İstanbul, Nisan 2012.
Sevgili Tarabya,
Seninle aynı duyguları hissetmek ne hoş. Bunu bilmek yüreğimin defalarca kez çarpmasına neden oldu. Nedendir bilmem ama yüreğimi böylesine çarptıran ilk kadınsın. Yüreğimi idam ettiren ilk kadınsın. Bunu nasıl yapıyorsun bilmiyorum. İyi ki karşımda değildin o an, karşında değildim. Yoksa yüreklerimizin sesini nasıl durduracaktık?
İstanbul bugün daha sakin Tarabya. Hava güzel. İnsanlar neşeli. Simitçiler bağırıyor. Çocukların elinde balonlar. İşte görmek istediğim İstanbul. Biliyor musun? Sana bir sürprizim var. Süprizin, akşamüstü saat sekizde seni Kanlıca Hasan Yoğurtçu'nun yerinde seni bekliyor olacak. Bu satırları okurkenki heyecanını hayal edebiliyorum. Ve, bu kez vapura binmedim. Çünkü bir dahaki vapura seninle bineceğim.
Yüreğimden akan sevgimle,
İstinye.
Aman Allahım!
Bana bir sürpizi vardı! Gerçekten de dediği gibi olmuştu. Heyecanlanmıştım! O kadar çok heyecanlanmıştım ki ellerim de bundan nasibini almıştı. Acaba ne sürpriziydi? Yoksa bana kendini mi gösterecekti? Bir sonraki vapura seninle bineceğim demişti... O hep vapurla işe gidip gelirdi ki. Peki ama ya büyü bozulursa? Mektuplarını okurkenki heyecanımı onu gördükten sonra yitirirsem?
Kafamı iki yana salladım.
Hayır bu imkansızdı, ona karşı heyecanım yitti diyelim kalbimin çarpıntısı bitmez ki. Aksi mümkün değil ki. "Huhu dünyadan Oya'ya, dünyadan Oya'ya."
"Hah affedersin dalmışım," Nil gülümsedi. Kampüsün bahçesindeydik. Geçen günkü Tolga ve Büşra'yla olan gezmemizden sonra kendimi daha iyi dinç hissetmiştim. Çünkü İstinye'yi görmüştüm. İskeleden bahsediyorum tabii ki. "Ne olacak senin bu leyla hallerin?" Bu kez de ben gülümsedim.
Çayımı yudumlarken omuz silktim. "Bilmem. Alışmalısındır belki de."
Kuşkuyla baktı. "Yoksa Oya?"
"Ne?" dedim aniden. Noluyordu ki şimdi? Karton bardağını kenara, masanın ucuna koydu. "Yoksa hayatında biri var da haberimiz mi yok?"
Haa derken rahatlamıştım, ben de başka bir şey zannetmiştim. Peki ya neden rahatlamıştım? İstinye hayatımda değil miydi yoksa?
"Sandığın gibi değil Nil," dediğimde yerinde zıpladı. "Nasıl değil ya, nasıl değil! Sen bu leyla hallerinin farkında değilsin herhalde?" Bu cümlesine gülümsemekle yetinirken sessiz kaldım. Yorum yapmayacaktım.
Çünkü kimsenin İstinye'yi bilmesini istemiyordum.
"Selam kızlar." Sesin geldiği yere çevirdiğimizde bunun Barış olduğunun farkına vardık. "Selam." dedi Nil. Ben de selam verirken bize bir broşür uzattı. "Bu haftasonu bölüm olarak bir piknik düzenliyoruz, e haliyle malum havalar ısındı dedik ki hem temiz hava alalım hem de ufak bir kır sergisi kuralım."
"Kır sergisi?" diye soruverdim ufak şaşkınlığıma engel olamadan.
Dudaklarını ıslattı, başıyla onayladı. "Evet, kır sergisi." Yüzünde sıcak bir gülümsemesi vardı. "Özellikle senin gelmeni çok isterim Oya. Fotoğrafçı olduğunu duymuştum, doğru değil mi?" Duraksadım. Çok geçmeden sorusunu cevaplarken yüzünü bakamıyordum. "Evet, fotoğrafçılık okumuştum." Yani, yarım yamalak bakıyordum.
"E süper o zaman, gelmen bizim için harika olacak. Hem de eğlenmiş olursunuz." Gözlerime beklentiyle baktı. "Gelirsiniz değil mi?" Tereddütte kalırken Nil'e baktım göz ucuyla o ne diyecek diye. Gözlerini yumup açarken ciğerlerime derin bir soluk çektim. Barış'a dönerken, "Evet, geliriz." dediğimde dudaklarımdaki tebessüm büyüdü.
Koluma nazikçe dokunup geri çekildiğinde, "Harika, haberleşiriz o zaman." dedi. "Görüşürüz." dedim. Ardından yanımızdan ayrıldığında Nil gözlerini büyüterek bana döndü. "Kızııımm, bu çocuk yanık sana! Baksana tavırlarına!" İçimden oflamak geldi.
Omuz silktim. "Beni ilgilendirmiyor." deyip önüme döndüğümde resmen çığırdı arkadaşım. "Nasıl ilgilendirmiyor Oya ya? Bir şans verebilirsin bence?"
"Tanımadığım birine nasıl şans vermemi bekliyorsun Nil?"
"Ya ondan daha iyisini mi bulacaksın? Dene işte. Olmazsa olmaz zaten!" Hayır, olmaz! dedim içimden isyanlar ederken. İstinye'ye ihanet edemem.
Bir dakika, İstinye benim bir şeyim değildi ki ne abim ne arkadaşım ne dostum sahi İstinye benim neyimdi?
Hayır yanlış, İstinye benim bir çok şeyimdi. İstinye benim hayallerimdi. Benim umutlarımdı. Benim sevgimi vererek özenle baktığım meyvelerimdi İstinye.
O yüzden ihanetti bu İstinye'ye.
Ben hayallerime, umutlarıma, meyvelerime ihanet etmek istemiyordum.
Bu akşam Kanlıca Yoğurtçusu'na gitmek istiyordum.
Akşam oraya vardığımda içimde derim bir his vardı. Adını bilmediğim aynı zamanda tanımlayamadığım derin bir his. Yoğurtçunun önündeydim. Kırmızı ışıklı tabelasına bakarke gözlerim dükkandan içeriye kaydı. Acaba burada mıydı?
Dükkan deniz üstündeydi. İkinci köprü görünüyordu. İstanbul'un boğazı yine yakamozlarla süslenmişti. Tahta kapıyı ittirdiğimde çalan çanlarla duraksadım. Köşedeki adam bana döndü. Seyrek kır saçlı bu adam beni görünce şaşırdı. "Buyrunuz?"
"Ah şey iyi akşamlar..." Elinde kalemi defteri kırmızı beyaz kareli masa örtüsünün üzerine bıraktı. "İyi akşamlar?"
"Ben..." Ne diyecektim? Ne desem bana inanacak, ikna olacaktı? "İstinye'nin emanetini almaya geldim."
Adam başını eğerek ağırca tebessüm ettiğinde, "Demek o meşhur Tarabya sensin." Kaşlarımı çattım. "Gel, sana sürprizini bahşedeyim." Neler oluyor bilmiyordum ama meraktan da kıvranıyordum.
Marinaya çıktığımızda deniz durgundu. Yakamozlar üzerinde parıldıyordu. Hava açık ve karanlıktı. Adam önden ben arkadan yürürken birden durdu. "İşte armağanın." Eliyle işaret ettiği yeri gösterdiğinde gözlerim takip etti.
Ama bu...
Bu bir balıkçı teknesiydi!
Asıl sorun...
"Sen sadece onun mektuplarında değil, teknelerinde de yaşıyormuşsun kızım, kıymetini bil olur mu?" O kadar doluydum ki ne diyeceğimi bilemiyordum. Başımı ağırca sallayarak onayladım kır saçlı adamın sözlerini.
Teknenin üzerinde Tarabya yazıyordu. Beyaz kısmın üzerinde kırmızı harflerle. Tarabya 2012.
Sevgili İstinye,
Hediyemi aldığımdaki yüz ifademi görmeliydin. Beni izlemeliydin. Hayatımda hiç böyle güzel ve anlamlı bir hediye almamıştım. Duygularımı anlatacak bir kelime veyahut cümle bulamıyorum çünkü duygularımı senin teknen aldı sürükledi boğazın sularına.
Beni ağlatan ilk adamsın İstinye. Beni duygulandıran ilk adamsın, duyguların değerini de bilen ilk adamsın. Seni tanımlayacak bir kavram yok hiç bir sözlükte. Çünkü senin tanımın benim kalbimde. Senin anlamın benim gözyaşlarımda.
Bir gün seninle tekne turuna çıkmak istiyorum İstinye. Teknemle ve senle boğazın sularında gezmek istiyorum.
Peki ya sen? Sen de istiyor musun?
Papatyalar kadar sevgimle,
Tarabya.