Nil Metin’in yatağında uzanıyordu. Bir dirseğinin üzerinde doğrulmuş, başını eline yaslamıştı. Uyuyan kocasını izliyordu. Bütün gece uyuyamamıştı ama önemli değildi. Sık sık Buğday’a, Pandispanya ve Peksimet’e bakması gerekmişti. O da Metin’in restoranına gelen kadını düşünürken yatakta dönüp durmak yerine salona inmişti. Şimdi ise Metin’in yanı başında uzanıyor, sanki daha uzun süre daha dikkatle bakarsa sorula rının cevabı yüzünde yazacakmış gibi bekliyordu. Metin gözlerini açtığında karşısında Nil’i görmeyi beklemiyordu. Beş senedir beş kere odasına girmeyen kadın şu iki günde mesken bellemişti. “Günaydın,” diyen sesi kuşkucuydu. Nil akik yeşili gözlerini kısarak, hesapçı bir gülümsemeyle baktı. “Günaydın kocacığım.” “Ne yapıyorsun burada?” Metin dirsekleri üzerinde doğrularak Nil’

