Seni tanımak istiyorum..

1096 Words
İki Ay Sonra – Kına Gecesi Şırnak’ın taşlı avlusu, gece ışıklarıyla süslenmişti. Zilan ve Seyit’in kına gecesi düzenlenmişti. Kadınlar rengârenk elbiselerle, erkekler takım elbiseleriyle avluda toplandı. Berfin yolda yürüyordu. Omuzlarına düşen siyah saçlarıyla, bordo kalem elbisesiyle… Her adımında zarif ama mesafeliydi. Bir arkadaşına fısıldadı: “Uff… buralı ağalar, erkekler… ay ne itici adamlar.” Kendi kendine düşündü: Hiçbirine yüz vermeyeceğim… O sırada kalabalığın içinde bir göz onu takip ediyordu. Şervan Hewlêrî. İki ay boyunca onu her gün düşünmüştü. Fotoğraflar, konuşmalar, kulaktan duyulan bilgiler… Hepsi zihninde bir araya gelmişti. Takıntısı büyümüştü. Aşk, saplantıya dönüşmüştü. Kına gecesinin ışıkları altında Şervan, Berfin’in geçtiği yolu gözlemliyordu. Kalabalıktan sıyrıldığında, adımlarını hızlandırdı. Sanki tüm geceyi beklemişti. Berfin fark etmedi. Onun için yine bir davetti bu sadece en yakın arkadaşının günü … Ama Şervan için, gecenin merkezi oydu artık. Seyit ve Zilan masada oturuyordu. Şervan yanlarına yaklaştı. Ama gözleri sadece Berfin’deydi. Berfin bir an durdu. Ama kendini toparladı ve arkadaşına gülümsedi. Hiçbir şekilde Şervan’a bakmadı. Şervan içten içe yanıyor ama belli etmiyordu. Her hareketini, her bakışını kaydediyordu. Ve gecenin sonunda, bu karşılaşma hikâyenin saplantı ve tutku döneminin başlangıcı olacaktı. Düğün Günü Düğün salonu ışıl ışıldı. Masa örtüleri kırmızı ve altın tonlarında, çiçekler özenle dizilmişti. Müzik yükseliyor, insanlar gülüyor, konuşuyor, dans ediyordu. Berfin salonun ortasında belki de hiç bu kadar dikkat çekmemişti. Kırmızı, kısa ve omuzları açık elbisesiyle… Saçları omuzlarına dökülüyor, gözleri masumiyetle parlıyordu. Dayısının oğlu Diyar yanına geldi ve nazikçe elini tuttu. “Dans eder miyiz guzellik ?” dedi. Berfin hafifçe gülümsedi ve kabul etti. "Tabiki abicim " diyerek . Şervan ise köşede duruyordu. Gözleri Berfin’in üzerinde kilitlenmişti. Damarlarındaki öfke yavaş yavaş kıvılcım gibi parlıyordu. İçinden geçirdi: “Bu düğünü başınıza yıkardım da… dua edin Seyit’in düğünü.” Ama sadece düşündü. Hiçbir şey yapmadı. Hâlâ kontrolünü korumaya çalışıyordu. Ama her adımında, Berfin’in Diyar’la yakın duruşu, Şervan’ın içini ateşe veriyordu. Berfin gülerek dans ediyordu. Diyar da nazik, dikkatli. Ama Şervan’ın gözünde… her hareket, her gülüş, bir meydan okumaydı sanki. Ve o an Şervan fark etti: Bu kızın hayatında hâlâ bir boşluk vardı. O boşluğu dolduracak kişi yalnızca kendisiydi. İçindeki kıskançlık, arzunun ve saplantının birleşimiyle sessizce büyüyordu. Berfin ise farkında bile değildi. Sadece dans ediyor, gülüyor, düğünün tadını çıkarıyordu. Şervan’ın gözleri asla ondan ayrılmadı. Ve artık… geri dönüş yoktu. Bir Hafta Sonra – Şervan ve Seyit Şervan, Şırnak’ın taş sokaklarından birinde, gecenin karanlığında sigarasını yakıyordu. Duman havaya doğru yükseliyordu. Bir elinde sigara, bir elinde kaşını çekiştiren düşünceler… Seyit yanına geldi. Gözleri hafifçe gülüyordu ama ciddi de bir tavır vardı. “Oğlum,” dedi Seyit, ellerini beline koyarak arkada. “Kıskanç tarafını gösterme. Kızın yanında küfür etme. Buralısın ama İstanbul beyefendisi gibi takıl. Anladın mı?” Şervan bir an sessizce baktı. Dumanı yavaşça üfledi. Gözlerini kısarak Seyit’e döndü. “Oğlum,” dedi, sesi biraz alaylı ama ciddi. “Ben anamı babamdan kıskanan bir adamım… Nasıl yapacağım la bunu?” Seyit omuz silkti. “Kardeşim mecbursun… Kız zorba sevmiyor.” Şervan bir adım attı, ellerini havaya kaldırdı. “Kardeşim… ulan, ben bu hallere düşecek adam mıydım lan? Zorbalık nedir gösteririm, de… neyse… yapacağım ama zamanı var…” Seyit kafasını salladı, hafifçe gülerek: “Biliyorum ağam … ama kız… o kız buralı ve zorba istemiyor. Kıskanç istemiyor " İstanbul beyefendisi gibi takılacaksın. Sana tavsiye, dinle de biraz aklını kullan.” Şervan sigarayı yere bastı. Külleri dağıldı taş zemine. Gözleri bir an yerden göğe kaydı. “Tamam…” dedi, dişlerini sıkarak. “Bundan sonra öyleyim amına koyayım… Bakalım bu İstanbul beyefendisi olayı neymiş.” İkisi yan yana durdu, geceyi izledi. Şervan’ın içindeki ateş, kıskançlık ve saplantı… Her geçen saniye daha da büyüyordu. Ve artık tek bir hedef vardı: Berfin. Şervan’ın İçinden – Berfin Şervan tek başına odasında oturuyordu. Sigara dumanı havada dans ediyordu . Gözleri, aklında sürekli dolaşan tek isimde: Berfin. “Lan… ne diyeyim ben… Hayatımda gördüğüm en… en… En masum, en güzel kız o. O bal rengi gözler… her baktığında sanki içime bakıyor. Ama bir o kadar uzak, bir o kadar ulaşılmaz. İçimden geçiyor… Bir gün seni alacağım, Bir şekilde alacağım… Ama şu an… şu an hâlâ yanımdan geçiyor ve farkında bile değil. Kıskançlıktan yanıyorum… Bir hafta önce düğünde gördüm ya… O kırmızı elbise, Diyar’ın kolunda… İçimden şeytanın kendisi çıktı neredeyse. Ama yaptım mı? Hayır. Çünkü biliyorum… Berfin, zorba sevmiyor. Ama içimdeki yangın… Ne yapayım, söndürülmüyor. Ben… ben Şervan Hewlêrî… Aşiret reisi, adamı korkutan, sert, acımasız… Ama bu kızın yanında… Sadece… çaresizim. Her hareketini, her bakışını ezberliyorum. Her gülüşünü hatırlıyorum. Ve biliyorum… bir gün… bir şekilde… O kız benim olacak. Ama işin zor yanı… Berfin, hiç kimseye benzemeyen bir kız . İşte tam da bu yüzden… Bu benim aşkım saplantıya dönüyor. Beni çıldırtıyor… Ama aynı zamanda yaşıyor olduğumu da hissettiriyor. O kız… Bir gün bana bakacak. Bir gün… gözleri bana değecek. Ve o an… lan… o an… her şey değişecek.” 3 gün sonra .. Üniversitenin önünde gün batımı kızıllığı vardı. Öğrenciler aceleyle çıkıyor, gülüyor, sohbet ediyordu. Berfin de kalabalığın arasında yürüyordu. Omuzlarına dökülen siyah saçları ve sarı elbisesiyle… Her adımı zarif, her bakışı mesafeliydi. Şervan, birkaç sokak öteden onu fark etti. Gözleri bir an bile ondan ayrılmadı. Kalbi deli gibi atıyor, nefesi kesiliyordu. İçinde yıllardır biriktirdiği öfke, kıskançlık ve aşk bir anda patlamak üzereydi. Seyit’in verdiği “İstanbul beyefendisi gibi takıl” taktiği aklından geçti. Ama şu an her strateji boştu. Berfin yanındaydı ve Şervan, onu kaybetmeye tahammül edemezdi. Adımlarını hızlandırdı. Kalabalığın arasından sıyrıldı. Berfin’in hemen arkasına geldi. “Berfin…” diye sessiz ama keskin bir sesle çağırdı. Berfin bir an durdu, arkasına baktı. O an göz göze geldiler. Şervan’ın bakışı sert, kontrolü zor… Berfin’in bakışı ise mesafeli, soğuk ama içten bir merak vardı. "Buyrun " dedi kız soğukça . Derin bir nefes aldı. Ve adım attı, Berfin’in yanına geldi. Sesi soğuk, ama hafif titriyordu. “Berfin… bir gün… yemek yesek, seninle konuşmak istediğim bir konu var.” Berfin hafifçe kaşını kaldırdı. “Şervan abi… konu nedir?” Şervan dudaklarını kıstı, hafif bir gülümseme takındı. “Abi demesen… aramızda altı yaş var sadece.” Berfin omuz silkti, ama bir şekilde nazik kalmaya çalıştı. “Yok, ben abi diyeyim… evet, konu neydi?” Şervan gözlerini kısıp direkt bakışını ona dikti. “Konunun özü… sen ve ben, Berfin. Seni tanımak istiyorum. Beni tanımanı istiyorum. Görüşmek istiyorum seninle… sevgili olmak… hatta?” Berfin aniden kaşlarını çattı. Gözleri sertleşti, sesi net ve hızlı çıktı: “Ne sen söyledin bunu, ne de ben duydum! Benim böyle şeylerle işim olmaz!” Ve Berfin, kelimelerini arkada bırakıp hızlıca oradan uzaklaştı. Şervan arkasından bakakaldı, içten içe yanan bir öfke ve hayal kırıklığı vardı. Ama yüzünde hâlâ soğuk ve kontrollü bir ifade vardı. Kalbi yerinden çıkacak gibi atıyordu, ama Berfin’in uzaklaşan sırtını izlemekle yetindi.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD