1.Sevdalı Nalin...

1122 Words
*** Antep'in hamamları sallanır külhanları Hoşgör mahallesinin dip dibedir damları Antepin hamamları sallanır külhanları Hoşgör mahallesinin dip- Arkasından yaklaşarak işine dalmış olan tonton kadının belinin iki yanına hızlıca dokundum. "Ayy!!" Gülerek geriye kaçtım. "Deli kız!!Ödümü patlattın!" Kızarmış yanakları ile bana kaşlarını çatınca onu ciddiye alamıyordum.Çok tatlı görünüyordu şuan.Elini terliğine atınca hızla kapıdan çıkıp,gülerek kaçtım yanından.Daha sonra kafamı içeri uzatıp munzurca konuştum. "Sabah sabah güzel sesinle herkesi uyandırdın tontonum. Bana doğru hızla gelen terlik ile ufak bir çığlık atıp kafamı hızla çektim.Terlik kapıya çarptığında yüksek sesle konuştum. "Sana da günaydınnn!Evet evet ben de seni çok seviyorummm! " Bana annemden daha yakın olan, beni büyüten, her derdimde elini omzumda hissettiğim tontonumdu Kudret Anne. Küçüklükten beri konakta olduğu için ve beni büyüttüğü için ona anne demişim ve ağız alışkanlığım bu yaşıma kadar devam etmişti.Annem soğuk bir kadındı.Tam bir hanımağaydı ve bizim bakımımızla onun yerine hep çalışanlar ilgilenmişti. Ondan sıcaklık, şefkat görmemeye alışıktım yani.Kudret Anne ise yıllardır bu konaktaydı.Bir çalışandan çok konağın bir üyesi gibiydi artık.Mutfaktan kaçmadan önce kaptığım kırmızı elmayı büyükçe ısırarak odama çıktım. Her genç kızın odası gibi diyemeyeceğim sadelikte ki odama girip kapıyı örttüm.Konağın eşyalarını annem kendi seçerdi ve herşey onun istediği gibi olurdu.Elimde ki elmayı komodine bırakıp giysi dolabına ilerledim.Annem pijamayla aşağı indiğimi görse bir saat laf ederdi.Bu yüzden elime gelen kırmızı bir elbiseyi üzerime geçirdim hızlıca.Uzun, siyah saçlarımı salık bırakıp elimde ki boş askıyı dolabın içine astım.Kapağı kapatacağım an gözüme çarpan şey duraksamama sebep oldu.Parmaklarım siyah kumaşı kavrayıp çekti.Dolabın en köşesine ittiğim şey ile yutkundum. Onundu. Gizlice almıştım ve aylarca kokusu ile uyumuştum.Siyah tişörtü yavaşça burnuma yaklaştırdım ve derince kokladım.Kokusu gitmiş gibiydi.Gözlerim kapanırken zihnimde olmayacak hayaller canlandı yine.Ona, kokusunu soluyacak kadar yakın olmak imkânsız olan hayallerden biriydi.Onunla ilgili binlerce imkânsızımdan biriydi bu da sadece. Bu yüzden tişörtü aldığım yere geri bıraktım.Ağırdı gönlümde ki yük.Taşımakta zorlanıyordum.Ona ait bir şeyi soluyunca yüküm daha da ağırlaşmıştı ve kendime eziyet etmekten yorulmuştum. Daha on sekizimdeydim ama kalbimde kırk yıllık yorgunluk vardı.Beni görmeyen bir adam yüzündendi.Gözü gözüme çarpmayan, kalbi benim için atmayan, beni sevmeyen bir adam yüzündendi yorgunluğum.Nereye kadar taşıyabilecektim bu sevdayı bilmiyordum.Ya bu sevda beni öldürecekti ya da ben onu içimde öldürecektim.Ama yapamıyordum.İçimde ki bu aşkı söküp atamıyordum. Bu sevda beni öldürürdü.Çünkü ben günden güne onu içimde bitirmek yerine daha da büyütüyordum. Tıpkı ismim gibi yaralıydım.Nalin'dim. Her an, hergün içimde büyüttüğüm sevdam boyumdan büyüktü.Onbeş yaşımdan beri düştüğüm bu sevdanın pençesinde kıvranıyordum.O kadar küçük yaşta hayranlık sanırken koca bir sevdaya düştüğümün farkında değildim. Kafamı iki yana sallayıp düşüncelerimi zihnimden geriye attım ve sesli bir nefes verdim.Aklımdan atmak istesem de o her an, kalbimin her atışında kendini hatırlatıyordu zaten. "Nalin!" Annemin sesi ile odamdan çıktım.Konağın büyük taş merdivenlerini inip avluya çıktım. "Efendim ana?" Üzerinde ki siyah kalem elbise, beyazlamaya başlayan saçlarını örten aynı renk şalı ve omuzumda ki broşu ile ben hanımağayım diyordu adeta. Gözlerinin etrafında ki çizgiler yaşanmışlık doluydu. Behiye Hanımağa'ydı o. Seviyordum annemi.Sadece yakın olamıyordum onunla.Aramızda hep belli bir mesafe vardı.Oysa ki abilerim ile çok daha yakındı benimle olduğuna göre.Ben yine de çok seviyordum onu. Bakışları yavaşça bana döndü. "Akşama hazırlan.Misafirlerimiz var." Baskın ve kurşun geçirmez bir sesi vardı. "Kim gelecek?" Dedim çok da merak etmeyerek.Hep misafirimiz olurdu zaten.Bunda büyük bir aşiret olmamızın etkisi çok fazlaydı.Bu yüzden alışıktım sürekli bu konakta yabancı insanlar görmeye.Kimi yardım istemek için, kimi aile meseleleri kimi ise kan davaları için gelirdi. "Bu sefer farklı.İstemeye gelecekler seni." Duyduğum şeyler ile başımdan aşağı kaynar sular döküldü. Ne diyordu böyle anam?Ne istemesi? "İ-istemeye mi?" Kekeleyerek konuşmamla annem ciddi yüz ifadesini bozmadan bana bakmaya devam etti. "Onsekiz yaşındasın artık.Ailemize yakışır bir aşiret gelen aile.Oyalanma ortalıkta." Kalbim söylediği her kelimede biraz daha sıkışıyordu. Ben...evlenmek istemiyordum ki! Ben bunu bugüne kadar hiç düşünmemiştim bile.Kalbimde yatan sevdam yüzünden bir gün benim için gelebilecek insanların varlığını düşünmemiştim hiç. O varken... onun bu kadar çok severken nasıl evlenirdim hem.İmkansızdı.Benim için ölümden farkı yoktu. "Ana... ben istemiyorum.Lütfen söyle gelmesinler." Yalvarır bir tonda konuştum,annemin ifadesiz gözlerine bakarken. "Çocuk değilsin artık.Çocuk gibi davranmayı bırak Nalin!" Çocuk değildim ben.Göğsümde kocaman bir sevda büyütüyordum. "İstemiyorum." Tekrar ettiğim şey ile annem bakışlarını benden çekip, beni dinlemediğini gösterdi. "Odana çık." Gözümden düşen gözyaşı ile ayrıldım annemin yanından.Bu zamana kadar onun söylediği şeyler olmuştu hep.Israr edince kararırın değişmeyeceğini bilecek kadar tanıyordum annemi.Bu yüzden uzaklaştım yanından... *** Akşamın karanlığı çökerken, ben tüm suratsızlığım ile mutfak masasında oturuyordum.Annemin talimatı ile giydiğim yeşil elbise belimi sıkıca sarmıştı.Siyah saçlarım belime dökülüyordu.Kalbim, endişe ve telaşla sıkışıyor, konaktan kaçıp gitmek istiyordum.İçeriden gelen sesleri her işittiğimde nefes alışverişlerim korku ile hızlanıyordu. Ya verirlerse beni? Ya ben başkası ile evlenirsem? Kendimi onun dışında biri ile düşünemiyorum ki ben.İstemiyordum başkasını.O beni görmese de, sevmese de ben yapamazdım başkası ile. "Nalin'im." Kudret Ananın sesi ile dolmuş gözlerimi ona kaldırdım.İçli bir nefes verip kafamı eğdim. "İstemiyorum Kudret Ana...evlendirmesinler beni..." Titreyen sesim ile onun da gözleri doldu.Elinde ki servis tabağını ada tezgaha bırakıp bana yaklaştı.Saçlarımı okşayarak konuştu. "Ağlama sakın kuzum.Kıyamam ben sana." Onun böyle demesi ile yanağıma tutamadığım bir yaş düştü.Bana karşı hep çok şefkatliydi. "Hem hemen verecekler diye bir şey yok yavrum.Üzme kendini." Annemi biraz tanıyorsam, çocuğu gözü tuttuğu an verirdi beni.Hele de gelen aile saygın bir aşiretse düşünmezdi bile.Ne de olsa onun için evlenme çağım gelmişti. "Kalk hadi, sil gözlerini.Görmesin Behiye Hanımım." Uzun saçlarımı geriya atarak göz altlarımı sildim.Misafirler çoktan gelmişti ama ben hiç içeri girmemiştim. Umarım istemediğimi anlar ve giderlerdi. "Al yavrum.Büyüklerden başla." Kudret Ana'nın elime tutuşturduğu kahve tepsisi ile mutfağın ortasında kalakaldım. "Ben götürmesem?Sen götürsen Kudret Ana?" Bir umut baktım yüzüne. "Tövbe estağfurullah!Beni mi istemeye gelmişler Nalin'im.Anan keser bizi vallahi." İçim yana yana çıktım mutfaktan.Ellerim titriyordu ve tepsi de bundan nasibini alıyordu.Kahvelerin bazıları taşmış, altlıklara dökülmüştü.Umursamadım. Salona girmeden derin bir nefes alıp ağlamamak için gözlerimi yukarı kaldırdım.Karamsar olmak istemiyordum.Belki de damat adayı istemezdi beni.Beğenmezdi. Salondan içeri girdiğim de gözüme çarpan ilk şey kalabalık oldu.Bu kadar çok olacaklarını beklemiyordum.Annem her zaman ki baş köşesinde otururken, misafirler de hiç boş yer kalmayacak şekilde oturmuşlardı.İçeri girmemle herkes sessizleşmişti. Belki babam olsaydı... beni istemediğim halde vermeye çalışmazdı. Ama yoktu. Genzim yanarken kahveleri ilk önce büyüklere verdim.Tepside kalan son iki kahveyi vermek için Efruz Abim ve yanında ki genç adama ilerledim. Umarım bu o değildi.Abim kahvesini alırken ben nefesimi tutmuş bir şekilde bir an önce bana değen bakışlardan kaçmak istiyordum. "Sağol abim." Yalancı bir tebessüm sundum abime. Son kahveyi de adama uzatırken ben de olan uzun bakışları malesef ki bunun damat adayı olduğunu doğruluyordu. Gözlerimi olabildiğince aşağı indirmiştim ve ona bakmıyordum. "Teşekkür ederim." Ben ise o an da kafamın içinde bambaşka bir senaryo kurmuştum o an. Karşımda ki adam oydu. Ona gülümseyerek veriyordum kahvesini. Kalbim heyecandan çıkacak gibi oluyordu.Onun da benden geri kalır yanı yoktu tabi.Sonra bana,tıpkı karşımda ki adam gibi ellerine sağlık diyordu. Her şey hayâldi.Hem de hiç olmayacak imkansız bir hayâl.Bir telefon melodisi odada yankılandığında Efruz Abim'in sesi odaya doldu. "Efendim Diyar?...Misafirimiz var kardeşim... hadi eyvallah, akşam görüşürüz." Duyduğum isim ile elimde ki boş tepsi kayıp yeri boylamıştı...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD