabaya binmesi için yardım ettik bu sefer de. Damla Teyze ve Yağmur arkada, ben arabayı sürer bir durumda babam da hemen yanımdaydı. Babam başını arkaya çevirip Damla Teyze'yle sohbet etmeye başlayınca gülümsedim. Ondan yıllardır görmediğim her türlü duyguyu şu son iki üç günde görmüştüm. Arabayı çalıştırıp aynadan arkada oturan Yağmur'a baktım. O da bana bakıyordu zaten. Hem de yüzündeki en güzel gülümsemesiyle. Arabada kimse olmasa dayanamayıp öpeceğim kadar güzel bakıyordu hem de. Çocukluğundan beri beni unutmaması, benim için her zaman mağazaya gelmesi, bizimle hiçbir zaman bağını koparmayışı ve daha bilmediğim yüzlerce şey... O çok özel biriydi. Bunca şeyi tek başına atlatmış olmasına rağmen sanki her şey bitmiş gibi derin bir nefes alabilmiş ve bizimle tekrar bir araya geldiği için Dünya'nın en mutlu insanı olmayı başarabilmişti. Onu tanıdığım günden beri ifadesiz olan suratı şimdi de parlıyordu... Arabayı dikkatli bir şekilde kullanıp bir saatten fazla süren yolculuğumuzdan sonra nihayet bizim evin önüne gelip durmuştuk. Durur durmaz da ilk konuşan Damla Teyze olmuştu. "Demek buraya taşındınız. Eski eve pek uzak değilmiş. Neden evinizi taşıdınız ki? Orası daha güzel değil miydi Fatih?" "Daha güzeldi ama çok küçüktü. O zamanlarda sen de biliyorsun ki işleri yeni yeni kurmaya başlamıştık. Sizin yokluğunuzda işler çok yoluna girdi ve ben de daha büyük bir eve taşınmak istedim. Cocuklar büyüdükçe bu zorunlu hale de geldi tabii. Şimdi de sıra seni en iyi doktolara gösterip iyileştirmek. Bir arkadaşımı kaybettim ama ikincisini asla kaybetmek istemiyorum. O zamana kadar sen de çocuklar da bizde kalacak. Tek bir itiraz bile duymak istemiyorum. Unutmayın bunu kendi paramla değil bir zamanlar bu işi kurabilmek için benimle birlikte canını dişine takıp çalışan arkadaşımın üstümdeki hak olan parayla yapıyorum. Yani kısacası size yardım etmiyorum. Sakın kendinizi yük olarak görmeyin. Eğer öyle bir şey olursa çok kırılırım haberiniz olsun." "Sen ne dersen o Fatih amca. Artık benim de kaçacak gücüm kalmadı ama burda kalmamız gerçekten sorun olmaz mı? Üç kişiyiz sonuçta. Sığar mıyız hepimiz o eve?" "O evi alırken ne düşündüm biliyor musun kızım? Belki bir gün şans yüzüme güler de sizi bulup buraya getirebilirim düşüncesiyle aldım. Ev düşündüğünden daha büyük. Nazlı ve annen gün boyu birlikte vakit geçirirler, Kader ve Emre belki biraz kaynaşırlar. Bence Kader Kübra ile daha çok anlaşır ama bakalım ne olacak. Sonra sen ve Ömer de birlikte işe gidip gelirsiniz. Birlikte okula da gidersiniz demek isterdim ama ÖÖmer okula gitmiyor. Gerisini evde konuşalım." Üçümüz arabadan çıkıp Damla Teyze'yi de çıkardıktan sonra apartman asansörüne binip bizim kata gittik ve asansörden çıktık. Kapının önüne gider gitmez zili çaldığımda kapıyı Anıl açmıştı. "Sen ne ara geldin Anıl?" "Bugün Pazar olduğu için direkt buraya geldim. Taburcu olacağınızı bildiğim için Kübra'yı buraya getirdim. Ben de yanınıza gelecektim ama baban hemen geliriz deyince burda kaldım." "Gel Damla Teyze'yi ikimiz getirelim o zaman." "Hemen geliyorum." Anıl kapının önündeki terliği giyip hızla arkamdan yürürken Damla Teyze'yi yavaş bir şekilde kolundan tutarak eve getirdik ve içeri girdik. Eve girer girmez annem dolan gözlerle yanımıza geldi ve hepimize "hoşgeldiniz." dedi. "Hoş bulduk Nazlı Teyze." dedi Yağmur gidip ağlamak üzere olan anneme sarılarak. "Hastanede fark etmemiştim ama benden daha uzun olmuşsun kız. Tam da evlilik çağına gelmişsin." Herkes aynı anda annemin dediği şeye gülerken ben somurtmustum. Yağmur daha küçüktü. Küçücük bir kız kiminle evlenebilirdi ki? Annemin dediği şey iyi bir şey değildi yani. Kıskandığım için demiyordum bütün bunları. Sadece Yağmur daha küçüktü. "Yağmur'u Ömer'le evlendirecektik en son. Birbirimize öyle söz vermiştik. Onlar da büyüyüp birbirlerini severlerse böyle yapacaktık hatırladınız mı?" "Hatırlamaz olur muyuz?" dedi babam gülerek. Baştan beri benimle evlendirmeyi düşündüğünüzü söylesenize... Burda başkasından bahsediyorsunuz diye aklım çıktı canım ailem........... "Şimdi bunların sırası mı anne? Ağzın her açıldığında neden beni evlendirmekten bahsediyorsun? Yoksa benden sıkıldın mı?" "Elimde olsa ömrümün sonuna kadar yanımda olmanı isterim ama Ömer tekrar hayatına girmişken benim değil onun hayatında olman gerek. Sana çok iyi bakacağına eminim. Hem artık güvendiğimiz tek insanlar onlar unuttun mu?" "Aşk olsun yenge. Biz burda neciyiz?" dedi Kübra dudaklarını büküp Damla Teyze'nin dizlerine oturur bir şekilde başını koyarken. "Siz benim canımsınız zaten Kübra'm. Sizi saymıyorum bile." "Bilmiyorum artık. Arada bir beni de sev. Bütün sevgini Ömer'e verme." Ortamda dönen sohbet o kadar hoşuma gitmişti ki bir köşede oturup sadece olanları izliyordum. Yağmur arada bir yüzüme bakıyor sonra da utanarak önüne dönüyordu. Bu kız gerçekten benim için çok özel bir yere gelmişti. Anlatamayacağım kadar güzel bir yerindeydi kalbimin. Hem de birkaç ay içinde böyle olmuştu. Bir insanı kolay kolay hayatına alamayan benim bir kız aylar içinde en değerlilerinden biri olmuştu. "Şimdi güzel bir kahvaltı hazırladım. Sofrayı kurayım güzel bir kahvaltı edip oturalım biraz. Sonra da siz biraz dinlenmeye gidin ben de en sevdiğiniz yemeklerden oluşan güzel bir öğle yemeği hazırlayayım." "Ben de sana yardım edeyim." Yağmur da annemin arkasından mutfağa gidince ben de peşlerinden gittim. "Ben her şeyi hazırladım zaten kızım. Sadece hepsini masaya taşımamız lazım." "Ben de yardım edebilir miyim?" dedim beni farketmeyen annem ve Yağmur'a. O kadar sessiz gelmiştim ki farketmemeleri normaldi. "Bir de soruyor musun?" dedi Yağmur elime iki tabak verip. "Tabii ki yardım edebilirsin." Annem Yağmur'un bu hareketine gülerken bir yandan da konuşmaya başladı. "Küçükken de hep böyleydin Yağmur. Ömer bir şey sorduğunda hep bir de soruyor musun derdin. Keşke o günlere tekrar dönebilsek. Çok güzel günlerdi." Annem de Yağmur da derin bir nefes alınca Yağmur'la olan ve aklıma gelen birkaç anıdan birini söyledim. "Nedense ben hep Yağmur'un bana sarıldığını hatırlıyorum." Kesinlikle öyle bir şey hatırlamıyordum. Başka bir şey söyleyecektim ama son anda vazgeçip bunu söylemiştim. Yağmur da küçük bir tepsinin üstüne birkaç şey alıp bana baktı ve konuştu. "Böyle bir şey hatırlamadığına yemin edebilirim." "Neden öyle dedin ki?" Annem tekrar salona gittiği için bu sefer daha rahat bir şekilde konuşmaya başlamıştık. "Çünkü hatırlamadığına adım gibi eminim. Hatta neredeyse çocukluğuna dair hiçbir şey hatırlamıyorsun. Daha doğrusu benim olduğum kısma dair. Bunun için seni suçlayamam. Çok kısa bir süre yanında kalabildim çünkü." "Çok kısa bir süre kalmana rağmen yine de hatırladığım bazı şeyler var. Hepsini sana anlatmak için sabırsızlanıyorum." İkimiz birlikte salona gittiğimizde Kübra ve Anıl da gelip bize yardım etmiş ve daha kısa bir sürede her şeyi tamamlamıştık. Sofraya oturmak üzereyken uykudan yeni uyanan ve annemi göremediği için ağlamaya başlayan Kübra'yı şişmiş gözler ve bıkkın bakışlarla salona getiren Emre bizi görünce şaşkınlıktan donmuştu. Ben ve Anıl birbirimize bakıp gülmemek için dudaklarımızı ısırırken Anıl kendini kaybetmek üzereydi. "Senin  bu kardeşin gerizekalı abi yemin ederim. Şunun tipine bak hele. Gerizekalı gibi duracağına hoşgeldiniz dese her şey düzelecek ama o hepimize mal mal bakıyor." dedi kıs kıs gülerek. Bu sefer Anıl sonuna kadar haklıydı çünkü Emre mal mal sadece bize bakıyordu. "Emre uyku başına mı vurdu oğlum? Dün gece sana bahsettiğimiz misafirlerimiz. Hoş geldiniz desene." "H-hosgeldiniz." Anıl dayanamayıp kahkahayı basınca size yemin ederim sırf Anıl'ın her an boğulacak gibi çıkan sesi yüzünden hepimiz aynı anda kahkaha atmaya başlamıştık. Anıl'ın şu hayatta en sevdiği şey Emre'yle uğraşmaktı bunu bir kere daha kanıtlamış oldu. Emre Kübra'yı yere bırakıp anneme gelmesine izin verirken Damla Teyze gülümseyerek konuştu. "Emre demeseydin Emre olduğunu asla anlayamazdım. Onu en son gördüğümde küçük bir bebekti. Şimdi de kocaman bir adam olmuş. Ömer'e de çok benziyor. Bu da Kübra mı?" "Evet." "Kübra bütün genlerini senden almış. Onu başka bir yerde görseydim bile senin kızın derdim çünkü senin küçük bir kopya gibi. Çok güzel maşallah." "Ömer ve Emre babasına Kübra da bana çekmiş. Bunu herkes söyler normalde." "Emre sen de elini yüzünü yıkayıp gel hemen." "Tamam." "Neden güldün çocuğa Anıl? Kendini çok kötü hissetti galiba." Yağmur fısıldayarak Anıl'a kızınca Anıl hala gülüyordu. "Bu bizim anlaşma şeklimiz. Sen de alışırsın yakında. Birbirimizi çok severiz de. Normalde o beni daha çok sinirlendiriyor ama şans bu defa benim yüzüme güldü. Bırak da biraz eğlenelim." "Emre de neredeyse sizin kadar olmuş. Kendine dikkat et sen yine de. Bir gün bir köşeye çekip işini halletmesin de." Bu sefer Kübra gülerek konuştuğunda Anıl böbürlenerek arkasına yaslandı. "Sizce bende Emre'den dayak yiyecek göz var mı?" "Bakayım." dedi Kübra Anıl'ın gözlerine bakarken. Kübra çok kısa bir süre bakmasına rağmen Anıl'ın değişik davranması gözümden kaçmamıştı. "Varmış." "Bunu yazdım bir yere Kübra. Aşk olsun." "Ama yine de dikkat et ben de uyarayım. Emre'nin sana olan bakışları hiç hayra alamet değildi benden söylemesi." "Sende mi Yağmur?" Yağmur iki elini kaldırıp konuşunca Anıl hepimize birden göz devirdi. "Hepinize yazıklar olsun. Bir olay olursa hepiniz hiç acımadan beni harcarsınız yemin ederim." "O değil de senin Kübra adında bir kardeşin mi vardı Ömer? Bunu hiç söylememiştin bize. Adaşım varmış sizin evde. Ben de kanım neden bu kadar kaynadı bu kıza diyorum." "Hiç denk gelmemiştir. Normalde Kübra yedi yirmi dört saat dilimde dolanıp duruyor. Kübra yanıma gel abicim." dedim kollarımı açıp bana gelmesini beklerken. O da bunu bekliyormuş gibi annemin kucağından inip benim yanıma gelince onu kucağıma aldım. Annem, babam ve Damla Teyze kendi aralarında sohbet etmeye başlarken biz de kendi aramızda sohbet etmeye başlamıştık. "Gözleri simsiyah. İnanamıyorum. Hayatım boyunca ya simsiyah ya da renkli bir gözüm olsun istedim ama kahverengi gözlerim var. Gözlerimizi değiştirebilir miyiz Kübra?" Kübra Kübra'ya gülerek bu soruyu sorduğunda Kübra önce bana bakıp sonra da Yağmur ve Kübra arasında gözleri gidip gelmişti. "Abi bu kız kimler?" "Bu kız kimler değil aşkım, bu kızlar kim?" Yağmur gülerek Kübra'nın cümlesini düzelttiğinde onları tanıtmaya başladım. "Bak bu ablanın ismi Kübra. Onunla bu sene tanıştık. Aynı üniversiteye gidiyoruz ve benim her gün çalışmaya gittiğim yerde ben ve Anıl abinle birlikte çalışıyor. Artık bizim de iyi bir arkadaşımız olduğu için sık sık bizim eve  gelecek." "Bu da Yağmur ablan. Onunla çok çok uzun yıllar önce tanıştık ama bir şekilde tekrar ayrı düşüp garip bir şekilde tekrar karşılaştık. Onu da Kübra ablanı da artık her zaman göreceksin tamam mı?" Kübra dediğim şeye kafasını sallarken yanağından öpüp gülümsedim. Dediğim şeylerin çoğunu anlamıştı galiba. Yoksa ikide bir herhangi bir kelimenin anlamını sorardı ama bu sefer hiç sormamıştı." Sofrada birkaç dakika daha kaldıktan sonra hep beraber sofrayı kaldırıp oturmuştuk. Babam, Kübra ve Anıl Kader'i almak için onların evine gitmişti ben de annemle birlikte Yağmur ve Damla Teyze'nin yanında kalmıştık. Bu sırada Damla Teyze bana annem de Yağmur'a merak ettikleri soruları soruyordu. "Yağmur hangi bölümü okuyorsun kızım?" "Veterinerlik okuyorum. Üçüncü sınıfa geçtim. Çocukluğumdan beri hayvanları severdim zaten. Puanım yetince de hiç düşünmeden tercih verdim ve tuttu." "Şimdiye kadar ne yaptın? Tek başına nasıl dayandın güzel kızım? Çok şey atlattın tek başına." "Başlarda her şey bana da çok zor geliyordu ama sonra alışmaya başladım. Boş zamanlarımda çalıştım geri kalan zamanımda da okulumla ilgilendim. Bir sürü işimi bir arada yürütmeye çalıştım ve hiçbir şeyi aksatmadan yapabilmek için elimden gelen her şeyi yaptım. Şimdi de sizin için çalışıyorum." "Artık çalışmana gerek yok. Sen sadece okulunla ilgilen." "Çalışsın anne. Zaten çalışması okulunu etkilemiyor ki. Çalışma saatleri onun ders saatlerine göre hazırlandı. Neden durup dururken çalışmayı bıraksın ki?" dedim birden sohbetin ortasına dalarak. Yağmur eğer çalışmayı bırakırsa onu hiç göremeyecek duruma gelecektim ve bu iğrenç bir şeydi. "Ömer kısaca Yağmur'la vakit geçirmek istiyorum desene oğlum." "Hayır anne ondan değil ya yanlış anladınız. Sadece belki o da çalışmaya devam etmek istiyordur diye öyle dedim." "Sen ne düşünüyorsun Yağmur? Çalışmaya devam etmek mi istiyorsun yoksa sadece okuluna zaman ayırmayı mı?" "Çalışmaya devam etsem daha iyi olacak sanırım. Zaten çalışmaya alışık biriyim. Bunu birden bırakırsam evde canım çok sıkılır. Zaten yabancı bir yerde de çalışmıyorum ki. Ömer'le birlikte gider geliriz." Yağmur'un kurduğu cümle içime soğuk sular serperken anneme döndüm. "Bak anne. Sana demiştim. O da çalışmak istiyor." "Duyduğuma göre sen de okula ara vermişsin Ömer. Neden böyle bir şey yaptın oğlum? Son bir senen kalmış zaten. Keşke devam ettirip okulunu bitirseydin." "Okuduğum bölümü sevmiyordum bu yüzden de mezun olmadan önce yani bu işe girmeden önce kendime biraz zaman ayırayım dedim ama hiçbir şey düşündüğüm gibi olmadı." "Peki devam etmeyi düşünüyor musun?" Bu soru üzerine Yağmur'a dönüp gerçekten düşündüğüm şeyi söyledim. "Son günlerde düşündüğüm bir şey. Tekrar başlayıp bitirmek ve babamın istediği yere gelmek istiyorum. Bu sene artık bitmek üzere ama önümüzdeki sene kesinlikle tekrar başlayacağım." "Sevindim." Telefonuma mesaj geldiğinde Yağmur'un yanımda oturduğunu bir anlığına unutarak ekranında onun fotoğrafının olduğu telefonumu çıkarıp ekranını açtım. Tabii bu sırada Yağmur da ekrandaki fotoğrafını gördü. Telaşla yüzüne baktığımda o sanki hiçbir şey görmemiş gibi gülümseyerek tekrar annemle sohbete başladı. Bu konuyu onunla bugün konuşacaktım zaten ama onun ben tek kelime etmeden fotografı görmesi biraz değişik hissettirmisti. "Yağmur biraz konuşabilir miyiz?" Dayanamayıp bu soruyu Yağmur'a sorduğumda sorduğum soruyu kabul edip ayağa kalkıp benim de kalkmamı beklemişti. "Bir birazdan geliriz anne. Siz sohbet etmeye devam edin." "Tamam oğlum. Siz keyfinize bakın. Bizim de konuşacak çok şeyimiz var zaten. İsterseniz dışarı çıkın hatta." "Tamam görüşürüz. Görüşürüz Damla Teyze." "Görüşürüz oğlum." Yağmur'la birlikte salondan çıkıp benim odama doğru giderken ona, "Dışarı mı çıkalım yoksa burda mı kalalım?" diye sordum. Ne cevap vereceğinden adım gibi emindim ama yine de sormuştum. "Bence burda kalalım. Ev her zaman dışardan daha rahat benim için." Yağmur tam da beklediğim cevabı vermişti. "Beklediğim cevabı verdin." Odamın önüne gidip kapısını açtığımda önce Yağmur içeri girmiş sonra da ben girmiştim. "Otursana." Yağmur yatağımın ucuna oturunca ben de çalışma masamdan sandalyemi getirip tam karşısında oturdum. "Gördün değil mi?" "Neyi?" Yağmur sorduğum soruya gülerek cevap verdiğinde gördüğünü anlamıştım. "Sana anlatmaya çalıştım ama buna izin vermedin. Yoksa benim saklamak gibi bir niyetim yoktu zaten." "Belki en baştan beri sen olduğunu biliyordum zaten." "Ne!?" dedim şaşkınca. "Bunu da biliyor olamazsın değil mi?" "İlk günlerde kim olduğunu gerçekten bilmiyordum ama sonra tesadüf diyemeyeceğim kadar çok şey oldu. Anlattığın şeyler, okula gelmen, okula geldikten sonra benim hakkımda bir sürü şey duyman ve sonra bunları tek seferde bana anlatman. Sonra bu işi bulmam, Kübra'nın ilan vardı demesine rağmen hiçbir şekilde ilan olmaması, işe bu kadar çabuk alınmam ve seni ele veren daha yüzlerce şey. Zaten kim olduğunu anladığımda sana karşı daha rahat olmaya başladım." "Peki kim olduğumu söylemek istediğimde neden buna izin vermedin?" "O an korktum sanırım. En azından aslında kim olduğumu bilmese de az çok konuşuyoruz dedim. Nedense benim hakkımda her şeyi öğrendikten sonra konuşmak istemezsin diye düşündüm." "Seni bu düşünceye iten şey ne oldu? Asla böyle bir izlenim verdiğimi düşünmüyorum. Her seferinde yanında olmak istedim ama buna izin vermedin." "Çünkü şimdiye kadar hiçbir ailevi meselemi kimseye söylemedim. Bu yüzden kim nasıl bir tepki verir bilemedim. Zaten o fotografı da senin dikkatini çekmek için çekmiştim." "Nasıl yani?" dedim şaşkınca. "Yani gördüğüm her telefondan fotoğraf çekip duvar kağıdı yapmak gibi bir alışkanlığım yok normalde. Sadece sen orda çalışıyorsun diye sırf senin dikkatini çekmek için yapmıştım. Her gün oraya gelmeme rağmen beni hiçbir zaman fark etmiyordun ve bu zoruma gidiyordu. Ben de sinirden kötü bir zil sesiyle gülerek fotoğraf çektim. Bu sefer de görmeni beklemiyordum ama bir şekilde gördün." "Cidden öyle bir şeyi sırf benim için mi yaptın?" dedim gülerek. Bunu duyduğuma çok memnun olmuştum. "Evet. Tabii senin beni deli olarak göreceğini de hiç düşünmemiştim." Yağmur'un sesi sinirli çıkmaya başlarken onu daha da sinirlendirmemek için gülmek istemiyordum ama bu elimde olan bir şey de değildi. "Öyle yapacağına direkt yanıma gelseydin ya. Ben de senin kim olduğunu bulmak için Anıl'ın dediği her şeyi yapmak zorunda kalmazdım." "Yanına her gelmeye çalıştığımda hep bir şeye sinirli olduğun için korktum. Ben de böyle bir yöntem bulmak zorunda kaldım. Sen beni nasıl buldun peki?" "Aslında ben değil Anıl buldu. Kübra telefon almaya gelince kredi kartından onun ismini öğrendi. Ben de onu sosyal medyadan bulup ekledim ordan da seni buldum." "Fotoğrafımı sil telefonundan." Yağmur ayağa kalkıp yanıma gelince ciddiyetine gülmekten ölmek üzereydim. Bana çok sinirlenmişti ve bunu belli etmesi çok tatlıydı. "Hayatta silmem. Sen de otur oturduğun yerde." "Fotoğraf benim değil mi? Siler misin şunu? Senin gibi suratsız birinde fotoğrafım kalsın istemiyorum." "Ama ben senin gibi güzel bir kızın bende fotoğrafının kalmasını istiyorum." Yağmur dediğim şeye birkaç saniye boyunca hareketsiz kalırken yine sinirlenip havaya kaldırdığım telefonu yakalamaya çalıştı. "Sana telefonu asla vermem. Hiç boşuna almaya çalışma." "Ömer şu an çok ciddiyim. Beni bir kere bile olsun hatırlamadın ama fotoğrafımı yanında taşıyorsun." Telefonumu hızlı bir hareketle arka cebime koyup Yağmur'un belini sardım. Onu anca bu şekilde durdurabilirdim ki bunu başarmıştım bile. "Seni çok fazla hatırlamıyor olabilirim ama bu şu anki duygularımın her şeyden önemli olduğu gerçeğini değiştirmiyor." "N-nasıl yani?" "Yanisi şu," dedim derin bir nefes alarak. Bu sefer hiçbir şeyden kaçmayacaktım. Yağmur'a karşı hislerimi ona da söyleyecek ve hissettiğim her şeyin sonuna kadar arkasında olacaktım. "Sanırım sana aşık oldum." Yağmur'un ve benim küt küt atan kalplerimiz yerinden çıkmak üzereyken ondan bir cevap bekliyordum ama o sadece gözlerimin içine bakıyordu. Uzun zamandır yapmak istediğim şeyi yapıp yanağını öptüğümde Yağmur kaskatı kesilmiş ve gözlerini kapatmıştı. "Eğer bana hemen bir cevap vermezsen dudağını da öperim." dediğim anda Yağmur gözlerini açmış ve telaşla beni kendinden itmişti. "Ben seni sevmiyorum ama. Sevmeyi de düşünmüyorum." Dediği şeye kendisi bile inanmamış bir şekilde odadan çıktığında arkasından sadece gülümseyerek bakmıştım. Kendimi aşırı hafiflemiş hissediyordum. Yağmur yanımdan gittiği için üzüldüğüm doğruydu ama o da çok utanmış ve ne yapacağını bilemez hale gelmişti. Bunun üzerine kendimi yatağıma atıp telefonumu çıkardım ve w******p'tan ona mesaj attım. Ömer: Az önce benden kaçtın mı? Utandın mı yoksa? O yüzden yüzüme bile bakmadan odadan çıktın galiba. Attığım mesaj anında mavi tik olmuştu. Yağmur: Utanmadım. Onu nerden çıkardın? Ömer: Neden gittin o zaman? Yağmur: Annemin bir şeye ihtiyacı var mı diye bakmaya geldim. Ömer: Annem orda ama? Yağmur: Olsun? Belki ben de bakmak istemişimdir?? Ömer: Belki de utanıp kaçmak istemişsindir? Yağmur: Dediğim gibi yok öyle bir şey. Sen istediğin şeyi düşünebilirsin. Ömer: Peki. İnandım. Ömer: Ben senin de bana karşı olan hislerini öğrenmek istiyordum oysaki. Ömer: Ama doğru düzgün bir cevap bile vermedin. Sen de beni seviyorsun değil mi? Yağmur: Benim şarjım yok Ömer. Sonra konuşuruz. Ömer: Tamam Yağmur. Ben de birazdan dışarı çıkacağım. Anıl'ın gelmesini bekliyorum. Üniversite arkadaşlarımız gelecek. Bugün artık birbirimizi görmeyiz büyük ihtimalle yarın işte görüşürüz. Arkadaşlarımızla tabii ki de buluşmayacaktık ama Yağmur'un ne tepki vereceğini de merak ediyordum. Bu yüzden böyle bir şey söylemiştim. Hem bu sayede belki yanıma gelip benimle konuşurdu. Yağmur: Arkadaşların? Geçen gün üniversitede birlikte oturduğunuz iki çocuk mu? Ömer: Hayır birkaç kişi daha gelecek. Tüm sınıf bile toplanabilir. Son günleri oldukları için toplanıyorlar. Yağmur: Arkadaşlarının olmadığını düşünmüştüm. Ömer: Davet ettiklerine göre varmış demekki. Yağmur: Saat kaçta gelirsin eve? Ömer: Geç gelirim büyük ihtimalle. Yağmur: Mesela? Ömer: En erken on iki. Yağmur: Gitmesen olmaz mı? O kadar geç saate kadar dışarda kalma. Attığı mesaja gülümsemistim. Ömer: Konuşacak bir arkadaşım olsaydı gitmezdim. Az önce biriyle konuşmak isterken benden kaçtı:( Yağmur: Tamam ben arkadaşın olurum. Sen gitme. Sadece gece dışarda olmak tehlikeli olduğu için böyle diyorum. Yanlış anlaşılma olmasın lütfen. Ömer: Yok ne yanlış anlaşılması? Senin gece dışarda olmamı tehlikeli bulduğun için gitmemi istemediğine adım gibi eminim merak etme. Yağmur: Tamam o zaman şimdi ne yapacaksın? Ömer: Biraz uyuyacağım. Sen de git uyu biraz. Çok yoruldun. Yağmur: Haklısın. Annen de zaten bana nevresim çıkarmaya gitti. Ben de biraz sonra uyurum. Ömer: Uyanınca konuşur muyuz o zaman? Yağmur: Konuşuruz. Ömer: Söz mü? Yağmur: Söz. Ömer: Tamam o zaman görüşürüz. Ömer: Bu arada, Ömer: Seni seviyorum BÖLÜM SONU! Nihayet dediğinizi duyar gibiyim xbxndjudcuudidkd. Kitabın aklımda bir sürü değişik versiyonu vardı ama kendimi bu halini yazarken buldum. Ben bu halini çok sevdim ve gözüme çok tatlı geldiler. Umarım size de öyle gelmiştir. Şimdi size birkaç soru soracağım şimdi çok kişinin bu uygulamayı kullanmadığını biliyorum ama yakında birçok kişinin buraya geleceğini düşünerek bunları yazıyorum. -En sevdiğiniz karakter? -En sevdiğiniz sahne? -En güldüğünüz sahne? -En üzüldüğünüz sahne? -Beklemediğiniz bir olay? -Keşke böyle olsaydı dediğiniz bir şey? -Kitaba eklemek istediğiniz bir şey? Şimdilik bu kadar. Kendinize iyi bakın.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD