Ne kadar zamandır bu haldeydim bilmiyordum. Gözlerimi dahi açamıyordum uyuşmuştum sanki, evet bir şeyler dönüyordu ama ne olduğunun farkında değildim Özgü neden böyle bir şey yapmıştı bana, uzaktan sesler geliyordu. Gözlerimi yavaşça açtım aşinası olduğum evdeydim burası Özgünün eviydi. Kafamı kaldırdığımda üzerimde elbisemin olmadığını gördüm sadece iç çamaşırlarım vardı neden beni soymuştu bu kız? Odaya baktığımda Özgünün odasındaydım ve kıyafetlerimin çalışma masasında olduğunu görmüştüm hemen aldım ve giyindim neyse ki ayakkabılarımı çıkarmamıştı bağcıklarını zor bağlamıştım bir de ayağıma dolanmasıyla uğraşamazdım, Yavaşça kalktım ve içerisini dinlemeye başladım Özgü telefonda konuşuyordu ama adamın sesi sanki evin içinde gibiydi yoksa içeride adam mı vardı beni bu halde görmesi bile utan vericiydi. Özgü lütfen böyle bir şey yapmamış ol. Yavaş adımlarla salona doğru giden koridora geçtim sesler daha çok netleşmeye başlamıştı.
"Abi onu getirmem şart mı?"
"Özgü laneti başka türlü kaldırmamızın yolu yok her yolu denedik eğer başaramazsak tekrar göndeririz." lanet mi bunlar ne lanetinden bahsediyordu. "Eğer onu oraya getirirsem yaşatmazlar." Kimi yaşatmayacaklardı neler oluyordu. Yavaşça biraz daha içeriye doğru yürüdüm Özgü arkası dönük bir şekilde konuşuyordu ve önünde çok parlak sarı bir ışık yanıyordu biraz daha ilerledim ve sessiz adımlarla salonun içine doğru yürüdüm ve sağına doğru baktığımda gördüğüm şeyle bayılmama ramak kalmıştı sarı parlak bir kürenin içinde bir adam görmeyi beklemiyordum. "Neyse abi yarın sabah orada olacağız kimseye şimdilik bir şey söyleme kapatıyorum." Bir anda kapanmasıyla gözlerimi açtım Özgü derin bir nefes alarak arkasına döndü o an göz göze geldik büyük ihtimalle geldiğimi anlamıştı. "Uyandın mı doktor?" Sakin olmam gerekiyordu buradan çıkabilmem için damarına basmamalıydım. "Özgü bu ne demek oluyor sen delirdin mi beni bayılttığın yetmezmiş gibi bir de soymuşsun!"
"Vücudunda görmem gereken bir şey vardı."
"İzinsiz benim vücuduma dokunamazsın dokunmayı geç bakamazsın bu hakkı sana kim veriyor?"
"Sakin ol doktor amacım sana zarar vermek olsaydı emin ol bunu en başında yapmış olurdum."
"Amacın ne peki Özgü?" bağırmamak için zor tutuyordum kendimi. "Amacım seni buradan götürmek"
"Seninle hiçbir yere gelmiyorum zorla beni götüremezsin!" Arkamı döndüm ve koşmaya başladım arkamda herhangi bir hareketlenme yoktu bu kadar kolay mıydı yani? Koşar adımlarla dış kapıya ulaştım ama kapı koluna elimi attığımda yanmış gibi bir acı hissettim ve yere yığıldım Özgünün adım sesleri bana doğru geliyordu elimin acısı o kadar fazlaydı ki yerimde duramıyordum bu ne demekti? Özgü baş ucuma kadar geldi. "Sana ne diyorsam onu yapacaksın doktor benimle geleceksin diyorsam geleceksin gördüğün gibi buradan kaçışın yok"
"Bu nasıl oldu oraya kezzap mı döktün?"
"Bir çeşit büyü diyelim" büyü mü gözlerimi kapattım bu bir rüyaysa artık uyanmak istiyordum. Acil telefonuma ulaşmam lazımdı koşarak Özgünün odasına geçtim ama etrafa baktığımda hiçbir şey göremiyordum tekrar salona doğru yürüdüm özgü elinde kitaplara bakıyordu. "Telefonumu nereye koydun?" Kafasını kaldırıp üstten bir bakış attı ciddi misin der gibiydi delirmek üzereydim. "Özgü bak bu işin şakası yok beni bırak!"
"İşimiz bitince olurda sağ kalabilirsen geri döneceksin buraya"
"Sağ kalmak mı bu ne demek Özgü! bu arada o notu sen gönderdin bana değil mi?"
"Geç de olsa anlamana sevindim doktor"
"İyi de neden bana böyle bir not gönderdin?"
"Bir şeyden emin olmam gerekiyordu ve emin oldum."
"O emin olduğun şeyden nasıl emin olduğunu sorabilir miyim?"
"Evime girmiş olmanız emin olmamı sağladı diyelim." Ters ters yüzüme bakıyordu evine girdiğimizi nasıl anlamıştı. "Sen nasıl anladın?"
"En baştan beri anlamıştım beni takip edeceğini biliyordum hatta emin olmak için beni hastaneye çağırdın amacın bana yazı yazdırıp sana notu benim gönderip göndermediğimi anlamak istedin." Bu kız çok mu zekiydi
"Evine girmem çok yanlıştı farkındayım ama bana başka seçenek bırakmadın peki neden bunu yaptın Özgü?"
"Sen neye bulaştığının farkında değilsin Sezgi, ben seni neredeyse bir senedir takip ediyorum."
"Bir senedir mi iyide ben sana ne yaptım neden beni takip ettin?"
"Amacım seni öldürmekti ama yapamadım seni neredeyse her gün takip ettim bu kadar iyi birisi olmana anlam veremedim." yüzündeki hüznü saklayamıyordu kafam çok karışmıştı.
"Buradan gideceğiz Sezgi"
"İyi de nereye gideceğiz tabi ki seninle gelmeyeceğim beni zorla götüremezsin lanet falan saçma sapan şeyler söylüyorsunuz, bir de sen o adamla nasıl o kürenin içinden konuştun bir çeşit telefon, tablet falan mı?"
"Çok soru soruyorsun doktor benimle geleceksin diyorsam gelmek zorundasın burası senin için zaten güvenli değil yaşadığın anlaşılırsa mutlaka peşine düşeceklerdir"
"Bu ne demek oluyor Özgü ben zaten yaşıyorum hiç ölmedim ki" Arkasını döndü ve bilmediğim dildeki kitabını eline aldı. "Açsan mutfaktan bir şeyler ye buradaki yemekleri özleyeceksin." Yok ben bir çeşit kamera şakasının içerisinde olmalıyım. "Beni burada zorla tutamazsın Özgü şu kapıya her ne sürdüysen kaldır gitmek istiyorum. Yüzüme dahi bakmıyordu bu kız gerçekten ciddiydi bir şekilde buradan çıkmam gerekiyordu.
"Ben bir şeyler yemeye gideyim o zaman" sadece kafasını salladı bu sayede mutfağın penceresinden çıkabilirdim malum aşinaydım. Yavaş adımlarla dikkat çekmemek için mutfağa doğru yürüdüm ve ışığı açtım arkamı döndüm neyse ki peşimden gelmemişti pencerenin perdesini çok sessizce çektim ve elimi kulpuna atmamla çekmem bir olup kendimi yerde bulmuştum bu ne çeşit bir şeydi oysa ki elimin acısı yeni geçmişti adım sesleri mutfağa doğru yaklaştı ve Özgü mutfak kapısının önünde yüzünde keyifli bir ifadeyle bana bakıyordu. "Bakıyorum da çok keyif aldın ellerim yanıyor Özgü Allah aşkına bu ne çeşit bir madde?"
"Bir çeşit büyü yaptım doktor buradan istesen de çıkamazsın."
"Bağırırım o zaman İMDAAAATTTTT SESİMİ DUYAN VAR MIIIII?" boğazım patlarcasına üst üste bağırdım Özgü hala bana keyifle bakıyordu bu halim hoşuna mı gitmişti yani? "İstediğin kadar bağır sesin dışarı çıkamaz hadi ye bir şeyler bir saate çıkacağız buradan." Arkasını döndü ve giderken tekrar bana baktı. "Rica ediyorum doktor beni uğraştırma şaşkın balık gibi de bakma çok çirkin duruyorsun."
"Hah sanki sen çok güzelsin hasbam" anlamamış gözlerle bana baktı. "Sizin şu kelimelerinizi hala çözemedim siz insanlar gerçekten sinir bozucu yaratıklarsınız gideceğimiz yerde çok yorulacaksın bir de seninle uğraşamam ye bir şeyler" Ne demişti bu siz insanlar derken sanki kendisi insan değildi etrafıma baktım ama kaçabileceğim hiçbir şey yoktu el mecbur ayağa kalktım ve buzdolabına doğru yürüdüm içine baktığımda her şey doluydu ama sanırım bir sandviç yapsam fena olmazdı çünkü çok açtım en son ne zaman yemek yedim bilmiyordum saat kaçtı ondan bile haberim yoktu acaba Burcu beni merak etmiş miydi belki polislerle kapıya dayanırdı şu an tek umudum Burcu'nun beni kurtarmasıydı. Sandviçi yediğimde birazda olsa doymuştum hala gözüm mutfak penceresindeydi ama dışarıda herhangi bir hareketlilik yoktu buradan nasıl çıkacaktım bilmiyordum Özgünün bana zarar vermeyeceğini nedense içten içe hissediyordum ama nereye neden gidecektik bilmiyordum pencereden dışarıya bakarken bir anda Özgü mutfağa geldi.
"Doyurdun mu karnını?"
"Evet hadi çıkar beni buradan gördüklerimi kimseye söylemem." bu kadar klişe olamazsın Sezgi... Yandan güldü. "Doktor sen daha durumun ciddiyetini anlamadın sanırım, buradan çıkış yok benimle geleceksin dediğim gibi olur da gittiğimiz yerden, sağ çıkarda buraya gelirsen gördükleri anlatırsın haa tabi inandırabilirsen." Bu kız cidden aşırı sinir bozucuydu ben sakin bir insandım hayatı dalgaya alırdım her şeyi takmazdım fakat bu kadarı çok çok sinir bozucuydu ama sinirlenip bağırıp çağırarak bir sonuca varamayacaktım. "Özgü olabildiğince sakin olmaya çalıyorum ama gerçekten ciddi bir tedavi sürecine başlamamız gerekecek."
"Tedavi mi benim senin yanına gelmemin sebebi seni tanımak olduğunun farkında değilsin galiba?" Masadan ayağa kalktım ve ona doğru yürümeye başladım.
"Neden beni tanımak istiyorsun?"
"Bu soruların cevabını şimdi anlatamam hemen gitmemiz gerek gittiğimizde yolumuz uzun olacak o sırada anlatacağım."
"Hiçbir yere gelmiyorum bu evden çıktığımız an bağırır bütün mahalleyi başımıza toplarım."
"Evden çıkmayacağız zaten doktor." Evden çıkmadan nasıl gidecektik ki dumura uğramış gibi yüzüne bakıyordum yüzünü buruşturdu. "Cidden öyle bakma doktor şaşkın balık gibisin ve çok çirkin oluyorsun." Gerçekten delirecektim. "Evden çıkmadan nasıl gideceğiz yere tünel mi kazdın Özgü?" Salona doğru yürümeye başladı bende peşinden gidiyordum. "Sana soru sordum arkanı dönüp gidemezsin."
"Al şunu giy." Verdiği siyah şapkalı uzun, pelerin gibi bir şeydi "Bu ne"
"Giy ve kafanı ört. Emin ol oraya gittiğimizde tanınmak istemezsin." Tam ağzımı açacaktım ki "Sus yoksa seni yılana çeviririm gideceğimiz yere kadar sürünerek gidersin!" Öyle ciddi bir şekilde baktı ki nedense yapabileceğine inanmıştım. İtiraz etmeden pelerini üzerime giydim açıkçası nasıl gideceğimizi bilmiyordum. Önündeki koliye kitapları ve küreyi koymaya başladı etrafa son kez baktıktan sonra eline o kitaplardan bir tanesini alıp sesli bir şekilde okumaya başladı şok olmuş bir şekilde bakıyordum gözlerimi ayırmaktan bir hal olmuştum içim ürperiyordu bir anda etrafımızı lacivert bir ışık huzmesi sardı Özgü hala sesli bir şekilde bir şeyler okuyordu ama ben duyamıyordum sanki kulaklarım patlayacak gibiydi bunun artık son bulmasını istiyordum gözlerimi sıkı sıkı kapattım birkaç dakika sonra sesler kesildi gözlerimi açmaya korkuyordum. "Aç gözlerini geldik." Geldik mi nasıl nereye gelmiştik? Gözlerimi açtığımda etraf zifiri karanlıktı sadece ay ışığı vardı yukarı baktığımda yıldızlar ve ay sanki elim uzatsam dokunacakmışçasına yakındı bu nasıl olabilirdi Özgüye baktığımda havayı derince nefesine çekti sanki uzun zamandır hasretmiş gibiydi. "Özgü bu ne demek oluyor beni buraya nasıl getirdin evden çıkmadığımıza eminim beni tekrar bayıltıp dışarı mı çıkardın."
"Çok fazla vaktimiz yok sabaha kadar kentte olmamız gerekiyor yürü benimle yolda anlatacağım." Özgü önden bende arkasından yürümeye başladım etraf o kadar karanlıktı ki önümü dahi göremiyordum. "Bari bir fener alsaydık yanımıza burası çok karanlık yürüyemiyorum bir de çok fazla taş var topuklarım kırılacak."
"Koluma gir" yüzümü buruşturmadan edememiştim neyse ki göremiyordu ama denize düşen yılana sarılırdı mecbur koluna girdim hemen ne işimiz varsa halledip evime gitmek istiyordum seçme şansı bile verilmemişti bana, bu kızı öldürmediğim için pişman olmuştum resmen.
Neredeyse bir saattir yoldaydık artık ayaklarımı hissetmiyordum. "Biraz yavaş yürüsen insan evden çıkarken ayakkabı verir." Ayağıma bakmıştı sanırım gerçekten vermediği için pişman olmuştu. "O an düşünemedim istersen ayakkabını çıkar ama çıkarırsan daha çok ayakların acır."
"Ne kadar süremiz kaldı?"
"Üç dört saat"
"Neeee ben o zamana kadar ölürüm."
"Çok mızmızsın doktor."
"Biz nereye geldik burası neresi?"
"Ölümsüzler diyarı"
"Ölümsüzler diyarı mı nasıl yani ölümsüz derken bildiğimiz ölmeyen insanlardan mı bahsediyorsun."
"Evet uzun yıllar yaşadığımız için ölümsüzüz"
"Sen de mi ölümsüzsün?"
"Evet"
"Özgü bak ciddi bir şey soruyorum beni ne ara bayılttın buraya getirdin bilmiyorum veya bana ne ilaç verdin bilmiyorum ama komik değilsin."
"Bana baksana sen doktor, sence benim şaka yapar gibi bir halim mi var." Evet gerçekten şaka yapar gibi hali yoktu. "Farah kim peki notta öyle yazmışsın notu bana gönderdin ama Farah yazıyor."
"Farah benim ablam seni o zannettiğim için geldim sizin dünyanıza"
"Ablanı bana mı benzetiyorsun?"
"Benzetmiyorum Sezgi bire bir kopyasısın."
"Sen bilerek bana ablandan bahsediyordun. Peki o bahsettiğin kadın da mı ablandı?"
"Evet başından beri anlattığım kadın ablamdı. Seni o zannettiğim için tepkini ölçmek adına sürekli ondan bahsettim ama o kadar salak salak bakıyordun ki bana rol yaptığını düşündüm dediğim gibi bir senedir seni uzaktan izledim görünüşün aynı ablam ama hareketlerin tavırların bakışların onunla alakası bile yok sanki ablamın melek hali gibisin." Duyduklarım karşısında şok olmuştum ablasına nasıl benzeyebilirdim ki bu mümkün müydü?
"Beni buraya neden getirdin peki?"
"Dediğim gibi ablam çok fazla kötülük yaptı ama son yaptığı kötülük hepimizi mahvetti Farah'ın yerine geçip laneti kaldıracaksın ablam gibi nasıl davranacaksın bilmiyorum ama, neyse öğreteceğiz sana"
"Bana istemediğim bir şeyi zorla yaptıramazsınız geri götür beni"
"Merak etme sana zarar vermelerine izin vermem ama nereye kadar karşı koyabilirim bilmiyorum." Bu kız şaka yapmıyordu bu durumdan kurtulmanın yollarını bulmalıydım. "Ben Farah gibi davranmayacağım."
"O zaman ölürsün."
Ne kadar yürüdük bilmiyordum resmen ayakta uyuyordum kafam Özgü'nün omzundaydı canımın acısını saymıyordum bile hava yavaş yavaş açılıyordu sanırım sabah oluyordu. "İşte sonunda geldik."
Gözlerimi açtığımda karşımda gördüğüm yerle nutkum tutulmuştu koskoca şatoların ve değişik tarzdaki evlerin olduğu bir yere dağın tepesinden bakıyorduk dünyada böyle bir yer mi vardı yemyeşil bir vadi gibiydi.
"Pelerinin şapkasını kafana geçir burada bir kişi bile seni tanırsa ölürsün." Tamam dedim ve şapkayı kafama geçirdim. Dağın yokuşundan inmeye başladık bir kilometre daha yürüdükten sonra etrafa şaşkın gözlerle bakıyordum. "Kafanı eğ kimseyle göz teması kurma beş dakikaya orda olacağız" Bir sürü kalabalığın içinden geçtiğimizi seslerden anlıyordum kalbim deli gibi çarpıyordu. Biraz daha yürükten sonra durduk Özgüye baktığımda yukarı bakıyordu onun baktığı yere baktığımda devasa büyüklükte bir şatoydu daha önce böyle bir yer görmemiştim tarih filmlerinden fırlamış gibiydi.
"Yürü içeri geçiyoruz" Kapıyı çaldığında bir kadın açtı üzerinde değişik tarzda bir elbise vardı bir bana bir de Özgüye bakıyordu dürtsem bayılacak gibiydi bembeyaz olmuştu ölü görmüş gibiydi. "Fa Farah ha hanım" anlaşılan beni Farah zannetmişti bu kadar korktuğuna göre bu kadın gerçekten kötü birisiydi. "Semira abim yukarıda mı?
"Evet efendim yemek salonundalar." Kadın gözünü bile ayırmıyordu benden. "Gördüklerini birisine bile söylemeyeceksin Farah'ın yaşadığı ortaya çıkarsa senden bilirim ve sonunun ne olacağını biliyorsun değil mi Semira?" Özgünün söylediğiyle benim bile tenim ürpermişti kız resmen kimden korksun şaşırmıştı onun adına çok üzülmüştüm.
"Ta tabi efendim" İçeriye geçtiğimizde devasa bir salon bizi karşılamıştı aynı balo yerleri gibiydi ve çok güzel tablolar asılıydı açıkçası tabloları yapan ressamı tanımak ve ders almayı çok isterdim şu an bunu düşündüğüme bile inanamıyordum kesinlikle buradan kurtulmam lazımdı. Özgü merdivenlere doğru yöneldi bende peşinden yukarı çıkmaya başlamıştım her yer buram buram tarih kokuyordu hayran olmamak elde değildi yukarı çıktığımızda yemek salonunun olduğunu tahmin ettiğim yeregelmiştik bir adam arkası dönük bir şekilde dışarısını izliyordu Özgü birden
"Abiiii"
Adam arkasını döndü Özgüyü görür görmez gözleri parlamıştı uzun oldukça yakışıklı yüz hatlarına sahipti. Gözleri siyahın en koyu tonu gibiydi ama sevindiği zaman ışıl ışıl parlıyordu hayatımda hiç abim olmamıştı ama nedense sanki abimmiş gibi içim ısınmıştı. "Güzel kardeşim kaç sene oldu" birbirlerine öyle içten sarılmışlardı ki nedense içimde ılık ılık bir şeyler aktı birbirlerinden ayrıldıklarında adamın gözü bana takıldı ilk şok olmuş, sonra nefretle, sonra da sanki uzaklarda bir yerlerde özlemişlik ifadesi görmüştüm suratında. "Hoş geldin Sezgi açıkçası Farah'a bu kadar benzediğini tahmin etmemiştim birebir aynısınız ama bakışların çok farklı"
"Merhabalar efendim buraya zorla getirilmiş olsam bile bu kibar selamınıza kaba bir şekilde karşılık vermeyeceğim yolda Özgü bir şeyler anlattı ama açıkçası sizin söylediğiniz şeyleri yapmayacağım tekrar beni evime götürmenizi istiyorum." Bu kadar da kibar olamazsın Sezgi...
"Seni buraya zorla getirmek istemezdik ama başka çaremiz yoktu Sezgi"
"Ben kimsenin günahını temizleyemem efendim benden Farah gibi davranmamı istiyorsunuz ama siz de dediniz ben onun gibi davranamam Özgü Farahtan çok bahsetti onun kadar kötü olabilmem çok zor"
"Bak Sezgi senin hakkında her şeyi biliyorum nasıl bir karakterin olduğunu neyi sevdiğini veya nelerden nefret ettiğini hepsini biliyorum Farah'ın insan hali olarak karşımıza çıkmanın bir işaret olduğunu düşünüyorum sana tabi ki zorla bir şey yaptıramam fakat bizi tanıdıkça eminim ki yardım etmek isteyeceksindir çünkü siz insanlar vicdanlı yaratıklarsınız." Sanırım bu adam da ölümsüzdü ama bize yaratık demesinin altında kalmayacaktım. "Siz ölümsüzlerde çok ruhsuz yaratıklar olmalısınız Özgüyü tanıdığımda bunu anlamıştım sizi görünce de anlamamak zor değil donuk donuk bakıyorsunuz." Adama biraz daha yaklaştım Özgü de gözlerini açarak bana bakıyordu adamın yüzünü inceledim gerçekten çok güzel yüzü vardı gördüğüm sayısız best modellere taş çıkarırdı.
"Sizin hiç mimikleriniz yok mu cidden?" İkisi de anlamaz gözlerle bana bakıyordu bu ölümsüzlerin anlatmaya çalıştığı şeyleri gözlerinden anlayabiliyordum yüzlerine bakınca bir şey anlamam çok zordu adam boğazını temizledi.
"O kadar yol geldiniz, açsınızdır bir şeyler yiyin sizin için masayı hazırlattım."
"Alya nerede abi?
"Alya odada kardeşim."
"Haberi yok değil mi?" Sanırım benden haberi yoktu. "Merak etme birazdan öğrenecek"
"Özgüüü canım inanamıyorum sonunda geldin. Hayatım neden geldiğini söylemiyorsun." Arkamdaki kadının sesi neşe doluydu umarım donuk olmayan birisidir kadına baktığımda Özgüye sarılıyordu gözlerini kapatmıştı bir anda gözlerini açtı ve beni gördü ikimiz de birbirimize bakıyorduk kadın gözünü açtı kapattı tekrar açtı tekrar kapattı tek düşündüğüm buranın ölümsüz kadınları gerçekten çok güzellerdi kızıl saçları, yeşil ve mavi karışımı gibi gözleri ve bembeyaz teni vardı sanırım Özgünün abisi bu kadının kocasıydı.
"Fa Farah ama bu nasıl olabilir? Kadının gözlerindeki korkuyu ve nefreti aynı anda görmüştüm. Kocası yanına doğru yürüdü.
"Hayatım sakin ol"
"Bu kadın öldü, gözlerimizin önünde öldü nasıl kanlı canlı durabiliyor siz delirdiniz mi nasıl öldürmezsiniz aaa tabi neden soruyorum ki sonuçta kardeşiniz."
"Alya sakin ol onu ben getirdim. O Farah değil." Özgüye inanmamış gözlerle bakıyordu.
"Ne demek Farah değil o Farah işte ama bu, çok farklı bakıyor hafızası mı yok?"
"Hayır hayatım Farah öldü bu, Farah'ın emsali"
"Nee bu nasıl olabilir lanet kadın kendini tekrar mı yaratmış."
"Orasını bizde bilmiyoruz bu kadın insan"
"Bir de insan öylemi yok bu kabus şimdi uyanacağım." Derin derin nefes alıyordu. Olduğum yerde sadece üçünü izliyordum artık durumun ciddiyetini gerçekten kavramıştım burası benim dünyam değildi ve bu insan görünenler insan değil ölümsüz denilen varlıktı. Özgünün hayal dünyasının gerçekliğini gözlerimle görmüştüm. "Bu kadını hemen yok edin amacınız neyse en uzakta yapın yarın Ayaz gelecek bu kadını görürse emsal falan dinler mi sanıyorsunuz öldürür onu yaşatmaz." Ayaz... Bu ismi hatırlıyordum Farah'ın takıntılı aşkıydı. "Abi Alya haklı Sezgiyi Ayazdan saklamamız gerek yoksa yaşatmaz öldürür."
"Eninde sonunda öğrenecek Özgü, ben Ayaz Sezgi'yi görmeden ona anlatacağım merak etmeyin. Zaten Farah'ın emsali bile olsa onu görmek isteyeceğini sanmıyorum tekrar döner kendi şehrine, hadi bir şeyler yiyelim kızlar da aç zaten Semira yemekleri getir."
Bu adam Farahtan bu kadar nefret edip ölümüne bile sebep olduysa bana neler yapmazdı bu durumdan yara almadan nasıl kurtulacaktım bilmiyordum yarın ilk işim buradan kaçmak olacaktı. Hepimiz masaya geçtik gerçekten de çok açtım ve hep beraber yemeğin gelmesini bekliyorduk o sırada Alya konuşmaya başladı. "Sezgiydi sanırım ismin değil mi?"
"Evet"
"Ne işle meşgulsünüz Sezgi hanım?"
"Psikoloğum Alya hanım"
"Psikolog mu o nedir?"
"Dert dinliyor Alya, kafa doktoru yani" Ters ters Özgüye baktım.
"Senden iyi dert anlatan yok Özgü merak etme" yaptığım kinaye ile gözlerini devirmişti hayret yaptığım espriyi anlayabilmişti bu kızda gelişme vardı.
"Yani Alya hanım insanların sorunlarını dinleyip onlara çözüm yolu gösteriyorum."
"ilginçmiş bir de dert dinleyip para mı alıyorsunuz çok acımasızca" kadının yüzüne baktığımda gerçekten üzülmüştü anladım ki çok temiz bir kalbi vardı sözde abim olan insan çok şanslıydı. Ki kendisi de iyi birine benziyordu nedensizce ikisine de kanım kaynamıştı ama hala Özgüden nefret ediyordum. Bir anda koşar adımlarla Semira yanımıza doğru geldi.
"Barzah bey Ayaz beyler geldi ne yapacağız?" Hepsinin gözleri bana dönmüştü. Yüzlerindeki endişeyi korkuyu aynı anda görüyordum galiba bu sefer sıçmıştım. Anlatıldığına göre bu adam kesinlikle beni öldürecekti.
Bari yemek yeseydim aç ölmek istemiyordum.