Yazarın anlatımı...
Sabahın ilk ışıkları odanın içine süzülürken…
Şervan uyanıktı.
Göğsünde uyuyan kıza baktı uzun uzun.
Berfin…
Saçları dağılmıştı yastığa.
Yüzü sakindi.
Gece boyunca ilk defa huzurlu görünüyordu.
Şervan’ın dudaklarında hafif bir gülümseme belirdi.
Elini kaldırdı.
Saçlarından iki tutam aldı.
Burnuna götürdü.
Derin bir nefes çekti.
“Çok bekledim seni…” diye fısıldadı.
Sesi neredeyse duyulmayacak kadar kısıktı.
Gözlerini kapadı bir an.
Sonra tekrar açtı.
Berfin’e baktı.
“Ama değdi…”
2 buçuk yıl önce…
Berfin iyileşmişti.
Fiziksel yaraları kapanmıştı belki ama…
Kalbi hâlâ parçaydı.
O gün gidiyordu.
Hazar ile birlikte.
Yeni bir hayata.
İzmir’e.
Şervan uzaktaydı.
Ama gözleri onların üzerindeydi.
Arabasının içinde, gölgede…
Sessizce izliyordu.
Berfin ailesine sarılıyordu tek tek.
Annesine…
Babasına…
Sevdiklerine…
Gitmek istiyordu.
Çünkü burada kalmak ona ağır geliyordu.
Hazar elini tuttu Berfin’in.
Sıkıca.
Şervan gördü bunu.
Gözleri karardı.
Yumruğunu sıktı.
Damarları gerildi.
Bir anda silahını çıkardı.
Direksiyona yaslandı.
Nişan aldı.
Tam Hazar’a doğrulttu.
Parmağı tetikteydi.
“Leşini şuraya sermek vardı ya…”
Dişlerinin arasından çıktı sözler.
“Dua et…”
“Yanındaki sana aşık .”
“Piç herif…”
Kalbi göğsünü parçalayacak gibiydi.
Öfke…
Aşk…
Kıskançlık…
Hepsi birbirine karışmıştı.
Bir anda bağırdı.
“SİKTİN BELAMI BERFİN!”
“SİKTİN!”
Direksiyona vurdu.
“ULAN İT OLDUM PEŞİNDE!”
“UNUTMA BUNLARI!”
“UNUTMA!”
Ama tetiğe basmadı.
Basamadı.
Bir an gözleri doldu.
Sonra aniden gaza bastı.
Direksiyonu kırdı.
Ve oradan uzaklaştı.
O günden sonra…
Şervan içti.
Durmadan içti.
Günler geçti.
Ama onun için zaman ilerlemedi.
Hep aynı yerde kaldı.
Berfin’de.
Geceleri…
Onu düşündü.
Gündüzleri…
Yine onu düşündü.
Ama Berfin yoktu artık.
Gitmişti.
Bir gün…
Kapı çaldı.
Halası geldi.
Yanında Dilan ile.
Dilan’ın bakışları yine aynıydı.
Yakıcı.
İstek dolu.
Şervan’a bakıyordu.
Onu istiyordu.
Koca olarak.
Halası her gelişinde aynı şeyi söylüyordu.
“Bu kız sana uygun.”
“Soyuna yakışır.”
"Erkek torun lazım "
Annesi ise istemiyordu.
Hiç istemedi.
Dilan’ın içini görüyordu.
Sinsi.
Hesapçı.
Ama Şervan…
Halasını kırmak istemedi.
En sonunda kabul etti.
Bu bir evlilikti.
Ama Şervan için…
Sadece bir zorunluluk.
Dilan için ise…
Bir zafer.
Birkaç kez birlikte oldular.
Şervan için bir şey ifade etmiyordu.
Ama Dilan için her şeydi.
Ve sonunda…
Hamile kaldı.
Bir erkek çocuk.
Miran doğdu.
O günden sonra Şervan bir daha dokunmadı Dilan’a.
Tek odağı Miran’dı.
Oğluydu.
Kanıydı.
Ama kalbi hâlâ boştu.
Başka kadınlarla oldu.
Dilan bunu biliyordu.
Ama ses çıkaramıyordu.
Çıkaramıyordu…
Çünkü kaybetmekten korkuyordu.
Ama Berfin…
Berfin’in adı bile yetiyordu.
Onu çıldırtmaya.
Kaç kere duymuştu Şervan’ı.
Seyit ile konuşurken.
Hep aynı isim.
Berfin…
Bir gün…
Bir buçuk sene sonra nerdeyse...
Şervan öğrendi.
Berfin hamileydi.
Adamları vardı.
Her şeyi öğrenirdi.
Ne yaptığını…
Nereye gittiğini…
Ne yediğini…
Her şeyi.
O gece yine içti.
Sabaha kadar.
Gözleri kan çanağına dönmüştü.
“Benim çocuğum olabilirdi…”
dedi.
Sesi kırıktı.
“O puştun bebeğini taşıyorsun ha…”
Seyit yanındaydı.
Ama sustu.
Çünkü bu acının ilacı yoktu.
Dokuz ay sonra…
Gece yarısı bir haber geldi.
Berfin hastanedeydi.
Doğum başlamıştı.
Şervan hiç düşünmedi.
Arabaya atladı.
Sonra uçağa bindi.
İzmir’e gitti.
Hastaneye ulaştığında…
Durum kötüydü.
Kan değerleri düşüktü.
Sezaryen yapılacaktı.
Ama risk büyüktü.
Doktorlar baştan gebeliği sonlandırmak istemişti.
Ama Berfin kabul etmemişti.
“Ne olursa olsun doğuracağım” demişti.
Şervan bunu duyunca…
Gözlerini kapadı.
İçinden bir şey koptu.
Ameliyat başladı.
Ama işler yolunda gitmedi.
Berfin çok kan kaybediyordu.
Acil kana ihtiyaç vardı.
Doktor ailesini bilgilendirdi.
Sonra Şervan'a anlattı gizli odada .
Şervan öne çıktı.
“Ben veririm,” dedi.
Ama bir şartla.
“İsmim geçmeyecek.”
Kimse bilmeyecekti.
Kan verdi.
Bir kez.
Sonra bir daha.
Günlerce hastanede kaldı.
Ama kimse onu görmedi.
Gizli bir odada.
Sessizce.
Berfin için.
Bebek doğmuştu.
Küvezdeydi.
Şervan bir gece gizlice gitti.
Camın önünde durdu.
İçeri baktı.
Minik bir kız…
Gözlerinden yaş süzüldü.
İlk defa.
Elini cama koydu.
“Hoş geldin gülüm…”
dedi.
“Annen gibi çok güzelsin…”
Sesi titredi.
“Ben annene hasretim…”
“İnşallah sen öyle olmazsın…”
Görevliye işaret etti.
Cam açıldı.
Elini uzattı.
Minik parmakları tuttu.
Öptü.
Sonra hemen çekildi.
Çıkıp gitti.
Ama gitmedi aslında.
Doktora gitti.
“Onu göreceğim,” dedi.
“Kimse beni görmeyecek.”
Doktor önce kabul etmedi.
Ama Şervan…
İstediğini alırdı.
O sırada Hazar hastanede değildi.
Eve gitmişti.
Koridorda sadece Hazal ve annesi vardı.
Şervan doktor kılığıyla içeri girdi.
Sessizce.
Berfin odadaydı.
Baygındı.
Yüzü solgundu.
Ama hâlâ çok güzeldi.
Şervan yaklaştı.
Elini uzattı.
Berfin’in elini tuttu.
Dudaklarına götürdü.
Öptü.
Sonra eğildi.
Yüzüne yaklaştı.
“Bebeğin seni bekliyor…” diye fısıldadı.
“Sakın gitme…”
Gözleri doldu.
“Beni bir kez daha bırakma…”
Bir süre öyle kaldı.
Sonra çıktı.
Kan yine gerekti.
Şervan yine verdi.
Kimse bilmedi.
Ama Berfin’in hayatını kurtaran…
Şervan Hewleri’ydi.
Berfin günler sonra gözlerini açtığında…
Bir şey hissetti.
Bir ses.
Bir dokunuş.
Bir tanıdıklık.
Ama kendine “rüyadır” dedi.
Çünkü gerçek olamazdı.
Ama aslında…
Duyduğu şey gerçekti.
Şervan oradaydı.
Hep oradaydı.
Hastane odası sessizdi.
Berfin günler sonra kendine gelmişti.
Gözlerini açtığında ilk hissettiği şey…
yorgunluktu.
Bedeni bitkindi.
Ama yaşıyordu.
Ve bu bile bir mucizeydi.
Yanında annesi vardı, gözleri dolu dolu.
Kapının önünde ise Hazar bekliyordu.
Berfin yavaşça başını çevirdi.
Zihni bulanıktı.
Ama aklına takılan tek bir şey vardı.
Dudaklarını araladı.
“Doktor bey …”
Sesi kısıktı.
Doktor hemen yaklaştı.
“Evet Berfin hanım ?”
Berfin gözlerini ona dikti.
“Bana… kan veren…”
Yutkundu.
“Kimdi?”
Doktor bir an durdu.
Bakışlarını kaçırdı.
Bu sorunun geleceğini biliyordu.
Ama cevabı veremezdi.
“İsim vermek istenilmedi,” dedi sakin bir sesle.
“Maalesef söyleyemem.”
Berfin bir süre sustu.
İçinde garip bir his vardı.
Sanki…
Biliyormuş gibi.
Ama kimdi ki bu .
Gözlerini kapadı kısa bir an.
Sonra hafifçe gülümsedi.
Başını biraz yana çevirdi.
Sanki o görünmeyen kişiye konuşuyordu.
“Sen…”
dedi yavaşça.
“Bana kan verdin…”
Gözleri doldu.
Ama gülümsemesi kaybolmadı.
“Allah senin ne muradın varsa versin…”
O an odada kimse fark etmedi ama…
Kız aslında farkında olmadan bir dua etti.
Belki de…
Bir beddua.
Çünkü o kanı veren adamın…
Tek bir muradı vardı.
Berfin.
Şervan…
Hastanenin başka bir köşesindeydi o sırada.
Sessiz.
Görünmez.
Ama her şeyden haberdar.
Berfin’in o sözleri…
Sanki ona ulaşmış gibi oldu.
Adam başını duvara yasladı.
Gözlerini kapadı.
Doktor geldi olanları anlattı .
Kızın ettiği duayı .
Şervan'ın
Dudaklarının kenarında acı bir gülümseme belirdi.
“Muradım sensin zaten…”
diye fısıldadı kendi kendine.
Ne para…
Ne güç…
Ne başka bir kadın…
Hiçbiri değildi.
Onun tek isteği…
Berfin’di.
Ama hayat…
İstediklerini hemen vermezdi.
Zaman geçti.
Yıllar aktı.
Berfin başka bir hayat kurduğunu sandı.
Şervan ise başka bir hayata savruldu.
Ama ikisinin yolu…
Hiç kopmadı aslında.
Sadece uzadı.
Dolandı.
Acıttı.
Ve sonunda…
Yine aynı noktaya getirdi.
Berfin o gün hastane yatağında bilmeden dua etmişti.
Ama kader…
O duayı duydu.
Ve iki yıl sonra…
Onu yine aynı adama yazdı.
Bilmeden…
İstemeden…
Ama kaçamayacağı bir şekilde.
Çünkü bazı hikâyeler…
Ne kadar kaçarsan kaç…
Seni başladığın yere geri getirirdi
Şervan’ın anlatımı – Şimdiki zaman
Sabaha kadar izledim güzel karımı.
Karım…
Benim karım.
Benim kadınım.
Gece…
Uzun zamandır hissetmediğim şeyleri hissettirdi bana.
Erkek olduğumu hatırlattı.
İçimdeki o deli tarafı susturmayı başardım bu sefer.
Aklıma geldi…
Hazar…
Aynı kadına dokunan başka bir adam.
Bir an gözüm karardı.
Ama tuttum kendimi.
Kırıp dökmek istemedim onu.
Koynumda uyudu sabaha kadar.
Sıcaktı.
Yumuşaktı.
Benimdi.
Fidan’ı çağırttım sabah erkenden.
Hasret’e baksın diye.
Gece minik kız hiç ses çıkarmadı.
Sanki o da biliyordu.
Sabah ilk ben kalktım.
Duş aldım.
Kafamı toplamam lazımdı.
Sonra indim aşağı.
Hava serindi.
Kahvaltı hazırlanmıştı.
Oturdum.
Ama aklım yukarıdaydı.
Berfin’de.
On beş… belki yirmi dakika geçti.
Sonra merdivenlerden indi.
Gözüm direkt ona kaydı.
Siyah, kısa bir elbise…
Ulan…
Ayarlarımla oynuyor bu kız.
İnce beli, açık bacakları…
Yürüyüşü bile başka.
Yaklaştı.
“Günaydın,” dedi.
Sesi yumuşaktı.
Ama etkisi ağırdı.
Elimle çektim kendime.
Kokusunu içime çektim.
Parfüm banyosu yapmış hanımefendi.
Gözlerimi kapattım bir an.
“Günaydın,” dedim.
Sanki normal bir sabahmış gibi.
Ama değildi.
Hiç değildi.
“Hasret’e bakayım,” dedi.
Arkasını döndü.
Tam dönerken…
Eteği açıldı.
Avluda iki adam vardı.
Koruma.
Gözüm onlara kaydı.
İçimde bir şey gerildi.
Başımı çevirdim Berfin’e.
“Ne lan bu elbise?” dedim.
Sesim sert çıktı.
Kız durdu.
Şaşırdı.
Gözleri büyüdü.
Hemen adamlara döndüm.
“Dış kapıda durun lan!”
İkisi de hemen çıktı.
Kapı kapandı.
Ortam boşaldı.
Berfin yavaşça yaklaştı bana.
Hiçbir şey demeden…
Dizime oturdu.
Bir an nefesim kesildi.
Yüzü yüzüme çok yakındı.
Ulan Berfin…
Elini göğsüme koydu.
Yavaşça bastırdı.
“Senin için giydim ama…” dedi.
Sesini bilerek düşürdü.
O an içimde bir şey koptu.
Bu kız…
Adamı yerinden kaldırır.
Ayakta siker ...
Sesim değişti resmen.
Boğuklaştı.
Saçlarını geriye attı.
Yanağıma bir öpücük bıraktı.
Sonra boynuma sarıldı.
Alev aldım.
Elim istemsizce beline gitti.
Sıktım.
Yaklaştırdım kendime.
Boynuna eğildim.
Kokladım.
Sonra dudaklarımı değdirdim.
“Tamam güzelim…” dedim.
“İyi yapmışsın.”
İçimden kendime sövdüm.
Şervan’a bak sen…
Erkek Şervan ...
Bu kızın iki hareketine düşmüş.
Ama gerçekti.
İşvesi…
Cilvesi…
Eritti beni.
Biliyorum.
Bilerek yapıyor.
Beni yumuşatıyor.
Kontrolü eline almaya çalışıyor.
Ama…
Allah çarpsın hoşuma gidiyor.
Kullandığını da biliyorum.
Umurumda mı?
Değil.
Kullansın.
Yeter ki yanımda dursun.
Berfin yavaşça kalktı dizimden.
Sanki hiçbir şey olmamış gibi.
Sakin.
Rahat.
Çatalı aldı.
Reçele batırdı.
Ekmeğin üzerine sürdü.
Sonra uzattı bana.
“Ye,” der gibi baktı.
Aldım.
Gözlerimi ondan ayırmadan yedim.
O ise gülümsedi.
“Hasret’i alıp geleyim,” dedi.
Sonra döndü.
Yine o yürüyüş.
Süzüle süzüle…
Sanki her adımını bana atıyor.
Arkasından baktım.
Gözlerim karardı yine.
İçimden geçirdim.
Akşama…
Çıkarırım ben bunun acısını senden.
Ama bu sefer…
Kırarak değil.
Sahiplenerek..
Ve daha çok altıma alarak ....