Yazarın anlatımı
Aradan birkaç saat geçmişti.
Şervan’ın emriyle Cizre’deki bağ evi çoktan hazırlanmıştı.
Adamlar temizlik yapmış, odaları havalandırmış, her şeyi yerli yerine koymuştu.
Konakta ise hava gergindi.
Özellikle bir kişi için…
Dilan için.
Kadın deliye dönmek üzereydi.
Az önce duydukları hâlâ kulaklarında çınlıyordu.
“Berfin ile gidiyorum.”
Bu sözler beyninde yankılanıp duruyordu.
Yıllardır bu evdeydi.
Tam tamına iki buçuk sene nerdeyse...
Şervan’ın karısıydı.
Ona bir erkek çocuk vermişti.
Ama şimdi…
Şervan başka bir kadını alıp bağ evine gidiyordu.
Üstelik o kadın…
Berfin’di.
Kocasının ilk aşkı Berfin ...
Dilan’ın gözleri kan çanağına dönmüştü.
Sinirle merdivenleri çıktı.
Adımları sert sert yankılanıyordu.
Doğrudan Berfin’in odasının önüne geldi.
Kapı kilitliydi.
Ama bu onu durdurmadı.
Kapıya sertçe vurdu.
Tak!
Tak!
Tak!
“Çık dışarı!”
Sesi konakta yankılandı.
“Duyuyor musun beni!”
Kapıya tekrar vurdu.
“Orospu!”
“Kocamı elimden aldın!”
“Nefret ediyorum senden!”
Berfin içerideydi.
Yatağın kenarına oturmuştu.
Kucağında küçük Hasret uyuyordu.
Kapıdaki bağırışları duyuyordu.
Ama tek kelime etmiyordu.
Dilan ise daha da kudurdu.
“Çık dışarı!”
“Seni öldüreceğim!”
“Allah senin belanı versin!”
“Yuvamı yıktın pislik kadın!”
Kapıya bir daha vurdu.
“Kaç senedir kurtulamadım senden!”
Berfin başını eğdi.
Sessizce oturuyordu.
Kapı zaten kilitliydi.
Ama kalbi hızlı hızlı atıyordu.
Tam o sırada koridorda sert adımlar duyuldu.
Şervan.
Bağırışları duymuştu.
Merdivenleri hızla çıktı.
Koridora geldiğinde Dilan’ı kapının önünde gördü.
Kaşları çatıldı.
Sesi sertleşti.
“Ne oluyor lan burada!”
Dilan arkasını döndü.
Gözleri öfke doluydu.
“Bu kadın!”
“Bu orospu!”
“Seninle benim arama girdi!”
Şervan’ın çenesi gerildi.
Dilan bağırmaya devam etti.
“Şervan senin karın benim!”
“Ben sana erkek çocuk verdim!”
Şervan bir adım yaklaştı.
Sesi buz gibiydi.
“Lan ağzını topla.”
“Yamulturum o suratını senin.”
“Salak kadın.”
Dilan sinirle güldü.
“Yap.”
“Yapmadığın şey mi sanki?”
Şervan kaşlarını çattı.
“Lan ne zaman el kaldırdım ben sana?”
Dilan’ın gözleri doldu.
Ama geri adım atmadı.
“Kaç kere vurdun bana Şervan.”
“Unuttun mu?”
“Hastanelik ettiğin günleri…”
Şervan bir an durdu.
Gerçekten şaşırmıştı.
Ama Dilan’ın niyeti başkaydı.
Kapının arkasında duran Berfin’in duymasını istiyordu.
İçeride Berfin konuşmaları duyuyordu.
Kalbi sıkıştı.
Dudaklarından sessiz bir cümle döküldü.
“Vurmuş ona…”
Zihnine Zilan’ın söyledikleri geldi.
Ters konuşma…
Zıt gitme…
Sana zaafı var, bunu kullan…
Berfin korkuyordu.
Ama bir yandan da düşünüyordu.
Koridorda ise tartışma büyüyordu.
Şervan bir adım daha yaklaştı.
Sesi artık tehdit doluydu.
“Ulan kadın…”
“Bak elimde kalacaksın.”
“Siktir git odana.”
“Bir daha Berfin ile doğru konuş.”
“Yemin ederim hiç görmediğin yüzümü görürsün.”
"Bir kere bile vurmadım ben sana lan mal kadın"
Dilan sinirle kahkaha attı.
Sonra iğrenç bir gülümsemeyle konuştu.
“Karın ile burada rahat sevişemedin…”
“Bağ evine götürüyorsun değil mi?”
Şervan’ın damarları boynunda belirginleşti.
Yumruklarını sıktı.
Gözleri karardı.
Bir anda Dilan’ın saçına yapıştı.
Sertçe çekti.
“Ne dedin sen!”
“Bir daha desene!”
Dilan inatla bağırdı.
“Sikmeye mi götürüyorsun Şervan ağa!”
“Şerefsizsin sen!”
"Seni istemedi , asker ile evlendi boynuzladı "
Şervan’ın sabrı o anda tükendi.
Elini kaldırdı.
Şak!
Sert bir tokat attı.
Dilan yere düştü.
Koridorda sessizlik oldu.
Berfin içerideydi.
Kapıyı açmadı.
Sadece duyuyordu.
Şervan sinirle eğildi.
Dilan’ın yakasından tuttu.
“Lan!”
“Senin kemiklerini kırıp eline verirdim.”
“Dua et kadınsın!”
“Benimle ne biçim konuşuyorsun lan!”
Dilan hâlâ inat ediyordu.
“Şervan!”
“Bu kız seni sevmiyor!”
“Seni ortada bırakacak!”
Şervan cevap vermedi.
Dilan’ı kolundan tuttu.
Sertçe kaldırdı.
Sonra sürükleyerek merdivenlere götürdü.
Kadın direniyordu.
“Bırak!”
“Bırak beni!”
Şervan onu odasına doğru sürükledi.
Kapıyı açtı.
İçeri itti.
“Sana gereken cezayı vermek şart oldu.”
“Siktir git!”
“Topla eşyanı!”
“Babanın evine!”
Dilan çığlık attı.
“Gitmem!”
“Asla gitmem!”
Şervan’ın sabrı kalmamıştı.
“Eşya da gerekmez sana!”
“Siktir git!”
Dilan hırsla bağırdı.
“Gitmem diyorum!”
“Ya da oğlumu alır giderim!”
Şervan’ın yüzü sertleşti.
“Miran’ı…”
“Asla bırakmam sana.”
Sözleri keskin çıktı.
Sonra kadını merdivenlerden aşağı sürükledi.
Avluya indiler.
Orada çalışan adamlardan biri vardı.
Şervan sert bir sesle seslendi.
“Ahmet!”
Adam hemen yaklaştı.
“Ağam?”
“Dilan’ı babasının evine bırak.”
Dilan çığlık attı.
“Şervan!”
“Hayır!”
“Bak seni pişman ederim!”
Ama Şervan tek kelime etmedi.
Kadını kapıya doğru itti.
Dilan hâlâ bağırıyordu.
Ama Şervan kapıyı açtı.
Dışarı itti.
Ve kapıyı sertçe kapattı.
Konakta sessizlik oldu.
Yukarıdaki odada Berfin titriyordu.
Korkudan elleri buz kesmişti.
Olanların hepsini duymuştu.
Aşağıda ise Şervan’ın annesi yerinden bile kıpırdamadı.
Kadın sakince oturuyordu.
Yüzünde tek bir şaşkınlık yoktu.
Çünkü…
Dilan’ı hiçbir zaman sevmedi.
Zaten görümcesini de…
Hiç sevmezdi.
Berfin küçük kızını dikkatlice beşiğe bıraktı.
Minik Hasret derin bir uykuya dalmıştı.
Göğsü hafif hafif inip kalkıyordu.
Berfin ise öyle değildi.
Elleri titriyordu.
Kalbi göğsüne sığmıyordu sanki.
Az önce konakta olanlar hâlâ kulaklarında çınlıyordu.
Şervan’ın öfkesi, Dilan’ın çığlıkları, tokadın sesi…
Hepsi zihninde dolaşıyordu.
Tam o sırada kapının kilidi döndü.
Tak…
Kapı açıldı.
Şervan içeri girdi.
Berfin refleksle geri bir adım attı.
Korktuğu çok belliydi.
Dudaklarını ısırdı.
Sonra farkında olmadan dilini dudaklarında gezdirdi.
Şervan’ın bakışları o an oraya kaydı.
Adamın gözleri koyulaştı.
Berfin yutkundu.
“Ben…” dedi sesi titreyerek.
Şervan yavaş adımlarla ona doğru yürüdü.
“Sen?” dedi alçak bir sesle.
Berfin’in sırtı dolaba değdi.
Kaçacak yeri kalmamıştı.
“Ben bir şey yapmadım…” dedi korkuyla.
Şervan ona iyice yaklaştı.
Kızın iki yanına ellerini koydu.
Onu dolaba sıkıştırdı.
Sonra başını eğdi.
“Biliyorum,” dedi.
Burnunu Berfin’in yanağına sürttü.
Berfin’in nefesi hızlandı.
Adamın sıcak nefesi tenine değiyordu.
Şervan bir an durdu.
Berfin’in gözlerinin içine baktı.
“Niye korktun bu kadar sen?” diye sordu.
Berfin hemen cevap verdi.
“Korkmadım.”
Ama sesi onu ele veriyordu.
Korkuyordu.
Şervan bunu çok iyi görüyordu.
Adam başını eğdi.
Önce boynuna bir öpücük bıraktı.
Sonra omzuna.
Berfin’in dizleri neredeyse çözülecekti.
Şervan eliyle kızın saçlarını okşadı.
Parmakları yavaşça saçlarının arasında gezdi.
Sonra fısıldadı.
“Hazır mısın?”
Berfin gözlerini kapadı.
Derin bir nefes aldı.
“Evet…” dedi.
“Hazırım.”
Şervan bir an kızın yüzüne baktı.
Sonra hafifçe gülümsedi.
“Güzel.”
“Hadi gidelim.”
Adam bebeğe doğru yürüdü.
Hasret hâlâ uyuyordu.
Şervan eğildi.
Minik kızı kucağına aldı.
Uyuyan yüzüne baktı.
Yumuşak bir gülümseme yayıldı yüzüne.
Berfin yine şaşkına döndü.
Bu adam bazen bir fırtına gibiydi.
Bazen de…
Böyle.
Merdivenlere yöneldiler.
Berfin çantayı almak için eğildi.
Ama Şervan hemen konuştu.
“Taşıma.”
“Metin alacak.”
Berfin başını salladı.
Sessizce.
Aşağı indiler.
Şervan’ın annesi ayağa kalktı.
Yüzünde sıcak bir gülümseme vardı.
“Güle güle gidin yavrum,” dedi.
Önce Hasret’i öptü.
Sonra yanağını okşadı.
“Oy benim kınalı kuzum…”
Berfin’in içi ısındı.
Bu kadının ona ve kızına böyle davranması…
İçini gerçekten rahatlatmıştı.
Demek ki konakta kızını seven biri daha vardı.
Bir süre sonra arabaya bindiler.
Cizre’deki bağ evine doğru yola çıktılar.
Yol boyunca Berfin sessizdi.
Şervan ise direksiyonda sakin görünüyordu.
Bir süre sonra bağ evine vardılar.
Ev gerçekten çok güzeldi.
Geniş bir bahçesi vardı.
En dikkat çeken şey ise…
Kocaman, yüksek bir balkondu.
Balkonun bir köşesinde ahşap bir salıncak vardı.
Odalar şık döşenmişti.
Her şey tertipliydi.
Berfin’in dikkatini çeken bir şey daha oldu.
Bir köşede küçük bir beşik vardı.
Hasret için hazırlanmıştı.
Şervan bebeği dikkatlice yatağa yatırdı.
Üzerini örttü.
Berfin ise etrafa bakıyordu.
Hâlâ biraz gergindi.
Şervan yanına geldi.
Elini kızın saçlarına attı.
Yavaşça okşadı.
Bir kez.
Sonra bir kez daha.
Berfin korkusunu belli etmemeye çalışarak baktı adama.
Hafifçe gülümsedi.
Tam o anda Zilan’ın söyledikleri geldi aklına.
Dün gece saatlerce mesajlaşmışlardı.
Dertleşmişlerdi.
Zilan ona tek bir şey söylemişti.
“Onun sana zaafı var.”
“Bunu kullan.”
Şervan kızın saçlarına yüzünü gömdü.
Derin bir nefes aldı.
“Hasret kaldım kokuna…”
Berfin’in kalbi hızlandı.
Titreyen eli yavaşça Şervan’ın omzuna gitti.
Bu küçük dokunuş bile adamın içindeki ateşi yakmaya yetmişti.
Şervan bir anda Berfin’i kucakladı.
Berfin irkildi.
Ama bu sefer kaçmadı.
Bacaklarını adamın beline doladı.
Yine de sesi titriyordu.
“Biraz yavaş olur musun Şervan?”
Şervan güldü.
Kısa bir kahkaha.
Aklına önceki gece geldi.
Kızın kaç kere bayıldığını hatırladı.
Korkması normaldi.
“Olurum,” dedi.
Berfin başını salladı.
Kendi kendine fısıldadı.
“Yapabilirsin Berfin…”
“Hadi…”
Sonra beklenmedik bir şey yaptı.
Eğildi.
Şervan’ın boynuna bir öpücük bıraktı.
Sonra yanağına.
Sonra yavaşça dudaklarına doğru geldi.
Şervan kaşını kaldırdı.
Şaşkındı.
Berfin…
Onu öpmüştü.
Ama artık adamın sabrı kalmamıştı.
Şervan Berfin’i yatağa doğru götürdü.
Yavaşça yatağa uzandırdı.
Sonra hafifçe gülerek konuştu.
“Berfin…”
“Yavrum…”
“İnşallah bu yataktan sağ çıkarsın güzelim.”
Berfin hemen itiraz etti.
“Ama yavaş olacaktın…”
Şervan başını iki yana salladı.
“Berfin…”
“Yapma güzelim.”
“Sen böyle güzel ve çekiciyken seksi iken …”
“Nasıl olayım yavaş?”
Berfin elini adamın sırtına koydu.
Sonra ona yaklaştı.
Fısıldadı.
“Lütfen…”
“Yavaş ol…”
Sonra dudaklarını Şervan’ın dudaklarına bastırdı.