Bölüm 5: Aile İşi

818 Words
Metin’in ilk işi Atiye’yi aramak oldu. Ikisini bir araya getirip ardından kaçmış olamazdı. Atiye’nin yapacağı cinsten bir şey değildi. Atiye daha ikinci çalışta açtı. “Alo,” dedi gergin sesiyle. Metin bir şey olduğuna emin oldu. “Ne oldu?” “Arya düşmüş başını çarpmış. Açılmış biraz doktora götürüyormuş şimdi Bora.” “İyi miymiş?” “KAFASINI YARMIŞ NASIL İYİ OLABİLİR SALAK!” Metin telefonu kulağından uzaklaştırma ihtiyacını bastırdı. “Ayık mı? Bayık mı? Onu soruyorum.” “Ayıkmış ama çok korkmuş ve ağlıyormuş. Akşam gel ve onu teselli et. Şimdi kapat. Ve kahvaltınızı edin. Edin ama dağılmayın.” Hala emir veriyor gibi görünebilirdi ama paniklemişti. Yine de kurmaya çalıştığı bağın kopmasından korkuyordu. “Tamam Ati, haber ver.” Telefonu kapattılar ve Efe’nin meraklı bakışlarına döndü Metin. “Arya, düşüp kafasını yarmış. Atiye de korkmuş tabi. Oraya gidiyor.” “Biz de gidelim.” dedi Efe sanki beraber hareket etmeleri zorunluymuş gibi. “Yok. Atiye akşam gelirsin dedi.” Akşama bırakmayacaktı muhtemelen, öğleden sonra damlardı. Boş boş bakındıkları bir saniye geçti. Öğlen iki olmuştu saat ve hala kahvaltı etmemişlerdi. “ “Ben gideyim o zaman,” dedi Efe ellerini ceplerine sokarak. “Atiye yemeğinizi yiyin dedi,” dedi Metin tüm sorumluluğu Atiye’nin üzerine atarak. “Söylemezsek bilmez.” “Anlar. Beni yani. Acıktım ben oturup yiyeceğim.” Masanın üzerine kahvaltılık hazırladıklarını dizen Metin’i izledi Efe birkaç saniye. Sonra kalmaya karar verdi. Atiye ve Metin’in bağı hoşuna gitmişti. İçten içe akrabalarıyla bağ kurmak istediğini biliyordu. Anne tarafında bir teyzesi, dayısı olmadığı, annesi kendisinden sonra çocuk yapmadığı için bağ kurabileceği bir akrabası yoktu. Atiye’nin ailesinin erkekleriyle kurduğu bağı sevmişti. Masaya karşılıklı oturdular ve Metin elektrikli ısıtıcı üzerinden aldığı çaydanlıktan çaylarını doldurdu. “İnci diyorduk,” dedi Efe tekrar konuyu açarak. Emin olmak istediği şeyler vardı ve birkaç kere sormadan emin olamayacağına emindi. “Diyelim bakalım. İnci iyi birisi ama saf. İyi manada, salak gibi değil. Kalbi temiz biri ve herkesi kendi gibi sanıyor.” “Salak yani,” dedi Efe gülerek. Metin yorumsuz kaldı. “Bunlar beş yıl önceydi. İnci artık dünyanın pembe bir yer olduğunu düşünmüyor.” “Kaya’dan sonra eminim buna. Çok kötü şeyler yaşadılar. Amcası aileyi dolandırmaya çalıştı falan.” Kaya’dan sonra değildi. “Herkes yaşar kötü şeyler. Sen de yaşamışsındır. Benimki babamın evli bir adam çıkmasıydı mesela. Babamın babam olmadığını öğrenmek bir şok oldu benim için.” Kahvaltılıklar lezzetliydi, bir yandan yerken bir yandan konuşmaya devam ettiler. Muhabbet akıyordu. Tabi Nil arayana kadar. “Nil arıyor bakmalıyım,” dedi Metin masadan kalkarak. Bir defasında aradığı telefonu açmamıştı ve Nil fotoğraf atmıştı. Metin, bu kadar ısrarcı olduğuna göre önemli bir şey olabilir düşüncesiyle açtığında Nil’in memeleriyle karşılaşmıştı. Panikle attığı telefon kaynayan kızartma yağının içine düşmüştü. “Alo,” dedi iyice uzaklaştığından emin olarak. “Arya hastanelik olmuş.” sesinden üzüldüğü belliydi. “Evet, Atiye yanımdaydı haberim var.” “Benden çok görüyorsun Atiye’yi maşallah. Neyse ben Arya’ya gitmek istiyorum.” “Akşama gideriz,” dedi Metin. “Akşama çok var. Ayrıca akşama senin işin var. Beni al gidelim.” “Restorana gel, ordan gidelim. Dönüşte de sen restorandan arabanı alır eve dönersin. Ben işte kalacağım.” Nil Atiye’lerin evine neredeyse hiç gitmiyordu. Yılda belki iki kere. Biri Arya’nın doğum günlerinde diğeri de çok gerekirse. Bora onunla küsken ve Atiye sevmezken gitmesi de abes kaçıyordu. Yine de bütün yeğenleriyle olduğu gibi Arya ile de arası iyiydi ve bazen onu görebilmek için Metin’i kullanıyordu. “Of iyi, evden hiç almadın beni.” “Almam mı gerekiyor?” “Kocalar karılarını evden almaz mı?” “Almaz.” Nil’in göz devirdiğini gördü sanki gözleri önünde. “Kapatıyorum.” Geri döndüğünde Efe toparlanmaya başlamıştı bile. Metin onu uğurladı. Efe ile samimi olabilirler miydi? Belli olmazdı. Metin kahvaltısını bitirdi ve kurduğu sofrayı topladı. O kahvaltı ederken gelen yardımcı şefler şef işe başlamıştı bile. “Ben çıkacağım birazdan, beş çayı sizde,” dedi Metin şeflerine. İkisi de kadındı şeflerin. Derya ve Canan. “Tamam şefim,” dedi Canan unu almaya giderken. “Akşam bulunacak mısın? Kalabalık zorluyor iki şefle sadece.” “Akşama dönmüş olurum. Sık olmuyor biliyorsunuz ama böyle günlerde destek olacak bir yardımcı alabiliriz.” “Direkt üçüncü bir yardımcı şef alsak,” dedi Derya cevaben. “Siz burada olsanız bile müşterilerle ilgilenmeniz gerekiyor.” Mekanın yüzü olarak müşteriler şef aşçıyla görüşmek istiyordu gerçekten. “Bilmiyorum, yardımcı artışı olabilir. Bunu daha geniş bir zamanda konuşalım.” Metin çıkarken soğukçu ve pastacı da girdiler mutfağa. Nil otoparka yeni giriyordu ve aşçılardan biri de arabasını park edip inmişti. “Selam şef!” dedi adam güleç bir yüzle. “Selam Oktay.” Nil de aracını park etti ve Metin ile arabasının önünde buluştular. İzleyenler olması gerçeğine karşın Metin bir koluyla belinden sarıp kendine yasladı ve dudaklarına kapandı. “Gidelim mi?” dedi konuşurken dudakları birbirine değecek bir mesafede kalarak. “Gidelim.” Metin’in arabasıyla ayrıldılar restorandan. Metin Atiye’yi arayıp nerede olduklarını öğrendi. Eve dönmüşlerdi. Nil’le geldiklerini haber verince Atiye kuru bir sesle onayladı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD