Olaylar kontrolümüzden tamamen çıkıyor ama aşk tam da bu kaosun ortasında filizleniyor!Melis, Banu’dan duyduklarından sonra o kadar kırılmıştı ki, kendini işine verdi. Gece geç saatlere kadar laboratuvarda, Kerem’in kırdığı antika kağıt ağırlığının kokusunu (evet, kristalin bile bir kokusu vardır!) hatırlatacak özel bir esans üzerinde çalışıyordu.Laboratuvar Kazası ve Kahramanlık
Melis, "Özür Dilerim" adını verdiği esans için alkol ve uçucu yağları karıştırırken dalgındı. Bir anlık dikkatsizlikle deneme tüpünü ısıtıcının üzerinde unuttu. Tam o sırada Kerem, olanları konuşmak için laboratuvarın kapısında belirdi.
Kerem: "Melis, konuşmamız lazım. O söylediklerin..."
BUM! Tüp patlamadı ama yoğun, pembe bir duman bulutu odayı kapladı ve yangın alarmları ötmeye başladı. Melis dumanın içinde öksürürken, Kerem hiç düşünmeden içeri daldı.
Kerem: "Melis! Buraya gel!"
Kerem, ceketini Melis'in başının üzerine siper ederek onu dumanların arasından çekip çıkardı. Dışarı çıktıklarında ikisi de pembe tozlar içindeydi. Kerem, Melis’in omuzlarından tutup gözlerinin içine baktı.
Kerem: "İyi misin? Canın yanıyor mu? Umurumda değil o kristal, umurumda değil iş! Sana bir şey olabilirdi!"İkisi de üstleri başları pembe toz içinde, binayı terk etmek için asansöre yöneldiler. O sırada Banu ve Selim, güvenlik odasında planlarını devreye sokmuşlardı.
Banu: "Selim, şimdi! Düğmeye bas!"
Selim: "Bastım gitti! Kaderin eli (yani benim elim) iş başında!"
Asansör 4. ve 3. kat arasında büyük bir sarsıntıyla durdu. Işıklar söndü ve sadece kırmızı acil durum ışığı yanmaya başladı.